İSTEMİN ÖZETİ: Gaziantep 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/09/2020 gün ve E:2017/1282, K:2020/688 Sayılı kararın; davacı ve davalı idareler tarafından dilekçelerinde belirtilen nedenlerle ve 2577 Sayılı Kanun'un 45.maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Taraflarca savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacılar tarafından, Gaziantep İli, Şahinbey İlçesi, Beybahçe Mahallesi'nde 20/08/2016 tarihinde yapılan sokak düğününe düzenlenen bombalı saldırı sonucu davacı çocuk S.A.'ın bir gözünü kaybetmesi ve vücudunun sol tarafından kısmi felç geçirmesi nedeniyle uğranılan zararlara karşılık çocuk S.A. için şimdilik 100,00-TL maddi (20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 857.024.13-TL) ve 30.000,00-TL manevi (20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 120.000,00-TL), anne M. A. için 10.000,00-TL manevi (20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 50.000,00-TL), ve baba F. A. için 10.000,00-TL manevi(20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 50.000,00-TL) tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; uyuşmazlık konusu olayda, davacıların terör eylemi sonucu özel ve olağandışı bir zarara uğradığı, bu çerçevede olayda idarenin hizmet kusuru saptanamamakla birlikte, meydana gelen zararın kusursuz sorumluluk ilkesinin bir türü olan sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği, S.A.'ın 857.024.13-TL maddi tazminat talebi yönünden; davacının sürekli iş gücü kaybı tazminatının tespiti amacıyla aktüerya bilirkişisi aracılığı ile dava dosyası üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, düzenlenen bilirkişi raporuna itiraz aşamasında davacılar tarafından sunulan 27/04/2018 tarihli sağlık kurulu raporu ile davacı S.A.'ın özür oranının %77 olarak belirlendiğinin görülmesi üzerine, 24/10/2018 tarihli ara kararı uyarınca adli tıp uzmanı bilirkişilere yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda davacı S.A.'ın özür oranının % 53 olarak tespit edilip; 9 ay süreyle geçici iş göremezliğinin bulunduğunun tespit edilmesi üzerine, 12/04/2019 tarihli ara kararıyla davacının sürekli iş gücü kaybı tazminatının tespiti amacıyla aktüerya bilirkişisi aracılığı ile dava dosyası üzerinde ek bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bu kapsamda aktüerya bilirkişisi tarafından sunulan 28/04/2019 tarihli raporda davacı S.A.'ın 9 ay süreli geçici ve %53 sürekli iş gücü kaybının bulunduğundan bahisle 491.873,35-TL maddi zararının bulunduğunun belirtildiği, ancak davacının olay tarihinde 9 yaşında olduğu ve gelir getirici herhangi bir işte çalışamayacağı gerekçesiyle geçici iş göremezlik hesaplaması yapılmaksızın sadece sürekli iş göremezlikten kaynaklanan zararın hesaplanması gerektiğinden 29/01/2020 tarihli ara kararıyla davacının sürekli iş gücü kaybı tazminatının tespiti amacıyla aktüerya bilirkişisi aracılığı ile dava dosyası üzerinde 3. kez bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, buna istinaden sunulan ve karara esas teşkil eden raporda ise davacının efor kaybına bağlı maddi tazminat tutarının 486.145,71-TL olarak hesaplandığı, raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu, davacı vekili tarafından 20/05/2019 tarihli dilekçeyle davacılardan S.A. için 100,00-TL olarak talep edilen maddi tazminat miktarının 857.024,13-TL olarak arttırıldığı, miktar arttırım dilekçesinin 07/05/2020 tarihinde davalı idareye tebliğ edildiği, davacının yaralanmasına neden olan olayda davalı idarenin sosyal risk ilkesi uyarınca kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, davacının ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı dikkate alındığında, davacının maddi tazminat isteminin bilirkişi raporunda tespit edilen 486.145,71-TL'lik kısmının kabulüyle maddi tazminatın 100,00-TL'lik kısmına idareye başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden, bilirkişi raporuyla tespit edilen 486.045,71-TL lik kısmına ise miktar arttırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kabulüyle geriye kalan kısmının reddi gerektiği, davacıların manevi tazminat istemine gelince; dava konusu uyuşmazlıkta, tazminat istemine konu olan terör olayının oluş şekli, davacının yaralanması ve malul kalması ve sosyo ekonomik durumu dikkate alındığında, duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa giderecek, idarenin sorumluluğunu ortaya koyacak ve aynı zamanda zenginleşmeye de sebebiyet vermeyecek düzeyde bir manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği gözetilerek, ıslah dilekçesinden önce dava dilekçesinde talep edildiği şekliyle davacı çocuk S.A. için 30.000,00-TL, anne M. A. için 10.000,00-TL ve baba F. A. için 10.000,00-TL olmak üzere toplam 50.000,00-TL manevi tazminatın davalı idarelere başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerden alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesi gerektiği, manevi tazminatın ıslah yoluyla artırılıp artırılamayacağı hususuna gelince; davacı vekili tarafından 02/05/2019 tarihli bilirkişi raporunun 08/05/2019 tarihinde elektronik ortamda tebliği üzerine (hükme esas alınan ek rapordan önce) 20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle davacı çocuk S.A. için 30.000,00-TL manevi tazminat istemi toplam 120.000,00-TL'ye, anne M. A. ile baba F. A.'dan her biri için istenilen 10.000,00-TL manevi tazminatın 50.000,00-TL'ye ıslah edildiği görülmekte ise de; ıslah müessesinin davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi; zararı doğuran olayın meydana geliş biçiminin yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu, kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de uygulanabileceği, ancak bu durumun istisnai bir durum olduğu ve manevi zararın sonradan gerçekten artmış olduğunun tespiti halinde işletilebileceği, ayrıca manevi tazminat talepleri açısından konunun manevi tazminatın amacı ve niteliğinin de dikkate alınması suretiyle ele alınması gerektiği, manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğunun kabul edildiği, manevi tazminatın, olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığı, manevi zararın niteliği gereği sonradan gelişen veya öğrenilen yeni bir olgu olmadığı sürece kişinin manevi varlığında oluşan zararın arttığından bahsedilemeyeceğinden yukarıda yer alan kriterler yönünden yapılan değerlendirme gereği davacı vekilinin manevi tazminat istemi yönünden ıslah talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle, davacının maddi tazminat isteminin 486.145,71-TL'lik kısmının kabulüyle maddi tazminatın 100,00-TL'lik kısmına idareye başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden, 486.045,71-TL lik kısmına ise miktar arttırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarelerden alınarak davacılara ödenmesine, davacının geriye kalan 370.878,42-TL maddi tazminat talebinin ise reddine, manevi tazminat istemlerinde ıslah hakkının kabul edilmemesi nedeniyle dava dilekçesinde talep edildiği şekliyle davacı çocuk S.A. için 30.000,00-TL, anne M. A. için 10.000,00-TL ve baba F. A. için 10.000,00-TLolmak üzere toplam 50.000,00-TL manevi tazminatın davalı idarelere başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerden alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından; mahkemece maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamanın hatalı olduğu, hükmedilen maddi tazminatın tamamına uygulanacak yasal faizin idareye başvuru tarihinden itibaren işletilmesi gerektiği, manevi tazminata ilişkin ıslah talebinin kabul edilmemesinin hatalı olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kararın aleyhe olan kısımlarının kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından; patlama olayının oluşumu ve niteliği dikkate alındığında idarenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk yönünden ise uygun illiyet bağının bulunmadığı, uyuşmazlığın 5233 Sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesinin gerektiği, 5233 Sayılı Yasa'da manevi tazminatın ödeneceğine ilişkin herhangi bir düzenlemenin yer almadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu, ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı Gaziantep Valiliği tarafından; idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı, olayda uygun illiyet bağının bulunmadığı, uyuşmazlığın 5233 Sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesinin gerektiği, davacının 5233 Sayılı Kanun kapsamında davacının idareye başvurduğu, davacıya 13.448,14 TL teklif edildiği, davacının da bu teklifi kabul etmesiyle sulhname imzalandığı, sulhnamenin imzalanmasıyla maddi tazminat konusundaki uyuşmazlığın ortadan kalktığı, manevi tazminatın ise yasa kapsamında düzenlenmediğinden bahisle istinaf yoluyla incelenerek kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde "Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir." 2. maddesinin 1. fıkrasında "Bu Kanun, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.", 5. maddesinde "Komisyonun görevleri şunlardır: a)Zarar görenin veya mirasçılarının başvurusu hâlinde bu Kanun kapsamına giren bir zararın bulunup bulunmadığını tespit etmek..."; 6. maddesinde "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır... Komisyon, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından başvuru konusu ile ilgili her türlü bilgi ve yardımı isteyebileceği gibi, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanları bilirkişi olarak da görevlendirebilir. Komisyon, gerekli gördüğü uzmanları çalıştırabilir veya bunlardan görüş alabilir...", 7. maddesinde "Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: ... a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar..", 8. maddesinde "7. maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.", 12. maddesinde "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra ... uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir... Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır..." hükümlerine yer verilmiştir.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Terör olayları nedeniyle meydana gelen zararların tazminini öngören 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarından doğan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarında idari yargı yerlerince 5233 Sayılı Kanun dışında sosyal risk ilkesinin uygulanması olanağını ortadan kaldırmıştır. Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 Sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı tazmin istemlerinin anılan Kanun ile yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde karara bağlanması zorunludur. Ancak, 5233 Sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmamaktadır.
Bu halde öncelikle terör olayı olduğu kabul edilen dava konusu olayda; idarenin hizmet kusuru sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının araştırılıp bu haller yok ise sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 Sayılı Kanun kapsamında olayı değerlendirmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Gaziantep İli, Şahinbey İlçesi, Beybahçe Mahallesi'nde 20/08/2016 tarihinde yapılan sokak düğününe düzenlenen bombalı saldırı sonucu davacı çocuk S. A.'ın bir gözünü kaybetmesi ve vücudunun sol tarafından kısmi felç geçirmesi nedeniyle uğranılan zararlara karşılık çocuk S.A. için şimdilik 100,00-TL maddi (20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 857.024.13-TL) ve 30.000,00-TL manevi (20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 120.000,00-TL'ye çıkarıldı.), anne M. A. için 10.000,00-TL manevi(20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 50.000,00-TL'ye çıkarıldı.), ve baba F. A. için 10.000,00-TL manevi (20/05/2019 tarihli ıslah dilekçesiyle toplam 50.000,00-TL'ye çıkarıldı.) tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayla ilgili Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2016/5802 Sayılı soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgelerden, DEAŞ terör örgütü tarafından verilen talimatla örgüt adına hareket eden ve şifreli mesajlaşma programı kullanılarak haberleşen örgüt üyelerinin üstü Suriye'de olan örgüt üyelerinden canlı bomba saldırısı gerçekleştirecek eylemi yapmaya hazır hale getirilmiş örgüt elemanı istenildiği, bu elemanın eylem tarihine kadar konakladığı yerler değiştirilerek gizlilik içerisinde bekletildiği, eylem tarihinde eylem yerine örgüt elemanları vasıtasıyla yönlendirildiği ve eylemin gerçekleşmesinin sağlandığı, eylemi gerçekleştiren terör örgütü mensubunun olay sırasında ölmesi ve olay sonrasında patlayıcı madde temin eden kişilerin yakalanması için yapılan operasyonda ölü olarak ele geçirilmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre, olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, oluşan zararda idarenin kusur sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir işlem ya da eylemi olmadığı görülmekte olup, uyuşmazlığın maddi tazminat istemine ilişkin kısmının sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde ve manevi tazminat istemine ilişkin uyuşmazlığın ise genel hükümler kapsamında sosyal risk ilkesi gereğince karara bağlanması gerekmektedir.
İstinafa konu kararın, maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin davalı idarelerin istinaf başvurusunun ve maddi tazminat isteminin kısmen reddine ve maddi tazminata işletilen faize ilişkin davacıların istinaf başvurusunun incelenmesinden;
5233 Sayılı Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde ise "... Hukukumuzda feragat, kabul ve sulh gibi işlemler, görülmekte olan davaları sona erdiren işlemlerdir. Sulh işlemi, dava öncesi yapılmışsa dava açılmasını engelleyici özelliktedir. Sulh işlemine rağmen dava açılırsa bu durum itiraz olarak ileri sürülebilir ve dava ortadan kaldırılır. Böylece dostane bir çözüm şekli olan sulh bağlayıcı niteliktedir." şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
5233 Sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan amacı, gerekçesi ve yukarıda belirtilen 12. madde metninin birlikte değerlendirilmesinden; sulhnamenin imzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmamaktadır.
Dosya kapsamı içerisinde yer alan bilgi ve belgelerden, davacılardan S.A.'ın yaralanmasından kaynaklanan zararlarına yönelik 22/02/2017 tarih ve 27/01/2017/183 Sayılı zarar tespit komisyonu kararı ile 13.448,14 TL ödenmesine karar verildiği ve alınan bu karar üzerine davacı S.A. adına anne ve babası tarafından velayeten verilen vekaletnameye istinaden vekil sıfatıyla Av. Ş. A. tarafından 20/03/20176 tarihinde sulhnamenin imzalandığı görülmektedir.
Bu durumda, bakılan davanın açıldığı 26/07/2017 tarihinden önce sulhname imzalanarak maddi tazminat istemi yönünden uyuşmazlığın giderildiği görüldüğünden, maddi tazminatı istemi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekir iken, sosyal risk ilkesi gereğince maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
İstinafa konu kararın, manevi tazminata ilişkin kısmı yönünden davacıların istinaf başvurusunun incelenmesinden;
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına 11/04/2013 tarih ve 6459 Sayılı Kanun'un 4. maddesiyle eklenen hüküm ile, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabileceği ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçenin otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edileceği kuralı getirilmiştir.
Uyuşmazlıkta; davacılar tarafından S.A. için 30.000,00-TL, M. A. için 10.000,00-TL manevi F. A. için 10.000,00-TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL manevi tazminat istemiyle bakılan davanın açıldığı, daha sonra 20/05/2019 tarihli dilekçeyle ıslah talebinde bulunulduğu ve bu dilekçeyle manevi tazminat miktarının da ıslah edilerek S.A. için 120.000,00-TL, M. A. için 50.000,00-TL, F. A. için 50.000,00-TL olmak üzere toplam 220.000,00 TL manevi zararın tazminini talep edildiği, Mahkeme tarafından davacı vekilinin ıslah talebinin reddine karar verilerek, ıslah dilekçesinden önce dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden manevi zararın tazmini yönünde karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda yer alan hükümler uyarınca; ıslah müessesi davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi; zararı doğuran olayın meydana geliş biçiminin yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu (maluliyet oranın artması, sonradan ortaya çıkan uzuv kaybı vb.), kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de uygulanabileceği, ancak bu durumun istisnai bir durum olduğu ve manevi zararın sonradan gerçekten artmış olduğunun tespiti halinde işletilebileceği kuşkusuzdur.
Ayrıca manevi tazminat talepleri açısından konunun manevi tazminatın amacı ve niteliğinin dikkate alınması suretiyle ele alınması gerektiğinde de duraksama bulunmamaktadır.
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ıstırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Manevi zararın niteliği gereği sonradan gelişen veya öğrenilen yeni bir olgu olmadığı sürece kişinin manevi varlığında oluşan zararın arttığından bahsedilemez.
Uyuşmazlıkta, davacılar anne ve babanın diğer davacı çocuk S.A.'ın dava açılmadan evvel Gaziantep Dr. E. A. Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 06/02/2017 tarih ve 170001267 Sayılı Sağlık Kurulu Raporu ile %32 oranında malul olduğunu öğrendikleri, ancak dava devam ederken dosyaya sunulan Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 27/04/2018 tarih ve 3050 Sayılı Sağlık Kurulu Raporu ile %77 oranında malul olduğunu öğrendikleri, İdare Mahkemesince Adli Tıp uzmanı bilirkişilerce yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde de S.A.'ın maluliyet oranının %53 oranında olduğunun tespit edildiği, dolayısıyla yargılama esnasında yeni bir durumun ortaya çıktığı, davacılardan S.A.'ın dava açılırken bilinen maluliyet oranının arttığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacılar açısından sonradan oluşan veya öğrenilen yeni bir olgu bulunduğundan, ıslah yoluyla manevi tazminat tutarının artırılması talebinin reddine dair verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmayışı, sorumluluğunun sosyal risk ilkesine dayanması, olayın oluş şekli, yaralanmanın ve maluliyetin boyutu ve verdiği üzüntü, Dairemizin manevi tazminat tutarı yönünden ilkesel olarak belirlediği tutar dikkate alınarak değerlendirme yapılması üzerine, davacılardan S. A. için 35.000,00-TL manevi tazminatın 30.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihinden itibaren, 5.000,00 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren, M. A. için 15.000,00-TL manevi tazminatın 10.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihinden itibaren, 5.000,00 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren, baba F. A. için 15.000,00-TL manevi tazminatın 10.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihinden itibaren, 5.000,00 TL'lik kısmına ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmin edilmesine ve bu miktarı aşan manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
İstinafa konu kararın, manevi tazminat isteminin kısmen kabul edilen kısmına yönelik davalı idarelerin istinaf başvurusunun incelenmesinden;
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2. fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49. maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Gaziantep 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/09/2020 gün ve E:2017/1282, K:2020/688 Sayılı karara karşı yapılan
1-Davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2-Davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine,
3-Davacı S.A.'ın maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
4-Manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin davalı idarelerin istinaf başvurusunun reddine,
5-Davacı S.A. için 35.000,00-TL manevi tazminatın 30.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden, 5.000,00 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren, M. A. için 15.000,00-TL manevi tazminatın 10.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden, 5.000,00 TL'lik kısmının ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren, baba F. A. için 15.000,00-TL manevi tazminatın 10.000,00 TL'lik kısmının idareye başvuru tarihi olan 26/05/2017 tarihinden, 5.000,00 TL'lik kısmına ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 07/05/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, ve bu miktarı aşan manevi tazminat isteminin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
6-Davanın genelindeki haklılık oranının değişmesi nedeniyle yargılama giderleri yeniden hesaplanması üzerine, 2.181,85 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 131,68 TL'lik kısmının davalı idarelerce davacıya verilmesine, kalan yargılama giderinin davacılarının üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı idareler tarafından karşılanan 40,00 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 37,59 TL'lik kısmının davacı tarafından davalı idarelere verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı idareler üzerinde bırakılmasına,
8-Hükmedilen tutar üzerinden hesaplanan 4.440,15TL nispi karar harcından dava safahatında davacı tarafından ödenen 3.809,50 TL nisbi karar harcın davalı idarelerden alınarak davacılara verilmesine, bakiye 630,65 TL nisbi karar harcının davalı idare üzerine bırakılmasına,
9-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen maddi tazminat yönünden 2.550,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye verilmesine,
10-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen manevi tazminat yönünden 9.250,00 TL avukatlık ücretinin davalı idareler tarafından davacılara verilmesine,
11-Davacıların hak arama özgürlüğü bakımından ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen manevi tazminat yönünden 9.250,00 TL avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idarelere verilmesine,
12-Peşin yatırılan posta gideri avanslarının kullanılmayan kısımlarının ilgililerine iadesine,
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1-(b) maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 11/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)