İSTEMİN ÖZETİ: Gaziantep 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 14/11/2019 gün ve E:2017/952, K:2019/1068 sayılı kararın; davacı ve davalılardan İçişleri Bakanlığı ile Kilis Valiliği tarafından istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle istinaf yoluyla incelenerek aleyhe olan kısımlarının kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı tarafın istinaf talebinin reddi ile, kararın aleyhe olan kısmının bozularak davanın reddi yönünde karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı tarafın istinaf talebinin reddi ile, kararın aleyhe olan kısmının bozularak davanın reddi yönünde karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
DAVACI SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
KİLİS VALİLİĞİ SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacı tarafından, 18.04.2016 tarihinde Suriye Ülkesi'nden Kilis İli'ne fırlatılan roket mermisinin patlaması sonucunda çocukları M. M.H. ile T. M. H.'nun hayatını kaybettiği, 07.03.2017 tarihinde tazminat ödenmesi istemiyle idareye başvurulduğu, bu başvurunun reddi üzerine (19.07.2019 tarihli dilekçe ile ıslah edilmiş haliyle) 177.668,72-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; Dosyadaki bilgi ve belgeler ile muhtelif tarihli ara kararlarına verilen cevabi yazılar birlikte incelendiğinde, davacı yakınlarının vefatına neden olan olayın terör olayı olduğu, vefat eden davacı yakınlarının da terör örgütü ile bir ilgisinin bulunmadığı, terör saldırısından zarar gören olduğu tespit edildiği, davacı yakınlarının ölümüne neden olan olayla ilgili idareyi kusurlandıracak sebebin olmaması nedeniyle davalı idarelerin kusur sorumluluğundan bahsetmeye hukuken olanak bulunmadığı, olayın, Devlete ve Anayasal düzeni yıkmaya yönelik olması, zarar gören bireye karşı kişisel husumetten kaynaklanmaması başka bir ifadeyle zarara uğrayan kişinin kendi kusur ve eylemleri sonucu değil toplumun bir bireyi olması nedeniyle zarar gördüğünden ortaya çıkan bu zararının özel ve olağan dışı niteliği de dikkate alınarak terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önlemeyen idarelerce sosyal risk ilkesine göre topluma pay edilmesi suretiyle tazminin hakkaniyete ve sosyal devlet ilkesine uygun olacağı, "sosyal risk ilkesi" gereğince, yukarıda belirtilen olayda M. M.H.ile T. M.H.'nun vefatı nedeniyle davacının uğradığı manevi zararın tespiti gerektiği, doktrin ve yargı içtihatlarında açıkça ortaya konulduğu üzere, manevi tazminat; gerçekte bir tazmin aracı olmayıp, tatmin aracıdır. İdarenin hukuka aykırı eylem veya işlemleri nedeniyle manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen, duyduğu elem, ıstırap, üzüntü ve sarsıntı nedeniyle yaşama zevki azalan kişiye manevi tazminat adı ile bir miktar para verilerek, kişinin bu yoldan kısmen giderilmesine yönelik bir tatmin aracı olduğundan, söz konusu hususların gerçekleştiğinin tespit edilmesi halinde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik ve bir manevi tatmin aracı olan manevi tazminata hükmedilebilmesi, ancak bir manevi zararın mevcut olması halinde mümkündür. Manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntı karşılığı olarak takdir edilecek olan manevi tazminatın belirlenmesinde, davanın davacıları ile müteveffanın yaşı ve olayın meydana geliş şekli gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği, buna göre, 18.04.2016 tarihinde Suriye Ülkesi'nden Kilis İli'ne fırlatılan roket mermisinin patlaması sonucunda vefat eden T. M. H. ile M. M. H.'nun Suriye uyruklu ve sırasıyla 01.01.2004, 01.01.2008 Azaz doğumlu oldukları, dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; manevi değerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntı karşılığı olarak, takdiren davacının çocukları T.M. H. ile M. M. H.'nun her biri için 50.000,00-TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, hükmedilen manevi tazminata, idarenin temerrüte düştüğü tarihten itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiğinden başvuru dilekçesinin idareye tebliğ edildiği tarihten önceki döneme ilişkin yasal faiz işletilmesi talebinin reddine hükmetmek gerektiği, Davanın, maddi tazminat istemine ilişkin kısmına gelince; 19.09.2019 tarihli ara kararıyla, davacı ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nden "mütevefaa M. H.ile T. M. H.'nun ve davacı F.C.'in ülkemize yasal yollardan girdiğini gösterir bilgi ve belgelerin, ayrıca, müteveffa M. H.ile T. M.H.'nun ve davacı F.C.'in ülkemizde ikamet edebileceğine ilişkin oturma izninin ve çalışma izninin bulunup bulunmadığının sorulmasına ve varsa oturma izin belgesi ile çalışma izin belgesinin gönderilmesinin'' istenildiği, davacı vekili tarafından sadece davacının yerleşim yeri adres bilgisine ilişkin belge sunulduğu, ara kararımıza yönelik olarak herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 16.10.2019 tarihli cevabi yazısında ise, davacının 01.09.2012 tarihinde ülkemize yasal olmayan şekilde giriş yaptığı, 23.06.2017 tarihinde Kilis-Öncüpınar Kara Hudut Kapısından çıkış yaptığı, 03.07.2017 tarihinde aynı kapıdan yasal olarak giriş-çıkış yaptığı, müteveffa çocukların yasal giriş çıkışına dair herhangi bir bilgiye rastlanılmadığı, ayrıca, davacının geçici koruma statüsünde ülkemizde bulunduğu, ikamet izni ve çalışma izninin bulunmadığı, müteveffa çocukların da geçici koruma statüsünde ülkemizde bulundukları ancak ölü olarak belirtilmeleri nedeniyle geçici korumalarının sona erdiği yönünde bilgi sunulduğu, bu bağlamda müteveffa çocukların ülkemizde oturma ve çalışma izin belgelerinin olmadığı anlaşıldığından, çalışamayacak ve dolayısıyla da gelir getiremeyecek durumda olan kişilerin vefatı nedeniyle davacı için destekten yoksun kalma tazminatının ve bu kapsamda maddi tazminatın ödenmesine de hukuken olanak bulunmadığından davacıların maddi tazminat taleplerinin reddi gerektiği gerekçesiyle, davacının manevi tazminat isteminin (her bir çocuk için 50.000,00-TL olmak üzere) 100.000,00-TL'lik kısmının kabulüne, geriye kalan 100.000,00-TL'lik kısmı ile (19.07.2019 tarihli dilekçe ile ıslah edilmiş haliyle) 177.668,72-TL'lik maddi tazminat istemi yönünden ise davanın reddine, kabul edilen toplam 100.000,00-TL manevi tazminatın başvuru dilekçesinin idareye tebliğ edildiği 07.03.2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, idareye başvuru tarihinden önceki döneme ilişkin yasal faiz işletilmesi talebinin ise reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından; Kabul edilen manevi tazminat miktarının çok düşük olduğu ve uğranılan zararı karşılamaktan uzak olduğu, maddi tazminat talebinin ise tamamen reddedildiği, redde ilişkin kararın gerekçesinin yerinde olmadığı, davacı annenin geçici koruma belgesinin bulunduğu dikkate alındığında zamanla çalışma ve oturma izninin olacağını kabul etmek gerektiği, çalışma izni olmasa dahi Geçici Koruma Sağlanan Yabancıların Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik'in 5. ve 7. Maddesinde çalışma izni muafiyetine ilişkin düzenlemelerin bulunduğu, geçici koruma altındaki müteveffaların çalışıp gelir elde edemeyeceği gerekçesiyle verilen kararın usul ve yasalara aykırı olduğu, davacı annenin velayetinden dolayı müteveffaların izin belgesi bulunmadığı, 18 yaşını doldurduklarında müteveffaların oturma ve çalışma izin belgesi alacağının aşikar olduğu, yabancı kişilerin terör olaylarından dolayı meydana gelen zararlarının karşılanmayacağına dair bir hükmün mevzuatta bulunmadığı ileri sürülerek istinaf incelemesi yolu ile kararın bu yönlerden kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından; İdarenin patlamanın meydana gelmesinde ağır hizmet kusurunun bulunması halinde sorumlu olacağı, bir olayda idarenin hizmet kusurunun varlığından söz edilebilmesi için, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetlerinde kuruluş, işleyiş ya da personel açısından gereken emir ve talimatların verilmemesi, denetimin yetersiz olması, hizmete tahsis edilen araç ve gereçlerin hizmet gereklerine uygun ve yeterli olmaması, gereken önlemlerin alınmaması veya geç ya da yetersiz alınması gibi nedenlerle bir aksaklık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik veya sakatlık meydana gelmiş ve oluştuğu ileri sürülen zararın da bundan kaynaklanmış olması gerektiği, olayının oluşumu ve niteliği dikkate alındığında idarenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk yönünden ise uygun illiyet bağının bulunmadığı, olayın 3. kişinin eyleminden kaynaklandığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı Kilis Valiliği tarafından; İdarenin olayın meydana gelmesinde ağır hizmet kusurunun bulunması halinde sorumlu olacağı, bir olayda idarenin hizmet kusurunun varlığından söz edilebilmesi için, idareye yüklenilebilir bir eylemin bulunması, zararla eylem arasında illiyet bağı kurulması gerektiği, davalı idarenin olayda kusurlu veya kusursuz sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, zararın 3. kişinin eyleminden kaynaklandığı, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğu, ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
5233 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu; 2. maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı belirtilmiş; 7'nci maddesinde "Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: ... a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar..", 8'inci maddesinde "7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.", 12'nci maddesinde "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra ... uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir... Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır..." hükümlerine yer verilmiştir.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Terör olayları nedeniyle meydana gelen zararların tazminini öngören 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarından doğan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarında idari yargı yerlerince 5233 sayılı Kanun dışında sosyal risk ilkesinin uygulanması olanağını ortadan kaldırmıştır.
Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı tazmin istemlerinin anılan Kanun ile yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde karara bağlanması zorunludur. Ancak, 5233 sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmamaktadır.
Bu halde öncelikle terör olayı olduğu kabul edilen dava konusu olayda; idarenin hizmet kusuru sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının araştırılıp bu haller yok ise kusursuz sorumluluğun türü olan sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 sayılı Kanun kapsamında olayı değerlendirmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Kilis İli, Merkez İlçesi, Kilis Öğretmen Evi civarına 08.04.2016 tarihinde Suriye sınırından atılan roketin düşmesi sonucunda davacı (Suriye Uyruklu) çocuklarının vefat etmesi neticesinde idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğundan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle 07/03/2017 tarihinde İçişleri Bakanlığı'nın kayıtlarına giren dilekçe ile yapılan başvurunun reddi üzerine 177.668,72-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İncelenen dosyada, İdare Mahkemesi tarafından yapılan ara kararlar üzerine dosyaya giren bilgi ve belgelere göre; olaya ilişkin olarak davalı idarelere ulaşan herhangi ihbar ve istihbari bilginin bulunmadığı ve olaya neden olan roketin Suriye'den atıldığının tespit edildiği hususları gözönünde tutularak idarelerinin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluğundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, olayda, Suriye ülkesinden Kilis İline fırlatılan roket nedeniyle davacının yakınlarının (çocuklarının) vefat etmesinde kamu hizmetinin yürütülmesinde idareye bir kusur atfedilemeyeceği, uyuşmazlığın sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde ve manevi tazminat istemine ilişkin uyuşmazlığın ise genel hükümler kapsamında karara bağlanması gerekmektedir.
İstinafa konu kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin davacı tarafın istinaf başvurusunun incelenmesinden;
Bakılan dava, genel hükümler kapsamında açılmış olsa da, hükmedilecek tazminat tutarının sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olarak kabul edilen 5233 sayılı Yasa ile öngörülen tazminat tutarını geçemeyeceği açıktır.
5233 sayılı Kanunun 9.maddesinde "Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. .... Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. " hükmü düzenlenmiştir.
Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınması, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır (Danıştay 10. Dairesi'nin 07.07.2020 tarihli ve E:2019/3031, K:2020/2661 sayılı kararı, Anayasa Mahkemesi'nin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararı).
Olayda, davacıların yakını, terör olayı nedeniyle vefat etmiştir. Olay nedeniyle davacının 07/03/2017 tarihli başvurusu üzerine 16/03/2017 tarihinde talebinin reddedildiği görülmektedir.
Yukarıda anılan mevzuat ile Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin içtihatı gereğince davacının lehine olacak şekilde son işlem tarihinde geçerli olan gösterge ve katsayı üzerinden maddi zararının hesaplanmasının gerektiğinden, 2017 yılının ilk dönem cetveli Dairemizce hükme esas alınmıştır.
Bu durumda 2017 yılının ilk dönemi için geçerli olan hesap cetveline göre ölüm için ödenecek tazminat tutarı olan 33.620,30 TL'nin vefat edenlerin mirasçılarına miras hissesi oranında ödenmesi gerekmektedir.
Bu durumda olay nedeniyle vefat eden M. H. açısından davacı anne için tespit edilen 16.810.15 TL'nin (33.620,30 TL'nın miras payı olan 1/2 oranında), T. M. H. açısından davacı anne için tespit edilen 16.810.15 TL'nin (33.620,30 TL'nın miras payı olan 1/2 oranında) olmak üzere toplam 33.620,30 TL maddi tazminatın 10.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 07/03/2017 tarihinden itibaren, 23.620,30 TL'lik kısmının ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 31/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesinin ve fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddinin gerektiği sonucuna varıldığından, maddi tazminat talebinin reddine ilişkin idare mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
İstinafa konu kararın, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin davalı idarelerin istinaf başvurusunun ve manevi tazminat istemlerinin kısmen reddine ilişkin davacıların istinaf başvurusunun incelenmesinden;
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2.fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49.maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın bu kısmının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Gaziantep 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 14/11/2019 gün ve E:2017/952, K:2019/1068 sayılı kararına karşı yapılan;
1-Maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik davacı tarafın istinaf başvurusunun kısmen KABULÜNE kısmen REDDİNE,
2-Manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin davalı idarenin istinaf başvurusunun reddine,
3-Manevi tazminat isteminin kısmen reddine ilişkin davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine,
4- 33.620,30 TL maddi tazminatın 10.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 07/03/2017 tarihinden itibaren, 23.620,30 TL'lik kısmının ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 31/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
5-Davanın genelindeki haklılık oranının değişmesi nedeniyle yargılama giderleri yeniden hesaplanması üzerine, 1.193,45 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 422,25 TL'lik kısmının davalı idarelerce davacıya verilmesine, kalan yargılama giderinin davacılarının üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı idareler tarafından karşılanan 135,00 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 87,24 TL'lik kısmının davacı tarafından davalı idarelere verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı idareler üzerinde bırakılmasına,
7-Hükmedilen tutar üzerinden hesaplanan 9.127,60 TL nispi karar harcından dava safahatında davacı tarafından ödenen 1.321,82 TL nisbi karar harcın davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine, bakiye 7.805,78 TL nisbi karar harcının davalı idare üzerine bırakılmasına,
8-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen maddi tazminat yönünden 5.043,05 TL avukatlık ücretinin davalı idareler tarafından davacıya verilmesine,
9-Davacının hak arama özgürlüğü dikkate alınarak ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat yönünden 5.043,05 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye verilmesine,
10-Manevi tazminata ilişkin davacı ve davalı idarelerin istinaf istemleri reddedildiğinden yeniden taraflar lehine vekalet ücretine hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,
11-Peşin yatırılan posta gideri avanslarının kullanılmayan kısımlarının ilgililerine iadesine,
12- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-b maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 11.01.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)