İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, 667 sayılı KHK ile kapatılan … Danışmanlık İnsan Kaynakları Özel Eğitim Gıda Turizm ve Ticaret Anonim Şirketine bağlı eğitim kurumunda işçi statüsünde çalışmakta iken, işyerinin KHK ile kapatılması nedeniyle tahsil edilemeyen işçilik ücreti ve kıdem tazminatı alacağının ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine yönelik Rize Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün 26.04.2019 tarih ve E.3229 sayılı işleminin iptali ile ödenmemiş 4.067,00-TL ücret ve 6.675,89-TL kıdem tazminatının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle açtığı davada; davanın reddine karar veren Rize İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 06/03/2020 gün ve E:2019/406, K:2020/163 sayılı kararının; idareye yapılan başvurunun usule uygun şekilde yapıldığı ve 04.04.2019 tarihli başvuru dilekçesinde hak iddiasına ilişkin alacak tutarının açık ve somut bir şekilde belirtildiği, 04/04/2019 tarihli dilekçenin yeni bir başvuru olmayıp, 19/09/2016 tarihli başvuru dilekçesinin yenilenmiş ve ayrıntılandırılmış hali olduğu, dilekçe ekinde banka hesap hareketlerinin bulunduğu, bu kapsamda dilekçenin içeriğinde …. A.Ş. tarafından kendisine yapılan maaş ödemelerine dair hesap hareketi açıklamasının bulunduğu ve alacak kalemlerinin de dilekçede ayrıntılı olarak yer aldığı, idarenin ret cevabının Tebligat Kanunu'na aykırı olarak kendisine tebliğe çıkarılmadığı, sonuçlarının tarafına yükletilmesinin hukuka aykırı olduğu, başvurusuna idarenin cevap verdiğinden habersiz olduğu, kendisinin alacak bilgilerine ilişkin her türlü bilgi belge ve evrakın başvuruyu inceleyen idarenin elinde mevcut bulunduğu, gerçek bir hizmet ilişkisi sonucunda doğan ve kanundan kaynaklanan ücret ve tazminat alacaklarının kendisine ödenmesinin gerektiği ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davalı idareler tarafından, 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 16. maddesinin 4. Fıkrası hükmü uyarınca işbu kararın kesin olarak verilmesi gerekirken kanun yolu açık şekilde verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, istinaf incelemesine tabi tutulmaması gerektiği, 19.09.2016 tarihli dilekçesinin ise bu kapsamda olmadığı, davacı tarafından dilekçesi ekinde alacak talebine ilişkin kanaat getirici bilgi, belge sunulmadığı gibi, dilekçesi içeriğinde öngörülebilir tutar dahi belirtilmediği, 667 sayılı KHK ile kapatılan şirket …….Danışmanlık ve İnsan Kaynakları Özel Eğitim Gıda Turizm ve Ticaret A.Ş hakkında İnceleme ve Değerlendirme Komisyonunca inceleme ve tespit sürecinin tamamlandığı ve 14.03.2017 tarihli ve 2017-A-2464/4 sayılı Görüş ve Öneri Raporu tanzim edildiği, dilekçesinin işleme konulmadığı ve tespite konu edilmediği, bu kapsamda anılan Kanun hükmünde belirtilen şartları taşımayan dilekçesinin yok hükmünde kabul edilmesinin gerektiği, davacının 10.04.2019 tarihinde idarenin kaydına giren dilekçesinin belirtilen şartları ihtiva eden bir dilekçe olduğu düşünülse dahi 670 sayılı KHK'nın 5. maddesinin yürürlük tarihinden itibaren 60 günlük hak düşürücü sürede başvuru yapılmadığı, süresinde ve usulüne uygun düzenlenmeyen dilekçeye dayanılarak alacak talepli işbu davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinin gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, davacının, 667 sayılı KHK ile kapatılan ....... Danışmanlık İnsan Kaynakları Özel Eğitim Gıda Turizm ve Ticaret Anonim Şirketine bağlı eğitim kurumunda işçi statüsünde çalışmakta iken, işyerinin KHK ile kapatılması nedeniyle tahsil edilemeyen işçilik ücreti ve kıdem tazminatı alacağının ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine yönelik Rize Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün 26.04.2019 tarih ve E.3229 sayılı işleminin iptali ile ödenmemiş 4.067,00-TL ücret ve 6.675,89-TL kıdem tazminatının yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi Hakimliği'nce; davacı tarafından, dava dilekçesinde talep edilen ücret ve kıdem tazminatı alacak kalemlerinin ayrı ayrı ve denetime elverişli bir biçimde açıkça belirtilmesine karşın, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesinin 1. fıkrası kapsamında davalı idareye yapılan 19.09.2016 ve 04.04.2019 tarihli başvurularda, hak iddiasına ilişkin alacak tutarının açık ve somut bir şekilde belirtilmediği gibi, kapatılan işyerinde çalışma olgusunun varlığının ispatına yönelik herhangi bir bilgi ve belgenin de ibraz edilmediği, bu durumda, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5. maddesinin 4. fıkrasında belirlenen usule aykırı olarak hak iddiasında bulunduğu sabit olan davacı hakkında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan; dava konusu işlemde hukuka aykırılık olmadığı sonucuna ulaşıldığından, davacının parasal talebinin kabulü mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
17.8.2016 gün ve 29804 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin "Devir işlemlerine ilişkin tedbirler" başlıklı 5. maddesinde;
(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne veya Hazineye devredilen kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları ile belge ve evraklarının (devralınan varlık); her türlü tespit işlemini yapmaya, kapsamını belirlemeye, idare etmeye, avans dahil her türlü alacak, senet, çek ve diğer kıymetli evraka ilişkin olarak dava ve icra takibi ile diğer her türlü işlemi yapmaya, devralınan varlıklarla ilgili olup kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle tevsik edilen borç ve yükümlülükleri tespite ve hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, kefaletten doğmaması ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması şartıyla bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle bunları uygun bir takvim dahilinde ödemeye, kapatılan kurum ve kuruluşların taahhüt ve garanti ettiği ancak vermediği mal ve hizmet bedellerinin ödemesini durdurmaya veya ödemeye, tahsili mümkün olmadığı anlaşılan veya tahsilinde ve takibinde yarar bulunmayan hak ve alacaklar ile taahhüt ve garantilerin tahsilinden vazgeçmeye, her türlü sulh işlemini yapmaya, devralınan varlıklarla ilişkili kredi veya gerçek bir mal veya hizmet ilişkisine dayanan borçlar nedeniyle konulmuş ve daha önce kaldırılmış takyidatları kredinin veya borcun ödenebilmesini sağlamak amacıyla kaldırıldığı andaki koşullarla tekrar koydurmaya ve ihyaya, menkul rehinleri dikkate almaya, devralınan varlıklara konulan takyidatların sınırlarını belirlemeye ve kaldırmaya, finansal kiralama dahil sözleşmelerin feshine veya devamına karar vermeye, devralınan varlıkların idaresi, değerlendirilmesi, elden çıkarılması için gerekli her türlü tedbiri almaya, gerektiğinde devralınan varlıkların tasfiyesi veya satışı amacıyla uygun görülen kamu kurum ve kuruluşlarına devretmeye, devir kapsamında olmadığı belirlenen varlıkları iadeye, kapatılanların gerçek kişiye ait olması halinde devralınacak varlıkların kapsamını belirlemeye, tereddütleri gidermeye, uygulamaları yönlendirmeye, bütün bu işlemleri yapmak amacıyla usul ve esasları belirlemeye, vakıflar yönünden Vakıflar Genel Müdürlüğü, diğerleri yönünden Maliye Bakanlığı yetkilidir.
(2) Bu madde kapsamında devralınan varlıklardan nakit ve diğer hazır değerler emanet, diğer varlıklar ise nazım hesaplarda izlenir. Nazım hesaplarda izlenen varlıklardan elden çıkarılanların tutarı emanet hesaplarına alınır. Ödenmesine karar verilen borçlar bu emanetlerden ödenerek kalan tutar bütçeye gelir kaydedilir.
(3) Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin faaliyetleri sonlandırılarak ticari sicil kayıtları resen terkin edilir. Bunların devralınan varlıkları dışındaki varlıkları da Hazineye bedelsiz devredilmiş sayılır. Bu durumda şirketlere daha önce atanmış kayyımlar tasfiye memuru olarak görevlendirilebilir veya bu şirketlere tasfiye memuru atanabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve birinci fıkrada yer alan hususları bu şekilde devralınan varlıklar için de uygulamaya Maliye Bakanlığı yetkilidir.
(4) Birinci fıkra kapsamında tespite konu edilebilecek borç ve yükümlülüklere ilişkin olarak hak iddiasında bulunanlarca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altmış günlük hak düşürücü süre içerisinde ilgili idaresine kanaat getirici defter, kayıt ve belgelerle müracaat edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılacak kapatma işlemlerinde ise altmış günlük süre kapatma tarihinden itibaren başlar.
(5) Borçların ödenmesinde; malvarlığının aynından doğan vergi borçları, rehinli alacaklar, çalışanların sigorta primleri, kamu idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay gibi borçlar, enerji, iletişim ve su kullanım borçları, çeşidine bakılmaksızın beşyüz Türk Lirasını geçmeyen borçlar ve diğerleri şeklinde sıralama esas alınır.
(6) 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri gereğince kapatılan vakıflara ait olup mülkiyetleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eden taşınmazlar üzerinde bulunan eğitim tesisleri kamu kurum ve kuruluşlarına bedelsiz, özel hukuk tüzel kişilerine ise bedeli karşılığında tahsis edilebilir.
(7) Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kuruluşlar bu madde kapsamında istenilecek bilgi ve belgeleri onbeş gün içerisinde vermek zorundadır. Bu çerçevede talepte bulunulanlar özel kanunlarda yazılı hükümleri ileri sürerek bilgi ve belge vermekten kaçınamazlar." hükmüne yer verilmiş;
29.10.2016 gün ve 29872 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin "Dava ve takip usulü" başlıklı 16. maddesinde;
"(1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına resen tebliğ edilir. Tarafların yaptığı takip giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.
(3) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler veya kapatılma ya da resen terkin üzerine Maliye Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü aleyhine 17/8/2016 tarihi dahil bu tarihten sonra açılan davalar ile icra ve iflas takipleri hakkında 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi gereğince dava veya takip şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine veya takibin düşmesine karar verilir.
(4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." hükmüne yer verilmiştir.
506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2. maddesinde “Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar…” denilmiş, aynı Yasanın “Uyuşmazlıkların Çözüm Yeri” Başlıklı 134. maddesinde, “Bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür” hükmüne yer verilmiş; 506 sayılı yasa hükümleri 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5510 sayılı Kanunun 3.maddesinde; kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi sigortalı olarak tanımlanmış; 79.madde ile başlayan Dördüncü Kısmında, primlere ilişkin hükümlere yer verilmiş; 101. maddesinde “Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür” denilmiştir.
Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanunu’nun1.maddesinde, Kanunun amacının, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olduğu belirtilmiş; aynı zamanda, bakılan davanın da konusunu oluşturan “İş Sözleşmesi, Türleri ve Feshi” hususuna Kanunun 8.maddesi ve devamında, kıdem tazminatı, ücretli izin, bildirim süresinden kaynaklanan yükümlülük ve haklara ilişkin hususlara ise Kanunun değişik maddelerinde yer verilmiştir.
Diğer taraftan; 12.10.2017 gün ve 30221 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun;
"İş mahkemelerinin kuruluşu" başlıklı 2. maddesinde,
“(1) İş mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü alınarak, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde Adalet Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde kurulur. Bu mahkemelerin yargı çevresi, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerine göre belirlenir.
(2) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde iş mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. İhtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır.
(3) İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde bu mahkemenin görev alanına giren dava ve işlere, o yerdeki asliye hukuk mahkemesince, bu Kanundaki usul ve esaslara göre bakılır." denilmiş,
"Dava şartı olarak arabuluculuk" başlıklı 3/1. maddesinde;
"(1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır..." denilmiş,
"Görev" başlıklı 5. maddesinde;
" (1) İş mahkemeleri;
a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,
b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,
c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar" denilmiştir.
Aynı Kanun'un "Geçici Hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinde;
"(1) Mülga 5521 sayılı Kanun gereğince kurulan iş mahkemeleri, bu Kanun uyarınca kurulmuş iş mahkemeleri olarak kabul edilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan davalar, açıldıkları mahkemelerde görülmeye devam olunur.
(2) Bu Kanunun dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümleri, bu hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay’da görülmekte olan davalar hakkında uygulanmaz.
(3) Başka mahkemelerin görev alanına girerken bu Kanunla iş mahkemelerinin görev alanına dâhil edilen dava ve işler, iş mahkemelerine devredilmez; kesinleşinceye kadar ilgili mahkemeler tarafından görülmeye devam olunur.
(4) İlk derece mahkemeleri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararlar, karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tabidir. " hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 23.07.2016 tarihinde kapatılan, ....... Danışmanlık İnsan Kaynakları Özel Eğitim Gıda Turizm ve Ticaret Anonim Şirketine bağlı …….İlköğretim Okulunda işçi statüsünde çalıştığından bahisle ve işçilik alacaklarının ödenmesi istemiyle, 19.09.2016 tarihinde davalı idareye başvurulduğu, başvuru, davalı idarece 15.02.2018 tarih ve 681 sayılı işlemle cevaplandırılarak davacıya tebliğ edilmiş ise de, davacı adresinde bulunamadığından tebligatın iade edildiği, akabinde davacı tarafından, maaş ve kıdem tazminatı alacaklarının ödenmesi istemiyle, 04.04.2019 tarihinde tekrar idareye başvurulduğu, başvurunun dava konusu işlem ile reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda sözü edilen 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca, 17.8.2016 tarihinden önce kapatılan kurum ve kuruluşlar hakkında açılmış olan davalarda verilen dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı üzerine, davacının belirli bir süre içerisinde idareye başvuracağı ve bu başvuru sonucu tesis edilen işlemin iptali için idari yargı yerinde dava açacağı açıkça belirtilmiş olmasına karşın, aynı Kanun Hükmünde Kararnamenin 16. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 17.8.2016 tarihinden sonra açılmış olan davalarda ise dava şartının bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verileceği ve bu davanın özellikle idari yargı yerinde açılacağının belirtilmemiş olduğu açıktır.
Olayda, elimizde olan bu davanın da 17.8.2016 tarihinden sonra 06.07.2019 tarihinde açıldığı ve davacının işçi statüsünde olması, talep edilen maaş ve kıdem tazminatı alacaklarının iş mevzuatından kaynaklanan haklardan olduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 25.3.2019 tarihli E:2019/107, K:2019/193 sayılı ve 26.11.2018 tarihli E:2018/679, K:2018/744 sayılı kararı da bu yöndedir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Rize İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 06/03/2020 gün ve E:2019/406, K:2020/163 sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Rize İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 09/12/2020 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)