İSTEMİN KONUSU: Ankara 21. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/11/2019 gün ve E:2018/5870, K:2019/2490 sayılı kararın kaldırılması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
(1) Dava konusu istem: Dava, davalı idare bünyesinde görev yapmakta iken 692 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair 21/11/2018 tarih ve 2018/45742 sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığını iddia edilen parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
(2) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Ankara 21. İdare Mahkemesi'nce; davacının, ....... terör örgütüne müzahir ………. isimli bankada ....... terör örgütü liderinin talimat verdiği tarih sonrasındaki döneme denk gelen 28/08/2014 tarihinde hesap açtığı, anılan hesaba 16/09/2014 tarihinde 6.400,00 TL, 02/12/2014 tarihinde 2.120,00 TL para yatırdığı, 28/08/2014 tarihinde de 6.350,00 TL tutarlı 31 günlük vadeli katılım hesabı açtığı, ....... silahlı terör örgütü ile iltisaklı olan Aktif Eğitimciler Sendikası'na Kasım 2014 tarihinde üye olduğu ve Aralık 2015 tarihine kadar üyeliğini devam ettirdiği, bu nedenlerle ....... ile iltisak ve irtibatı sabit olduğu anlaşılmakla; kamu görevine iadesi talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, dava konusu işlem hukuka uygun bulunduğundan, davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tahsili yönündeki isteminin de reddi gerektiği, öte yandan dava dilekçesinde, "memuriyetten çıkarıldığı sürenin fiili hizmet süresine ve hizmet puanına eklenmesine karar verilmesi" isteminde bulunmuş ise de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde sayılı olan idari dava türleri dışında idare mahkemelerinde dava açılamayacağı gibi, idari işlem veya eylem tesisine yol açabilecek nitelikteki taleplerin de idari yargı yerlerince karşılanma olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİNDE BULUNANIN İDDİALARI: Davacı tarafından, terör örgütü ile herhangi bir bağı bulunmadığı, adli yargıda aklandığı, meslekten çıkarmanın OHAL KHK'sı ile düzenlenebilecek bir husus olmadığı, söz konusu KHK'nın çıkarıldığı gün meclisin onayının alınmasının ve 30 gün içinde onaylanmasının zorunlu olduğu, kendisine savunma hakkı verilmeden meslekten çıkarıldığı, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun yaptığı incelemelerin detaylı olmadığı, İdare Mahkemesinin gerekçeli kararında belirtmiş olduğu yapışıkmış gibi hareket etme, tabi olma, eylemlerini örgüt tavsiye ve talimatlarına göre yönlendirme gibi durumların hiçbirinin kendisi için söz konusu olmadığı, ....... dışında bir çok bankada hesabı bulunduğu, söz konusu bankayı olağan maksatlarla kullandığı, hesap hareketlerinin bir bütün olarak değerlendirilmediği, tesadüfi talimat tarihleri ile örtüşen hesap hareketlerinin yanı sıra bunun aski şekilde hesap hareketlerinin de bulunduğu, Aktif Eğitim-Sen üyeliğinin ihraç nedeni sayılamayacağı, adli yargıda talimatla üye olmadığının tespit edildiği, dava konusu işlemin Anayasa'ya aykırı olduğu gibi, yetki, şekil, sebep, maksat ve konu unsurları yönünden de sakat olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAF SAVUNMASININ ÖZETİ: İstinaf isteminin öncelikle süre aşımı yönünden, sonra esastan reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Kanunun değişik 45. maddesi uyarınca, davalı idarenin süre aşımına yönelik itirazı yerinde görülmeyerek dava dosyası incelendi, gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacı tarafından verilen istinaf dilekçesinde ileri sürülen hususlar çerçevesinde; bakılmakta olan davanın niteliği, davacı hakkında yapılan tespitlerin kamu görevinden çıkarılması için hukuki gerekçe oluşturup oluşturmayacağı ve ayrıca kamu görevinden çıkarılma işleminin temel hak ve özgürlükler bakımından değerlendirilmesi gerekmiştir.
(A) Bakılmakta Olan Davanın Niteliği
İdari yargı mercilerinin yürürlükte olan yasa hükümlerine aykırı ya da bu hükümlerin dışına çıkarak karar vermeleri mümkün değildir. Kanun Hükmünde Kararnameler de idari yargı kararlarına etkileri bakımından yasa gücünde olup idare mahkemeleri KHK'lar ile getirilen kuralları da uygulamak zorundadırlar. KHK'ların şekil ve içerik bakımından Anayasa ve uluslararası sözleşmelere uygunluğunun denetimi ise Anayasa Mahkemesi'nin yetkisindedir.
OHAL döneminde çıkarılan KHK'lar ile davacı gibi kimi kamu görevlileri, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu'nca Devletin Milli Güvenliği'ne karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veya gruplara üyeliği, iltisak veya irtibatı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
KHK ile doğrudan kamu görevinden çıkarılmaya ilişkin tasarruflar, yasa gücünde işlemler olduğundan idari yargı mercilerince denetlenme imkanı bulunmamaktadır. Nitekim idari yargı yerlerince bu şekilde açılan davaların incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Süreç içerisinde çıkarılan 685 sayılı KHK ile OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuş ve anılan Komisyon, doğrudan KHK'lar ile tesis edilen işlemlerle kamu görevinden çıkarılanların başvurularını karara bağlamakla görevlendirilmiştir. Aynı KHK ile Komisyon tarafından inceleme yapılarak başvurunun reddine veya kabulüne karar verilebileceği, Komisyon'un kararına karşı Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır. Bakılmakta olan dava OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından davacı hakkında verilen kararın idari işlemin unsurları yönünden yargısal denetiminin yapılmasından ibarettir.
Diğer bir ifadeyle davacının kanun gücünde bir tasarrufla görevinden çıkarılmasından sonra davacı hakkında verilen Komisyon kararının hukuka uygunluğu bakılmakta olan davanın konusunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte, iptal davasına konu Komisyon kararının sebep unsuru incelenirken; terör örgütü olduğuna ve milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna Milli Güvenlik Kurulu tarafından karar verilen ve bu durumu Yargıtay tarafından hükme bağlanan ....... ile davacının üyelik, iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Anılan örgüt ile sözü edilen çerçevede bir ilişkinin varlığı tespit edildiği takdirde mahkemece, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yapılan başvurunun reddine ilişkin kararın, mevzuata aykırı olduğu yönünde hüküm kurma imkanı bulunmamaktadır.
Kamu görevinden çıkarılma - bakılmakta olan dava bakımından ise kamu görevine iade talebinin reddi- gerekçelerinden olan "üyelik" unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç olduğundan idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte bulunmaları mümkün değildir. Zira terör örgütü üyeliği ancak ceza yargılaması sonucunda tespiti mümkün olan bir eylemdir. Buna karşın iltisak ve irtibat halleri, ceza yargısının alanına girmediğinden, idari yargı yerlerince tespiti gereken hallerdendir. Böylece yasa koyucu, terör örgütü üyeliğini, bir suç olarak kabul edilip, kamu görevinden çıkarılma yanında hapis cezası ve benzeri yaptırımlara bağlamışken, "iltisak" ve "irtibat" hallerini suç isnadı olmaksızın sadece kamu görevinden çıkarma tedbirinin gerekçesi olarak öngörmüştür.
Her kamu görevlisinin az veya çok kamu gücü kullandığı ve bu güç ile vatandaşlar üzerinde etkili işlemler tesis ettiği dikkate alındığında, yapılan düzenlemelerden, Kanun koyucunun, terör örgütleri ile anlayış ve davranış birliği içinde olanların kamu gücü kullanmalarını engellemek üzere kamu görevinden çıkarılmasını murad ettiği anlaşılmaktadır. Zira, ....... özelinde daha belirgin şekilde ortaya çıktığı üzere illegal yapılar önce bireysel sonra da örgütsel boyutta kamu gücünü yasal görünümlü yöntemlerle elde etmekte, böylece anlayış ve davranış birliği içinde olduğu grup, örgüt veya yapıya şu veya bu şekilde menfaat sağlarken diğer bireyler aleyhine işlem ve eylemde bulunmaktadırlar.
15 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi Anayasal düzenin, milli iradenin, hukuk devletinin demokrasinin ve temel hak ve hürriyetlerinin gerçek ve yakın bir tehlike altına girdiği durumlarda Anayasa ve Uluslararası Hukukun çizdiği sınırlar çerçevesinde alınan tedbirlerin ve bu tedbirlerin yargısal denetiminin nitelendirilmesi, uyuşmazlığın çözümü açısından önem arz etmektedir.
1) Kamu Görevinden Çıkarılma İşleminin Olağanüstü Tedbir Olma Niteliği: Yargısal denetimi yapılan işlem, bir disiplin işlemine dayanmamaktadır, bu nedenle disiplin cezası verilmesinde uygulanması gereken usul ve prosedürlerin, bakılmakta olan dava bakımından uygulanması mümkün değildir. Esasen, kamu görevinden çıkarma işlemi tesis edildiği sırada, disiplin soruşturması açılması, soruşturmacı görevlendirilmesi, savunma alınması gibi olağan dönem hukuki güvenlik unsurlarının uygulanma imkanı da yoktur. Nitekim, Danıştay 5. Dairesi'nin 04/10/2016 tarih E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında KHK’da öngörülen kamu görevinden çıkarma; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” olarak nitelendirilmiştir.
Öte yandan; kamu görevinden çıkarılanların, hem Anayasa Mahkemesi hem de AİHM tarafından etkili başvuru yolu olarak kabul edilen, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvurabilmeleri ve başvurunun reddi halinde, bakılmakta olan davada olduğu gibi yargısal denetim yolunun açık olması, mahkeme safhasında ilgililer tarafından her türlü delil ile savunma yapılabilmesi ve çelişmeli yargılama usulü kurallarının yerine getirilmesi nedeniyle; davacının, tesis edilen işleme karşı etkili başvuru yoluna sahip olduğu ve süreç içerisinde savunma hakkının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
2) OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu Kararının İdari İşlemin Unsurları Yönünden Değerlendirilmesi: Davacı tarafından OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından verilen kararın; yetki, şekil, sebep, maksat ve konu unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Olağanüstü hal kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar tarafından bu işlemlere karşı yapılan başvuru hakkında Komisyonun karar alma yetkisi, kaynağını Anayasa'dan alan 685 sayılı KHK ile tanınmış olduğundan ve anılan KHK, usulünce TBMM'de onaylandığından, işlemin yetki unsuru yönünden bir sakatlık bulunmadığı değerlendirilmektedir. Tesis edilen işlemin sebebi, davacının terör örgütü olduğu Milli Güvenlik Kurulunca tespit edilen ve Yargıtay tarafından bu yönde karar verilen ....... ile iltisak ve irtibatının aşağıda sıralanan somut delillerle ortaya konulmuş olmasıdır. Bu nedenle, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden de hukuka uygun olduğu açıktır. Komisyonun karar alma sürecinin yine KHK ile belirlendiği, karar alırken her türlü bilgi ve belgeye ulaşma imkanının bulunduğu ve davacı hakkında alınan kararda usul hükümlerine riayet edildiği görüldüğünden şekil unsuru yönünden de bir sakatlık bulunmadığı; öte yandan yukarıda açıklandığı üzere davacının kamu görevinden çıkarılması bir disiplin işlemi olmadığından bu konudaki mevzuat ve usulün uygulanmasının beklenemeyeceği, yine üst paragraflarda belirtildiği üzere devlet ve millet bekasının büyük ölçüde tehdit eden bir yapıyla hızlı ve etkin mücadele amacıyla tesis edilen işlemde sebep, maksat ve konu yönlerinden hukuka aykırılıktan bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
3) İltisak ve İrtibat Kavramlarının Tanımı ve Bakılan Davanın Ceza Yargılaması İle İlişkisi
Bakılan dava bir ceza davası değildir. Bu nedenle işlem tesis edilirken ceza hukuku ilkelerinin ve kurallarının uygulanıp uygulanmadığını iş bu davada denetlenme imkanı yoktur. Diğer bir ifadeyle bu davada 'suç ve suçlu bulunma halleri' değil, OHAL döneminde kamu görevinden çıkarılan kişinin kamu görevine iadesini haklı kılan nedenlerin var olup olmadığı denetlenmektedir.
Bununla birlikte, kimi durumlarda kamu görevinden çıkarılanlar hakkında açılmış ceza davaları bulunabilmektedir. Ceza yargılaması sonunda ilgililerin terör örgütü üyeliği suçundan beraat etmeleri ya da mahkumiyetlerine karar verilmesi mümkündür. Kamu görevlilerinin terör örgütlerine üyelik veya yardım nedeniyle ceza almaları ve bu cezanın kesinleşmesi halinde, idari yargı mercilerince, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddinin hukuka uygun olduğuna karar verilmesi gerekmektedir. Zira kamu görevinden çıkarma gerekçelerinden olan "üyelik" unsuru, bir mahkeme kararı ile tespit edilmiş olmaktadır.
İlgililer hakkında terör örgütü üyeliği kapsamında açılmış olan ceza davalarının derdest yani kesinleşmemiş olması durumunda ise; -velev ki ilk derece ceza mahkemeleri ve istinaf mahkemeleri terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarının sabit olduğu gerekçesiyle hüküm kurmuş olsun- masumiyet karinesi nedeniyle idari yargı mercilerinin söz konusu cezayı dayanak alarak karar vermesi mümkün görülmemektedir. Bununla birlikte, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen ceza soruşturması sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı mercileri nezdinde açılan davanın görülmesini engellemeyecektir. Zira, kamu görevinden çıkarılma nedenleri sadece üyelikle sınırlı tutulmamış, ceza yargılamasının ilgi alanında bulunmayan iltisak ve irtibat halleri de kamu görevinden çıkarılma gerekçeleri arasında sayılmıştır. Anayasa Mahkemesince; iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiği belirtilmiş, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamlarının yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumda olduğu, iltisak ve irtibat kavramları açısından yapılacak değerlendirmenin ise kişilerin cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin kamu görevine iade edilmesinin uygun olup olmadığı yönünden yapılacak bir incelemeden ibaret olacağı vurgulanmıştır. (E:2018/89, K:2019/84, T:14.11.2019, P:30, R.G 13.02.2020/31028). Dairemizce başlangıçtan bu yana iltisak ve irtibat kavramı, "anlayış ve davranış birliği içinde grup bilinciyle birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tabi olma, eylemlerini; bir grubun, örgütün ya da yapının bireysel iletişim, yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları, işaretleri, talimatları ve yönlendirmeleri çerçevesinde belirleme" şeklinde tanımlanmaktadır. Bu nedenle, ilgililer hakkında ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olsa dahi idari yargı yeri irtibat ve iltisak unsurları yönünden de işlemi incelemek zorundadır.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, ceza soruşturmasında davacı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olmasının, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın görülmesini engellemeyeceği gibi ceza hukuku ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların da bu davada incelenme olanağı bulunmamaktadır.
4) İltisak ve İrtibatın Tespiti
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarihli E:2017/956, K:2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24/04/2017 tarih E:2015/3, K:2017/3 sayılı kararı, anılan dairenin 14/07/2017 tarih E:2017/1443, K:2017/4758 sayılı kararı ve 18/07/2017 tarih E:2016/7162, K:2017/4786 sayılı kararlarında ve istikrar kazanan bir çok kararında da açıklandığı üzere fethullahçı terör örgütü/paralel devlet yapılanması kısaca .......; gizlilik temeline dayalı, örgüt bütünlüğü içinde sıkı bir disiplin ve hiyerarşi barındıran silahlı terör örgütü olarak tanımlanmıştır.
Yargıtay 16.Ceza Dairesi'nin 27.02.2019 tarihli E:2018/1509, K:2019/1304 sayılı sayılı kararında; "örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükumet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek; bu tarihten sonra gerçekleşen ve örgütsel faaliyet olarak kabul edilen hareketlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermemesi karşısında örgüt üyesi olarak kabul edilmesine yasal olanak bulunmadığı" hükme bağlanmış olup, terör örgütü üyeliği açısından yapılan bu belirlemenin terör örgütüyle olan iltisak ve irtibatı da kapsaması gerektiği açıktır.
Öte yandan, yukarıda anılan Anayasa Mahkemesi kararında da (E:2018/89, K:2019/84, T:14.11.2019, P:31-33, R.G. 13.02.2020/31028) belirtildiği üzere; iltisak ve irtibat kavramlarının içinde bulunan döneme göre farklı yorumlanabilmesinin mümkün olduğu ve terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumunun farklı şekillerde ortaya çıkabileceği, kamu görevine iade edilmemesini haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Söz konusu Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinin üst katmanlarında yer alan mensuplarının haricinde somut olayın durumuna ve fiilin gerçekleştiği zamana göre iltisaklı ve irtibatlı olma durumunun tespitinde, .......'nin terör örgütü olarak ilan edilmesine ilişkin değerlendirilmelerin paylaşıldığı süreçten önce.......'ye ait kurum/kuruluş yada sivil toplum örgütleri kapsamında icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulması halinde anılan yapılanma ile iltisak ve irtibat halinin mevcut olduğu, .......'nin terör örgütü olarak ilan edilmesine ilişkin değerlendirilmelerinin paylaşıldığı süreçten sonraki dönemlerde.......'ye ait kurum/kuruluş yada sivil toplum örgütleri kapsamında icra edilen faaliyetlerin ise çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermesi halinde söz konusu yapılanma ile iltisak ve irtibat halinin bulunduğu sonucuna varılacağı kuşkusuz olup, bazı durumlarda isnat edilen fiilin niteliği, işleniş şekli, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, eylemin gerçekleştiği yer, zaman ve şartlar ile dış dünyaya yansıyan davranışlar dikkate alındığında kural olarak belirtilen çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk özellikleri olmasa dahi sadece tek bir fiile bağlı olarak iltisak ve irtibat halinin bulunduğunun kabulü gerekebilecektir.
(B) Kamu Görevinden Çıkarılmaya Gerekçe Yapılan Delillerin Değerlendirilmesi:
1-Sendika üyeliği: 6528 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle yapılan değişiklikle 08/02/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 2. maddesindeki "dershaneleri" ibaresi yürürlükten kaldırılarak, .......'nin faaliyetleri içinde çok önemli bir yer tuttuğu anlaşılan dershaneler kapatılmıştır. Konuyla ilgili olarak kamuoyunda yaşanan tartışmaların yoğunlaştığı süreçte Aktif Eğitimciler Sendikası 01/03/2012 tarihinde kurulmuştur (AYM, Ali Şeker, B. No:2016/68962, 20/09/2018, §10). Sendikanın üye sayısındaki değişiklikler incelendiğinde; 10/08/2012 tarihli ve 28380 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan istatistiklere göre 402 üyesinin olduğu, 31/03/2013 tarihinde yaklaşık olarak 35.000 üye sayısına ulaştığı halde kendini feshetmek suretiyle kapandığı, 22/11/2013 tarihinde yeniden kurulduğu (AYM, Ali Şeker, §12-14), 04/07/2014 tarihli ve 29050 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan istatistiklere göre 23.489 üye sayısına, 08/07/2015 tarihli ve 29410 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan istatistiklere göre 23.700 üye sayısına ulaştığı, 04/07/2016 tarihli ve 29762 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan istatistiklere göre üye sayısının 18.015'e düştüğü görülmektedir. Sendika, 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı KHK ile de kapatılmıştır.
Anılan Sendikanın, 2012 yılı başlarında .......'ye ait dersanelerin kapatılması tartışmalarının başladığı dönemde kurulması, 1 yıllık süre içinde 35.000 üyeye ulaşması, feshini müteakip 17/25 Aralık 2013 süreciyle birlikte ....... ile yapılan açık mücadeleye rağmen yeniden kurularak kısa sürede 23.489 üyeye ulaşması; ancak iltisaklı ve irtibatlı bir grup bilincinin varlığı ile izah edilebilir. Nitekim, Yargıtay 16.Ceza Dairesi'nin 20/12/2017 tarihli ve E:2017/1862, K:2017/5796 sayılı kararı ile terör örgütüne ait sendikaya üye olmak fiilinin terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirilebileceği vurgulanmıştır. Öte yandan, Aktif Eğitimciler Sendikası yöneticilerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 ila 13 yıl arasında hapis cezasıyla cezalandırılmaları yönünde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 11/06/2018 gün ve E:2017/87, K:2018/121 sayılı kararın 62. sayfasında; Sendika Genel Başkanının Wifi üzerinden erişim sağladığı bylock programı aracılığı ile diğer bylock kullanıcılarına "Sendika isteği güvencedir. Aktif Eğitimciler Sendikası ateşten gömlek değil, çelikten zırhtır" ibarelerinin yer aldığı toplu mesaj gönderdiği anlaşılmaktadır.
Dairemizce de başlangıçtan bu yana ....... ile iltisak ve irtibat olduğu gerekçesiyle kapatılan sendikaların, yönetici ve iş yeri temsilcilerinin anılan yapı ile irtibat ve iltisaklı olduğu kabul edilmekte, sendika üyeliğinin ise de davacılar tarafından izah edilebilir ve mahkemece kabul gören gerekçeleri bulunmadığı sürece, başka iltisak ve irtibat nedenleri de bulunmakta ise üyelik süresinden bağımsız olarak kişinin irtibat ve iltisakını gösteren bir neden olduğuna hükmedilmektedir.
Davacının anılan sendikaya Kasım 2014 - Aralık 2015 tarihleri arasında 14 ay süreyle üyeliğinin bulunduğu, ancak görev yaptığı Dicle Üniversitesi Rektörlüğünün Akademik İnceleme Komisyonu İnceleme/Değerlendirme Formunun 19. sırasında yer alan "Aktif-Sen Üyesi oldunuz mu?" sorusuna "Kesinlikle hayır" cevabı vererek inkar yoluna gittiği, istinaf başvuru dilekçesinde ise, sendika üyeliğinin suç olmadığı, suç olması için talimatla üye olunması gerektiğini, kendi üyeliğinin ise talimatla gerçekleşmediğinin adli yargı makamları tarafından açık bir şekilde ortaya koyduğunu ileri sürerek mezkur sendikaya üye olduğunu kendisinin de ikrar ettiği, ayrıca dosyada kurumunca 2014 yılında maaşından sendika aidatı tevkifatı yapıldığı ve 15.12.2015 tarihinde anılan sendikadan ayrılma forma doldurduğu görülmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde bu durum, davacının yasal görünümlü bir sendika aracılığı ile terör örgütünün amacına uygun tavır ve davranış sergileyerek anılan örgüte taraftarlığını, iltisakını ve irtibatını göstermektedir.
2-....... Hesabı: Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27/06/2019 tarihli E:2018/16-418, K:2019/513 sayılı kararında; "....... silahlı terör örgütüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında, örgüt lideri …..'in talimatıyla, para toplama ve mali kaynak oluşturma amacıyla, yasal görünüm altında kurulan .......'nın örgütün finans kaynaklarından biri olduğu, 2013 yılı Aralık ayı sonrasında mali olarak zor duruma düşen bu bankanın parasal kaynak yönünden iyi durumda olduğunu göstermek, bankacılık sektöründeki faaliyetlerinin ve böylelikle örgüte para aktarımının devamlılığını sağlamak amacıyla, bizzat örgüt liderinin bankaya para yatırılmasına yönelik 25.12.2013 tarihli çağrısı doğrultusunda, bu çağrıya uyan kişilerce özellikle 2014 yılının başından itibaren gerek bir kısım mal varlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin örgüt yararına para yatırılması, katılım hesapları açılması, döviz ve altın alım satımı gibi işlemler yapıldığının tespit edildiği" belirtilmiştir.
....... lideri tarafından çağrının yapıldığı 25/12/2013 tarihinden, bankanın TMSF'ye devir edildiği 29/05/2015 tarihine kadar, yeni hesaplar açma, para yatırma ve açılmış olan hesaplardaki mevduat tutarlarını artırma işlemlerine devam edildiği, 29/05/2015 tarihinden sonra hesap açma ve para yatırma işlemlerinin büyük ölçüde azaldığı dikkate alındığında; belirtilen tarih aralığında bankacılık açısından tamamen riskli konuma geldiği bilinebilen bankada yeni hesaplar açtırmanın ve para yatırmanın, Dairemizin çok sayıda kararında vurgulandığı üzere; "eylemlerini bir grubun, örgütün ya da yapının bireysel iletişim, yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları, işaretleri, talimatları veya yönlendirmeleri çerçevesinde belirleme hali" şeklinde tanımlanan iltisak ve irtibat düzeyinde....... ile ilişkinin varlığını ortaya koyduğu, parası bulunmasa bile başka bankalardan faizli kredi kullanmak suretiyle elde ettikleri kaynakları örgüt liderinin talimatlandırdığı bankaya yatıranların durumunun ise ancak örgüt liderine samimi bir bağ ve örgütle kurulmuş olan kuvvetli irtibat ile izah edilebileceği, ....... liderinin talimatını yerine getirme uğruna maddi varlıklarını ve manevi değerlerini aşındıran bu kişiler bakımından, iltisak ve irtibat düzeyinin ötesine geçildiği açıktır.
Buna karşın Dairemizce; 25/12/2013 tarihinden önce ve 29/05/2015 tarihinden sonra .......'da hesap açtırmanın, tutarı ne olursa olsun para yatırmanın ve diğer bankacılık işlemleri yapmanın, anılan tarih aralığındaki hesap açma ve para yatırma şeklindeki hareketlerin ise; konut, ihtiyaç, araç vb. kredilerin geri ödemesi, kredi kartı ödemesi, okul taksidi ödemesi, sosyal güvenlik prim ödemesi, vergi ödemesi, bireysel emeklilik ödemesi gibi gerçek bir ticari, iktisadi ve beşeri nedenle meydana geldiğinin ortaya konulması halinde iltisak ve irtibat olarak görülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Davacının; mezkur bankada hesabı olduğunu 29.09.2017 tarihinde Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan ifadesinde örgüt elebaşının çağrısına istinaden .......'ya para yatırıp yatırmadığı yolundaki soruya, bu güne kadar söz konusu bankada hiç hesabı olmadığını, bu bankayı hiç kullanmadığını beyan ederek; görev yaptığı Dicle Üniversitesi Rektörlüğünün Akademik İnceleme Komisyonu İnceleme/Değerlendirme Formunun 10. sırasında yer alan "Son iki yıl içinde ....... ile ilişki olduğu bilinen bankada(....... hesabınız var mıdır? Para çekme veya yatırma işlemi yaptınız mı? Eğer hesabınız varsa 2014 yılından itibaren hesabınızda hareketlilik var mı? Varsa nedeni nedir?" sorusuna da "Kesinlikle hayır. Geçim sıkıntısı olan biriyim." şeklinde cevap vererek inkar yoluna gittiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Ancak davalı idarece ve İdare Mahkemesince verilen ara kararı uyarınca TMSF tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden; davacının .......'da 4631580 müşteri numarası ile açılan 2 adet hesabının bulunduğu, bu hesapları 01.01.2014 tarihinden sonra açtığı, katılım hesabının açıldığı 28.08.2014 tarihinde hesabına 6.350,00 TL, aynı tarihte açılan vadesiz mevduat hesabına ise 16.09.2014 tarihinde 6.400,00 TL yatırdığı, 29.09.2014 tarihinde vadesiz mevduat hesabındaki 6.400,00 TL'yi katılım hesabına aktardığı, 13.11.2014 tarihinde katılım hesabından 7.650,00 TL para çektiği, 02.12.2014 tarihinde vadesiz mevduata yatırdığı 2.120,00 TL'nin 2.110,00 TL'sini 02.01.2015 tarihinde katılım hesabına aktardığı, daha sonraki tarihlerde muhtelif para girişlerinin ve çıkışlarının yer aldığı, 02.02.2015 tarihinden hesabın kapatıldığı tarihe kadar katılım hesabının temdit edildiği ve bu süre zarfında para çıkışları bulunduğu görülmektedir. Davacının, dava aşamasında dosyaya sunduğu dilekçelerde; söz konusu bankanın görev yaptığı Dicle Üniversitesi yerleşkesinin içinde bulunduğu, maddi gücüne göre para yatırıp çekmek için kullandığı sıradan bir banka olduğu, rutin bankacılık işlemlerinde bulunduğunu belirterek, daha önce bankada hesabı bulunmadığı yolundaki beyanlarının tersine hesabının bulunduğunu ikrar edecek şekilde beyanlarda bulunduğu görülmektedir.
Söz konusu tespitler uyarınca anılan bankaya finansal destek/yardım sağladığı sabit olan davacının, bu gerekçeyle de anılan örgütle iltisak ve irtibat düzeyinde ilişkisinin olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, ....... ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına üyelik kaydının bulunması ve ....... nezdindeki hesap hareketleri birlikte değerlendirildiğinde davacının kamu görevine döndürülmesini engelleyen düzeyde ....... ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşıldığından davanın reddi yönünde verilen idare mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
1-Ankara 21. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/11/2019 gün ve E:2018/5870, K:2019/2490 sayılı karar usul ve hukuka uygun olup, kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, İSTİNAF İSTEMİNİN REDDİNE,
2-Aşağıda dökümü yapılan istinaf aşamasına ait yargılama giderinin istinaf edenin üzerinde bırakılmasına,
3-Adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan davacıdan önceden alınmamış olan istinaf yargılama giderlerinin tahsili için karar kesinleştikten sonra mahkemesince ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına,
2577 sayılı Kanunun değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 12.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)