İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, 2013 yılı hesaplarının pos tefecilik yönünden incelenmesi sonucu düzenlenen vergi inceleme raporlarına istinaden adına tarh edilen, 2013 yılına ait bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2013/1-3,4-6,7-9,10-12 dönemlerine ait bir kat vergi ziyaı cezalı gelir geçici vergisinin kaldırılması istemiyle açtığı davanın; dava konusu 2013 yılına ait bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2013/1-3,4-6,7-9,10-12 dönemlerine ait gelir geçici vergilerine bağlı olarak kesilen bir kat vergi ziyaı cezalarına ilişkin olarak; olayda uyuşmazlığın çözümü, 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun kapsamında yapılan 2013 takvim yılına ait gelir vergisi matrah artırımının, 2011 yılına ait sahte belge düzenleme ve kullanma fiili sebebi ile geçersiz olup olmayacağının ortaya konulmasına bağlı olduğu, ilgili mevzuata göre, mükelleflerin belirtilen şartlar dâhilinde gelir ve kurumlar vergisi matrahlarını artırdıkları takdirde, artırımda bulunulan yıllar için yıllık gelir ve kurumlar vergisi incelemesi ve bu yıllara ilişkin olarak bu vergi türleri için daha sonra başka bir tarhiyat yapılamayacağının ve yine belirtilen şartlar dâhilinde katma değer vergisini artırdıkları takdirde, kendileri nezdinde söz konusu vergiyi ödemeyi kabul ettikleri yıllara ait vergilendirme dönemleri ile ilgili olarak katma değer vergisi incelemesi ve tarhiyatı yapılamayacağının açıkça belirtildiği gözetildiğinde, 6736 sayılı Kanunun 5/9 maddesinde yer alan, 213 sayılı Kanunun 359 uncu maddesinin (b) fıkrasındaki “defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler, bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinden yararlanamazlar'' hükmüne göre, yasada tarif edilen fiillerin, münhasıran matrah artırımında bulunulan dönemlerde işlenmesi halinde matrah arttırımına engel teşkil edeceği şeklinde anlaşılması gerektiği, aksi yöndeki düşüncede ise, kanun ile gerçekleştirilmek istenen amaca aykırı sonuçlar doğacağı ve yasa koyucunun amaçlamadığı bir sonuca dar yorum yolu ile ulaşılacağı ve hukuki belirlilik ilkesinin ihlal edileceği, yasa koyucunun mükellef bakımından kısıtlayıcı nitelikteki düzenlemeleri açıkça yaptığı halde sözü edilen mevzuatta davalı idarenin öne sürdüğü biçimde bir düzenlemenin bulunmadığının görüldüğü, bu itibarla davacı tarafından 22.09.2016 tarihinde 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun kapsamında 2013 yılına ait gelir vergisi matrah artırımında bulunan davacı adına, artırımda bulunulan yıllara ilişkin olarak başka bir inceleme ve tarhiyat yapılamayacağı yönündeki hüküm gözetilmeden artırımda bulunulan 2013 yılı için 30.11.2017 tarihli 17361 ve 17362 sayılı iş emri ile başlatılan vergi incelemesi sonucu düzenlenen 08.12.2017 tarih ve 2017-A-772/19 sayılı vergi tekniği raporu ve 08.12.2017 tarih ve 2017-A-772/23 ve 24 sayılı vergi inceleme raporlarına dayanılarak yapılan 2013 yılına ait bir kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi ile 2013/1-3,4-6,7-9,10-12 dönemlerine ait gelir geçici vergilerine bağlı olarak kesilen bir kat vergi ziyaı cezalarında hukuka uygunluk bulunmadığı, nitekim İzmir Bölge İdare Mahkemesi 3. Vergi Dava Dairesi'nin 07.02.2019 tarih ve E:2019/89, K:2019/326 sayılı kararı da benzer değerlendirmeler içerdiği, dava konusu edilen, 2013/1-3,4-6,7-9,10-12 dönemlerine ait ait gelir geçici vergisi tarhiyatlarının aslına ilişkin olarak ise, idari yargılama hukukunda, dava konusu edilecek idari işlemin, yürütülmesi gerekli ve zorunlu bir icrai işlem olması gerektiği, bu nedenle idarenin işleyişi ile ilgili olan hazırlayıcı işlemler ile açıklayıcı, bilgilendirici, uyarıcı mahiyette olan ve kişilerin hukuki durumlarında bir değişiklik meydana getirmeyen işlemlerin idari davaya konu olmaları hukuken mümkün bulunmadığı, 193 sayılı Kanun'un mükerrer 120. maddesi uyarınca mahsup süresi geçtikten sonra kesinleşen geçici vergilerin terkin edileceğinin belirtildiği, bu doğrultuda davacı adına düzenlenen vergi/ceza ihbarnamesinde de gelir geçici vergi aslının tahakkuk ettirilmeyeceği davalı idare tarafından belirtildiğinden, dava konusu edilen gelir geçici vergi aslına ilişkin olarak bir inceleme yapmak olanaklı olmadığından gelir geçici vergi aslının kaldırılması talebinin incelenmeksizin reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen incelenmeksizin reddine ilişkin Konya 2. Vergi Mahkemesi'nce verilen 18/04/2019 gün ve E:2018/734, K:2019/318 sayılı kararın, davacının komisyon karşılığı POS Tefeciliği faaliyetinde bulunduğu, ancak bu işlemin gizlenmesi için aynı sektörde faaliyette bulunan dana önce anlaşmalı bulundukları firma ya da firmalar adına sahte fatura kestikleri, böylece yapılan işlemin sanki diğer firmalara kontör satmak gibi gösterildiği, 5 kişinin beyanı, karşısında re'sen tarh edilen 2013 vergilendirme dönemine ilişkin olmak üzere, söz konusu döneme ait gelir vergisi, geçici gelir vergisi ile kesilen 1 kat vergi ziyaı cezasının hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 1. Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
İstinaf talebinde bulunulan mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/3. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine, istinaf aşamasında davalı idare tarafından yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen 52,00-TL yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin karar kesinleştikten sonra istinaf başvurusunda bulunan davalı idareye iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 13.01.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına ilişkin Kanun'un 5/9 maddesinde 213 sayılı Kanun'un 359'uncu maddesinin (b) fıkrasındaki "defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenlerin" bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinden yararlanamayacakları hükme bağlanmıştır.
Davacının, hem 2011 yılına, hem de 2013 yılına ilişkin olarak düzenlenen vergi tekniği raporlarında, sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerini işlediği yönünde tespitlere yer verilmiş olması karşısında, matrah artırımından yararlanması mümkün olmaması nedeniyle 2013 yılına ilişkin olarak hakkında düzenlenen vergi tekniği raporundaki tespitlerin incelenip karar verilmesi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluğun kararına katılmıyorum. (¤¤)