(5393 S. K. m. 73) (3194 S. K. m. 32)
İSTEMİN ÖZETİ: Ankara 16. İdare Mahkemesi'nce verilen 31/12/2018 günlü, E:2017/325, K:2018/2869 sayılı kararın; davacı ile davalı idarelerden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından aleyhlerine olan kısımların hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACI VE ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI SAVUNMALARININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
ÇANKAYA BELEDİYE BAŞKANLIĞI SAVUNMASININ ÖZETİ: Tazminat sorumluluğunun, taşınmazın Büyükesat Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanında kalması nedeniyle diğer davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait olduğu, istinaf yoluna başvurulan kararda kaldırma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan karara karşı yapılan başvuruların reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesince dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Açın Caddesi, 272. Sokak No:6 adresindeki (imarın 26458 ada 2 nolu parselinde kayıtlı) ..... Apartmanı 4 numaralı bağımsız bölüm maliki olan davacı tarafından, taşınmazlarının, 24.05.2016 tarihinde meydana gelen kayma nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararlara karşılık 100,00-TL (ıslah sonucu 13.332,02-TL) maddi, 10.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, 26458 ada, 2 sayılı parsel ile 26458 ada, 8 sayılı parselde yer alan ....., …. Apartmanlarının giriş kısmının cepheli olduğu sokakta 24.05.2016 tarihinde yaşanan çökme sonrası apartman sakinlerinin tahliye edildiği, çökmenin Açın Caddesi, 271. Sokak, Çankaya (imarın 26237 ada, 31 sayılı parselde kayıtlı) adresinde yer alan inşaata ait iksa duvarının yaşanan toprak kayması sonucu yıkılmasından kaynaklandığının ileri sürüldüğü, ..... ve ..... Apartmanları sakinlerinden ..... ve ..... tarafından açılan tespit davasında, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin E:2016/106 sayılı dosyasında 25.05.2016 tarihinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen Bilirkişi Raporunda; tespite konu binaların güney cephesinin hemen önünde bahçeyle bitişik bulunan asfalt yolun büyük bir kısmında çökme ve kaymalar bulunduğu, inşaat alanının incelenmesinde, tespite konu apartmanlar yönünde göçme ve kaymaları önlemek üzere fore kazıklı istinatların inşa edilmiş olduğu, ancak bu istinat duvarlarının özellikle tespite konu apartmanlar önüne isabet eden bölümlerinde çökme ve kaymalar sonucunda bu bölümdeki toprak zemin kaymalarının yanı sıra söz konusu yolda da çökme ve yıkılmaların meydana geldiği, bu alanda ve mahaldeki zeminin incelenmesinde, zeminin ince, killi, kumlu, gevşek zemin özelliği taşıdığı, inşaat yapılan alanda dolgu hafriyat malzemesi olarak nitelendirilebilecek sert kayaç tiplerinin bulunmadığı, söz konusu binalar ve bahçelerinde yapılan incelemelerde de binaların tabi zeminle olan birleşim yerlerinde ayrışmalar ve özellikle çöken yola sınır bahçe duvarı ve banketlerde oturma, çatlak ve ayrışmalar olduğu, iki apartmanın da önünde bulunan asfalt yolun büyük bir bölümünün çökme ve kayma nedeniyle yok olmasına, yola bitişik parselde yapımı süren inşaat alanındaki istinat duvarlarının bu bölüme isabet eden kısımlarının işlevini yerine getirememesine neden olduğu hususlarının tespit edildiği; istinat duvarının yıkılması sonucu yolun göçmesinden etkilenen bu iki apartmanın güvenliğinin belirlenmesi için bilirkişi incelemesinin istenildiği TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi tarafından görevlendirilen inşaat mühendislerince hazırlanan Raporda ise; projesinde ankrajlı kazıklı istinat duvarının 12 metre ve 20 metre serbest yükseklikte 2 kademeli yapılması öngörülmekte iken tek kademeli yapıldığı, yerinde incelenen imalatın yüksek bir standartta olmadığı, 24.05.2016 günü kazıklı istinat duvarının arkasındaki zeminin etkisiyle yıkıldığı ve 271. Sokağın hemen hemen tümünün yamaç tarafına kaydığı, istinat duvarı yıkılması ve onun yol açtığı 271. Sokaktaki toprak kaymasının etkisi/nedeniyle her iki apartmanda oluşmuş bir çatlak ve deformasyon görülmediği, bunun her iki apartmanın yanında oluşan istinat duvarının yıkılması ve yamaç kayması sırasında yapıların temellerinin "kayma yüzeyi"nin dışında oluşundan ve kayan kütlenin tabanından uzakta bulunmasından kaynaklandığı, ancak 271. Sokağın çökerek apartmanın önünü boşaltmasının yeni oluşabilecek kayma yüzeyini binanın altına, hatta arkasına doğru götürdüğü, iksa imalatlarının bir an evvel yapılarak binaların güvenli bir şekilde oturulmasına olanak tanınması gerektiği hususlarının tespitli olduğu; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının 26.08.2016 tarihli, 19954477-750 sayılı yazısında; inşaat alanının Bakanlar Kurulunun 17.09.1992 tarihli, 92/3525 sayılı kararıyla "Afete Maruz Bölge" ilan edildiği, Bakanlar Kurulunun 11.10.2006 tarihli, 2006/11416 sayılı kararıyla da "Afete Maruz Bölge" kararının kaldırıldığı, söz konusu alanda yapılaşmanın; Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü tarafından onaylanan 31.08.2006 tarihli söz konusu parsele ait "İmar Planına Esas Jeolojik ve Jeoteknik Etüt Raporunda" yerleşime uygunluk açısından Önemli Alan-1 (ÖA-1) olarak tanımlandığı ve bu alanlarda; yamaç molozu ve dolgu malzemesinin kaldırılması, mini kazık ve istinat yapıları ile şevlerin desteklenmesi, dik şevlerden kaçınılması, istinat yapıları ve yapı temellerinin mutlaka ana kayaya oturtulması ve yeraltı ve yerüstü suların ortamdan uzaklaştırılması koşuluyla yapılaşmaya gidilebileceğinin belirtildiği, bu rapor esas alınarak, "Afete Maruz Bölge" kararının kaldırıldığı ve Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.05.2011 tarihli, 1409 sayılı kararına istinaden bölgenin Büyükesat Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı olarak ilan edilerek planlandığı, meydana gelen toprak kayması sonucunda davacının söz konusu zararının ödenmesi için davalı idarelere yapılan başvurunun reddedildiği; davacının uğradığı zararının tespiti için yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelenmesi üzerine düzenlenen bilirkişi ve ek bilirkişi raporlarında; plan notunda "bu kapsamda mimari/statik proje onayı esnasında yapılacak yapılara ait parsellerde Sondajlı Jeolojik Etüd onayından sonra inşaat izni verilecektir." kuralının yer aldığı, Ankara Büyükşehir Belediyesinin olmasını belirttiği şartlı hususların, gelinen duruma göre yerine getirilmediği kanaatine varıldığı, bölgeyi imara açan ilgili idarenin, denetim hizmetini veren yapı denetim firmanın, hizmeti yapan/alan, müteahhit/yapı sahibi üçlüsünün; iş ve işlemlerin yürütülmesindeki muhatabı, kontrolü ve denetiminin ilgili idarenin sorumluluğunda olduğu, diğer taraftan yapı denetimi hizmet sözleşmesinde yer alan hükümlere, yapı sahibinin uymaması halinde yapı tatil tutanağı düzenleyerek inşaatı durduracağı, yapı denetim kuruluşunun uymaması halinde ise yapı denetimi komisyonuna bildirimde bulunacağı, idarelerin sadece yapı denetim kuruluşunu denetlemekle kalmayıp yapı sahibini de denetlemekle görevlendirildiği ve uygun olmayan bir durumla karşılaşıldığında önlemler alabilmesi konusunda yetkilendirildiği, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporun da belirtilmiş olduğu üzere kanunen inşaatı durdurma yetkisi olmasına rağmen söz konusu rezidans inşaatının durdurulmadığı, idarelerin kamuya zarar vereceğini kendi raporlarıyla öngörülmesine rağmen inşaatın durdurmayıp sadece maliklerden binalarını terk ettikleri halde tehlike arz eden bir inşaatın da devam ediyor olmasının anlaşıl(a)madığı, sonuç olarak imalatı yapan müteahhit/yapı sahibi imalatın fen ve sanat kurallarına uygun yapılmamasından, imalatın kontrolünü yapan yapı denetim firmasının ve denetim firmasını da denetlemekle yükümlü olan idarenin (olayda Ankara Büyükşehir Belediyesinin) sorumlu olduğu ve dolayısıyla kusurlu olduğu, bölgeyi imara açan idarenin, denetim hizmetini veren yapı denetim firması ve müteahhit/yapı sahibinin müştereken sorumlu olduğu kanaatine varıldığı, davacının mülkiyetinde bulunan meskende gözlemsel olarak yapılan incelemelerde tadilat ve onarıma ihtiyaç olmadığı, yapısal ölçekte bir değer azalışının olamayacağı ancak manevi anlamda bir değer azalışından bahsedilebileceği, bunun da zaman içerisinde ilk konumdaki altyapı (yol- kanalizasyon-yağmursuyu deşarj-istinat duvarı) ve çevre düzeni imalatlarının şartnamelere uygun olarak yapılmasından sonra geçici olabileceği, davacının olay tarihinde uyuşmazlığa konu evde kendisinin ikamet ettiğinden yoksun kaldığı herhangi bir kira geliri bulunmadığı, davacının maddi imkansızlıklar nedeniyle ailesi ile birlikte ablasının yanında yaşamaya başladığı, herhangi bir ev kiralaması yapmaması nedeniyle katlanmak zorunda kaldığı bir kira gideri belirlenemediği, ancak davacının evinde oturamamasından veya evini kiraya verememesinden kaynaklanan bir zararının bulunduğu, bu zararın aynı olaya maruz kalan başka bir davacı olan ..... dosyasında ..... Apartmanındaki zemin kat 3 nolu evi oturulabilir halde 25.07.2017 kira başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile 1.000,00-TL/AY üzerinden kiraya verdiği, davacının dairesinin de aynı tarihte emsal kira bedelinin aynı olacağı, bu tarihten geriye dönük olayın gerçekleşmiş olduğu günün ertesindeki 25.05.2016 tarihine kadar 14 aylık kira gelirinden yoksun kaldığı, 25.07.2017 kira başlangıç tarihinde aylık 1.000,00-TL olan kira bedeli esas alınarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)-ÜFE endeksine göre 25.05.2016 tarihine kadar davacının aradaki 14 aylık sürede yoksun kaldığı kira geliri toplamının 12.898 00-TL olarak tespit edildiği, uyuşmazlığa konu olayda, davalı Çankaya Belediye Başkanlığının görev ve sorumluluklarını yerine getirmeme şeklinde hizmet kusurunun bulunmadığı dolayısıyla meydana gelen zararı anılan davalının tazmin sorumluluğunun olmadığı; bununla birlikte, 2 apartmanın da önünde bulunan asfalt yolun büyük bir bölümünün çökme ve kayma nedeniyle yok olmasına, yola bitişik parselde yapımı süren inşaat alanındaki istinat duvarlarının bu bölüme isabet eden kısımlarının işlevini yerine getirememesine neden olduğu, yapılaşma için gerekli koşullara uyulmadığı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığınca denetim sorumluluğunun gereğince yerine getirilmediğinden hizmet kusurunun bulunduğu, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmininde sorumluluğunun olduğu; davacının maddi tazminat istemlerine ilişkin olarak; davacı tarafından 16.05.2018 kayıt tarihli dilekçe ile ıslah yoluna gidilerek 12,898-TL kira gideri ve 434,02-TL zarar tespit masrafı olmak üzere 13.332,02-TL maddi zararların davalı belediyelerden tahsili istendiği, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odasına yaptırılan bilirkişi raporu bedeli 2.500,00 TL'nin 9'a bölünmesi sonucu 277,77 TL zararın ödenmesi isteminde bulunulmuş ise de bu raporun 23 daire tarafından ortak olarak yaptırıldığından 2.500,00 TL'nin 23'e bölünmesi sonucu 108,69 TL'nin davacının söz konusu bilirkişi raporunun düzenlenmesi nedeniyle zarar kalemi olduğu, davacının Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin keşif ve bilirkişi raporu giderinin (9'a bölünerek) tazmini istenilmiş ise de anılan dosyada tespit talebinin davacı tarafından yapılmadığı anlaşıldığından davacının bu zarar kaleminin tazmini isteminin olanaklı görülmediği, davacının kira gideri istemine ilişkin kısma gelince; uyuşmazlık konusu olay sonucu konutundan çıkmak zorunda kalması üzerine akrabalarının evine taşındığını beyan etmesi ve bir konut kiraladığı iddiasında bulunmaması karşısında, davacının katlanmak zorunda kaldığı bir kira giderinden söz edilmeyeceği bu durumda, davacının maddi tazminat isteminin 100,00-TL'lik kısmının davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına başvuru tarihinden, (108,69-TL maddi tazminat talebi kabul edildiğinden) ıslah edilen 8,69-TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na tebliğ edildiği 04.06.2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddi gerektiği, davacının manevi tazminat istemine gelince; olayda, davacının evini boşaltmak zorunda kalması nedeniyle, duyduğu elem ve üzüntünün kısmen de olsa karşılanabilmesi amacıyla 5.000,00 TL manevi tazminatın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına başvuru tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığınca tazmini, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, Çankaya Belediye Başkanlığı yönünden davanın kısmen reddine, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden ise davanın kabulü ile maddi tazminat isteminin 100,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihten, 8,69 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin anılan idareye tebliğ edildiği 04.06.2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin de 5.000,00 TL'lik kısmının davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına başvurulduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden de davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davanın reddine ilişkin kısmına davacı, davanın kısmen kabulüne ilişkin kısmına karşı ise davalı idarelerden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından tüm sorumluluğun müteahhit ve yapı denetim firmasında olduğu ileri sürülerek istinaf yoluna başvurulmuştur.
5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesinde; büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan etmeye büyükşehir belediyelerinin yetkili olduğu ve büyükşehir belediyeleri tarafından yapılacak kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine ilişkin her ölçekteki imar planı, parselasyon planı, bina inşaat ruhsatı, yapı kullanma izni ve benzeri tüm imar işlemleri ve 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya büyükşehir belediyeleri yetkili bulunduğu kuralı yer almıştır.
Büyükşehir belediyelerinin kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı ilan edilen yerlerde belediyelere verilen yetkileri kullanmakla yetkili kılındığı 3194 sayılı İmar Kanununun 32. maddesinde "Bu Kanun hükümlerine göre; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine veya ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılarda projelerine ve ilgili mevzuatına aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur." kuralı bulunmaktadır.
Uyuşmazlığa konu toprak kaymasının meydana geldiği Büyükesat Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje alanına ilişkin UYAP kayıtlarının incelenmesinden;
1) Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 18.08.2006 tarihli, 2024 sayılı kararıyla bölgenin 7 Etaplı İmrahor Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı 1. Etap sınırı olarak belirlendiği,
2) Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 21.11.2006 tarihli, 2807 sayılı kararı ile İmrahor Vadisi l. Etap (Büyükesat) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanına ilişkin 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının kabul edildiği ve anılan planların Ankara 15. idare Mahkemesinin E:2007/265, K:2008/325 sayılı kararı ile iptal edildiği,
3) Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 14.02.2008 tarihli, 471 sayılı kararıyla alanın yeniden Büyükesat Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı olarak kabul edilerek Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 18.04.2008 tarihli, 1089 sayılı kararıyla 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarının kabul edildiği,
4) Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 16.06.2010 tarihli, 1844 sayılı kararıyla onaylanan "Büyükesat Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanına İlişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin Ankara 2. İdare Mahkemesinin 17/05/2012 tarihli, E:2010/2696 K:2012/726 sayılı kararı ile iptal edilerek Danıştay Altıncı Dairesinin 09/11/2016 tarihli, E:2012/6061 K:2016/7055 sayılı kararıyla onandığı ve karar düzeltme istemi 27/11/2017 tarihli, E:2017/1747 K:2017/9980 sayılı kararla reddedilerek kesinleştiği,
5) Bu kez Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.05.2011 tarihli, 1409 sayılı kararıyla onaylanan Büyükesat Vadisi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanına ilişkin 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerinin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda Ankara 10. İdare Mahkemesince verilen 11/10/2012 tarihli, E:2011/1847, K:2012/1391 sayılı kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 27/11/2017 tarihli, E:2013/284, K: 2017/9981 sayılı kararıyla bozulduğu ve bozma kararına uyularak mahkemenin 14.05.2019 günlü, E:2019/222, K:2019/987 sayılı kararıyla söz konusu imar plalarının iptal edildiği, temyiz incelemesinin ise devam ettiği,
görülmektedir.
Uyuşmazlıkta;
1) İstinafa konu mahkeme kararına esas alınan Bilirkişi Raporunda; "İmar Planına Esas Jeolojik ve Jeoteknik Etüt Raporunda" yerleşime uygunluk açısından Önemli Alan-1 (ÖA-1) olarak tanımlandığı ve bu alanlarda; yamaç molozu ve dolgu malzemesinin kaldırılması, mini kazık ve istinat yapıları ile şevlerin desteklenmesi, dik şevlerden kaçınılması, istinat yapıları ve yapı temellerinin mutlaka ana kayaya oturtulması ve yeraltı ve yerüstü suların ortamdan uzaklaştırılması koşuluyla yapılaşmaya gidilebileceğinin belirtildiği;
2) 1992 yılında "Afete Maruz Bölge" ilan edilen alanın 2006 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla "Afete Maruz Bölge" kararının kaldırıldıktan sonra aynı yıldan başlayarak kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilanı, planlanması ve yapılaşmasına ilişkin iş ve işlemlerin davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yürütülmekte olduğu ve alana ilişkin verilen iptal kararlarından bir kısmına yukarıda yer verildiği;
3) Büyükesat Vadisindeki başka bir taşınmaz nedeniyle düzenlenen bilirkişi raporunda (Ankara 17. İdare Mahkemesinin E:2016/1155) "duraylık (stabilite) sorunu" irdelendiği ve parselde gerçekleştirilecek işlemlerin "çevre bina ve parseller üzerindeki etkileri açısından güvenli olmayacağı" yolunda görüş ve kanaate varıldığının ifade edildiği;
4) Dosyada yer alan ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesince düzenlenen Raporda; projesinde ankrajlı kazıklı istinat duvarının 2 kademeli yapılması öngörülmekte iken tek kademeli yapıldığı, yerinde incelenen imalatın yüksek bir standartta olmadığı, kazıklı istinat duvarının arkasındaki zeminin etkisiyle yıkıldığı yolunda yapılan tespitin 3. maddede yer verilen "çevre bina ve parseller üzerindeki etkileri açısından güvenli olamayacağı" görüşünün bir yansıması olarak uyuşmazlık konusu parselde kendisini gösterdiği;
5) Söz konusu Raporda ayrıca sokağın çökerek apartmanın önünü boşaltmasının yeni oluşabilecek kayma yüzeyini binanın altına, hatta arkasına doğru götürdüğü, iksa imalatlarının bir an evvel yapılarak binaların güvenli bir şekilde oturulmasına olanak tanınması gerektiği yolunda güvenliğe ilişkin hususa da dikkat çekildiği;
anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığa konu alanda, inşaatların devamı sırasında meydana gelen çökme sonucu yapılaşmanın dışında kalan çevre binada maliki olarak davacının uğradığı zarardan; bu alanda inşa edilen fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu şekilde gerçekleşen yapılaşma ve bunun denetimi konusunda tüm yetkileri kullanmakla görevli ve yetkili olan davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının, alanın ÖA-1 şekilde yapılaşma açısından özellik taşıyan ve vadide yer alan özel konumundan kaynaklanan hassasiyet de göz önünde tutulduğunda zararın oluşmasından sorumlu olduğundan, aksi yöndeki iddialara hukuken itibar edilmesi mümkün değildir.
Mahkemece hükme esas alınan Bilirkişi raporunda; imalatı yapan müteahhit/yapı sahibi imalatın fen ve sanat kurallarına uygun yapılmamasından, imalatın kontrolünü yapan yapı denetim firmasının ve denetim firmasını da denetlemekle yükümlü olan idarenin (olayda Ankara Büyükşehir Belediyesinin) sorumlu ve dolayısıyla kusurlu olduğu, bölgeyi imara açan idarenin, denetim hizmetini veren yapı denetim firması ve müteahhit/yapı sahibinin müştereken sorumlu olduğu yolundaki görüş ile aynı yöndeki istinaf dilekçesindeki iddialara gelince;
4708 sayılı Yapı Denetimi Kanununun amacı; can ve mal güvenliğini teminen, imar planına, fen, sanat ve sağlık kurallarına, standartlara uygun kaliteli yapı yapılması için proje ve yapı denetimini sağlamak ve yapı denetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak gösterilmiştir.
Yapı denetim kuruluşlarının 4708 sayılı Kanunun 2. maddesine göre yerine getirmekle yükümlü olduğu görevler arasında; proje müelliflerince hazırlanan, yapının inşa edileceği arsa veya arazinin zemin ve temel raporları ile uygulama projelerini ilgili mevzuata göre incelemek, proje müelliflerince hazırlanarak doğrudan kendilerine teslim edilen uygulama projesi ve hesaplarını kontrol ederek, ilgili idareler dışında başka bir kurum veya kuruluşun vize veya onayına tabi tutulmadan, ilgili idareye uygunluk görüşünün bildirilmesi ve yapının, ruhsat ve ekleri ile mevzuata uygun olarak yapılmasını denetlemek de yer almaktadır.
4708 sayılı Yasanın 3. maddesinde yapı denetim kuruluşlarının sorumlulukları ve yapılamayacak işler düzenlemiş olup buna göre; bu Kanunun uygulanmasında, yapı denetim kuruluşlarının imar mevzuatı uyarınca öngörülen fenni mesuliyeti ilgili idareye karşı üstlenmesi ve yapı denetim kuruluşları, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi ile birlikte yapının ruhsat ve eklerine, fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılmış olması nedeniyle ortaya çıkan yapı hasarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idareye karşı, kusurları oranında sorumlu oldukları ve bu sorumluluğun süresinin; yapı kullanma izninin alındığı tarihten itibaren, yapının taşıyıcı sisteminden dolayı on beş yıl, taşıyıcı olmayan diğer kısımlarda ise iki yıl olduğu öngörülmüştür.
Kanunun 9. maddesinin son fıkrasında ise; yapı denetim kuruluşu ile denetçi mimar ve mühendisleri; eylem ve işlemlerinden 3194 sayılı İmar Kanununun fenni mesul için öngörülen hükümlerine tabidirler.
Davacının, inşai faaliyet sırasında meydana gelen toprak kaymasının oluşmasına katkısı olan kişi olmadığı gibi kaymanın olduğu alanda inşa edilen yapının maliki, müteahhidi gibi herhangi bir sıfatının da bulunmadığı, sadece komşuluğundaki bu inşaatın fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılmış olması nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişi sıfatını taşıdığı görülmektedir.
Davacı zararını doğuran tüm iş ve işlemler davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından doğrudan ya da denetimi altında yapılmış, alandaki inşai faaliyetler de bu kapsamında sürdürülmesine olanak sağlanmıştır.
Dava dosyası ile bölgeye ilişkin yargısal sürece de yansıyan, vadideki yapılaşmanın çevre bina ve parseller üzerindeki etkileri açısından güvenli olmayacağı yolundaki tespit ve görüşlerle ortaya çıkan hassasiyet de göz önünde tutulduğunda, kayan iksa yönünden üçüncü kişi olan davacının zararına, alanda yapılaşmaya ilişkin tüm iş ve işlemler ile bunların denetiminden sorumlu olan davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yol açmış olup, oluşan zararı da tazminle yükümlüdür.
3194 sayılı İmar Kanunu ile 4708 sayılı Yapı Denetim Kanununun davalı idareye yüklediği görev ve tanıdığı yetkiler göz önünde tutulduğunda; yapı denetim kuruluşları, denetçi mimar ve mühendisler, proje müellifleri, laboratuvar görevlileri ve yapı müteahhidi ile birlikte yapının ruhsat ve eklerine, fen, sanat ve sağlık kurallarına aykırı, eksik, hatalı ve kusurlu yapılmış olması nedeniyle ortaya çıkan üçüncü kişilere verilenler de dahil olmak üzere yapı hasarından dolayı yapı sahibi ve ilgili idare olan davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına karşı kusurları oranında sorumlu olduklarından, davalı idarece görülen dava kapsamında ödemek durumunda kalacağı zararı bu esaslar çerçevesinde rücu etmesi gerekmektedir.
Aksine yönde bir değerlendirme yapılarak, davacı zararının oluşmasında söz konusu yapılaşma nedeniyle üçüncü kişi konumuyla yapılaşmaya ilişkin karmaşık nitelik taşıyan sorumlulukların tespitinin bu dava kapsamında yapılmasının talep edilmesi; davacının adil yargılanma hakkı yönünden aşırı bir külfet yükleyecek ve mahkemeye erişim hakkının kullanılması kapsamında zarar ile zarara yol açan davalı idare yanında türev fonksiyon üstlenen ve idareye karşı bu yönden sorumlulukları bulunanların, söz konusu sorumluluklarının görülen davada tespitinin istenilmesi orantılı ve ölçülü bir yaklaşım olmayacağından yerinde görülmemiştir.
Nitekim, davalı idare istinaf dilekçesinde, dava konusu talep edilen talep tazminat ve zararların tesis edilen işlemlerden dolayı değil inşaat çalışmalarından kaynaklandığı, inşaat çalışmalarına ilişkin eksikliklerin/yanlışlıkların müteahhit ve yapı denetim kuruluşu tarafından görev ve sorumlulukların tam olarak yerine getirilmemesinden kaynaklandığı ve tüm sorumluluğun müteahhit ve yapı denetim firmasında olduğu yolunda açıklama yapılmış olup; doğrudan ve dolaylı yoldan denetimi altında bulunan inşai faaliyetten kaynaklanan davacı zararının ve ayrıca bu zararın kendisine karşı kusurları oranında sorumlu olan müteahhit ve yapı denetim kuruluşunun tam olarak görev ve sorumluluklarını yerine getirilmemesinin yol açtığının da idarece kabul edilmesi karşısında, davacıya ödenecek tazminatın davalı idare tarafından kendisine karşı sorumlulukları olanlara rücu edilmesi sırasında ortaya konulması gerektiğinden, bakılan dava kapsamında; davalı idarenin söz konusu sorumluluğun gereklerinin davacıya yüklenmesine hukuken olanak bulunmadığından, davalının zararın oluşmasında sorumluluklarının hiç olmadığı ya da müştereken bulunduğu iddiası yerinde görülmemiştir.
İstinafa konu mahkeme kararının, davanın kısmen kabulü ile davacıya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından maddi ve manevi tazminat ödenmesine ilişkin bölümü, yapılan açıklamalarla birlikte usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmamaktadır.
Davacının istinaf talebi incelendiğinde;
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Ankara İli, Çankaya İlçesi, Açın Caddesi, 271. Sokak No:6 adresindeki (imarın 26548 ada 2 nolu parselinde kayıtlı) ..... Apartmanında 4 numaralı dairenin sahibi olduğu, 24.05.2016 günü gece saat 01:00 sıralarında büyük bir gürültü ile apartman önündeki yolun karşı komşu parsele doğru kaydığı, apartmanın bulunduğu sokak yolunun, kayan toprağın etkisiyle tümüyle yok olduğu, apartman sakinlerinin polis denetiminde, eşyaları hariç olarak, aynı gece tahliye edildiği, apartman sakinlerinin farklı yerlerde yaşamak zorunda kaldıkları, apartmanlarının duvarlarında, bahçelerinin birleşme yerlerinde ayrıkların, çatlakların oluştuğu, apartmana girişlerinin yasaklanması nedeniyle evlerine giremedikleri, bu dönemde göçebe olarak evlerinden uzakta ikamet etmeye çalıştıkları, ciddi oranda maddi zarara uğradıkları, yaşadıkları evlerindeki düzenlerini birden bire kaybettikleri, ağır mağduriyet yaşadıkları belirtilerek uğranıldığı ileri sürülen zarar olarak 100,00 TL (ıslah sonucu 13.332,02 TL) maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının istinaf dilekçesinde; Çankaya Belediyesinin tali sorumluluğu olduğu belirtilmesine rağmen davanın Çankaya Belediyesi yönünden reddedilmesi hatalı olduğu, yolun çökmesi sonrası tahliye kararı nedeniyle davacının maliki olduğu evde yaşama imkânı kalmadığı, bir başka eve taşınarak kira masrafına katlanamayacağı için akrabasının evine taşınmak zorunda kaldığı, bu süreçte evini hiçbir şekilde kiraya veremediği ve kira gelirinden mahrum kaldığı, söz konusu olay nedeniyle neredeyse üçte bir oranında düşen evindeki değer kaybının hiç dikkate alınmadığı; TMMOB İnşaat Mühendisleri tarafından hazırlanan raporun Ankara 16.İdare Mahkemesinin 2017/323-324- 325-326-327-329-330-331-332 esas numaralı dosyaların davacılarının talebi üzerine hazırlandığı ve bu rapor ücretinin de yalnızca ilgili dosyaların davacıları tarafından karşılandığı, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/106 Değişik iş numaralı dosyasına sunulan bilirkişi raporunun Ankara 16. İdare Mahkemesinin anılan dosyalarındaki davacıların talebi üzerine hazırlandığı ve masraflarının da anılan davacılar tarafından karşılandığı; davacının dava konusu kaza sebebiyle yaşadığı üzüntü ve korku karşısında mahkemenin takdir ettiği manevi tazminata, müvekkilin manevi zararlarını karşılamaktan ziyadesiyle uzak olduğu; talep edilen maddi ve manevi tazminata kaza tarihi olan 24.05.2016 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekirken bunun aksi yönünde karar verilmesinin hatalı olduğu ileri sürülmektedir.
Davacının maddi tazminat istemi incelendiğinde;
Davacı ile birlikte 9 kişi tarafından birlikte hareket edilerek ancak bazen birkaç kişi bazen de apartman yönetimi adına yapılan başvurular üzerine düzenlenen bilirkişi raporları nedeniyle gerçekte 9 kişi tarafından yapıldığı anlaşılan masrafların aralarında davacının da bulunduğu toplam dokuz kişiye eşit şekilde bölünmesi gerekirken, başvuruda adı olmadığı ya da apartman yönetimi adına düzenlendiği gerekçesiyle eksik şekilde hesaplamaya dayanılarak karar verilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Buna göre; zararın tespitine ilişkin 434,02 TL masrafın tümünün ödenmesine karar verilmesi gerekirken 108,69 TL'ye karar verildiğinden eksik hükmedilen 325,33 TL'nin de davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerekmektedir.
Davacının yoksun kaldığı kira gelirine ilişkin tazminat istemine gelince; bilirkişi raporunda uyuşmazlık konusu olay sonucu konutundan çıkmak zorunda kalması üzerine akrabasının evine taşındığını beyan etmesi karşısında davacının evinde oturamamasından ya da evini kiraya verememesinden kaynaklanan bir zararının bulunduğu, bu zararın aynı olaya maruz kalan başka bir davacı olan ..... dosyasında ..... Apartmanındaki zemin kat 3 nolu evi oturulabilir halde 25.07.2017 kira başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile 1.000,00-TL/AY üzerinden kiraya verdiği, davacının dairesinin de aynı tarihte emsal kira bedelinin aynı olacağı, bu tarihten geriye dönük olayın gerçekleşmiş olduğu günün ertesindeki 25.05.2016 tarihine kadar 14 aylık kira gelirinden yoksun kaldığı, 25.07.2017 kira başlangıç tarihinde aylık 1.000,00-TL olan kira bedeli esas alınarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)-ÜFE endeksine göre 25.05.2016 tarihine kadar davacının aradaki 14 aylık sürede yoksun kaldığı kira geliri toplamının 12.898,00-TL olarak tespit edildiği, bu nedenle yoksun kalınan 12,898,00-TL kira gelirinin davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken, kira geliri iddiasının kanıtlanamadığına yönelik gerekçeye istinaden, bu unsur yönünden tazminata hükmedilmemesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Davacının manevi tazminat istemi yönünden ise;
Mahkemece manevi tazminata hükmedilebilmesi, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve/veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması ya da şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması durumunda söz konusu olabilir.
Toplumumuzda, bireylerin konut anlayışının manevi etkileri ve olayın niteliği de göz önünde tutularak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygunluğuna ilişkin tehdit yaratması, evin boşaltılmak zorunda kalınması nedeniyle oluşan zararın, kişideki etkisine göre mahkemece "takdiren" manevi tazminata da hükmedilmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlığa konu olayda, yapılaşmaya izin verilmeyen ve daha sonra Afete Maruz Bölge ilan edildikten sonra kaldırılan özel yapılaşma koşulu öngörülen, imar planları iptal edilen davacının komşuluğundaki bölgede yapılaşma sırasında meydana gelen çökme sonucu davacıya ait konutun da etkilenmesi ve boşaltılması şeklinde yaşanan ve yukarıda aktarılan süreç karşısında, Mahkemece hizmet kusuru bulunan idarenin davacının duyduğu ağır elem ve üzüntünün kısmen de olsa giderilebilmesi için "takdiren" belirlenen miktar olarak manevi tazminatın talebinin tümü olan 10.000,00 TL'ye hükmedilmesi gerekirken, manevi tazminat isteminin 5.000,00 TL'lik kısmının reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Tazminat Miktarının Arttırımına İlişkin Islah Halinde Faiz Uygulaması
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 16. maddesinin 4. fıkrasına 6459 sayılı Yasanın 4. maddesiyle eklenen ve 30.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren cümlede: "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." kuralı yer almıştır.
Anayasa Mahkemesi Fatma Yıldırım (B. No: 2014/6577,16/2/2017, §§53-63) başvurusunda; ihale bedelinin icra sürecinde nemalandırılmamasının mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüğün ihlali sonucunu doğurduğu kanaatine varmıştır.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün Mümin Gider ve Süleyman Sarnav (B.No:2016/62537, 20/11/2019, §§40-45) kararında; ön alım hakkının kullandırılmasına ilişkin süreç dikkate alındığında pozitif yükümlülükler bağlamında başvuruculara aşırı bir külfet yüklenmemesi için iptal edilen tapu karşılığında ödenen ön alım bedelinin önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaması gerektiği; ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında depo edilen bedelin Mahkemenin vadeli bir mevduat hesabına yatırılması biçiminde alacağı basit bir tedbirle yargı sürecinin hızlı işlememesinin başvurucular üzerinde oluşturduğu olumsuz etkileri asgari seviyeye indirememiş olması mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma pozitif yükümlülüğünün ihlali sonucunu doğurduğu yolunda gerekçeye yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin başka bir kararında da aynı gerekçelere yer verilmiştir (Ali İmancı ve Eşref Aydın, B.No:2017/15134, §§50-55)
2577 sayılı Yasada yer alan, tam yargı davalarında dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca; davanın artırılan tazminat miktarını kapsar şekilde kabulüne karar verilmesi halinde, artırılan tazminat miktarı yönünden faize, adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibariyle faiz işletilmesinde olduğu gibi, miktar artırımına ilişkin dilekçenin mahkeme kaydına girdiği tarihin esas alınması gerektiği Dairemizin 04/12/2018 tarihli, E:2017/2179, K:2018/1427 sayılı kararı ile benimsenmekle birlikte; Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararları çerçevesinde yeniden ele alınması ve taşınmazın gerçek değerinin tazmin edilmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin ölçülü olması açısından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Tam yargı davalarında; tazminat miktarının arttırılmasına imkan sağlayan ıslah müessesinin sonucu olarak, davanın görümü sırasında arttırılabilen tazminat miktarına konu olabilen davalardan zarar miktarı belirsiz nitelik taşıyanlar için geçerli olmaktadır. Islah edilmek suretiyle arttırılacak miktar dava dilekçesinde belirtilen miktarın yerini alacak ve tam yargı davasının konusunu oluşturacaktır.
Tam yargı davalarından zarar miktarı belirsiz olanlarda, dava dilekçesinde sembolik miktar gösterilerek açılan davalarda, faizin başlangıç tarihi olarak dava ve ıslah tarihlerini ayrı ayrı belirlemek, Anayasa Mahkemesinin Mümin Gider ve Süleyman Sarnav başvurularında olduğu gibi "bedelinin önemli ölçüde değer kaybına uğratılmaması" ilkesine aykırı olacaktır. Usul ve esas yönünden reddedilen davalarda, kanun yolu üzerine kaldırma ya da bozma nedeniyle yeniden incelenen davada veya bireysel başvuru üzerine yeniden yargılama aşamasında tazminata hükmedilmesi durumunda bu husus kendisini daha belirgin şekilde göstermektedir.
Görülen davada ise, tazminat kalemlerini, zararın tespitine ilişkin yapılan giderler ile davacının yoksun kaldığı kiraların oluşturduğu, bu miktarların ise açılan tam yargı davası açısından belirsiz zararı ifade etmediği görüldüğünden, ıslah müessesinin ortaya çıkardığı sonuç olarak ıslah edilen miktar için faizin başlangıç tarihinin dava tarihine taşınması hukuken olanaklı olmadığından davacının aksi yöndeki iddiasına itibar edilmemiştir.
Vekalet ücreti yönünden incelendiğinde;
Uyuşmazlıkta, tazminat sorumluluğu bulunmayan Çankaya Belediye Başkanlığı yönünden davanın reddedildiği durumda, Çankaya Belediyesi lehine maktu vekalet ücreti ödenmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Ankara 16. İdare Mahkemesince verilen 31/12/2018 günlü, E:2017/325, K:2018/2869 sayılı kararın; Çankaya Belediye Başkanlığı yönünden davanın reddi, tazminat isteminin kısmen kabulü ile 108,69 TL maddi, 5.000,00 TL manevi olmak üzere 5.108,69 TL'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından davacıya ödenmesine ilişkin kısmına yönelik davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının istinaf başvurusunun REDDİNE, maddi tazminat ile manevi tazminat isteminin reddine yönelik davacının istinaf başvurusunun ise KABULÜNE, kararın bu kısmı ile faiz, harçlar ve vekalet ücretine ilişkin bölümlerinin KALDIRILMASINA, 13.223,33 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminat isteminin KABULÜNE, toplamda maddi tazminat isteminin; 100,00 TL'lik kısmının dava tarihinden, 13.232,02 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin anılan idareye tebliğ edildiği 04.06.2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte, hükmedilen manevi tazminatın (toplamda 10.000,00 TL) dava açma tarihi olan 01.02.2017 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü gösterilen dava ve istinaf aşamasına ait davacı tarafından yapılan toplam 1.371,22.- TL (1.195,67 +175,55) yargılama gideri ile davacı vekili lehine kabul edilen tazminat istemi için hesaplanan toplam 2.799,84 TL vekalet ücretinin davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınarak davacıya verilmesine, davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığının istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, hükmedilen tazminat üzerinden hesaplanan 1.593,81 TL nisbi karar harcından davacı tarafından dava aşamasında yatırılan 348,97 TL'nin mahsubu sonucu kalan 1.244,84.- TL'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığından alınarak hazineye irad kaydedilmesine, bu amaçla müzekkere yazılmasına, mahkemece davacıya yazılan 16.04.2019 tarihli müzekkerenin iptal edilmesine, davalı Çankaya Belediye Başkanlığı vekili lehine 1.090,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın taraflara iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 6. fıkrasına göre kesin olarak, 13/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)