İSTEMİN ÖZETİ: Rusya Federasyonu vatandaşı olan davacının Adana Valiliğine bağlı Geri Gönderme Merkezinde haksız ve hukuka aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması ve kötü fiziksel şartlarda ve gayriinsani bir ortamda yasal dayanak olmadan çok uzun süre gözaltında tutulması nedeniyle 30.000,00 TL manevi tazminatın idari gözetimin başlama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılan davada; Adana 1. İdare Mahkemesi tarafından verilen 26/02/2020 gün ve E:2019/1028, K:2020/257 sayılı "davanın süreaşımı nedeniyle reddine" ilişkin kararın; davacı vekili tarafından, uyuşmazlığa konu olayla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapıldığı ve bu başvuruda yapılan yönlendirme üzerine bu davanın açıldığı, 2577 sayılı Yasa'nın 13/2. maddesi gözetildiğinde davanın süresi içerisinde olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Adana Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, Rusya Federasyonu vatandaşı olan davacının Adana Valiliğine bağlı Geri Gönderme Merkezinde haksız ve hukuka aykırı olarak özgürlüğünden yoksun bırakılması ve kötü fiziksel şartlarda ve gayriinsani bir ortamda yasal dayanak olmadan çok uzun süre gözaltında tutulması nedeniyle 30.000,00 TL manevi tazminatın idari gözetimin başlama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Gaziantep ili içerisinde emniyet birimlerince yürütülen çalışmalar kapsamında yakalanan davacı ve ailesi hakkında Gaziantep 1.Sulh Ceza Hakimliği'nce adli işlemler yapıldıktan sonra davacının ailesi ile birlikte Adana Yabancılar Şube Müdürlüğü'ne teslim edildikleri, Adana Valiliği tarafından 17/04/2015 tarihinde davacı ve ailesi hakkında sınır dışı etmek üzere idari gözetim kararı alındığı, sonrasında idari gözetim kararının devam ettirildiği, bilahare ailesi ile birlikte davacının 17.11.2015 tarihinde Rusya'ya sınır dışı edildikleri, sınır dışı edilmelerinin ardından 20.11.2015 tarihli başvuru ile 7 ay gibi uzun bir süre boyunca idari gözetim altında tutulmalarının hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, insan hasiyetiyle bağdaşlamayan tutulma koşulları nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundukları, bu başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi'nin 08.05.2019 tarih ve 2015/33 sayılı dosyası ile verilen kararında "kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; idari gözetim altında tutulma yerlerinin yönetim, denetim ve işletilmesinin İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülen bir kamu hizmeti olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre idari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakkı doğrudan muhtel olanlarca idari yargıda tam yargı davası açılabileceği, teorik düzeyde mevcudiyeti tespit edilen bu yolun -sırf bilgi eksikliği nedeniyle- fiiliyatta hiç işletilmemesinin etkisiz olduğu biçiminde yorumlanamayacağı, yabancının salıverilmesi hâlinde etkili hukuk mekanizmasının tam yargı davası olduğu, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildiği, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden yapılan değerlendirmede de; Anayasa Mahkemesi'nin 6458 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 11/4/2014 tarihinden itibaren idari gözetim altında bulundurulan yabancıların gerek idari gözetim kararının idarece resen sonlandırılması gerekse tutulanların sulh ceza hâkimliğine yaptıkları itiraz üzerine serbest bırakılmalarını müteakiben kendisine yapılan başvurularda, Anayasa'nın 19. maddesine ve 6458 sayılı Kanun'daki usule aykırılıklardan dolayı da ihlal kararları verdiği, ayrıca Anayasa Mahkemesinin; 6458 sayılı Kanun'un 57. maddesine göre hukuki niteliği itibarıyla idari bir işlem olduğu hâlde yabancıyı özgürlüğünden yoksun bırakan mahiyetini de dikkate alan kanun koyucunun idari gözetim kararına karşı itiraz mercii olarak münhasıran sulh ceza hâkimliklerini tayin ettiğini, bu açıdan idare mahkemelerinin idari gözetim kararının hukuka uygunluğunun denetimi konusunda herhangi bir yetkisi bulunmadığından sulh ceza hâkimliğine itiraz edilmeden idari yargıda tam yargı davası açılamayacağını açıkladığı, öte yandan sulh ceza hâkiminin idari gözetim kararının hukuka uygun olduğuna hükmetmesi durumunda -idari yargı merciinin idari gözetim kararının hukukiliğini denetleme yetkisinin bulunmadığı gözetildiğinde- 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde öngörülen tam yargı davasının idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğu şikâyetlerine bağlı tazminat istemi yönünden etkisiz hâle geleceği, bu gibi hâllerde sulh ceza hâkiminin ret kararından itibaren süresi içinde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabileceği, sulh ceza hâkiminin idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle itirazı kabul etmesi hâlinde tam yargı davası açılmasını engelleyici bir düzenleme bulunmadığından bu yol tüketilmeden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulamayacağı, bu açıklamaların ışığında idari gözetimi sona erdirilen başvurucuların uğradığını öne sürdüğü maddi ve manevi zararlarının karşılanması bakımından başarı şansı sunma, yeterli giderim sağlama kapasitesini haiz ve ulaşılabilir olduğu görülen tam yargı davası yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varıldığı, bu gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildiği" gerekçesiyle başvuranların öncelikle bir tam yargı davası açmaları gerektiği belirtilerek başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin bu kararının ardından davacı ve ailesi tarafından 26/07/2019 tarihinde kayda giren dilekçeleri ile sözkonusu iddiarına yönelik olarak manevi tazminat talebiyle Adana 1. İdare Mahkemesinin 2019/745 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, Mahkeme'nin 08/08/2019 tarih ve E:2019/745 K:2019/652 sayılı kararı ile her bir davacı açısından ayrı dilekçelerle dava açılması gerektiği gerekçesi ile 2577 sayılı Yasa'nın 5. Maddesi uyarınca dilekçenin reddine karar verilmesi üzerine de davacı Khalima Ramazonova adına yenilenen dilekçe ile bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
2577 Yasada, idari işlemlerin uygulanması ve idari eylemler nedeniyle tam yargı davası açma süreleri 12 ve 13 üncü maddelerde düzenlenmekle birlikte, idari işlem ve idari eylemlerin birlikte hak ihlaline neden olması halinde, dava açma süresinin nasıl hesaplanacağına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.
Bir davada uyuşmazlığın esasının incelenebilmesi, diğer koşullar yanında, davanın yasada öngörülen süre içerisinde açılmış olmasına bağlı olduğuna; dava açma hakkı, hak arama özgürlüğünün kullanılmasından başka bir şey olmadığına; temel hak ve özgürlükler de ancak yasayla sınırlandırılabileceğine göre; yasada açıkça düzenlenmeyen konularda, usul hükümlerindeki boşlukların, ilgililerin dava açma haklarının kullanmalarını engelleyecek biçimde yorumlanmaması gerekir.
Bu itibarla; giderilmesi istenilen hak ihlaline idari işlem ve idari eylem olarak nitelendirilen birden fazla idari tasarruf neden olmuş ve zarara yol açmaları yönünden idari işlem ve idari eylemlerin ayrılması mümkün değil ise, dava açma süresinin, ilgililere zararın doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde idareye başvuru ve daha sonra dava açma olanağı tanıyan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13 üncü maddesine göre belirlenmesi hak arama özgürlüğünün gereğidir. Aksine bir yorumla zarara yol açan idari işlemlere göre dava açma süresinin hesaplanması, ilgililerin idari eylemler nedeniyle doğmuş olan dava açma hakkının gözardı edilmesi sonucunu doğuracaktır.
Öte yandan, yasayla öngörülen tam yargı davaları idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır.
Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları veya yasal bir hakkın kullanımına bağlı olarak yargı mercilerince yapılan değerlendirmeler sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan süreye ilişkin mevzuat kurallarının yorumlanmasında kişilerin haklarının ihlali yönünde ağır sonuçlara varan yorumdan kaçınmak gerekmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir.
Bu değerlendirmeler doğrultusunda; olayda, her ne kadar mahkemece " davacı hakkında tesis edilen idari gözetim kararı verilmesine ilişkin işlemin ve idari gözetim kararının yenilenmesine ilişkin işlemlerin davacıya tebliğ edilmesinden itibaren yasal dava açma süresi olan 60 gün içerisinde bakılan davanın açılmadığı, diğer taraftan davacının 17.11.2015 tarihinde Rusya'ya sınır dışı edildiği dikkate alındığında idari gözetim işleminin son bulduğu 17.11.2015 tarihinden itibaren yasal dava açma süresi olan 60 gün içerisinde bakılan davanın açılmadığı, dolayısı ile yasal dava açma süresinin bitiminden çok sonra 26.07.2019 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmadığı" gerekçesine yer verilmiş ise de; davacının sınırdışı edilmesinin ardından hareketsiz kalmadığı ve Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki içtihatları doğrultusunda olmak üzere iddialarına yönelik olarak taraflarına manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle 20/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu ve bu başvurunun Anayasa Mahkemesi'nin 08/05/2019 tarihli kararı ile iddialara yönelik olarak öncelikle bir tam yargı davası açılması gerektiği gerekçesiyle kabul edilmemesi üzerine tazminat istemine konu eylemlerin idariliğinin davacı tarafından Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte öğrenildiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varıldığından ve sözkonusu karar tarihi itibariyle davacı tarafından 1 yıllık süre içerisinde kalmak üzere ilk olarak 26/07/2019 tarihinde dava açıldığı görüldüğünden, davada süreaşımı bulunmadığı anlaşıldığından, davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin istinaf istemine konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, Adana 1. İdare Mahkemesinin 26/02/2020 tarih ve E:2019/1028, K:2020/257 sayılı kararının kaldırılmasına, 2577 sayılı Yasanın değişik 45.maddesinin 5. fıkrası uyarınca davanın esası hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine, kaldırma kararı üzerine Mahkemece yeniden bir karar verileceğinden bu aşamada yargılama giderleri yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2577 sayılı Kanunun 45/5. maddesi uyarınca kesin olarak, 18/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)