(2709 S. K. m. 53, 128) (2547 S. K. m. 53/E) (657 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Bolu İdare Mahkemesi'nce dava konusu işlemin iptali yönünde verilen 05/02/2020 gün ve E:2019/546, K:2020/63 sayılı kararın; davalı idare vekili tarafından, davacı hakkında verilen disiplin cezasına karşı itirazın yapıldığı disiplin kurulunda sendika temsilcisinin bulundurulması zorunluluğunun bulunmadığı, 2547 sayılı Kanunun 53/E maddesinde disiplin kurulunun kimlerden oluşacağının kanun koyucu tarafından belirlendiği, sendika temsilcisinin bunlardan biri olmadığı, normlar hiyerarşisi bakımından idarece uygulanması gereken özel nitelikteki temel kanununun 2547 sayılı Kanun olduğu, bu kanunda yer alan açık düzenlemelerin mevcudiyeti karşısında ilgili toplu sözleşme ve yönetmelik hükümlerinin uygulanmasında hukuka uyarlık bulunmadığı, soruşturma aşamasında usule uygun savunma alındığından savunma hakkının kısıtlanmadığı, disiplin cezasına ilişkin olarak idarece yürütülen ceza soruşturmasının "aynı fiilden dolayı iki defa yargılama ve cezalandırma olmaz" ilkesine aykırılık teşkil etmediği, nitekim 2547 sayılı Kanunun 53/A maddesinin (n) bendinde bu konuya ilişkin düzenlemenin mevcut olduğu, geçmiş sicilleri olumsuz olduğundan alt ceza uygulanmadığı, davacı vekili tarafından ise, müvekkilin savunması alınarak soruşturmanın yürütülmediği, bu hususta silahların eşitliği ilkesine aykırı davranıldığı, öte yandan, davacıya 2547 sayılı Kanunun 53-b maddesinin "kınama" başlıklı maddesinde atıf yapılan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gereğince tesis edilen bir disiplin cezası olması ve ilgili hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi göz önünde bulundurularak davaya konu disiplin cezasının bu yönden de iptali gerektiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı savunularak talebin reddine karar verilmesi istenilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4.İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava; .... Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde doktor öğretim görevlisi olarak görev yapan davacı tarafından, hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucu 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B-d,g ve h maddeleri uyarınca kınama cezasıyla cezalandırılmasına dair 21.02.2019 tarih ve 3279 sayılı .... üniversitesi Rektörlüğü işlemi ile bu işleme yapılan itirazın reddine dair 02.05.2019 tarih ve 6967 sayılı .... Üniversitesi Disiplin Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının kınama cezasıyla cezalandırılabilmesi için dava konusu işlemde kınama cezasına esas alınan fiillerden herhangi birinin sübut bulmuş olmasının yeterli kabul edilmesi gerektiğinden, disiplin soruşturma dosyası, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararı ve dosya kapsamındaki tanık ifadeleri dahil tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B maddesinin (h) bendinde yer alan "İş arkadaşlarına ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak" fiilini işlediğinin sabit olduğu, bu kapsamda davacının kınama cezasıyla cezalandırılmasına yönelik işlemde bu yönüyle hukuki isabetsizlik bulunmamakla birlikte, yukarıda anılan mevzuat ve toplu sözleşme hükümleri uyarınca sendika üyesi olduğu sabit olan davacının üyesi bulunduğu sendikanın temsilcisinin davaya konu cezanın verildiği Disiplin Kurulunda yer alması gerekirken, sendika temsilcisi yer almadan toplanan disiplin kurulunda verilen dava konusu disiplin cezasında bu bakımdan hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
İdare mahkemesince, davacının kınama cezasıyla cezalandırılabilmesi için dava konusu işlemde kınama cezasına esas alınan fiillerden herhangi birinin sübut bulmuş olmasının yeterli kabul edilmesi gerektiğinden, disiplin soruşturma dosyası, Düzce Cumhuriyet Başsavcılığının Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararı ve dosya kapsamındaki tanık ifadeleri dahil tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/B maddesinin (h) bendinde yer alan "İş arkadaşlarına ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak" fiilini işlediğinin sabit olduğu, bu kapsamda davacının kınama cezasıyla cezalandırılmasına yönelik işlemde bu yönüyle hukuki isabetsizlik bulunmamakla birlikte, ilgili mevzuat ve toplu sözleşme hükümleri uyarınca sendika üyesi olduğu sabit olan davacının üyesi bulunduğu sendikanın temsilcisinin davaya konu cezanın verildiği Disiplin Kurulunda yer alması gerekirken, sendika temsilcisi yer almadan toplanan disiplin kurulunda verilen dava konusu disiplin cezasında bu bakımdan hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
1982 Anayasasının 53. maddesinde "İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler. Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir." düzenlemesi, 128.maddesinde de "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır." hükmü yer almıştır.
2547 sayılı Kanunun "Disiplin Kurullarının Teşekkülü" başlıklı 53/E maddesinde "Yüksek Disiplin Kurulu Yükseköğretim Genel Kuruludur. Üniversite disiplin kurulu üniversite yönetim kuruludur. Üniversiteye bağlı birimlerin yönetim kurulları disiplin kurulu olarak görev yapar. Rektörlüğe bağlı birimlerdeki disiplin kurulu; akademik personel ve daire başkanı kadrosunun dengi ve üstü kadrolarda bulunanlar için rektör yardımcısı başkanlığında üniversite yönetim kurulunca her takvim yılı başında belirlenen profesör unvanlı dört öğretim üyesinden, memurlar için ise Genel Sekreterin başkanlığında, Hukuk Müşaviri ile Personel Dairesi Başkanından oluşur. Yükseköğretim Kurulu personeli için disiplin kurulu, Genel Sekreterin başkanlığında, I. Hukuk Müşaviri ile Personel, Strateji Geliştirme, İdari ve Mali İşler Daire başkanlarından teşekkül eder. Üniversitelerarası Kurul personeli için disiplin kurulu, Genel Sekreterin başkanlığında Genel Sekreter Yardımcısı ve Hukuk Müşavirinden teşekkül eder. Yüksek Disiplin Kurulu hariç, disiplin kurullarında profesörlerle ilgili hususların görüşülmesinde doçent ve doktor öğretim üyeleri, doçentlerle ilgili hususların görüşülmesinde doktor öğretim üyeleri ve kendileri ile ilgili hususların görüşülmesinde ilgili üyeler görüşmelere katılamazlar. (1) Soruşturmada görev alanlar disiplin kurullarındaki oylamalara, disiplin kurulunda görev alanlar ile disiplin cezası verenler bu cezalara itirazların görüşüldüğü kurullardaki oylamalara katılamazlar. Herhangi bir sebeple disiplin kurullarının teşekkül edememesi halinde eksik üyelikler eşdeğer unvana sahip öğretim üyeleri arasından senato tarafından belirlenen üyelerce tamamlanır.
" hükmü bulunmaktadır.
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun Toplu Sözleşmenin Kapsamı başlıklı 28. maddesinde; "Toplu sözleşme; kamu görevlilerinin mali ve sosyal haklarını düzenleyen mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak kamu görevlilerine uygulanacak katsayı ve göstergeler, aylık ve ücretler, her türlü zam ve tazminatlar, ek ödeme, toplu sözleşme ikramiyesi, fazla çalışma ücreti, harcırah, ikramiye, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, cenaze giderleri, yiyecek ve giyecek yardımları ve diğer mali ve sosyal hakları kapsar" düzenlemesi yer almaktadır.
Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kolları'na Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2018 ve 2019 Yıllarını Kapsayan 4. Dönem Toplu Sözleşmenin İkinci Kısım, Birinci Bölümündeki "Yükseköğretim kurumları disiplin kurullarında sendika temsilcisinin bulunması" başlıklı 20. maddesinde; "(1) Hakkında disiplin soruşturması yürütülen kamu görevlisinin üyesi olduğu sendikanın temsilcisi, yükseköğretim kurumları disiplin ve yüksek disiplin kurullarında yer alır." hükmü yer almıştır.
Anayasamızın 128.maddesinde, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri hariç olmak üzere memurların ve kamu görevlilerinin hakları ve yükümlülükleri ile özlük işlerinin kanunla düzenlenebileceği, 53.maddesinde de; İşçiler ve işverenlerin, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip oldukları, toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağının kanunla düzenleneceği vurgulanmış, Anayasamızın bu amir hükmünün uygulanmasıyla ilgili hükümler ihtiva eden 4688 sayılı Kanunun 28.maddesinde ise, toplu sözleşmelerin mevcut mevzuat hükümleri dikkate alınarak kamu görevlilerine uygulanacak katsayı ve göstergeler, aylık ve ücretler, her türlü zam ve tazminatlar, ek ödeme, toplu sözleşme ikramiyesi, fazla çalışma ücreti, harcırah, ikramiye, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, cenaze giderleri, yiyecek ve giyecek yardımları ve diğer mali ve sosyal hakları kapsayacağı düzenleme altına alınmıştır. Bu maddede toplu sözleşmelerde disipline ilişkin hükümlere yer verilebileceği açıkça düzenlenmemekle birlikte 2547 sayılı Kanunun disiplin kurullarının oluşumunu düzenleyen 53/E maddesinde de bu hususta sendika temsilcisinin bulunması gerektiği yönünde herhangi bir hükme yer verilmediği görülmektedir.
Bu bağlamda, her ne kadar Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kolları'na Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2018 ve 2019 Yıllarını Kapsayan 4. Dönem Toplu Sözleşmenin İkinci Kısım, Birinci Bölüm 20.maddesinde "hakkında disiplin soruşturması yürütülen kamu görevlisinin üyesi olduğu sendikanın temsilcisi, yükseköğretim kurumları disiplin ve yüksek disiplin kurullarında yer alır." şeklinde bir hükme yer verilmiş ve söz konusu hüküm 2012 yılından bu yana yapılan tüm toplu sözleşmelerde benzer şekilde yer almakta ise de, disipline dair hükümlerin kanunilik ilkesine uygun olarak sadece kanunla düzenlenecek hususlar olabileceği ve söz konusu sözleşme hükmüne, Üniversitelerde disiplin kurullarının oluşumunu düzenleyen 2547 sayılı Kanunun 53/E maddesinde yer verilmediği, kaldı ki anılan Kanun hükmünde 09.12.2016 tarih ve 29913 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6764 sayılı Kanunun 32. maddesiyle değişiklik yapılarak "disiplin kurullarının teşekkülüne" ilişkin hüküm yeniden düzenlenmesine rağmen, anılan yeni düzenlemede de "sendika temsilcisine" yer verilmediği, dolayısıyla 2547 sayılı Kanunun 53/E maddesine göre oluşturulan disiplin kurullarında sendika temsilcisinin bulunmasının zorunlu olmadığı kanaatine varılmıştır.
Öte yandan, 2547 sayılı Kanunun 53/E maddesinde son olarak 7243 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 17.04.2020 tarih ve 31102 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikte de disiplin kurullarında sendika temsilcisi bulunması hususuna yer verilmediği görülmüştür.
Bu durumda, İdare Mahkemesince, toplu sözleşme hükümleri uyarınca sendika üyesi olduğu sabit olan davacının üyesi bulunduğu sendikanın temsilcisinin davaya konu cezanın verildiği Disiplin Kurulunda yer alması gerekirken, sendika temsilcisi yer almadan toplanan disiplin kurulunda verilen dava konusu disiplin cezasında bu bakımdan hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de; 2547 sayılı Kanunun 53/E maddesi hükmünde hakkında disiplin soruşturması yürütülen kamu görevlisinin üyesi olduğu sendikanın temsilcisinin yükseköğretim kurumları disiplin ve yüksek disiplin kurullarında yer alacağına dair herhangi bir hükme yer verilmediği dikkate alındığında mahkemesince bu gerekçeye istinaden dava konusu işlemin iptalinde hukuka uygunluk görülmemiştir.
Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında; idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine başvurulabileceği; 3. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği; 4. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu halde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği; 5. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye göndereceği, 6. fıkrasında ise, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir, hükümleri yer almaktadır.
Yukarıda açık metinlerine yer verilen hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, idari yargıda başvuru, inceleme ve yargılama usulüne ilişkin olarak bazı yenilikler getirilmiş, buna göre genel kural, istinaf incelemesine konu olan kararda hukuki isabet görülmediğinin istinaf mercii tarafından tespit edilmesi halinde, dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesi yerine, uyuşmazlığın esasının bizzat çözümlenerek karara bağlanması olup, kararın kaldırılması ile birlikte dosyanın geri gönderilmesi sadece ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâlleri ile sınırlı tutulmuştur.
Bununla birlikte; 2577 sayılı Kanun'un 45/4. maddesinin ikinci cümlesinde yer alan "bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir" hükmünde geçen "işin esası hakkında yeniden bir karar"dan anlaşılması gereken, davaya konu edilen işlemlerin esası hakkında ilk derece yargı yeri olarak hukuka uygunluk denetiminin yapılması ve bu konularda verilmiş nihai bir kararın varlığına işaret etmekte olup, işin esası hakkında daha önce verilmiş bir karar bulunmaması halinde bölge idare mahkemesince verilecek karar ile yapılanın; "işin esası hakkında yeniden bir karar vermek" değil, "işin esası hakkında ilk defa karar vermek" olduğu, dolayısıyla uyuşmazlık ile ilgili olarak işin esasına ilişkin hukuka uygunluk denetimi yapılmadığı ve hüküm kurulmadığı durumlarda, ilk derecede uyuşmazlıkla ilgili verilmiş nihai bir karardan söz edilmesi mümkün olmayıp, istinaf aşamasında Bölge İdare Mahkemesince ilk derecede işin esası hakkında hüküm kurulmayan dava konusu işlemle ilgili olarak uyuşmazlığın esası incelenerek, hüküm kurulması halinde Kanunun öngördüğü iki aşamalı yargısal denetimin gerçekleşmeyeceği açıktır.
Bu nedenle, uyuşmazlık konusu olayda, idare mahkemesince davanın esasına ilişkin olarak davacı hakkında iddia edilen eylemin sübuta erdiği yönünde bir gerekçeye yer verilmiş ise de, hükmün bu gerekçeye istinaden oluşturulmadığı da göz önünde bulundurulduğunda, İdare Mahkemesi kararı hakkında istinaf incelemesi ve bu kapsamda hukuki değerlendirme yapılması olanağı bulunmadığından; iki aşamalı olması gereken yargısal denetimin, ilk aşaması olan ilk derecede yargısal denetimin gerçekleştirilmesi için, davanın esası ile ilgili hüküm kurulmak suretiyle bir karar verilmek üzere İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurularının kabulüne, başvuruya konu mahkeme kararının kaldırılmasına; yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemesine gönderilmesine, Mahkemesince yeniden bir karar verileceğinden bu aşamada yargılama giderleri yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 5. fıkrası gereğincemesin olmak üzere, 12.06.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)