(213 S. K. m. 3, 114, 359) (2577 S. K. m. 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Sahte belge düzenlediğinden bahisle takdire sevk edilen davacı Şirket adına, takdir komisyonu kararları ile belirlenen matrahlar üzerinden 2010/1-3, 4-6, 7-9, 10-12 dönemleri için resen tarh edilen kurumlar geçici vergileri ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezalarının kaldırılması istemiyle açılan davada; olayda, davacının zamanaşımı süresinin dolmasına az bir zaman kala takdire sevk edildiği, buna mukabil vergi incelemesinin vergi müfettişince sürdürüldüğü ve neticelendirildiği, takdir komisyonunca, Kanundan doğan yetkisi çerçevesinde bir vergi incelemesi de yapılmadığı ve komisyon kararında vergi inceleme elemanınca düzenlenen vergi tekniği raporu haricinde herhangi bir araştırma ve tespite yer verilmediği dikkate alındığında, takdire sevk işleminin geçerli bir takdire sevk nedeni olmadan sırf Kanundan doğan zamanaşımının durdurulması maksadıyla yapıldığı anlaşıldığından, bu şekilde yapılan takdire sevkin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 114. maddesine belirtilen zamanaşımı süresini durdurmuş olduğunun kabulü mümkün olmadığından, 2010 yılına ilişkin olup, izleyen takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tarh ve tebliğ edilmeyerek zamanaşımına uğradığı anlaşılan dava konusu tarhiyat ve vergi ziyaı cezalarında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren İstanbul 14.Vergi Mahkemesi'nin 17/10/2017 tarih ve E:2017/409, K:2017/1979 sayılı kararına davalı idarece istinaf başvurusunda bulunularak; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce; İstanbul 14.Vergi Mahkemesi'nin 17/10/2017 tarih ve E:2017/409, K:2017/1979 sayılı kararına yapılan istinaf başvurusunu reddeden, Dairemizin 22/02/2018 tarih ve E:2018/74, K:2018/410 sayılı kararının, Danıştay Dördüncü Dairesinin 24/04/2019 tarih ve E:2018/4162; K:2019/3065 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyulmayarak, istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararında ısrar edilerek verilen Dairemizin 20/12/2019 gün ve E:2019/2395, K:2019/3416 sayılı kararının Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 12/06/2020 gün ve E:2020/677, K:2020/769 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak dava dosyası incelenip gereği görüşüldü:
Uyuşmazlık, davacı adına, verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığından bahisle takdir komisyonunca takdir edilen matrah üzerinden 2010/1-3, 4-6, 7-9, 10-12 dönemleri için resen tarh edilen kurumlar geçici vergileri ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezalarının iptali istemine ilişkindir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''İstinaf'' başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği; 2. fıkrasında, istinafın, temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu; 3. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği; 4. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu hâlde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği düzenlemelerine yer verilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3/B maddesinde, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu belirtilmiş, 30'uncu maddede resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunması şeklinde tanımlanmış, 134'üncü maddede de vergi incelemesinden amacın, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırarak, tespit etmek ve sağlamak olduğu açıklanmıştır.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359/1-b maddesinde; sahte belge, gerçek bir muamele ve durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge olarak tanımlanmıştır.
.... Metalurji Bakır Plastik İnşaat Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında tanzimli 10.10.2016 tarih ve 2016-A-875/26sayılı vergi tekniği raporunda özetle;belli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda ikinci el eşya ticareti ile hurda toptan ticareti ile iştigal etmek üzere mükellefiyet tesis ettirdiği, Şirketin iki ortaklı olduğu, ortakların başka bir Şirkette ortaklıklarının bulunmadığı, Şirket müdürü ....'un ortağı olduğu .... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında 2010 ve 2011 yıllarında sahte belge düzenlemekten tespit bulunduğu, 12.12.2014 tarihinde yapılan yoklamada, belirtilen adrese gidildiği, söz konusu adresteki numaranın boş arsaya denk düştüğü, yapılan çevre araştırmasında ödevlinin tanınmadığı, Avcılar Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne vadesi geçmiş ve bugün ödenmesi gereken toplam vergi borcunun 21.978,51-TL olduğu, Beylikdüzü Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne ise 566.445,44-TL olduğu, 59,77- TL vergi aslı ödemesi olduğu, 2010 yılı kdv matrahının 24.612.672,11-TL olduğu, mükellefin 2010 yılında Ba formuyla ile beyan ettiği alış tutarının 24.329.384,00- TL olmasına rağmen, mükellef kuruma mal sattığını beyan eden firmaların Bs beyanının 8.336.158,66-TL olduğu, 2 firma dışında karşılık bs bildiriminde bulunulmadığı, mükellef kurumun Bs formuyla beyan ettiği satışlarına ilişkin beyanının 24.029.501,00-TL olmasına karşın, mükelleften alış yapan firmaların Ba fomlarında beyan ettiği tutarın 24.099.409,00-TL olduğu, mükellef kurumun 2010 yılında Ba formunda yer alan ya da Ba formunda yer almayıp mal ve hizmet satın aldığı mükelleflerin Bs formlarında yer alan Şahıs ya da Şirketlerin büyük çoğunluğu hakkında sahte fatura düzenlemekten dolayı vergi tekniği raporu raporu veya olumsuz tespitler bulunduğu, 2010 yılında incelemeye ibraz ettiği defter kayıt ve belgelerine göre herhangi bir elektrik ve su gideri bulunmadığı yolundaki tespit ve belirlemelerden hareketle, mükellefin 2010 yılında herhangi bir mal teslimi ve hizmet ifası olmaksızın komisyon karşılığında sahte fatura düzenlemek amacıyla faaliyet gösterdiği sonuç ve kanaatine varıldığı görülmüştür.
Olayda, kurum geçici vergisi tarhiyatının dayanağı kurumlar vergisi tarhiyatının iptali istemiyle açılan davada, İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nce verilen 17/10/2017 tarih ve E:2017/410, K:2017/1980 sayılı karara yapılan istinaf başvurusunu reddeden Dairemiz kararının, Danıştay Dördüncü Dairesi'nce bozulması üzerine, bozma kararına uyulmayarak verilen ısrar kararının Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 12/06/2020 gün ve E:2020/679, K:2020/770sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uyularak verilen 27.10.2020 gün ve E:2020/1451, K:2020/1439 sayılı Dairemiz kararında" Yukarıda özetine yer verilen vergi tekniği raporunda yer alan tespitlerin değerlendirilmesinden, yoklama için Şirket tarafından belirtilen adresin boş arsa olması, faaliyette olduğu dönem içerisinde beyan ettiği KDV matrahı nispetinde iş yapabilecek ekip ve organizasyona sahip olmaması, çok yüksek tutarda vergi borcu bulunmasına rağmen, çok cüzi tutarda ödeme yapılması, satış yaptığı mükelleflerin büyük çoğunluğu hakkında sahte belge düzenleme bakımından vergi tekniği raporu veya olumsuz tespitler bulunması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafından 2010 yılında düzenlenen ve raporda eleştiri konusu edilen söz konusu faturaların sahte faturalar olduğu ve komisyon karşılığı düzenlendiği sonucuna varılmakla; elde edilen komisyon gelirine ilişkin olarak düzenlenen vergi tekniği raporu uyarınca, sevk olunulan takdir komisyonu tarafından %2 komisyon geliri dikkate alınmak suretiyle takdir edilen matrahlar üzerinden resen tarh edilen dava konusu 3 kat vergi ziyaı kurumlar vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık görülmemiştir." gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşıldığından, davacı adına 2010 yılının tüm dönemleri için tarh edilen geçici vergi aslı üzerinden kesilen ve verginin tek katı tutarındaki vergi ziyaı cezalarında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Davaya konu kurum geçici vergilerine ve de tek katı tutarı aşan vergi ziyaı cezalarına gelince;
5540 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 32. maddesinin 2.fıkrasında; kurumlar vergisi mükelleflerince, (dar mükellefiyete tâbi kurumlarda ticarî ve ziraî kazançlarla sınırlı olarak) câri vergilendirme döneminin kurumlar vergisine mahsup edilmek üzere Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre ve câri dönemin kurumlar vergisi oranında geçici vergi ödeneceği belirtilmiş olup 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 120.maddesinin 1.fıkrasında; ticari kazanç sahipleri (basit usulde vergilendirilenler hariç) ile serbest meslek erbabı cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, bu Kanunun ticari veya mesleki kazancın tespitine ilişkin hükümlerine göre (indirim ve isitisnalar ile Vergi Usul Kanunun değerlemeye ait hükümleri de dikkate alınarak) belirlenen ilgili hesap döneminin altışar aylık (2000/1514 sayılı BKK ile üçer aylık) kazançları (42 nci madde kapsamına giren kazançlar ile noterlik görevini ifa ile mükellef olanların bu işlerden sağladıkları kazançlar hariç) üzerinden, 103 üncü maddede yer alan tarifenin ilk gelir dilimine uygulanan oranda geçici vergi ödeyecekleri düzenlenmiştir.
Madde hükümlerinden, mahsup süresi geçtikten sonra kesinleşen ve mahsup imkanı ortadan kalkan geçici vergi aslının aranmayacağı, geçici vergi aslı üzerinden hesaplanan faiz ve cezanın ise aranılacağı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacı adına düzenlenip tebliğ edilmiş vergi/ceza ihbarnamelerinde geçici vergi asıllarının tahakkuk ettirilmeyeceği yazılı bulunmakta ise de Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 120’nci maddesinin 4’üncü bendinde açıkça düzenlendiği gibi mahsup dönemi geçen geçici vergi asıllarının aranmaması gerekmekte olmasına rağmen geçici vergi aslının davacı adına düzenlenmiş ve tebliğ edilmiş
bulunan vergi/ceza ihbarnamelerinde tarh edildiği görülmekle,mahsup süresi geçen ve mahsup imkanı ortadan kalkan dava konusu kurum geçici vergi asıllarında yasal isabet görülmemiştir.
Geçici verginin peşin alınan bir vergi olması nedeniyle tek kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği yönünde Danıştay'ın yerleşik içtihadı gereği, vergi ziyaı cezalarının tek katı aşan kısmında da hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, bozma kararına uyulmasına, İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nin 17/10/2017 tarih ve E:2017/409, K:2017/1979 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kısmen (davacı adına 2010/1-3,4-6,7-9,10-12 dönemlerine ilişkin olarak re'sen tarh edilen geçici vergi aslı ve bu vergi üzerinden kesilen vergi ziyaı cezasının tek katı aşan kısımları bakımından) kabulüne, kısmen(davacı adına 2010/1-3,4-6,7-9,10-12 dönemlerine ilişkin olarak re'sen tarh edilen kurumlar geçici vergi aslı üzerinden tek kat olarak kesilen vergi ziyaı cezası bakımından) reddine, isteme konu Mahkeme kararının hüküm fıkrası Dairemizin işbu kararıyla değiştirildiğinden avukatlık ücreti ve yargılama giderlerine yönelik yeniden hüküm kurulmasına gerek görülerek, davadaki haklılık oranına göre aşağıda dökümü yapılan 521,40-TL yargılama giderlerinden takdir olunan 260,70-TL'nin davalı idare, 260,70-TL'nin ise davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarece istinaf ve temyiz aşamasında fazladan karşılanan 119,30-TL'lık posta giderinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.890,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, reddedilen miktar üzerinden 54,40-TL’den az olmamak üzere binde 4.55 oranında hesaplanacak nispi karar harcı ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca, istinaf ve temyiz başvuru aşamalarında harçtan muaf olması nedeniyle davalı idareden aranmayan 90,80-TL istinaf başvuru harcı ve 156,10-TL temyiz başvuru harcının davalı idarece davacıdan tahsiline, artan posta ücretinin hükmün kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay Başkanlığı nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere 27/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)