İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, kendisinin, 1996 yılından beri öğretmenlik mesleğini icra ettiği, en son 2013 yılında davalı idarenin Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü emrine "eğitim uzmanı" olarak atandığı, buradaki görevine devam etmekte iken davalı idarece 19.07.2016 tarihli Olur'a istinaden hazırlanan "FETÖ ile iltisaklı olanlar listesi"ne adının dahil edilmesi sonrasında görevinden uzaklaştırıldığı işleminin iptali ile 30.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 19.07.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada; dava konusu manevi tazminat isteminin idarenin haksız eylemlerine ve uygulamalarına dayandırıldığı anlaşılmadığı, bu eylemlere/uygulamalara davacının istifa ettiği 15.02.2017 tarihinde son verildiğinin kabulü gerekmekte olup, yukarıda anılan Kanunun 13. maddesi uyarınca bu tarihten itibaren (kaldı ki eylemlerin öğrenildiği tarihin daha erken olduğu da izahtan varestedir.) bir yıl içerisinde yani 15.02.2018 tarihine kadar davalı idareye başvurulması gerekmekte iken somut olayda başvurunun 22.06.2018 tarihinde yapılması karşısında davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun'un 14/3-e ve 15/1-b maddeleri uyarınca davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin olarak Ankara 7. İdare Mahkemesi'nce verilen 25/12/2019 gün ve E: 2018/1670, K: 2019/2977 sayılı kararın, davacı vekili tarafından, davanın süresinde açıldığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek, istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10.İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, kendisinin, 1996 yılından beri öğretmenlik mesleğini icra ettiği, en son 2013 yılında davalı idarenin Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü emrine "eğitim uzmanı" olarak atandığı, buradaki görevine devam etmekte iken davalı idarece 19.07.2016 tarihli Olur'a istinaden hazırlanan "FETÖ ile iltisaklı olanlar listesi"ne adının dahil edilmesi sonrasında görevinden uzaklaştırıldığı işleminin iptali ile 30.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 19.07.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Ankara 7. İdare Mahkemesi'nin 25/12/2019 günlü E:2018/1670, K:2019/2977 sayılı kararıyla, davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Davacı anılan karara karşı istinaf yoluna başvurmakta ve kararın kaldırılmasını istemektedir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, kendisinin, 1996 yılından beri öğretmenlik mesleğini icra ettiği, en son 2013 yılında davalı idarenin Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü emrine "eğitim uzmanı" olarak atandığı, buradaki görevine devam etmekte iken davalı idarece 19.07.2016 tarihli Olur'a istinaden hazırlanan "FETÖ ile iltisaklı olanlar listesi"ne adının dahil edilmesi sonrasında görevinden uzaklaştırıldığı, 25.08.2016 tarihinde görevden uzaklaştırma tedbirine son verildiği, 15.02.2017 tarihinde istifa etmek zorunda kaldığı, devamında hakkında yürütülen adli soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 09.03.2018 tarih ve 2016/139284 soruşturma, 2018/30012 karar sayılı kararı ile hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, tüm bunlara davalı idarece söz konusu listeye adı eklenmek suretiyle sebep olunduğu ve 22.06.2018 tarihinde manevi tazminat istemi ile davalı idareye başvuruda bulunulduğu, talebinin 03.07.2018 tarih ve E.12719593 sayılı işlemle reddedildiği belirtilerek isminin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde davalı idare tarafından düzenlenen "FETÖ ile iltisaklı olanlar listesi"ne dahil edilmesi ve buna bağlı olarak haksız idari eylem ve uygulamalara maruz bırakılması ve kişilik haklarının ihlal edilmesi iddialarıyla 30.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 19.07.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi talep edilmektedir.
Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağandışı zararların idarece tazmini, Anayasa'nın 125. maddesi gereğidir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." hükmüne yer verilmiştir.
İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davası açılabilmesi için, zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliğinin ve yol açtığı zararın kesin olarak ortaya çıkması zorunludur.
Bu itibarla; ancak, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi halinde zararın öğrenilmiş sayılacağının kabulü gerekmektedir.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Dolayısıyla zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliği ve yol açtığı zarar bazen eylemin yapılmasıyla veya olayın gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu da ortaya çıkabilmektedir.
Esasen, idari eylemin tamamlandığı ve zararın tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen bir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Uyuşmazlıkta davacı tarafından davalı idarenin "Silahlı Terör Örgütüne Üye olma" suçunu işlediği iddiasıyla yaptığı eylemlerinin hukuka aykırılığının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 09/03/2018 günlü Soruşturma No:2016/13928 sayılı soruşturmasında verilen kamu adına kovuşturmasına yer olmadığına ilişkin karar ile öğrendiğinin kabulü gerekmektedir.
İdare Mahkemesince, idarenin haksız eylem/uygulamalara davacının istifa ettiği 15/02/2017 tarihine son verdiğinin kabul edildiğinden bahisle bu tarihten itibaren bir yıl içinde başvurulması gerekirken bu süre geçtikten sonra yapılan başvuru nedeniyle davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, davalı idarenin sorumluluğunun net ve açık olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile belirlendiği, 2577 sayılı yasanın 13. Maddesinde belirtilen bir yıllık sürenin de bu kararın tebliğ tarihinden itibaren başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 09/03/2018 tarihli kararı üzerine 1 yıl içinde davacının idareye başvurduğu dikkate alındığında davanın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, davanın süreaşımı yönünden reddi yolundaki kararda hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; davalı idare vekili tarafından, istinaf isteminin KABULÜNE, istinafa konu Ankara 7. İdare Mahkemesi'nce verilen 25/12/2019 gün ve E: 2018/1670, K: 2019/2977 sayılı kararın KALDIRILMASINA,2577 sayılı Yasa'nın 45/5 maddesi uyarınca esastan karar verilmek üzere DAVA DOSYASININ MAHKEMESİNE İADESİNE, kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verileceğinden bu aşamada yargılama giderleri yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2577 sayılı Yasanın değişik 45.maddesinin 5.fıkrası uyarınca kesin olarak 17/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)