(5237 S. K. m. 61, 102, 105) (2577 S. K. m. 17, 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Bilim Dalında 2016 yılı Nisan Dönemi doçentlik başvurusunda eser incelemesi aşamasında başarısız sayılmasına ilişkin 08.12.2017 tarih ve 15395 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; uyuşmazlığın çözümü teknik bilgi gerektirdiğinden, Mahkemenin 04/04/2018 tarihli ara kararıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, davacının iddiaları ve seçilen bilirkişilerin itirazları değerlendirilerek, istinabe yoluyla bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından hazırlanarak 17/09/2019 tarihinde İstanbul 9. İdare Mahkemesi kaydına giren bilirkişi raporunda özetle; "Jüri üyelerinin raporlarında davacının İngilizce kaynaklarına yönelik bir eleştiri tespit edilmediği, doktora tezi ile İngilizce kaleme alınmış bulunan yüksek lisans tezinin doçentlik aşamasında davacının eserleri incelenirken gerekli koşulları taşıyıp taşımadığının tekrar değerlendirilmeyeceği, zira bu tezlerin ilgili jüri tarafından değerlendirilmiş ve kabul edilmiş olduğu, davacının bazı raporlarda cımbızlama yöntemiyle monografik eserinden yapılan alıntıların eleştirildiğinin belirtildiği, sosyal bilimler ile normatif bilimler alanındaki yayınların incelenmesinde, eserler okunduktan sonra bütününü nitelik bakımından etkileyen hususların bulunduğu kanaatine ulaşılırsa raporu düzenleyenlerce bunların gösterilmesi yönünde olduğu, yazılanların tamamının rapora aktarılmasının söz konusu olmadığı, 2016 yılı Nisan doçentlik başvurularında adaylar için aranan asgari koşullara uygunluk kriterine göre, en az üç adet özgün makale ve bir adet özgün bilimsel kitabın bulunması gerektiği, davacının asgari koşulları sağladığına ilişkin olarak ... (Türkiye Cumhuriyeti Yargı Sisteminin Temel Sorunu "Hakim (Savcı) Niteliği" ve Bu Hususta Eklektik Bir Çözüm Önerisi, Ankara Barosu Dergisi, 69(11/3), 2011, 15-84) , ... (Türk Ceza Muhakemesi Sisteminde Silahların Eşitliği İlkesini Gerçekleştirebilmek İçin Bir Reform Önerisi (Amerika Birleşik Devletleri Ceza Muhakemesi Sistemine Savunma ve Müdafi Perspektifinden Mukayeseli Bir Bakış, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 23(92), 2011, 228-286) ve ... (Susma Hakkı, Ankara Barosu Dergisi 69(11/1), 2011, 29-59) numaralı makaleleri ile C1.1 (Yargı Kararlan Işığında Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (TCK m. 102-105) Ankara 2016) numaralı kitabını gösterdiği, davacının asgari koşulları sağladığına ilişkin makaleleri incelendiğinde, bu makalelerin bazılarının doktora tez konusu ile bağlantılı olduğu, ancak bu makalelerin doktora tezinden türetilmedikleri, geliştirilmiş yayınlar olduklarının tespit edildiği, doktora tezi ile aynı konuda makaleler yazılmış olması, adayın ceza ve ceza muhakemesi hukukunun sadece bir kısmında akademik çalışma yaptığının bir göstergesi olduğu, başarısız sayılmasının bir gerekçesi olamayacağı, davacının yukarıda künyeleri verilen makaleleri dikkate alındığında, doçentlik başvurusunda üç özgün makale bulunması koşulunu sağladığı, en az bir özgün bilimsel kitap sunulması kriteri yönünden ise, "Yargı Kararları Işığında Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar" başlıklı çalışmasına bakıldığında başka yayından türetilmediği, bu anlamda özgün olduğu, davacının konuyu sosyoloji, suç politikası ve ispat hukuku bakımından da incelediği, ancak bu kitabın bilimsel bir yayın olmadığı kanaatinde olunduğu, zira bilimsel eserlerde nesnelliğin esas olduğu, sanat eserlerinde ise öznelliğin hakim olması gerektiği, bilimsel eserlerde görüşlerin sağlam kaynaklara dayandırılması ve gerekçelendirilmesi gerektiği, davacının kitabında yer alan ve değinilen hususların kitabın doçentlik başvurusu bakımından bilimsel yayın olarak nitelendirilmesini engellediği, davacının kitabı incelendiğinde birçok görüşe yer verildiği, ancak davacı kendi görüşlerini belirtirken gerekçe göstermediği, davacının bilimsellik iddiası olmaksızın cinsel suçlar üzerine görüşlerine kitabında yer vermesinin sorun teşkil etmeyeceği, nitekim günümüzde bu tür kitapların yazılmakta olduğu ve bu kitapların da okunduğu, ancak okuyucunun bilimsel bir kitap/herhangi bir kitap okurken yazılanlara yaklaşımının farklı olduğu, doçentlik başvurusu için aranan bilimsel kitapta ileri sürülen görüşlerin dayanağının bulunması gerektiği, kitabın 37 ve devamı sayfalarındaki değerlendirmelerde, davacı şahsi tecrübesine göre (bunu kitapta açıkça belirtmektedir) sahte mağdurlara en çok cinsel suçlarda rastlandığını belirttiği, yine kitapta çeşitli kurumlarla ilgili değerlendirmeler yapıldığı, aynı sayfalarda kolluk, savcılık, yerel mahkeme, Yargıtay, Jandarma, Emniyet Kriminal Daireleri, Adli Tıp Kurumu, Üniversitelerin tıp fakültelerinin ilgili bölümleri, sosyal hizmet uzmanları ile avukatların yaklaşımlarının bilimsel ve akli değil, duygusal olduğu, bilimsel olmadığı vurgulanarak bu şahıs veya kurumların tarafsız olmadıklarının belirtildiği, bu konularda dayanakların gösterilmemiş olduğu, bilimsel olması gereken bir eserde, bilimsel bir araştırma sonucu olmayan, bilime dayanmayan, uzmanı olunmayan bir alanda şahsi tecrübelere dayanılarak sonuçlar çıkarılmasının kitabı bilimsel yayın olmaktan uzaklaştırdığı, davacının kitabın 110. sayfasında "evlenme vaadinin" hileli davranış olarak kabul edilmemesi gerektiğini savunmakta olduğu, ancak aynı yöndeki Yargıtay kararlarına atıf yapılmadığı, objektif bir şekilde kaleme alınmış bilimsel bir eserde bu kararlara atıf yapılması gerektiği, kitapta "evlilik içi nitelikli cinsel saldırı suçuna" ilişkin olarak 144 ve 145. sayfalarda, "Kanun metninde farklı, gerekçesinde farklı amaçlar güderek teoride eşle anal seksi önlemek isteyen siyasal İslamcı tepeden inmeci kanun hazırlayıcı akademik kadro ile militan feminist söylemin etkisinde kalmış jakoben bir kadronun şahsi dünya görüşleri etkisinde ceza kanunu yorumlayışı arasında kaç kocanın ceza alması gerekir?" ifadesinin mevcut olduğu, yine 147. sayfada eşe karşı işlenen nitelikli cinsel saldırı suçuna ilişkin düzenlemenin eşitlik ilkesine aykırı olduğunun iddia edildiği, suçun düzenlenişi bakımından hukuki bir eleştiriye yer verilmediği, eşe karşı cinsel saldırının suç olarak düzenlenmesinin çağdaş gelişmelere uygun olduğu, kadının vücut bütünlüğünü korumaya ve evli kadının kocanın adeta malı olduğu anlayışını değiştirmeye yönelik bulunduğu göz ardı edilerek, davacı tarafından bu görüşlerinin gerekçesi olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nu hazırlayanların siyasal İslamcı tepeden inmeci kanun koyucu ile militan feminist söylem olduğunun iddia edildiği, bu gerekçenin bilimsel bir gerekçe olmadığı, doçentlik tezinde elbette bu görüşün savunulabileceği, ancak sağlam hukuki gerekçelerin ileri sürülmüş olması gerektiği, davacının kitabın 123. sayfasında, "faili ile mağduru birbirini tanımayan iki farklı insan arasında dahi meydana gelse de minimis kuralı gereği basit cinsel suçlarda depenalizasyon sürecine girildiği çağımızda" şeklindeki ifadenin gerçek olmayan bir ifade olduğu, Uluslararası sözleşmelerde bu eylemlerin cezalandırılması konusunda istisnaların yer almadığı, davacı kitabın 140. sayfasında, "ceza hukukunun eğitim aracı olmadığını, ceza hukuku vasıtasıyla bir toplumun değer yargılarına savaş açılamayacağını" belirttiği, oysa özellikle cinsel suçlar alanında, ceza hukukunun da yardımıyla toplumun değer yargılarını değiştirmek amacıyla Yasa Koyucu öncü görevini görerek toplumun bazı kesimlerinde onaylanıyor olsa da toplumsal cinsiyet temelli davranışların hoş görülmeyeceği mesajını vermek gerektiği, Uluslararası sözleşmelerin bunu öngörmekte ve devletlere bir yükümlülük olarak yüklemekte olduğu, davacının kitabın 184. sayfasındaki değerlendirmesinde, "Cinsel Saldırı" başlıklı TCK 102. maddeye ilişkin uygulamada cezanın miktarı belirlenmek amacıyla yorum yaparken, geniş değil, dar yorum yapılması gerektiğini belirttiği, oysa Kanun'da açıkça yazılı olmadıkça cezaların ne artırılabilir ne eksiltilebilir ne de değiştirilebilir olduğu, (5237 sayılı TCK m.61/10), dolayısıyla cezanın miktarının belirlenmesinde yorum yapılamayacağı, yazar uygulamada TCK 102/2. madde uygulanırken türlü bahanelerle faile daha fazla ceza verilmeye çalışıldığını iddia ettiği, bilimsel bir kitapta bu değerlendirmenin kabul edilebilmesi için, içtihatlara, mahkeme kararlarına veya bilimsel bir ankete dayanan bir bilgi olması gerektiği, herhangi bir şekilde öğrenilen bir kaç olay açısından bu bilgi doğru olsa bile, genelleme yapılmasının hatalı ve bilimselliğe aykırı olduğu, davacının kitabın 254. sayfasında "çocukların cinsel özgürlüğünün bulunmadığı tezinin doğru olmadığını" ifade ettiği, bu ön kabulün yasayı hazırlayan ekibin dinsel ve ideolojik temelli hissi angajmanından başka, mantıkla, bilimle ve tarihsel tecrübe ile açıklayabilmenin mümkün olmadığını savunduğu, davacı bu görüşünü hangi kaynaklara dayandırdığını göstermediği gibi varlığını ileri sürdüğü tarihsel tecrübe konusunda da kaynak göstermemiş olduğu, bu konuda hekimlerce erken yaştaki cinselliğin çocukların fiziksel ve ruhsal sağlıkları üzerinde birçok olumsuz etkisinin bulunduğu açıklandığına göre, çocuğun rızası hilafına da olsa cinsel dokunulmazlığının korunması gerektiği, erken yaşta cinselliğin çocuğun sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olacağı konularının bilimsel bir yayında tıbbi kaynaklar ışığında irdelenmesi gerekeceği, davacının kitabın 288. sayfasında, hayali mağdurlardan söz ettiği, hayali mağdurların ruhsal yönden bozuk olduklarını belirterek, hayali mağdurların söz konusu olduğu durumlarda savcıların kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermeleri gerekirken dava açtıklarını genelleme yapar şekilde yazdığı, ceza muhakemesinde kovuşturmaya yer olmadığı kararını vermenin koşullarının belirlendiğini ve bu koşullar gerçekleştiğinde savcıların bu kararı verdiklerini, cinsel suç mağduru olduğunu iddia edenlerin ruhsal bozuklukları olup olmadığının, yalan söyleyip söylemediklerinin araştırıldığını göz ardı ettiği, sonuç olarak, davacının özgün makale sunma bakımından asgari koşulları yerine getirdiği, özgün bilimsel kitap sunma koşulu bakımından ise kitabın bilimsel olması koşulunu yerine getiremediği, dolayısıyla başarılı olmadığı, asgari başvuru koşullarını sağlamadığı" yönünde görüş belirtildiği, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, rapora süresi içerisinde itirazda bulunulmadığı, anılan raporun hükme esas alınabilir nitelikte olduğu görülmüş olup dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının 2016 yılı Nisan Dönemi Doçentlik Sınavına sunduğu doçentlik başvuru dosyası üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; davacının özgün bilimsel kitap sunma koşulu bakımından kitabın bilimsel olması koşulunu yerine getiremediği, eser incelemesi aşamasında bu yönüyle başarılı olamadığı, sonuç olarak, eserin; akademik ve bilimsel açıdan yeterli olmadığı anlaşıldığından, davacının Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Bilim Dalında 2016 yılı Nisan Dönemi doçentlik başvurusunda eser incelemesi aşamasında başarısız sayılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde Ankara 6. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/11/2019 gün ve E:2018/283, K:2019/2513 sayılı kararın; davacı vekili tarafından eser incelemesi yapan jüride yer alan iki üye ile arasında husumet bulunduğu, jüriye itiraz edilmesine rağmen itirazlarının dikkate alınmadığı, jürinin objektif değerlendirme yapmadığı, öte yandan jüri üyelerinin İngilizce eserleri inceleyebilmek için yeterli yabancı dil seviyesine sahip olmadığı, ayrıca mahkeme tarafından duruşma erteleme taleplerinin yerinde görülmemesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı savunularak talebin reddine karar verilmesi istenilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesince, davacının duruşma istemi 2577 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca yerinde görülmeyerek ve anılan Kanunun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:
İstinaf başvurusuna konu edilen mahkeme kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, 2577 sayılı Yasanın 45/3. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine, istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin başvuruda bulunan üzerinde bırakılmasına ve posta gideri avansından artan miktarın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda bulunana iadesine, 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 6. fıkrası gereğince diğer kanun yolları kapalı ve kesin olmak üzere, 30/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)