(2709 S. K. m. 125) (3194 S. K. Geç. m. 16)
İSTEMİN ÖZETİ: İzmir İli, Karaburun İlçesi, … Mahallesi, 613 ada, 12 parsel sayılı davacıya ait taşınmaza ilişkin 15.01.2013 günlü, 2013/3 sayılı yapı ruhsatının ve anılan ruhsatın dayanağını oluşturan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile 1/500 ölçekli vaziyet planının yargı kararları ile iptal edilmesinde idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla uğranıldığı iddia edilen, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi zararın, yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılan davada; dava konusu taşınmaz üzerinde yürütülecek inşaat nedeniyle 15/01/2013 tarihinde 2013/3 sayılı inşaat ruhsatının düzenlendiği, taşınmazın bulunduğu alanda yürürlükte bulunan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın anılan tarih itibariyle İzmir 1. İdare Mahkemesi'nin 2010/2037 esasına kayden açılan davada yargılama konusu olduğu, ancak henüz iptali yönünde verilmiş bir karar bulunmadığı, Mahkemece anılan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın inşaat ruhsatının düzenlendiği tarihten sonra, 26/03/2013 tarihinde iptaline karar verildiği, yine davacı adına düzenlenen inşaat ruhsatının düzenlendiği tarihte inşaatın yapılacağı parseli kapsayan alana ilişkin 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı'nın yürürlükte olduğu ve inşaat ruhsatının düzenlendiği tarihten sonra, 10/07/2014 tarihinde iptal edildiği, ayrıca 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın iptali sonrasında, 01/04/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Ön Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile davalı idarenin nazım imar planı yapma konusundaki yetkisinin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na geçtiği; bu nedenle dava konusu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatının düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı kararları doğrultusunda hazırlandığının sabit olması ve üst ölçekli İmar Planlarının iptal edilmesi durumunda alt ölçekli plan ve bunlara bağlı işlemlerin kendiliğinden hukuki geçerliliğini yitirmeyeceğine yönelik yerleşik Danıştay içtihatları da dikkate alındığında, davalı idarenin davacılara ait inşaat ruhsatının iptali konusunda tazmin sorumluluğunu doğuracak herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar veren İzmir 2. İdare Mahkemesinin 07/05/2019 günlü, E:2018/1057, K:2019/592 sayılı kararının; İzmir Büyükşehir Belediyesinin hasım mevkiine eklenmesi gerektiği, üst ölçekli planın tamamen idarenin hizmet kusuru sebebiyle iptal edildiği, yıllarca mağduriyetinin giderilmediği, 14.02.2014 tarihinden itibaren imar barışı müracaatına kadar maddi ve manevi zarara uğranıldığı ileri sürülerek kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesince dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava, İzmir İli, Karaburun İlçesi, …. Mahallesi, 613 ada, 12 parsel sayılı davacıya ait taşınmaza ilişkin 15.01.2013 günlü, 2013/3 sayılı yapı ruhsatının ve anılan ruhsatın dayanağını oluşturan 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile 1/500 ölçekli vaziyet planının yargı kararları ile iptal edilmesinde idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla uğranıldığı iddia edilen, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi zararın, yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralı yer almaktadır.
İdarenin, kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren durumlardan biri olan hizmet kusuru, genel olarak bir kamu hizmetinin kuruluş ve işleyişinde aksaklık ve bozukluk olarak ifade edilmektedir.
İdarenin hukuki sorumluluğunun bir sonucu olarak öngörülen tam yargı davalarındaki amaç, idarenin bir eylemi ya da işlemi nedeniyle uğranılan zararın giderilmesidir. Bu türden bir uyuşmazlık çözümlenirken kesin ve gerçek bir zarar oluşup oluşmadığı ve bu zararın idari hizmetin eksik ya da kusurlu işlemesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. İdarenin tazminle sorumlu olduğu maddî zararın hesaplanmasında, tespiti mümkün olan kesin, belli ve gerçek zararların dikkate alınması, ihtimale dayalı zarar taleplerinin ise reddi gerekmektedir. Bununla birlikte, ilgilisinin, zararın varlığını, nedenleri ve miktarı ile birlikte belgeleyerek ortaya koyması gereği tam yargı davasının ön koşuludur.
Dosyanın incelenmesinden, mülkiyeti davacıya ait İzmir İli, Karaburun İlçesi, ... Mahallesi, 613 ada, 12 parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak 15/01/2013 günlü, 2013/3 sayılı yapı ruhsatının düzenlendiği, anılan taşınmazın da bulunduğu alanda yürürlükte bulunan 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın iptali istemiyle İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 2010/2037 esasına kayden açılan davada, Mahkemenin 26/03/2013 tarih ve K:2013/552 sayılı kararı ile 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı'nın bütününün iptaline karar verildiği, devam eden süreçte üçüncü kişilerce davacıya ait 2013/3 sayılı yapı ruhsatının ve dayanağı imar durum belgesinin iptali istemiyle İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 2013/1057 esasına kayden iptal davası açıldığı, anılan Mahkemece aynı süreçte İzmir 3.İdare Mahkemesi'nin 2013/1266 esasına kayden davacıya ait parsel yönünden 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı ile 1/500 ölçekli Vaziyet Planı'nın iptali istemiyle açılan davada verilen yürütmenin durdurulması kararını gerekçe göstererek davacıya ait yapı ruhsatı ve dayanağı imar durum belgesinin iptaline karar verildiği, anılan iptal kararının gereği olarak, inşaatın 14/02/2014 tarihinde durdurulduğu, anılan durdurma kararından sonra mühür fekki gerçekleştiğinden bahisle alınan ikinci durdurma kararına davacı tarafından İzmir 2.İdare Mahkemesi'nin 2014/639 esasına kayden iptal davası açıldığı, yine aynı bölgeyi kapsayan alandaki 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Revizyonu'nun İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 26/03/2013 tarih ve E:2010/2037, K:2013/552 sayılı kararı ile iptali sonrasında yeni bir nazım imar planının hazırlanmamış olduğu belirtilerek davanın reddine karar verildiği; davacı tarafından, hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla tespit edilen ve bu usulde idarece hizmet kusuru ile yürürlüğe konulmuş bulunan imar planlarına dayanarak kendisine inşaat ruhsatı düzenlenmiş olması ve günümüze kadar yeni imar planlarının yapılmaması sebebiyle inşaatın bitirilememiş olması dolayısıyla uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle 28/06/2017 tarihinde yaptığı başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine, ticari kazanç kaybı/kira geliri mahrumiyeti karşılığı 5.000,00-TL; borçlanılmak zorunda kalınan ek faiz maliyeti karşılığı 5.000,00-TL; inşaatta durmaya bağlı oluşan zararların karşılığı 5.000,00-TL; mühür işlemi sonucunda inşaatta meydana gelen hırsızlık kaynaklı zarar karşılığı 5.000,00-TL olmak üzere şimdilik toplam 20.000,00-TL maddi tazminat ile sosyal ve ekonomik durumunun bozulmasına bağlı olarak yaşadığı elem ve üzüntü kaynaklı manevi zarar karşılığı 100.000,00-TL manevi tazminatın yasal faizleri ile birlikte tazmini istemiyle istinaf incelemesine konu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, manevi tazminat istemi yönünden incelendiğinde;
İdarenin sorumlu olduğu zararlar yalnızca maddî zararlar ile sınırlı olmayıp; idarenin eylem veya işleminden doğan manevi zararların da (diğer koşullar gerçekleşmişse) idare tarafından tazminine karar verilir. manevi zarar; idarenin bir işlemi, eylemi veya eylemsizliği ile bir kimsenin kişi olarak haiz olduğu ve hukukça korunan hayat, vücut bütünlüğü, sağlık, hürriyet, isim, şeref, haysiyet, cinsel ve ruhsal bütünlük gibi kişilik değerlerine yapılan saldırılar sonucu kişinin bu saldırıdan dolayı duyduğu bedeni ve/veya ruhsal acı ve üzüntü olarak tanımlanmakta; manevi tazminatla kişinin bu acı ve üzüntüsünün kısmen de olsa tatmin edilmesi amaçlanmaktadır. Buna göre; manevi tazminata hükmedilebilmesi için, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması veya sona ermesi sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ya da idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması gerekir.
Diğer taraftan, İdare Hukuku ilkelerine göre idarenin tazminat sorumluluğundan söz edebilmek için bir hizmet kusurunun bulunması gerekmektedir. Bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her hukuka aykırılığın manevi tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı da İdare Hukukunun bilinen ilkeleri arasındadır. Gerçekten, idari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle manevi tazminat sorumluluğunu doğuran nedenler arasında tam bir özdeşlik kurmak mümkün değildir. Bir işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması başlı başına manevi tazminat sorumluluğunun varlığını kabule yetmez. Olağan nitelikteki hukuka aykırılıkların (içtihat hatalarının) manevi tazminat sorumluluğuna yol açtığından bahsedilmesine imkân bulunmamaktadır. İdarenin manevi tazminat sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, saptanan hukuka aykırılığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması ve içtihat hatasına dayanmaması gerekmektedir.
-Davacı …İNŞ.SAN. VE TİC.LTD.ŞTİ. açısından değerlendirildiğinde;
Tüzel kişilerin kişilik haklarını; saygınlık, ticarî itibar, sosyal ilişkiler bakımından sahip olunan değer, diğer kurumlar nezdindeki algılanış, mesleki çevrelerdeki konum, güvenilirlik gibi değerler oluşturmaktadır. Bu anlamda, idarî işlem veya eylem sonucunda saygınlığını yitirmesinin, değer kaybına uğramasının veya amaçlarını gerçekleştirmek bakımından zor duruma düşürülmesinin ve ticarî itibar kaybının, tüzel kişiler bakımından tazmin edilmesi gereken manevi zararlar olduğu açıktır.
Uyuşmazlıkta, davacı şirket açısından kişilik haklarını oluşturan değerler açısından zarara uğranıldığı yönünde bir tespit yapılamadığı gibi davacı tarafından da, bu yönde bir iddiada bulunulmadığı görüldüğünden; dava dilekçesinde yer alan iddianın aksine, tüzel kişi olan davacı şirketin elem ve ızdırap duyması, manevi zarara uğraması söz konusu olamayacağından manevi tazminat talebinin reddi gerekmektedir.
- Davacı ....... açısından değerlendirildiğinde ise;
Uyuşmazlıkta, İzmir İli, Karaburun İlçesi, ... Mahallesi, 613 ada, 12 parsel sayılı davacıya ait taşınmaz için 15/01/2013 tarih ve 2013/3 sayılı yapı ruhsatının düzenlenmesi ile başlanılan inşaat çalışmalarının, 14/02/2014 tarihinde yapı tatil zaptı üzerine durduğu, anılan yapı tatil zaptının düzenlenmesi işleminin hukuki dayanağının, yapı ruhsatının yargı kararıyla yürürlüğünün durdurulmuş/iptal edilmiş olması durumu olduğu; yapı ruhsatının iptal edilmesinin ise, temelde 1/5000 ölçekli nazım imar planının iptal edilmiş olması sebebiyle iptaline karar verilen 1/500 ölçekli vaziyet planı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarına dayandığı; İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 26/03/2013 tarih ve E:2010/2037, K:2013/552 sayılı kararı incelendiğinde, anılan 1/5000 ölçekli nazım imar planının iptal gerekçelerinde; alanda etaplama yapılmasının gerekçelerinin bulunmaması, plan onama sınırının ne şekilde belirlendiğinin tespit edilememesi, plana altlık teşkil edecek jeolojik-jeoteknik ve mikro bölgeleme etütlerine dayanan analiz çalışması yapılmamış olması, toprak kabiliyeti, tarım alanı ve tarımsal arazi çalışmalarının yapılmaması ve Tarım İl Müdürlüğünden plana altlık teşkil edecek görüşlerin alınmaması hususlarının sayıldığı, anılan İdare Mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesinin, 21/04/2015 tarihli, E:2013/4798, K:2015/2507 sayılı kararı ile onanmasının akabinde, karar düzeltme isteminin, Danıştay Altıncı Dairesinin, 20/06/2016 tarihli, E:2015/9526, K:2016/4398 sayılı kararı ile reddedilmesiyle kesinleştiği, anılan tarihten sonra davalı idare tarafından planlama çalışması yapılmadığı, 15.03.2019 tarih ve 30715 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 823 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile Karaburun-Ildırı Körfezi Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildiğinden, dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda planlama yetkisinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığına geçtiği görülmektedir.
Davalı idare tarafından, 1/5000 ölçekli nazım imar planının hazırlanması sırasında gerekli çalışmaların yerine getirilmesi sürecinde kusurlu davranıldığı ve anılan yargı kararının gereğinin yerine getirilerek yeni imar planlarının hazırlanmadığı dolayısıyla kamu hizmetinin kusurlu işlediği hususu açık ise de, anılan hizmet kusuru sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için aykırılığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerektiği, işbu uyuşmazlıkta, manevi tazminata hükmedilmesi koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmaktadır.
Uyuşmazlık maddi tazminat istemi yönünden incelendiğinde ise;
Uyuşmazlıkta, davacılar tarafından, yapı ruhsatlarının düzenlendiği 15/01/2013 tarihi ile ilk yapı durdurma tutanağının düzenlediği 14/02/2014 tarihi arasında, (hukuka aykırılığı daha sonra mahkeme kararıyla saptanmış) yapı ruhsatlarına güvenerek inşaata başlanıldığı ve bu dönem içerisinde inşaatlar için yapılan tüm harcamalar (plan, proje, harfiyat, işçilik vb. giderler) nedeniyle bir zarara uğranıldığı kabul edilebilir ise de; inşaatların ilk yapı durdurma tutanağının düzenlediği 14/02/2014 tarihi itibariyle bulunduğu seviyede (kaba inşaatı, bina dış sıvası ve bina iç sıvası-bodrum kat hariç- tamamlanmış, 1. ve 2. kat doğramaları, mekanik ve elektrik tesisatı ana boru imalatları, bina iç ve dış duvar imalatları, bina çatı imalatı tamamlanmış) tutulmadığı, İmar Kanunu hükümleri ile yargı kararlarına uyulmayarak 17/02/2014 tarihinde mühür fekki yapılmak suretiyle inşaata devam edildiği, ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığından taşınmazın tamamı için 3194 sayılı İmar Kanunu'nun Geçici 16.maddesi kapsamında, "3-7 katlı bina" yapı sınıfında olmak üzere başvuru yapılarak yapı kayıt belgesinin alındığı, bu çerçevede taşınmazların yıkılmadığı gibi ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar kullanılacağı; davacılar tarafından, maddi zarar kalemleri olarak gösterilen unsurların bir kısmının ise, ihtimale dayalı zarar talebi niteliğinde olduğu hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacıların, tazmini gereken kesinleşmiş gerçek bir zararının olduğundan bahsedilemeyeceği, bu nedenle maddi tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davacılar tarafından ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemlerinin yukarıda açıklanan nedenlerle reddi gerektiğinden, İdare Mahkemesince farklı bir gerekçe ile verilen davanın reddine ilişkin kararda sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 07/05/2019 günlü, E:2018/1057, K:2019/592 sayılı kararına karşı istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile reddine, aşağıda dökümü yapılan yargılama giderlerinin başvuranın üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin talep edilmesi durumunda derhal, talep edilmemesi halinde ise mahkemesince başvurana iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45.maddesinin 5. fıkrası uyarınca kesin olmak üzere 18/06/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (¤¤)