İSTEMİN ÖZETİ: Siirt İdare Mahkemesi'nin 16/01/2020 gün ve E:2016/2297 K:2020/36 sayılı kararın; davacılar ve davalı idare ve müdahiller tarafından, istinaf dilekçelerinde belirtilen nedenlerle ve 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
DAVALI İDARENİN SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
MÜDAHİLLERİN SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacılar tarafından, davacı A. E. 'in hastalığına ilişkin teşhis, rapor veya uygulamaların hatalı ve gecikmeli yapılması sebebiyle sakat kaldığından dolayı uğranıldığı iddia edilen zararların tazminine yönelik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı A. E. için 1.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, davacı H. E. için 200.000,00 TL manevi, davacılar R., Ö., Ö., Y. C. E.'in her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 901.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; uyuşmazlıkta davacı A. E. 'in engelli hale gelmesi ile beynindeki kitlenin geç teşhis edilmesi, tedavilerine geç başlanması arasında herhangi bir illiyet bağının bulunup bulunmadığı, sonradan yapılan tedavi ve uygulamalar göz önünde bulundurularak bu uygulamalar vaktinde yapılsa idi engellilik oranının daha düşük olup olmayacağı, Siirt Devlet Hastanesi'nde davacıya yapılan tıbbi müdahalelerde yapılması gerekenlerin yapılıp yapılmadığı, tıbbi hata, ihmal, kusur olup olmadığı ve engelli hale gelme ile hatalı tıbbi uygulama varsa bile bu olmasaydı tüm tıbbi uygulamalar ve müdahaleler doğru şekilde yapılsaydı davacının iş gücü kaybının oluşup oluşmayacağı, oluşacaksa bile ne kadar olabileceği hususlarını açıklığa kavuşturmak maksadıyla 21/12/2017 tarihli ara kararıyla dosya üzerinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı aracılığıyla bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek, dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildiği, 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda tanzim edilen ve 13/12/2019 tarihinde Mahkeme kaydına giren 25/11/2019 tarih ve 5310 sayılı raporda özetle; "Kişinin 26.03.2015 tarihinde baş ağrısı şikayetiyle Siirt Devlet Hastanesinde Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Ü. S. Ö. 'e başvurduğu, Beyin MR inceleme istendiği, aynı hastanede 26.03.2015 tarihinde çekilen Kraniyal MR tetkikinin 30.03.2015 tarihli, Radyoloji Uzmanı Dr. K. Ç. imzalı kontrastsız kranyal MR raporunun normal sınırlarda olduğunun kayıtlı olduğu, aynı tarihli (log kayıtlarına göre 31.03.2015 tarihli) ve Radyoloji Uzmanı Dr. K. Ç. imzalı kontrastlı kranyal MR raporunda ise; sol temporal bölgede sfenoid sinüs kavernöz segmentine oturan yaklaşık 43x28 mm boyutunda sol ICA kavernöz segmenti çevreleyen sfenoid kanat menenjiomu ile uyumlu yer kaplayıcı lezyon tariflendiği, kişinin 12.04.2016 tarihinde Özel Batman Dünya Hastanesine baş ağrısı, göz ağrısı ve görme kısıtlılığı şikayetleriyle başvurduğu, Siirt Devlet Hastanesinde çekilen kontrastlı kranyal MR tetkikinin 13.04.2016 tarihli, Radyoloji Uzmanı D. E. T. imzalı raporunda; sol temporal bölgede sfenoid sinüs kavernöz segmentine oturan yaklaşık 43x28 mm boyutunda sfenoid kanat menengiomu ile uyumlu yer kaplayıcı lezyon tariflendiği, Özel Batman Dünya Hastanesinde kişiye ameliyat önerildiği, 25.04.2016 tarihinde Özel İstanbul Medicine Hastanesinde ameliyata alınarak sol sfenoid kanat tümörünün eksize edildiği, histopatolojik incelemede; meningioma ile uyumlu bulgular tespit edildiği, 18.01.2017 tarihinde Siirt Devlet Hastanesinde ve 06.03.2019 tarihinde Kurulumuzda yapılan muayenelerinde; sol optik diskte atrofi tespit edildiği anlaşılmakla; kişinin 26.03.2015 tarihinde baş ağrısı şikayetiyle başvurduğu Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahisi Polikliniğinde kontrastlı kraniyal MR tetkiki istenmesi tıbben doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Ü. S. Ö. 'in ifadesinde normal bulgular tespit edilen kontrastsız kranyal MR raporuna göre hastanın Nöroloji Polikliniğine yönlendirildiğinin belirtildiği dikkate alındığında; söz konusu radyolojik tetkik görüntülerinin Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Ü. S. Ö. tarafından değerlendirilmemiş olmasının tıbben eksiklik olarak değerlendirildiği, dolayısıyla Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Ü. S. Ö. 'in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, dosya içerisinde bu tetkik sonucu ile ilgili Radyoloji Uzmanı Dr. K. Ç. tarafından 30/03/2015 tarihinde kontrastsız kranyal MR ve kontrastlı kranyal MR tetkiklerine ait iki farklı rapor düzenlenmiş olduğu, Radyoloji Uzmanı Dr. K. Ç. 'ın ifadesine göre; 30/03/2015 tarihinde kendisinin bilgisi olmadan Sekreter O. Ö. tarafından kontrastsız kranyal MR görüntülerine ait normal olarak değerlendirilen bulgular şablonunun rapor şeklinde sisteme yüklendiği, aslında 30/03/2015 tarihinde kontrastlı MR tetkikinde tespit edilen intrakranyal kitleye ait bulguların kendisi tarafından kasete kaydedilerek Sekreter H. T. 'ya verildiği ve bu bulguların aynı gün rapor halinde Sekreter H. T. tarafından sisteme kaydedilmiş olduğu, ancak 30/03/2015 tarihinde sadece Sekreter O. Ö. tarafından sisteme kaydedilen ve normal olarak değerlendirilen kontrastsız kranyal MR raporunun hastaya verilmiş olduğunu Ocak 2017 tarihinde öğrendiği, Sekreter O. Ö. 'in ifadesine göre; kranyal MR çekildikten sonra 30/03/2015 tarihinde Radyoloji Uzmanı Dr. K. Ç. tarafından değerlendirildiği ve sonucun kendisi tarafından sisteme girildiği anlaşılmış olup, 30/03/2015 tarihinde çekilen kranyal MR tetkikine ait aynı gün iki farklı rapor düzenlenmiş olmasının dikkat ve özen eksikliği olarak değerlendirildiği, ancak bu hususta dosya içinde çelişkili ifadeler bulunduğundan söz konusu raporların kim tarafından ve nasıl düzenlendiği hususunun adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği, kişinin 18.01.2017 tarihinde Siirt Devlet Hastanesinde yapılan muayenesinde; görme kaybının 5 yıldır devam ettiğini ifade ettiği göz önüne alındığında; olay tarihinde kişinin 3 yıldır devam eden görme şikayetleri bulunduğunun kabulü gerektiği, dosyaya ekli grafilerin Kurulumuzca yapılan değerlendirilmesinde; 27.03.2015 tarihli kontrastlı kranyal MR tetkikinde tespit edilen menengiom boyut ve konfigurasyonunda 13.04.2016 tarihindeki kranyal MR tetkiki ile karşılaştırıldığında farklılık izlenmediği birlikte değerlendirildiğinde; intrakranyal iyi huylu tümörün teşhisindeki gecikmenin kişide görme kaybı şeklinde gelişen zarar üzerine katkı düzeyinin tıbben bilinemeyeceği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği.." şeklinde görüş bildirildiği, bilirkişi raporu Mahkememizce hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, Davacının maddi tazminat isteminin incelenmesinden; olayda, davacı A. E. 'in beyninde bulunan kitlenin teşhisinin yaklaşık bir yıl sonra yapıldığı, aradan geçen bir yıllık süre içerisinde beyinde bulunan kitlenin çok büyüdüğü, dolayısıyla davacının bir yıl sonra yapılan teşhis sonucunda yapılan ameliyat sonucunda sağ gözünde görme kaybının oluştuğu ve yatalak hale geldiği, doktorların teşhisi bir yıl önce yapmış olsa idi, davacının bu hale gelmeyeceği, davacının engellilik halinin sebebinin sağlık hizmetinin kötü işlemesi sebebiyle ortaya çıktığı iddia edilmiş ise de, 27.03.2015 tarihli MR tetkikinde tespit edilen tümörün boyut ve konfigurasyonunda 13.04.2016 tarihindeki MR tetkiki ile karşılaştırıldığında farklılık izlenmediği, tümörün iyi huylu olduğu, aradan geçen yaklaşık bir yıllık süre içerisinde tümörün büyüklüğünde herhangi bir değişiklik görülmediği, tümörün teşhisindeki gecikmenin de kişide görme kaybı şeklinde gelişen zarar üzerine katkı düzeyinin tıbben bilinemeyeceği hususlarını ortaya koyan Adli Tıp Kurumu raporu dikkate alındığında, idarenin eylemi ile davacının uğradığını iddia ettiği zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından davacının maddi tazminat talebinin karşılanmasına olanak bulunmadığı, davacıların manevi tazminat istemlerinin incelenmesinden; olayda; davacı A. E. 'in 26/03/2015 tarihinde Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahı Polikliniğine baş ağrısı şikayetiyle başvuruda bulunduğu, davacının gerekli nörolojik muayenesi yapılarak kontrastlı MR tetkiki yapılması istenilmesi üzerine, davacıya kontrastlı yani ilaçlı MR çekimi yapıldığı, MR çekimi sonrasında tetkik sonuçlarıyla ilgili 30/03/2015 tarihinde kontrastsız (ilaçsız) MR ve kontrastlı (ilaçlı) MR tetkiklerine ait iki farklı raporun düzenlendiği, raporun birinde davacıya ait tümörün tespitini içeren doğru kaydın bulunduğu, diğer kayıtta ise tümör tespitini içeren kaydın bulunmadığı, davacıya tümörün tespitini içeren MR kaydı yerine taslak bir MR kaydının verildiği, davacı tarafından kendisine verilen 30/03/2015 tarihinde rapor edilmiş beyin MR sonucunun değerlendirilmesi maksadıyla Beyin Cerrahi Polikliniğine sunulduğu, olay günü görevli uzman hekimin davacıya ait MR sonucunun sistemden kontrolünü yapmaksızın davacı tarafından sunulan MR raporunun incelemesini gerçekleştirerek davacıda olumsuz bir durumun bulunmadığı teşhisinde bulunarak davacıyı Nöroloji Polikliniğine sevk ettiği, davacı tarafından 13/04/2016 tarihinde baş ağrısı şikayeti geçmediğinden Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahı Polikliniğine yeniden başvuruda bulunduğu, davacının yeniden beyin MR'i için Radyoloji birimine sevk edilmesi üzerine çekilen yeni MR raporunda beyinde kitle olduğunun tespit edildiği dikkate alındığında, davacının hastalığının teşhisinin yanlış ve geç yapıldığı, dolayısıyla da sağlık hizmetinin gerektiği gibi sunulamadığı, bu durumda; davacının hastalığının yanlış teşhis edilerek bir yıldan fazla bir süre ağrı çekmesine sebebiyet verildiği, bir yıldan fazla süre sonra hastalığının teşhis edildiği, davacının anılan hastalığı sebebiyle engelli hale geldiği ve dava konusu olayın vehameti ve idarenin olayın bir daha yaşanmaması hususunda gerekli dikkat ve özeni gösterme konusunda uyarma amacı da göz önünde bulundurularak, davacı A. E. için 100.000,00 TL, davacı H. E. için 50.000,00 TL, davacılar R., Ö., Ö. ve Y. C. E.'in her biri için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL manevi tazminata, idareye başvuru tarihi olan 31/08/2016 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın, maddi tazminat istemi yönünden reddine, manevi tazminat istemi yönünden ise kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacı A. E. 'in 1.000,00 TL'lik maddi tazminat istemlerinin reddine, davacıların manevi tazminat isteminin, davacı A. E. için 100.000,00 TL, davacı H. E. için 50.000,00 TL, davacılar R., Ö., Ö. ve Y. C. E.'in her biri için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 250.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 31/08/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat ve faiz istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından; yerel Mahkemenin maddi tazminat ve bir kısım manevi tazminat yönünden davanın reddine ilişkin kararı yerinde olmadığı, Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 25.11.2019 tarih ve 5310 karar nolu raporunun çelişkilerle dolu olduğu, raporun sonuç kısmında Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Ü. S. Ö. 'in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığının belirtildiği, raporun sonuç kısmında görme kaybının 5 yıldır devam ettiği belirtilmiş ise de böyle bir durumun söz konusu olmadığı, doktorun yanlış ve eksik teşhis ve tedavileri sonucu hastanın durumunun gittikçe kötüye gittiği ve bunun sonucunda göz kaybının meydana geldiği, erken teşhis ve tedavi edilmiş olsaydı göz kaybının meydana gelmeyeceği, doktorun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uymadığı erken teşhis ve tedavide bulunmadığı, davalı doktorun ihmal ve kusurunun sabit olduğu, Adli Tıp Kurumunun bu hususları göz önüne alarak rapor hazırlaması gerektiği, hastanın görme kaybının 5 yıldır devam ettiği gerekçesi ile görme kaybı şeklinde gelişen zarar üzerine katkı düzeyinin tıbben bilinemeyeceği gerekçesi ile idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği gerekçesinin tıbben ve hukukun hatalı ve yanlış olduğu, hastadaki göz kaybının yanlış tedavi sonucu ilerlemiş olduğu ve tek gözünün kaybına neden olduğu, diğer göze de kısmen zarar verdiği, hasta İstanbul'da tedavi altına alınıp ameliyatlar geçirdikten sonra görme kaybı oranının sabit kalıp, ilerlemediği, raporun son kısmında davalı radyoloji uzmanı Dr. K. Ç. açısından çekilen MR ile ilgili olarak hazırlanan raporda herhangi bir ihmal olup olmadığı hususunun "... Adli tahkikat ile aydınlatılması gerektiği." diğer davalı idare açısından "... Sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organisazyon hatası tespit edilemediği..." şeklinde beyanda bulunulduğu, idarenin kusuru ve sorumsuzluğunun böylece ortaya çıktığı raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, olayda maddi tazminata hükmedilmesin gerektiren yasal koşulların oluştuğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının çok düşük olduğu ve uğranılan zararı karşılamaktan uzak olduğu ileri sürülerek istinaf incelemesi ile kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı idare tarafından; yerel Mahkeme kararının, maddi tazminat ile manevi tazminatın kısmen reddine ilişkin kısmının onanması gerektiği, ancak davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmesine ilişkin kısmının yerinde olmadığı, Adli Tıp Kurumu 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 25.11.2019 tarih ve 5310 karar no'lu raporunun sonuç kısmında; “Kişinin 18.01.2017 tarihinde Siirt Devlet Hastanesinde yapılan muayenesinde; görme kaybının 5 yıldır devam ettiğini ifade ettiği göz önüne alındığında; olay tarihinden kişinin 3 yıldır devam eden görme şikayetleri bulunduğunun kabulü gerektiği, dosyada ekli grafilerin Kurulumuzca yapılan değerlendirmesinde; 27.03.2015 tarihli kontrastlı kranyal MR tetkikinde tespit edilen menegiom boyut ve konfigurasyonun da 13.04.2016 tarihindeki kranyal MR tetkiki ile karşılaştırıldığında farklılık izlenmediği birlikte değerlendirildiğin; intrakranyal iyi huylu tümörün teşhisindeki gecikmenin kişide görme kaybı şeklinde gelişen zarar üzerine katkı düzeyinin tıbben bilinemeyeceği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur” denilmek sureti ile Bakanlığa izafe dilebilecek bir kusur bulunmadığı belirtildiği halde kurum aleyhine fahiş oranda tazminata hükmedildiği, olayda idarenin hizmet kusurunun söz konusu olmadığı ve davacının görme kaybının Siirt Devlet Hastanesine gelmeden önceki 3 yıldır devam ettiği ve görme kaybının tamamen iyi huylu tümörden kaynaklandığının Yerel Mahkemece hiç bir suretle dikkate alınmadığı ATK raporundan da anlaşılabileceği üzere, davacının görme kaybının Siirt Devlet Hastanesine başvurudan öncesinde hastalıktan kaynaklı olarak mevcut olduğu, idarenin bütün sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmiş olduğu, kuruma atfedilecek bir kusur bulunmadığı, kaldı ki; davacıya yapılan ameliyatın Siirt Devlet Hastanesinde dahi yapılmadığı, davacı başka bir hastanede ameliyat olduğundan illiyet bağının kesildiği, idareye yüklenebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğu davanın reddinin gerektiği ileri sürülerek istinaf incelemesi ile kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılması istenilmektedir.
Müdahil K. Ç. tarafından; davacının 26/03/2015 tarihinde Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahı Polikliniği doktorlarından Dr. Ü. S. Ö. 'e tedavi amacıyla muayene olduğu, anılan doktorun isteği üzerine davacıya kontrastlı yani ilaçlı MR çekimi yapıldığı, kendisinin MR incelemesini tamamladığı, hastane şartlarının yetersizliği sebebiyle normalde harici ses kaydı oluşturması gerekirken filmler üzerinde ses kaydı yaparak gerekli birimlere raporun yazılması için gönderdiği, sağlık kuruluşunda çalışan ve bu raporu yazmakla ilgisi bulunmayan personelce dikkat ve özen yükümlülüğüne uyulmadan kendisinin tespit ettiği tümör bulunan MR kaydı yerine davacıya taslak bir MR kaydının verildiği, davacı A. E. 'in zararının kendi iş ve eyleminden kaynaklı bir sorumluluktan kaynaklanmadığı, yapılan tıbbi müdahalenin kurallara uygun olduğu, davacının iddia ettiği gibi kendisinde meydana gelen görme kaybı ve yatalak olmasının sebebinin kendisinin hazırladığı MR incelenmesinden kaynaklı değil, başka hastanede gerçekleşen ameliyattan kaynaklandığı, kendi eylem ve işlemi ile dava konusu olay arasında hukuki ve tıbbi bağlantı bulunmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğu davanın reddinin gerektiği ileri sürülerek istinaf incelemesi ile kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılması istenilmektedir.
Müdahil Ü. S. Ö. tarafından; dava konusu olayda kendi iş ve işleminden kaynaklı bir sorumluluğunun söz konusu olmadığı, tarafından yapılan müdahalenin tamamen tıbbi kurallara uygun olduğu, yanlış ve ya geç müdahalenin söz konusu olmadığı, yerel mahkemenin eksik araştırması ve incelemesinin söz konusu olduğu, davacı A. E. 'in davalı kurumdaki tedavisi akabinde başka sağlık kuruluşunda ameliyat olduğu ve sağlık hizmeti aldığı, hastanın tümörünün küçülmesine rağmen asıl olarak başka tedavi yöntemlerine başvurması gerekirken son çözüm olması beklenen ameliyatın özel bir sağlık kuruluşunca kendisinden beklenen dikkat ve özen yükümlülüğü kurallarından sonradan müracaat edilen ve tedavi uygulayan sağlık sunucu ve personelinin sorumlu olacağı, olayda herhangi bir kusur ve ihmal var ise bu ameliyatı yapan sağlık kuruluşu ve personellerinin tespiti gerektiği, manevi tazminatın davanın kısmen kabulüne gerekçe olan alınan ATK Başkanlığı raporunun hüküm kurmaya yeterli olmadığı, raporun sonuç kısmında belirtilen "...Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Ü. S. Ö. 'in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı." görüşüne katılmanın mümkün olmadığı, davacıya karşı herhangi bir özensiz davranışının söz konusu olmadığı, hastanın hastalığı konusunda en iyi bir şekilde anlayabileceği dille bilgilendirildiği, nasıl bir yol izlemesi gerektiğinin beyan edildiği, hastaya yapılan teşhis ve tedavi aşaması ile birlikte bu konuda soruşturma izni verilmemesi kararı da gözetildiğinde söz konusu olayda davalının herhangi bir ihmal ve kusuru bulunmadığı ileri sürülerek istinaf incelemesi ile kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılması istenilmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacılar tarafından, davacı A. E. 'in hastalığına ilişkin teşhis, rapor veya uygulamaların hatalı ve gecikmeli yapılması sebebiyle sakat kaldığından dolayı uğranıldığı iddia edilen zararların tazminine yönelik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı A. E. için 1.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, davacı H. E. için 200.000,00 TL manevi, davacılar R., Ö., Ö., Y. C. E.'in her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 901.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İstinafa konu kararın, maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik davacıların istinaf başvurularının incelenmesinden;
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2.fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49.maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İstinafa konu kararın, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmına yönelik davalı ve davalı yanında müdahillerin istinaf başvurularının incelenmesinden;
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Genel kabule göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi, şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması veya idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda nisbeten ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması gerekmektedir.
Olayda; davacı A. E. 'in 26/03/2015 tarihinde Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahı Polikliniğine baş ağrısı şikayetiyle başvuruda bulunduğu, davacının gerekli nörolojik muayenesi yapılarak kontrastlı MR tetkiki yapılması istenilmesi üzerine, davacıya kontrastlı yani ilaçlı MR çekimi yapıldığı, MR çekimi sonrasında tetkik sonuçlarıyla ilgili 30/03/2015 tarihinde kontrastsız (ilaçsız) MR ve kontrastlı (ilaçlı) MR tetkiklerine ait iki farklı raporun düzenlendiği, raporun birinde davacıya ait tümörün tespitini içeren doğru kaydın bulunduğu, diğer kayıtta ise tümör tespitini içeren kaydın bulunmadığı, davacıya tümörün tespitini içeren MR kaydı yerine taslak bir MR kaydının (raporunun) verildiği, davacı tarafından kendisine verilen 30/03/2015 tarihinde rapor edilmiş beyin MR sonucunun değerlendirilmesi maksadıyla Beyin Cerrahı Polikliniğine sunulduğu, olay günü görevli uzman hekimin davacıya ait MR sonucunun (MR görüntüsünün) sistemden kontrolünü yapmaksızın davacı tarafından sunulan MR raporunun incelemesini gerçekleştirerek davacıda olumsuz bir durumun bulunmadığı teşhisinde bulunarak davacıyı Nöroloji Polikliniğine sevk ettiği, davacı tarafından 13/04/2016 tarihinde baş ağrısı şikayeti geçmediğinden Siirt Devlet Hastanesi Beyin Cerrahı Polikliniğine yeniden başvuruda bulunduğu, davacının yeniden beyin MR'i için Radyoloji birimine sevk edilmesi üzerine çekilen yeni MR raporunda beyinde kitle olduğunun tespit edildiği dikkate alındığında, davacının hastalığının teşhisinin yanlış ve geç yapıldığı, dolayısıyla da sağlık hizmetinin gerektiği gibi sunulamadığı görülmektedir.
Bu durumda; davacı A. E. 'in hastalığının yanlış teşhis edilerek bir yıldan fazla bir süre ağrı çekmesine sebebiyet verildiği ve hastalığının teşhisinin gecikmesinin verdiği üzüntü, davalı idarenin hizmet kusurunun varlığı dikkate alındığında Dairemizin manevi tazminat tutarı yönünden ilkesel olarak belirlediği tutar dikkate alındığında, davacı A. E. için 10.000,00 TL, davacı H. E. için 5.000,00 TL, davacılar Rezan, Özkan, Özcan ve Yusuf Can E.'in her biri için ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 31/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesinin, fazlaya ilişkin davacıların manevi tazminat isteminin reddinin gerektiği, bu yönden davalı ve davalı yanında yer alan müdahillerin istinaf başvurularının kısmen kabulünün ve kısmen reddinin gerektiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Siirt İdare Mahkemesi'nin 16/01/2020 gün ve E:2016/2297 K:2020/36 karara karşı yapılan;
1-Maddi tazminat istemi yönünden davacıların istinaf başvurusunun reddine,
2-Manevi tazminat istemi yönünden davacıların istinaf başvurusunun reddine,
3-Manevi tazminat istemi yönünden davalı idarenin ve davalı yanında yer alan müdahillerin istinaf başvurularının kısmen kabulüne ve kısmen reddine,
4-Davacı A. E. için 10.000,00 TL, davacı H. E. için 5.000,00 TL, davacılar R., Ö., Ö. ve Y. C. E.'in her biri için ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL manevi tazminata davalı idareye başvuru tarihi olan 31/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
5-Davanın genelindeki haklılık durumunun değişmesi nedeniyle yargılama giderleri yeniden hesaplanması üzerine, aşağıda dökümü yapılan 1.128,05 TL yargılama giderlerinin, davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 25,04 TL'lik kısmının davalı idare tarafından davacılara verilmesine, kalan yargılama giderlerinin davacıların üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı idare tarafından karşılanan 35,00 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 34,22 TL'lik kısmının davacılar tarafından davalı idareye verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına,
7-Adli yardım kabul kararı gereğince ertelenen ve genel bütçeden karşılanan 1.128,05 TL'nin davacılardan tahsiline ve bunun tahsili için Mahkemesince ilgili merciiye müzekkere yazılmasına,
8-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 1.366,20 TL nispi karar harcının davalı idare üzerinde bırakılmasına,
9-Reddedilen maddi tazminat yönünden istinaf başvurusunun reddedilmesi nedeniyle davalı idare lehine yeniden vekalet ücretine hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
10-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince ve kabul edilen manevi tazminat yönünden 3.000,00 TL avukatlık ücretinin davalı idare tarafından davacılara verilmesine
11-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince ve reddedilen manevi tazminat yönünden 3.000,00 TL avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idareye verilmesine,
12-Aşağıda dökümü yapılan ve müdahil K. Ç. tarafından karşılanan 183,60 TL yargılama giderinin, davanın genelindeki haklılık oranına göre takdiren 179,52 TL'lik kısmının davacılar tarafından müdahile verilmesine, kalan yargılama giderinin müdahil üzerinde bırakılmasına,
13-Aşağıda dökümü yapılan ve müdahil Ü. S. Ö. tarafından karşılanan 183,60 TL yargılama giderinin, davanın genelindeki haklılık oranına göre takdiren 179,52 TL'lik kısmının davacılar tarafından müdahile verilmesine, kalan yargılama giderinin müdahil üzerinde bırakılmasına,
14-Artan posta gideri avanslarının mahkemesince ilgililerine iadesine,
15-Müdahil K. Ç. tarafından istinaf aşamasında yersiz yatırılan 54,40 TL maktu karar harcının, istenmesi halinde ilgililerince müdahile iadesine,
16-Müdahil Ü. S. Ö. tarafından istinaf aşamasında yersiz yatırılan 54,40 TL maktu karar harcının, istenmesi halinde ilgililerince müdahile iadesine,
17-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 46/1- (b). maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 23.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(¤¤)