Bölge İdare Mahkemesi Kararı - İstanbul BİM, 5. İDD, E. 2020/207 K. 2020/2170 T. 3.12.2020
İSTEMİN KONUSU: İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 18/11/2019tarih ve E:2019/997, K:2019/2478 sayılı kararının istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, .... Mahallesi, 110 ada, 43 parselde bulunan yapı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenen 06/09/2018 tarihli, HN74RYJ8 belge nolu Yapı Kayıt Belgesinin iptali istemiyle yapılan 21/01/2019 tarihli başvurunun reddine ilişkin01/03/2019 günlü, E.22541 sayılı İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü işleminin iptali istenilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının özeti: İstanbul4.İdareMahkemesinin 18/11/2019tarih ve E:2019/997, K:2019/2478sayılı kararı ile; "... ruhsatsız yapının bulunduğu taşınmazın Devlet ormanı vasfına haiz olması ve bu niteliği gereği 3194 sayılı Kanunda sayılan istisnalar kapsamında bulunması, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun Geçici 16. maddesi hükmünün uygulanmasına engel oluşturduğundan, bir başka deyişle söz konusu yapı bulunduğu yer itibariyle yapı kayıt belgesi düzenlenemeyecek yapılardan olduğundan,1982 Anayasasına, Orman Kanununa ve İmar Kanununa aykırı olarak tanzim edildiği sonucuna ulaşılan yapı kayıt belgesinde ve bu belgenin iptali istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesi ile; dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
İSTİNAFA BAŞVURANLARIN
İDDİALARI: Davalı idare ve müdahil davalı tarafından; ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN
SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdare Dava Dairesince;2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 6545 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "istinaf" başlıklı(Değişik 6545 S.K./19. md.)45. maddesinin;3. fıkrasında; “Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir.”;6. Fıkrasında ise, "Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir." hükmü yer almış olup, ilk derece mahkemelerinin nihai kararlarının istinafen kaldırılması ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45/4. maddesinde yer alan sebebin varlığı halinde mümkün bulunmaktadır.
İstinaf başvurusu, İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, .... Mahallesi, 110 ada, 43 parselde bulunan yapı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından düzenlenen 06/09/2018 tarihli, HN74RYJ8 belge nolu Yapı Kayıt Belgesinin iptali istemiyle yapılan 21/01/2019 tarihli başvurunun reddine ilişkin 01/03/2019 günlü, E.22541 sayılı İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davada; dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 18/11/2019 tarih ve E:2019/997, K:2019/2478sayılı kararının, davalı idare ve davalı idare yanında davaya katılan tarafından kaldırılması istemine ilişkindir.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.
Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz." hükmü yer almaktadır.
Ormanların taşıdıkları büyük önemi ve ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı gerçeğini gözönünde tutan Anayasa koyucu, ormanların korunması ve geliştirilmesinin güvence altına alınabilmesi için ayrıntılı düzenlemeler yapma zorunluluğunu duymuştur. Bu bağlamda, Anayasa'nın "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" başlıklı 169. maddesinin ilk fıkrasında "Devlet, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir", üçüncü fıkrasının ilk tümcesinde "Ormanlara zarar verebilecek hiç bir faaliyete izin verilemez" son fıkrasında da, fıkrada belirtilen ayrık durumlar dışında "orman sınırlarında daraltma yapılamaz" denilmektedir.
Maddenin gerekçesinde de bu hükümlerle orman tahribatı dolayısıyla meydana gelecek olan erozyon ve sel tahribatına engel olmak, orman bütünlüğünü korumak, yeni orman alanları tesis etmek ve ormanları Devletin gözetiminde bulundurarak tekniğe uygun verimli şekilde işletilmesini sağlamak amacı güdüldüğü belirtilmiştir.
6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesinin 2. fıkrasında ise; "Devlet ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollariyle elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. (Mülga cümleler: 17/06/2004 - 5192 S.K./1. md.) *2* (Ek cümle: 17/06/2004 - 5192 S.K./1. md.) Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir." hükmüne yer verilmiştir.
6831 sayılı Orman Kanununun 17. maddesinde Devlet ormanlarının yerleşime açılamayacağı belirtilmiş anılan madde ve yasanın devamı maddelerinde ise ancak kamu yararı ve zaruret halinin bulunması durumunda orman alanlarında yapılmasına izin verilebilecek tesisler sınırlı olarak sayılmıştır.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri bir bütün halinde yorumlandığında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 6831 sayılı Orman Kanununun kabulü suretiyle ülkede orman alanlarının korunması, yaşatılması ve geliştirilmesi hususunda, gerek Anayasa koyucu gerekse yasa koyucu tarafından özel bir önem atfedildiği anlaşılmaktadır.
Şöyle ki, Anayasanın 169. maddesinde orman alanlarının korunması ve genişletilmesinin temel ilke olarak öngörüldüğü, bu koruma ve genişletme konusunda gerekli tedbirlerin alınması gerekliliğinin ifade edildiği diğer taraftan Devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilemeyeceği, ormana yönelik suçların af kapsamına alınamayacağı, bilim ve fen bakımından kesin olarak ortaya konulmadıkça orman sınırlarında daraltılma yapılamayacağı belirtilerek orman alanlarının korunması konusunda son derece katı ilkeler belirlenmiştir.
Ormanların, binlerce hektar arazide doğal olarak yetişen ağaçlarla birlikte, diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak, hava, su, ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu yansıtan ekosistemler oldukları, orman alanları içerisinde ormancılık faaliyeti dışında gerçekleştirilecek her nevi uygulamanın ise bu ekosisteme telafisi mümkün olmayacak ölçüde olumsuz etkilerinin olacağı kuşkusuzdur.
3194 sayılı İmar Kanununun "GENEL HÜKÜMLER" başlıklı birinci bölümünün "İstisnalar"başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında;"2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu,2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydı ile 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu ve 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun ile diğer özel kanunlar ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu Kanunun özel kanunlara aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanununun yerleşim ilkelerini ve esaslarını düzenleyen genel nitelikte bir kanun olduğu, 6831 sayılı Kanununun ise Orman varlığı potansiyelinin geliştirilmesi amacıyla yasa koyucu tarafından kabul edilmiş özel nitelikte kanun olduğu, özel kanunlarla belirlenen alanlarda özel kanun hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu, bu doğrultuda İmar Kanununda yer alan hükümler içerisinden ancak özel kanunlarla öngörülen hükümlerin lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil etmeyenlerinin tatbik edileceği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
3194 sayılı İmar Kanununun 7143 sayılı Kanunla eklenen geçici 16’ncı maddesinde;
"Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/10/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilebilir. Başvuruya konu yapının ve arsasının mülkiyet durumu, yapı sınıf ve grubu ve diğer hususlar Bakanlık tarafından hazırlanan Yapı Kayıt Sistemine yapı sahibinin beyanına göre kaydedilir.
Yapının bulunduğu arsanın 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre belirlenen emlak vergi değeri ile yapının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen yaklaşık maliyet bedelinin toplamı üzerinden konutlarda yüzde üç, ticari kullanımlarda yüzde beş oranında alınacak kayıt bedeli başvuru sahibi tarafından genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilmek üzere merkez muhasebe birimi hesabına yatırılır. 6306 sayılı Kanun kapsamında kullanılmak üzere kaydedilen gelirler karşılığı Bakanlık bütçesine ödenek eklemeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödenek, dönüşüm projeleri özel hesabına aktarılarak kullanılır. Kayıt bedeline ilişkin oranı iki katına kadar artırmaya, yarısına kadar azaltmaya, yapının niteliğine ve bölgelere göre kademelendirmeye, ayrıca başvuru ve ödeme süresini bir yıla kadar uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Yapı Kayıt Belgesi yapının kullanım amacına yöneliktir. Yapı Kayıt Belgesi alan yapılara, talep halinde ilgili mevzuatta tanımlanan ait olduğu abone grubu dikkate alınarak geçici olarak su, elektrik ve doğalgaz bağlanabilir.
Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun ve 2960 sayılı Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir.
Yapı ruhsatı alıp da yapı kullanma izin belgesi almamış veya yapı ruhsatı bulunmayan yapılarda, Yapı Kayıt Belgesi ile maliklerin tamamının muvafakatinin bulunması ve imar planlarında umumi hizmet alanlarına denk gelen alanların terk edilmesi halinde yapı kullanma izin belgesi aranmaksızın cins değişikliği ve kat mülkiyeti tesis edilebilir. Bu durumda, ikinci fıkrada belirtilen bedelin iki katı ödenir.
Beşinci fıkra uyarınca kat mülkiyetine geçilmiş olması 6306 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmez.
Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların, Hazineye ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, bu taşınmazlar Bakanlığa tahsis edilir. Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine taşınmazlar Bakanlıkça rayiç bedel üzerinden doğrudan satılır. Bu durumda elde edilen gelirler bu maddenin ikinci fıkrasına göre genel bütçeye gelir kaydedilir. Ayrıca bu gelirler hakkında 29/6/2001 tarihli ve 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanmaz.
Yapı Kayıt Belgesi alınan yapıların belediyelere ait taşınmazlar üzerine inşa edilmiş olması halinde, Yapı Kayıt Belgesi sahipleri ile bunların kanuni veya akdi haleflerinin talepleri üzerine bedeli ilgili belediyesine ödenmek kaydıyla taşınmazlar rayiç bedel üzerinden belediyelerce doğrudan satılır.
Üçüncü kişilere ait özel mülkiyete konu taşınmazlarda bulunan yapılar ile Hâzineye ait sosyal donatı için tahsisli araziler üzerinde bulunan yapılar bu madde hükümlerinden yararlandırılmaz.
Yapı Kayıt Belgesi, yapının yeniden yapılmasına veya kentsel dönüşüm uygulamasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır.
Bu madde hükümleri, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alan ile İstanbul tarihi yarımada içinde ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanlarda ve ayrıca 19/6/2014 tarihli ve 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde belirlenmiş Tarihi Alanda uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlık ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir." hükmüne yer verilmiş olup;
Anılan Yasa hükmüne dayanılarak hazırlanan ve 6 Haziran 2018 tarihli ve 30443 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğin 6. maddesinde, Yapı Kayıt Belgesi verilen yapıların maliklerinin, bu belgenin bir örneğini belediye ve mücavir alan sınırları içinde ilgili belediyesine, bu sınırlar dışında il özel idaresine vermek zorunda oldukları, Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili 3194 sayılı Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezalarının iptal edileceği belirtilmiş, 20 Eylül 2018 tarihli ve 30541 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslarda Değişiklik yapılmasına Dair Usul ve Esasların 5. maddesi ile değişik 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise; “(2) Yapı Kayıt Belgesi düzenlenemeyecek yapılar için bu belgenin düzenlendiğinin tespit edilmesi durumunda, Yapı Kayıt Belgesi iptal edilir, bu belgenin sağlamış olduğu haklar geri alınır, Yapı Kayıt Belgesi bedeli olarak yatırılmış olan bedel iade edilmez ve belge düzenlenmesi safhasında yalan beyanda bulunan müracaat sahibi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 206 ncı maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulur.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükmü uyarınca, "yapı kayıt belgesi"; yapının kullanılması amacıyla düzenlenen belgeler olup belli şartların varlığı halinde söz konusu yapıların kullanımına izin verilmekte, bu doğrultuda yapılara elektrik, su, doğalgaz aboneliği bağlanabilmesi imkanı tanınmakta, hatta kamu taşınmazlarının ilgiliye satışı, cins değişikliği yapılabilmesi ve kat mülkiyeti kurulabilmesi mümkün kılınmaktadır.
3194 sayılı İmar Kanununun 7143 sayılı Kanunla eklenen geçici 16’ncı maddesi uyarınca düzenlenen "yapı kayıt belgesi"nin sağladığı haklar ile Orman alanları için yasa koyucu tarafından özel kanun hükümleri ile getirilen hukuki rejim karşılaştırıldığında, İmar Kanununa eklenen geçici 16. maddesinin aynı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan hüküm gereği özel Kanun olan 6831 sayılı Orman Kanununa aykırı hükümler içerdiği, bu haliyle Orman Alanı olarak tespit edilmiş herhangi bir mahalde 3194 sayılı İmar Kanununun 7143 sayılı Kanunla eklenen geçici 16’ncı maddesinin uygulanma kabiliyeti bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; İstanbul İli, Arnavutköy İlçesi, .... Mahallesi, 110 ada, 43 parselde bulunan yapı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 06/09/2018 tarihli, HN74RYJ8 belge nolu Yapı Kayıt Belgesinin düzenlendiği, söz konusu yapı kayıt belgesinin, ilişkin bulunduğu yapının Devlet ormanı olarak belirlenen yerde kaldığından bahisle iptali istemiyle davacı Orman Genel Müdürlüğünce yapılan 21/01/2019 tarihli başvurunun, 01/03/2019 günlü, E.22541 sayılı İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü işlemiyle reddedilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Bakılan davada, davalı idarenin 11.11.2019 tarihli beyan dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden, uyuşmazlık konusu taşınmazın "devlet ormanı" sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Dairemizce, Gaziosmanpaşa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin E:2018/512 sayılı dosyasının UYAP üzerinden incelenmesi neticesinde, davacının"6831 Orman Yasasına Muhalefet suçundan" yargılamasının yapılarak suçlu bulunduğu eylemi nedeniyle netice olarak davacının 300 gün adli para cezası ile cezalandırıldığı görülmektedir.
Bu durumda, orman sınırları içerisinde yer aldığı sabit olan yapı hakkında düzenlenen 06/09/2018 tarihli, HN74RYJ8 belge numaralı "yapı kayıt belgesi"nde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yukarıda belirtilen gerekçe ile İSTİNAF BAŞVURUSUNUNREDDİNE,
2-Aşağıda dökümü yapılan istinaf yargılama giderinin başvuranlar üzerinde bırakılmasına, istinaf aşamasında fazladan yatırılan 54,40-TL karar harcının istemi halinde müdahil davalıya iadesine,
3-Artan posta giderinin mahkemesince istinaf isteminde bulunana iadesine,
4-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesinin 6.bendi gereğince kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemesine gönderilmesine,
5-Aynı Kanun maddesi uyarınca kesin olarak 03.12.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)