İSTEMİN ÖZETİ: KPSS 2016/2 yerleştirmeleri sonucunda Karaman Defterdarlığı Sarıveliler Malmüdürlüğü'ne veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak yerleştirilen davacının, hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandığından bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin Karaman Valiliği Defterdarlık Personel Müdürlüğü'nün 25.05.2017 tarih ve 10400248-000-3403 sayılı işleminin iptaline ve işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü mali haklarının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; Karaman Defterdarlığı Sarıveliler Malmüdürlüğü bünyesine ataması yapılan davacı hakkında tesis edilen işlemle ilgili olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48/A-8 maddesindeki "güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması yapılmış olmak" hükmü gereğince "terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu'nca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı bulunup bulunmadığı" konusunda Karaman İl Emniyet Müdürlüğü'nün 07.04.2017 tarih ve 222 sayılı yazısı ile, yapılan güvenlik soruşturması ve/veya arşiv araştırması sonucunda Sandıklı Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hakkında .... Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu kapsamında soruşturma yürütüldüğünün ve soruşturmanın henüz sonuçlanmadığının bildirildiği ve bu bilgilerin Karaman İl Değerlendirme Komisyonu'nda incelenerek 24.05.2017 tarihli kararla 657 sayılı Kanun'a 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle eklenen hükme göre dava konusu işlemin tesis edildiği, Mahkemelerinin 14.12.2018 tarihli ara kararı ile Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan davacı hakkında devam eden soruşturmanın hangi aşamada olduğunun sorulduğu ve ilgili bilgi ve belgelerin Mahkemelerine gönderilmesinin istenilmesi üzerine, Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/110 soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturmanın halen derdest olduğunun bildirildiği ve soruşturma dosyasının suretinin gönderildiği, davacı hakkında devam eden soruşturma dosyasının tetkikinden, davacının .... silahlı terör örgütüne ait .... Eğitim Öğretim A.Ş. ve .... Özel Eğitim Öğretim A.Ş. kurumlarında çalıştığına dair sigorta kayıtlarının bulunduğu, üniversite öğrenciliği döneminde Nezahat Kız Öğrenci Yurdu'nda ve aynı yapılanmaya ait öğrenci evinde kaldığı, mezun olduktan sonra yurtta müdür yardımcısı olarak görev yaptığı, Bayat İlçesi'nde 2011-2012 eğitim yılında kız öğrenci yurdunda müdür olarak görev yaptığı, Sandıklı ilçesinde 2012-2014 yılları arasında kız öğrenci yurdunda kız öğrenci yurdunda yurt müdürü olarak görev yaptığı, öğrenci evlerinde yapılan sohbet ve sohbet hocalarıyla ilgili olarak etkin pişmanlık kapsamında ifade vermek istediğini beyan ettiği, bu durumda; güvenlik soruşturmasında elde edilen bilgiler ve kişilerin atanmak istediği görevin nitelikleri ve hassasiyeti göz önüne alındığında, kamu görevine atama yapmak konusunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu, yargı kararları ile idarenin bu yetkiyi kullanmaya zorlanamayacağı açık olmakla, davacı hakkında yürütülen soruşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgeler göz önüne alındığında, davalı idarece güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunun olumsuz olduğundan bahisle davacının veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosuna atamasının yapılmamasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu işlem hukuka uygun bulunduğundan davacının yasal faiziyle birlikte özlük ve parasal haklarının tazmini talebinin de reddinin gerektiği gerekçesiyle Konya 2. İdare Mahkemesi'nce verilen davanın reddine ilişkin 25/01/2019 tarih ve E:2018/332, K:2019/88sayılı kararın, davacı vekilleri tarafından; müvekkili hakkında verilmiş bir mahkeme kararı bulunmasına karşın suçlu addedilerek idarenin takdir yetkisi bulunduğundan bahisle müvekkilinin temel hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasının Anayasa ve yasalara aykırı olduğu, müvekkilinin FETÖ terör örgütü üyesi olduğuna dair geçerli bir delilin bulunmadığı, ailesinin ve kendisinin maddi imkansızlıkları nedeniyle bu örgütle bağlantısı olan bir öğrenci yurdunda kalması veya çalışmasının adı geçen terör örgütü ile irtibatı veya iltisakının bulunduğu anlamına gelmeyeceği, zira müvekkilinin ve ailesinin Devletine, milletine, dinine, diyanetine, örfüne, adetine bağlı insanlar olduğu ve dava konusu işlemin bu bakımdan hukuka aykırı olduğu iddialarıyla istinafen incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü;
Dava, KPSS 2016/2 yerleştirmeleri sonucunda Karaman Defterdarlığı Sarıveliler Malmüdürlüğü'ne veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak yerleştirilen davacının, hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandığından bahisle atamasının yapılmamasına ilişkin Karaman Valiliği Defterdarlık Personel Müdürlüğü'nün 25.05.2017 tarih ve 10400248-000-3403 sayılı işleminin iptaline ve işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü mali haklarının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının atamasının yapılmamasına ilişkin Karaman Valiliği Defterdarlık Personel Müdürlüğü'nün 25.05.2017 tarih ve 10400248-000-3403 sayılı işlemin sayılı işlemin iptali talebi yönünden;
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 5 inci maddesinde; "İllerde, valilerin tayin ve tespit ettiği işlerde yardımcılığını ve valinin bulunmadığı zamanlarda vekilliğini yapmak üzere vali muavinlerinin bulunacağı" hükmüne, 8 inci maddesinin (C) fıkrasında; ''Yukardaki fıkralarda yazılı bütün memurların lüzumu halinde il içinde nakil ve tahvilleri mensup olduğu il idare şube başkanlarının inhası üzerine valiler tarafından icra edilmekle beraber mensup oldukları Bakanlıklar veya genel müdürlüklere sebepleriyle bildirileceği'' hükmüne yer verilmiş, 9 uncu maddesinin (B) fıkrasında ise, "Bakanlıkların ve tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerin, il genel idare teşkilatına ait bütün işleri doğrudan doğruya valiliklere yazacakları, Valiliklerin de illere ait işler için ilgili Bakanlık veya tüzelkişiliği haiz genel müdürlüklerle doğrudan doğruya muhaberede bulunacakları, ancak valilerin hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebilecekleri" hüküm altına alınmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının, Kamu Personeli Seçme Sınavı sonucunda ÖSYM tarafından 09.01.2017 tarihinde Karaman Defterdarlığı Sarıveliler Malmüdürlüğü'ne Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak yerleştirildiği, yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması sonucunda, hakkında .... silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında soruşturma yürütüldüğünün ve soruşturmanın henüz sonuçlanmadığının tespit edilmesi üzerine Karaman Defterdar Vekili tarafından imzalanan 25.05.2017 tarih ve 10400248-000-3403 sayılı işlemle güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığından bahisle davacının atanmasının uygun görülmemesi üzerine görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İdare hukukunda yetki kurallarının, dar ve özel anlamda kamu düzenine ilişkin hükümlerden olduğu, idari işlemlerin en önemli unsurları arasında yer aldığı, yetki unsurundaki sakatlıkların sonradan verilecek onay ya da izinle giderilemeyeceği, bu nedenle idarenin yetki kurallarına sıkı bir şekilde uymak zorunda bulunduğu ve yetki kurallarının dar yorum ve uygulama yöntemlerine bağlı tutulması gerektiği idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.
Dar anlamda yetki unsuru denilen karar alma yeteneği; konu, yer ve zaman itibariyle, Anayasa ve yasalarla, belli organ, makam ve kamu görevlilerine tanınmış bir güçtür. Yetki devrinin hukuken geçerli olabilmesi, böyle bir devrin daha önce kanunda açıkça öngörülmüş bulunmasına bağlıdır. Ancak, kamu hukukunda yetkiler; ait olduğu organ, makam ve görevlilere bizzat kullanılmak üzere verildiğinden, yetki devri istisnai durumlarda söz konusudur. Bu durum, (yetki devri gibi hususlar aksi Kanun hükümleri ile öngörülmedikçe) yetkinin idare hukukundaki tekelliğinden ve münhasırlığından kaynaklanmaktadır.
Bakılan davada; davacının güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumsuz sonuçlandığından bahisle Karaman Defterdar vekili tarafından imzalanan dava konusu işlemle atama talebinin reddedildiği görülmektedir.
Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinden; valilerin, ancak hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisini devredebilecekleri, bunun dışındaki yetkilerini münhasıran bizatihi kendilerinin kullanması gerektiği, vali yardımcılarının ise, sadece ilde valiye vekalet ettiği dönemlerde il içi atama yetkisini kullanabilecekleri, valinin vazifesinin başında olduğu halde valiye tanınan söz konusu atama yetkisinin, başka bir makam tarafından kullanılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu durum, (yetki devri gibi hususlar aksi Kanun hükümleri ile öngörülmedikçe) yetkinin idare hukukundaki tekelliğinden ve münhasırlığından kaynaklanmaktadır
Bu durumda; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 9 uncu maddesinin (B) fıkrasında, valilerin ancak hesabata ve teknik hususlara ait işlerde idare şube başkanlarına vali adına imza yetkisi verebileceklerinin hükme bağlanması ve söz konusu hükümden bu hususlar dışında başka konularda yetki devrinin hukuken mümkün olmadığı dikkate alındığında Defterdar Vekili tarafından imzalanan dava konusu işlemde yetki yönünden hukuka uyarlık, aksi yöndeki istinaf başvurusuna konu Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, her ne kadar Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Değerlendirme Komisyonu'nun 24.05.2017 tarihli kararında Vali'nin imzası bulunmakta ise de, değerlendirme komisyonlarının atama veya atamama konusunda nihai kararı verecek merciler olmadığı, nihai kararı verecek mercie sunulmak üzere görüş niteliğinde işlem tesis eden kurullar olduğu dikkate alındığında, bu durum da sonucu değiştirecek nitelikte görülmemiştir.
Davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemine gelince;
Tam yargı davalarında ancak kesin zararların tazmini mümkün olup, muhtemel zararların tazmini yönünden hüküm kurulmasına olanak bulunmadığından, iptal kararının gerekçesine göre davacının doğrudan atanmasının mümkün olmadığı durumlarda "davacının atanması halinde parasal haklarının tazminine" şeklinde şarta bağlı bir şekilde tazminat kararı verilmesi usul hukukunun genel ilkelerine uygun değildir.
Öte yandan, salt iptal kararı sonucunda davacının atanıp atanmayacağının karar aşamasında belli olmaması, idarenin karar gerekçesinde yer verilen hususlar ve ilgili mevzuatta öngörülen düzenlemeler doğrultusunda yapacağı bir takım değerlendirmeler ve belirlemeler neticesinde durumun netleşecek olması nedeniyle tazminat talebi reddedilerek bu kısım yönünden yargılama giderlerinin davacı aleynine hükmedilmesi de hakkaniyetli olmayacaktır. Çünkü, böyle bir durumda, davacının idarenin yapacağı bir takım işlemler neticesinde atanma ihtimali bulunduğundan tazminat talebinin peşinen reddi davacının aleyhine olacaktır. Diğer taraftan; davacı daha sonra atanmaya hak kazanmak suretiyle tam yargı davası açsa dahi, daha önce aynı konuyla ilgili tazminat talebi reddedilmiş olduğundan derdestlik veya kesin hüküm hali gündeme gelebilecektir.
Bu nedenle, iptal davası ile birlikte parasal hak talebinde de bulunulması durumunda, iptal kararının gerekçesine göre davacının doğrudan atanması sonucu doğmayıp idarenin mevzuat hükümleri doğrultusunda yapacağı değerlendirmeler sonucunda davacının atanıp atanmayacağının belirleneceği veya yetkisiz makam tarafından tesis edilen işlemlerin bu gerekçeyle iptali üzerine yetkili makam tarafından işlem tesis edilmesi gereken haller bakımından, gerek muhtemel zararın tazminine hükmedilmemesi, gerekse henüz zarar oluşup oluşmadığı belli olmadan tazminat talebinin reddine karar verilmek suretiyle hakkaniyete aykırı sonuçların ve usuli bir takım sakıncaların doğmaması için, tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek suretiyle, dava konusu uyuşmazlığın esasını teşkil eden işlemin hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilmiş olması nedeniyle yargılama giderlerinin idare aleyhine hükmedilmesi hukuken daha isabetli olacaktır. Böyle bir durumda, idarenin yapacağı değerlendirme sonucunda, davacının atanmaya hak kazanacak olması halinde, dava konusu edilen atanmama işlemi nedeniyle oluşan zarar için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10'uncu maddesi uyarınca başvuruda bulunularak bu talebin reddi üzerine tam yargı davası açılması halinde işlemden kaynaklanan zararın tazmini (işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi) mümkün olabilecektir.
Buna göre, uyuşmazlığın esasına yönelik Dairemiz kararının gerekçesi dikkate alındığında; bakılmakta olan davada verilen iptal kararı uyarınca davacının doğrudan göreve başlamasının mümkün olmadığı, davacının atamasının yapılıp yapılmayacağının yetkili makam olan Vali tarafından tesis edilecek işleme göre belli olacak olması nedeniyle, davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü mali haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmekte olup bu kısım bakımından davanın reddine karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45 inci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun KABULÜNE, başvuruya konu Konya 2. İdare Mahkemesi'nin 25/01/2019 tarih ve E:2018/332, K:2019/88 sayılı kararının KALDIRILMASINA, dava konusu işlemin İPTALİNE, davacının, dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığını ileri sürdüğü maddi hak kayıplarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, aşağıda dökümü gösterilen dava ve istinaf aşamalarına ilişkin toplam 432,00.-TL yargılama giderinin davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, artan posta ücretinin Mahkemesi'nce davacıya iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45 inci maddesinin 6 ncı fıkrası uyarınca kesin olmak üzere, 19/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)