(5015 S. K. m. 4, 19) (2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: ...... adresinde 04/09/2014 tarih ve BAY/939-82/34619 sayılı bayilik lisansı kapsamında faaliyet gösteren davacı şirkete ait akaryakıt istasyonunda 11.09.2015 tarihinde yapılan denetimde; alımı yapılan akaryakıt ile otomasyon sisteminde görülen satış miktarları arasında 16.000 litre fark olduğu, otomasyon sisteminin doğru ve sağlıklı çalışmadığının tespit edildiği ileri sürülerek, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19. maddesinin 7.fıkrası uyarınca 80.106-TL idari para cezası uygulanmasına ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 24.06.2017 tarih ve 7050-36 sayılı kararının iptali istemiyle açılmış olan davada; mevzuat hükümleri ve olayın birlikte değerlendirilmesinden; davacının mevzuatta ve 27.06.2007 tarihli ve 1240 sayılı Kurul Kararı'nın ilgili bentlerinde öngörülen yükümlülüklerine uygun davranmadığı ve bu durumun mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil ettiği açık ise de; 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 4. ve 19. maddeleri ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. ve 17. maddelerinde yer alan düzenlemeler gereği, idarî para cezalarının Kanunda alt ve üst sınır belirtilmek suretiyle belirlendiği durumlarda, idarî para cezası vermeye yetkili makamın, 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinin 7. fıkrasında belirtilen idarî para cezası yaptırımı konusundaki takdir yetkisini kullanırken, Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesinde yer alan kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusur ve ekonomik durumunu göz önünde bulundurması ve hangi nedenle idarî para cezasının üst sınırdan verildiğinin yargısal denetime imkân verecek şekilde somut olarak belirtilmesi halinde, idarî para cezasına konu işlemin yargısal denetiminin yapılmasının mümkün olabileceği, ancak dava konusu uyuşmazlıkta davalı idare tarafından idarî para cezasının hangi nedenle üst sınırdan verildiğinin hukuken haklı bilgi ve belgelerle gerekçelendirilemediği, ayrıca bu konuda herhangi bir açıklama da getirilmediği göz önünde bulundurulduğunda, herhangi bir kriter gözetmeksizin salt takdir yetkisinden hareketle 5015 sayılı Kanunun 19. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen üst sınırdan idarî para cezası verilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka ve hakkaniyete uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak ilişkin olarak Ankara 13. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/12/2018 tarih ve E:2017/2224, K:2018/2450sayılı kararın, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesince 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, ...... adresinde 04/09/2014 tarih ve BAY/939-82/34619 sayılı bayilik lisansı kapsamında faaliyet gösteren davacı şirket tarafından, 11.09.2015 tarihinde istasyonda yapılan denetimde alımı yapılan akaryakıt ile otomasyon sisteminde görülen satış miktarları arasında 16.000 litre fark olduğu, otomasyon sisteminin doğru ve sağlıklı çalışmadığının tespit edildiğinden bahisle 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 19.maddesinin 7.fıkrası uyarınca 80.106-TL idari para cezası verilmesine ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 24.06.2017 tarih ve 7050-36 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; yapılan bir ihbar sonucu İnegöl Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatı üzerine 04/09/2014 tarih BAY/939-82/34619 sayılı istasyonlu bayilik lisansı kapsamında; ...... adresinde faaliyet gösteren davacı şirkete ait akaryakıt istasyonunda 11/09/2015 tarihinde yapılan inceleme ve denetimde; ilgili yerlerle yapılan görüşme ve elde edilen bilgilerden; 01/07/2015 - 11/09/2015 tarihleri arasında olmak üzere, Temmuz/2015 ayında 76.043 litre motorin alımı yapıldığı, alınan motorinin 34.395 litresinin dış satış yoluyla istasyona boşaltılmadan satışının yapıldığı, 41.648 litresinin istasyona boşaltıldığı, Ağustos/2015 ayında 109.119 litre motorin alımı yapıldığı, bu motorinin 65.006 litresinin dış satış yoluyla satıldığı, geriye kalan 44.113 litresinin istasyona boşaltıldığı, Eylül/2015 ayında dağıtım şirketinden bayiye satış olmadığı, otomasyon sistemindeki verilerin incelenmesi sonucunda ise; Temmuz-Ağustos/2015 tarihlerinde istasyona 85.761 litre dolum olması gerekirken 49.754 litre olarak tespitinin yapıldığı, otomasyon sistemi verileri ile dağıtım şirketi verilerinin de incelemeye alındığı, bu firmaların yetkili elemanları ile yapılan görüşmede ise; otomasyon sistemindeki farklılığın veri tabanı güncelleme hatasından kaynaklandığının bildirildiği, öte yandan ilgili teçhizat ve donanımlar üzerinde yapılan incelemede; LPG pompasına ait ara birim ünitesinin mühürsüz olarak açıkta bulunduğu, Temmuz/2015 ayına ait ödeme kaydedici cihaz rulolarının olmadığı, istasyon girişinde bulunan fiyat tarife tabelasının çalışmadığının tespit edildiği, elde edilen bu tespitlerle birlikte diğer bilgi ve tespitlerin, dört kişiden oluşan denetim elemanlarınca imza edilen ve toplam üç sayfadan oluşan 11/09/2015 tarihli 329329-329330-329331 sıra nolu tutanağa bağlandığı, bu tutanağı davacı şirketin yetkili elemanı tarafından imzadan imtina edilerek imzalanmadığı, bu bilgileri davalı idareye bildirilmesinden sonra başlatılan soruşturma kapsamında gönderilen 06/10/2015 tarih 49280 sayılı yazı ile Bursa Bilim Sanayi ve Teknoloji Müdürlüğünden;"İstasyonda bir kez de tarafınızca denetim yapılması ve diğer konuların yanı sıra özellikle LPG pompalarındaki sayaçlara ilişkin tespitlerin uzmanlığınız çerçevesinde göz önünde bulundurulması ve sonucundan bilgi verilmesi" istenilmesi üzerine adı geçen Müdürlüğün 27/10/2015 tarihli 85220 sayılı yazısında; LPG yönünden tek olumsuz tespitin LPG sisteminin otomasyona bağlı olmaması olarak bildirildiği; tüm bu bilgi, belge ve tespitlerin incelenmesi sonucu düzenlenen 03/01/2017 tarihli 13 sayılı soruşturma raporunda yer alan görüş ve öne sürülen tekliflerin değerlendirilmesi sonucunda dava konusu işlemin tesis edilmesinden sonra da görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamak amacıyla hazırlanıp yürürlüğe girmiş olan, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun dava konusu fiil ve işlem tarihinde yürürlükte olan‘’Lisans sahiplerinin temel hak ve yükümlülükleri ‘’başlıklı 4.maddesinde;‘’ Lisans, sahibine lisansta yer alan faaliyetin yapılması ile bu konularda taahhütlere girişilmesi haklarını verir. / Lisans ile tanınan haklar; bu Kanunun, ilgili diğer mevzuatın ve lisansta yer alan kayıtlı hususların yerine getirilmesi koşuluyla kullanılır. / Piyasa faaliyetinde bulunanlar, kötüniyet veya tehlikeli eylem sonucunu doğuracak her türlü işlemden özenle kaçınmak, bunların oluşumunun engellenmesi için her türlü tedbiri almak ile istenmeyen durumları en kısa sürede gidermek zorundadır. / Bu Kanuna göre faaliyette bulunanlar; a)Ticarî ve teknik mevzuata uygun davranmak, / b) Çevreye zarar vermemek için gerekli tedbirleri almak, ... İle yükümlüdür. ‘’hükmü, "İdari para cezaları" başlıklı 19.maddesinin 7.fıkrasında ise; "Yukarıda belirtilenlerin dışında kalan ancak bu Kanunun getirdiği yükümlülüklere uymayanlara Kurumca bin beş yüz Türk Lirasından yetmiş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir."düzenlemesi yer almaktadır.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat" deyiminin; Kanun'un, karşılında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlamına geldiği belirtilmiş; 3. maddesinde, bu Kanun'un; idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer Kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde; diğer genel hükümlerinin, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün giiler hakkında uygulanacağı düzenlenmiş; anılan Kanun'un genel hükümleri arasında yer alan " İdari Para Cezaları" başlıklı 17. maddesinin ikinci fıkrasında, idari para cezasının, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebileceği, bu durumda, idari para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumunun birlikte göz önünde bulundurulacağı kural altına alınmıştır.
Anayasa Mahkemesinin dava konusu uyuşmazlıkla benzer nitelikteki bir olay üzerine, İdare Mahkemeleri tarafından, itiraz yoluyla yapmış oldukları başvuru üzerine; 1.11.2017 tarihli ve E: 2017/97; K: 2017/148 sayılı kararında konuya ilişkin görüş ve gerekçelerini şu şekilde belirlemiştir;
‘’ ... 5015 sayılı Kanun’un “Lisans sahiplerinin temel hak ve yükümlülükleri” başlıklı 4. maddesinin dördüncü fıkrasının (l) bendinde; bu Kanun’a göre faaliyette bulunanların kaçak akaryakıt veya sahte ulusal marker elde etmeye, satmaya ya da herhangi bir piyasa faaliyetine konu etmeye yarayacak şekilde lisansa esas teşkil eden belgelerde belirlenenlere aykırı sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipmanı bulundurmamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Kanun’un 4. maddesinin dördüncü fıkrasının (l) bendinde belirtilen bu yükümlülük petrol piyasasında faaliyette bulunan lisans sahiplerinin tamamı yönünden geçerlidir. / Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. / Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi hangi eylemlerin idari yaptırımlarla cezalandırılmasının öngörüleceği, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, yaptırımın ağırlaştırıcı ve hafifleştirici nedenlerinin belirlenmesi gibi konularda kanun koyucu takdir yetkisine sahiptir. Bununla birlikte kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında öngördüğü yaptırımın adil ve hakkaniyete uygun olması gerekmektedir. / 5015 sayılı Kanun’un ve bu Kanun’u değiştiren 5576 ile 6455 sayılı Kanunların genel ve madde gerekçeleriyle yasama sürecindeki tartışmalardan, kanun koyucunun petrolün güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içinde kullanıcılara sunulmasını, bu alandaki faaliyetlerin şeffaf ve istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini ve bu kapsamda petrol kaçakçılığıyla mücadele edilmesi ile tüketicilerin korunması amaçlarıyla etkili bir denetim sisteminin kurulmasını ve caydırıcı cezalar getirilmesini hedeflediği anlaşılmaktadır. / Kanun koyucunun petrol kaçakçılığını önlemek amacıyla bayilere, akaryakıt istasyonunda kaçak akaryakıt veya sahte ulusal marker elde etmeye, satmaya ya da herhangi bir piyasa faaliyetine konu etmeye yarayacak şekilde lisansa esas teşkil eden belgelerde belirlenenlere aykırı sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipmanı bulundurmama yükümlülüğü getirdiği, bu yükümlülüğün ihlal edilmesi hâlinde uygulanacak yaptırımı maktu idari para cezası olarak belirlediği görülmektedir. Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında söz konusu fiillerin karşılığında idari cezalar öngörmesinin kamu yararını sağlamaya yönelik olduğu açıktır. / Kanun’un 19. maddesinde, idari para cezasını gerektiren fiiller ağırlık derecelerine göre gruplandırılarak ihlalin önemine göre farklı idari para cezaları öngörülmüştür. Kanun koyucunun petrol kaçakçılığının boyutları, bu suçlardaki artış ve suçun tespitindeki güçlükleri de göz önünde bulundurarak itiraz konusu kuralla bayilerin kaçak akaryakıt veya sahte ulusal marker elde etmeye, satmaya ya da herhangi bir piyasa faaliyetine konu etmeye yarayacak şekilde lisansa esas teşkil eden belgelerde belirlenenlere aykırı sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipmanı bulundurmama yükümlülüğünün ihlaline Kanun’un diğer bazı hükümlerine göre daha çok önem atfettiği ve cezaları, caydırıcılık fonksiyonunu yerine getirebileceğini takdir ettiği maktu cezalar olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. / Kanunla yapılan düzenlemelerin etkili bir şekilde hayata geçirilebilmesi bakımından, öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak ve yasaklanan fiillerin işlenmesini önlemek için hangi tür ve ölçekte idari yaptırım uygulanacağı kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Maktu olarak belirlenen idari para cezaları, cezayı gerektiren fiili işleyenlerin üzerinde ekonomik durumlarına göre farklı etkiler doğurabilirse de bu durumun adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırılık oluşturduğu söylenemez. Kaldı ki kanun koyucu, itiraz konusu kuralın da yer aldığı 19. maddede farklı fiillere farklı idari yaptırımlar öngördüğü gibi idari yaptırımların hangi hâllerde artırılması ve indirilmesi gerektiğini de düzenlemiştir. Kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında fiilin meydana getireceği neticeleri de dikkate alarak düzenlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön bulunmamaktadır. ... ‘’
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında da vurgulandığı üzere, söz konusu 19. madde kapsamında belirlenen ihlalin varlığı halinde idareye takdir hakkı tanınmış ise de, bu takdir hakkının mutlak ve sınırsız olmadığı, hukukun genel ilkeleri, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle örtüşür bir şekilde kullanılması gerektiği de tartışmasızdır.
Dolayısıyla, 5015 sayılı Kanun Kapsamında belirlenmiş olan fiillerin ihlali halinde uygulanacak olan idari para cezalarının miktarının ve/veya aralığının tespitinde, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17.maddesinde yer alan düzenleme de göz önününde bulundurmak suretiyle, fiilin ağırlığı, failin kastı, kusuru ve ekonomik durumu gibi etkenler, gerek idarenin takdir hakkının hukuksal gerekçesi ve aynı zamanda da, yargısal denetimde hükme dayanak oluşturacak temel ve kaçınılmaz ölçütler olacaktır.
Başka bir ifadeyle, idari para cezaları için 5015 sayılı Kanun’ un 19/7. maddesinde nispi miktar olarak tespit edilmiş olan aralık, belirtilen ölçütler esas alınarak doldurulacak, fiilin ağırlığı, failin kastı, kusuru gibi ağırlaştırıcı nedenlerin varlığı halinde alt sınırdan uzaklaşılarak üst sınıra yaklaşılacak, hafifleştirici nedenler ise bu aralığı üst sınırdan alt sınıra doğru daraltacaktır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile tüm anlatımlar, dava konusu uyuşmazlık ile birlikte değerlendirilecek olursa;
Dava konusu idari para cezasına neden olan fiil ve olayın gelişimi dikkate alındığında; davacıya ait akaryakıt istasyonundaki faaliyete konu verilerin doğru bir şekilde otomasyon sistemine yansıtılmadığı, mevcut otomasyon sisteminin doğru bir şekilde çalıştırılmadığı, bu fiilin her hangi bir ihmalden kaynaklanmadığı, bu durumdan haberdar olunmak suretiyle devamının sağlandığı, öte yandan istasyon otomasyon sisteminin iradi dışı bir sebeple sağlıklı/mevzuata uygun çalışmadığını doğrulayacak hukuki bir gerekçenin de ileri sürülemediği, sonuçta bu yöntemle mevzuatla yasaklanmış olan piyasa faaliyetleri kapsamında ticari faaliyet yürütüldüğü dosyadaki mevcut bilgi ve belgelerden anlaşılmış olup, bu fiilin niteliği itibariyle de iradi bir davranış sonucu gerçekleştiği dolayısıyla, davalı idarenin 5015 sayılı Kanun’un 19/7. maddesinde belirlenen üst sınırdaki tutar üzerinden takdir hakkını kullanmasında hukuka, adalete, hakkaniyete ve ölçülülük ilkesi yanında, 5015 sayılı Kanun amaçlarına aykırılık, dava konusu işlemin iptaline dair aksi yöndeki Mahkeme kararında ise, hukuki isabet görülmemiştir.
Öte yandan, 28.02.2019 tarih ve 30700 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 14.02.2019 tarihli ve 7164 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 32. ve 33. maddeleri ile 5015 sayılı Kanunun "İdari Para Cezaları" başlıklı 19. maddesi ve "İdari Yaptırımlar" başlıklı 20. maddesinde değişiklikler yapılmışsa da; anılan Kanunun 34. maddesiyle 5015 sayılı Kanuna eklenen Geçici 6. maddesinde; "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kurulca idari para cezası verilmemiş olan ve Kurul tarafından belirlenen niteliği itibarıyla düzeltme imkânı bulunan fiiller için, 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen ihtar yapıldıktan sonra sonucuna göre gerekirse idari soruşturma başlatılarak yaptırımlar uygulanır." hükmü gereğince bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce Kurulca verilmiş olan idari para cezaları yönünden ihtar yapılması imkanı bulunmadığından, davacıya anılan fiili nedeniyle Geçici 6. maddesi kapsamında ihtar yapılamayacağı gibi, Kanunun 19. maddesinde yapılan değişiklikle idari para cezalarına getirilen asgari ceza oranlarının yükseltildiği de dikkate alındığında lehe bir durum getirilmediği görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, davalı tarafın istinaf başvurusunun KABULÜ ile Ankara 13. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/12/2018 tarih ve E:2017/2224, K:2018/2450 sayılı kararın KALDIRILMASINA; 2577 sayılı Yasanın değişik 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, davanın REDDİNE; aşağıda dökümü yapılan, mahkeme safhasına ait 197,10.-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf safhasına ait 163,30.- TL yargılama giderinin ve yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.362,00.-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine, posta gideri avansından artan miktarın istenilmesi halinde istinaf başvurusunda bulunan tarafa iadesine, 2577 sayılı Yasa'nın değişik 46. maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay ilgili Dairesine temyiz yolu açık olmak üzere, 11/04/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)