(2942 S. K. m. 26) (3194 S. K. m. 13) (213 S. K. m. 3, 116, 117, 118, 122, 124)
İSTEMİN ÖZETİ: Sultanbeyli İlçesinde davacı şirket adına kayıtlı taşınmazlar için 06.03.2014 tarihinde trampa yoluyla kamulaştırma yapılmış olması nedeniyle, uzlaşma tarihi olan 06.03.2014 tarihinden sonra şirketleri adına tahakkuk ettirilen emlak vergisinde yapılan vergilendirme hatasının düzeltilmesi ve emlak vergisi tahakkukunun kaldırılması talebiyle yapılan başvurunun reddine dair işleme karşı şikayet yoluyla Sultanbeyli Belediye Başkanlığı’na yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada; Bakanlar Kurulunun 26/09/2011 tarih, 2011/2266 sayılı kararı ile, davacı şirkete ait taşınmazların da yer aldığı alanda iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamaları yapılması ve bu alanda kalan taşınmazlar için trampa yolu ile kamulaştırma işlemleri de dahil olmak üzere Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre yapılacak işlemlerde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yetkilendirildiği, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun "Trampa yolu ile kamulaştırma" başlıklı 26. maddesinde yer alan "mal sahibinin kabul etmesi halinde kamulaştırma bedeli yerine, idarenin kamu hizmetine tahsis edilmemiş olan taşınmaz mallarından, bu bedeli kısmen veya tamamen karşılayacak miktarının verilebileceği" hükmü kapsamında, davacı şirket ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında düzenlenen uzlaşma tutanakları ile trampa suretiyle kamulaştırma işlemi için uzlaşıya varıldığı ve 03/01/2018 tarihinde tapuda karşılıklı olarak trampa suretiyle devir işleminin gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı, uyuşmazlıkta, imar programına alınarak gerçekleştirilmiş olan bir kamulaştırma işlemi değil, trampa suretiyle kamulaştırma işleminin mevcut olduğu, 3194 sayılı İmar Kanununun 13. maddesinde yer verilen, "imar programına alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesinin durdurulacağı, kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisinin kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödeneceği" yönündeki düzenlemenin dava konusu olaya uygulanamayacağı, trampa suretiyle devir işleminin rızaya dayalı olarak gerçekleştirildiği, bu hususta davacıyı zorlayıcı bir kanun hükmünün bulunmadığı, davacı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında düzenlenen uzlaşma tutanaklarının tarafları bağlayıcı ve davacı şirketin mülkiyet hakkını sınırlayıcı hükümler içermeyip yalnızca tapuda gerçekleştirilecek devir işlemi için yol gösterici ve koşulları belirleyici mahiyette olduğu, davacı şirkete ait taşınmazlara ilişkin gerçekleştirilen kamulaştırma işleminin, 03/01/2018 tarihinde tapuda karşılıklı olarak trampa suretiyle yapılan devir işlemi sonucunda gerçekleştiği sonucuna varıldığı, bu durumda, imar programına alınarak gerçekleştirilmiş olan bir kamulaştırma işlemi söz konusu olmayıp kamulaştırma işleminin, trampa suretiyle gerçekleşmiş olması karşısında, davacı şirket adına kayıtlı taşınmazın 03/01/2018 tarihi itibariyle trampa suretiyle devredilmesi ile birlikte kamulaştırmanın gerçekleştiğinin açık olduğu, bu tarihten öncesine ait davacı şirkete ilişkin emlak vergisi mükellefiyeti ile yapılan emlak vergisi tahakkuklarında vergilendirme hatası bulunmadığı, davacının düzeltme-şikayet başvurusunun reddine dair davalı idare işleminde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar veren İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nin 15/10/2019 gün ve E:2018/1877, K:2019/1763 sayılı kararının; davalı idarenin, şirkete ait arsa ve tarla vasfındaki taşınmazları kullanan şahıslardan da devir tarihine kadar emlak vergisi tahsil ettiği, ortada mükerrer tahsil edilmiş vergilerin mevcut olduğu, kamulaştırma işleminin Bakanlar Kurulunun 2011/2266 nolu kararına dayandığı, rızai olarak gerçekleşen trampa yolu ile kamulaştırma işleminin söz konusu olmadığı, uzlaşma tutanağının imzalanması ile kamulaştırma kararının kesinleştiği, uzlaşma tutanağı ile mutabakat metninin imzalandığı tarihi takip eden bütçe yılından itibaren Hazinenin emlak vergisi mükellefiyetinin başladığı iddialarıyla istinaf yoluyla kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci Vergi Dava Dairesince gereği görüşüldü:
İstinaf başvurusu, Sultanbeyli ilçesinde davacı şirket adına kayıtlı taşınmazlar için 06/03/2014 tarihinde trampa yoluyla kamulaştırma yapılmış olması nedeniyle, uzlaşma tarihi olan 06/03/2014 tarihinden sonra şirketleri adına yapılan emlak vergisi tahakkuklarının kaldırılması istemiyle yapılan düzeltme başvurusunun reddine dair işleme karşı şikayet yoluyla Sultanbeyli Belediye Başkanlığı’na yapılan başvurunun zımnen reddine yönelik işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine dair Mahkeme kararının kaldırılması istemine ilişkindir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 116. maddesinde, vergi hatası, vergiye mütaallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlanmış ve bu hatalar, hesap hataları ve vergilendirme hataları başlığı altında 117 ve 118. maddelerde ayrı ayrı düzenlenmiş, 122. maddesinde, mükelleflerin vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairelerinden yazı ile isteyebilecekleri, 124. maddesinde ise, vergi mahkemesinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların şikayet yoluyla Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri, bu madde gereğince il özel idare vergileri hakkında valiliğe ve belediye vergileri hakkında belediye başkanlığına müracaat edileceği hükme bağlanmıştır.
Sözü edilen yasal düzenlemelere göre düzeltme yolu, vergiye ilişkin hesaplarda, matrah ve miktar hatası bulunması yahut mükerrer vergi istenmesi şeklinde, vergilendirmede ise, mükellefin şahsında, mükellefiyette, verginin mevzuunda ve döneminde yapılmış hataların varlığı halinde izlenebilecek bir idari başvuru yolu olup, vergi yükümlülerince vergi idaresine yapılan her başvuru nedeniyle düzeltme yolunun kullanılması düşünülemeyeceği gibi vergilendirmeye ilişkin bir olayın düzeltme yoluyla yargı önüne getirilebilmesi ve vergi hatasının varlığından söz edilebilmesi için hukuksal sorun olarak çözümlenmesi gerekmeyen açık ve mutlak bir hata bulunduğunun belirlenebilmesi gerekir. Bu niteliği dikkate alındığında, düzeltme ve şikayet başvurusunun, vergilendirme süreci içerisinde kendine has özellikler ve usul içeren, ancak Kanunda öngörülen belirli şartların mevcut bulunması halinde yararlanılabilecek bir yol olduğu anlaşılmaktadır.
Başka bir anlatımla, idareden düzeltilmesi talep edilebilecek vergi hataları, kendisinden düzeltme isteminde bulunulan idari makamın veya uyuşmazlık halinde yargı yerinin, 213 sayılı Kanunun 3. maddesinde öngörülen yorum tekniklerine başvurmadan, ilk bakışta anlaşılabilecek açıklıktaki vergilendirme yanlışlıklarıdır.
Mahkemece, imar programına alınarak gerçekleştirilmiş olan bir kamulaştırma işlemi değil, trampa suretiyle kamulaştırma işlemi mevcut olduğundan, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 13. maddesinde yer verilen, "imar programına alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesinin durdurulacağı, kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan emlak vergisinin kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödeneceği" yönündeki düzenlemenin dava konusu olaya uygulanamayacağı, trampa suretiyle devir işleminin rızaya dayalı olarak gerçekleştirildiği, bu hususta davacıyı zorlayıcı bir kanun hükmünün bulunmadığı, davacı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı arasında düzenlenen uzlaşma tutanaklarının tarafları bağlayıcı ve davacı şirketin mülkiyet hakkını sınırlayıcı hükümler içermeyip yalnızca tapuda gerçekleştirilecek devir işlemi için yol gösterici ve koşulları belirleyici mahiyette olduğu, davacı şirkete ait taşınmazlara ilişkin gerçekleştirilen kamulaştırma işleminin, 03/01/2018 tarihinde tapuda karşılıklı olarak trampa suretiyle yapılan devir işlemi sonucunda gerçekleştiği, bu durumda, 03/01/2018 tarihinden öncesine ait davacı şirkete ilişkin emlak vergisi mükellefiyeti ile yapılan emlak vergisi tahakkuklarında vergilendirme hatası bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; uyuşmazlığın çözümünün, davacı tarafından devredilen taşınmazlara ilişkin emlak vergisi mükellefiyetinin hangi tarihte sona ereceğinin belirlenmesine bağlı bulunması, davacı iddiaları ve bu iddialar çerçevesinde ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümünün maddi olayların ve mevzuatın değerlendirilmesi ve yorumunu gerektirmesi nedeniyle; uyuşmazlığın, 213 sayılı Kanunun 122. ve 124. maddelerinde vergi hataları için öngörülen düzeltme ve şikayet başvuru yolu izlenerek tesis ettirilen işleme karşı açılan idari davada incelenmesine olanak bulunmadığından, düzeltme-şikayet başvurusunun zımnen reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamakta olup, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddialar sonucu itibariyle yerinde olan Mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusuna konu karar usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun yukarıdaki gerekçe esas alınarak reddine, 157,50-TL istinaf başvuru harcı ve 57,00-TL posta ücretinin istinaf başvurusunda bulunan üzerinde bırakılmasına, 54,40-TL maktu karar harcının istinaf başvurusunda bulunan taraftan alınması için müzekkere yazılmasına, artan posta ücretinin talep edilmemesi halinde kararın kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren otuz (30) gün içinde Danıştaya temyiz yolu açık olmak üzere 16/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)