İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken 06.09.2016 tarihinde emekli olan davacının, görev yaptığı dönemde işlediği iddia olunan fiilleriyle ilgili olarak hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonucunda, 7068 sayılı Kanun'un 8/5-ç-4 maddesinde belirtilen "Amirin usulüne uygun olarak verdiği emri yerine getirmemek" fiilini işlediğinden bahisle aynı Kanun'un 10/1. maddesinin tatbiki suretiyle "meslekten çıkarma" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarih ve 2018/54 sayılı kararının iptali istemiyle açılan davada; davanın reddine yönelik İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 17/07/2020 tarih ve E:2019/2116, K:2020/1011 sayılı kararının; hakkındaki suçlamaların asılsız olduğu, izinli olduğu süre içerisinde göreve çağrılması üzerine 17.07.2016 tarihinde şubesine gelerek tevdi edilen tüm görevleri yerine getirdiği, aynı fiil nedeniyle diğer polis memurlarına 11 gün aylık kesimi cezası verildiği halde kendisinin meslekten çıkarma cezası ile tecziye edilmesinin eşitlik ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşmadığı, kaldı ki verilen bu cezaların mahkeme kararlarıyla iptal edildiği, adli soruşturma neticesinde de hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, işlemin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: İstinaf dilekçesinde belirtilen hususların mahkeme kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı ve kararın usul ve hukuka uygun olduğu ileri sürülerek istinaf isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdare Dava Dairesince, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler incelenerek işin gereği görüşüldü:
Dava; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken 06.09.2016 tarihinde emekli olan davacının, görev yaptığı dönemde işlediği iddia olunan fiilleriyle ilgili olarak hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonucunda, 7068 sayılı Kanun'un 8/5-ç-4 maddesinde belirtilen "Amirin usulüne uygun olarak verdiği emri yerine getirmemek" fiilini işlediğinden bahisle aynı Kanun'un 10/1. maddesinin tatbiki suretiyle" meslekten çıkarma" cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarih ve 2018/54 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince; "...dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler çerçevesinde, 15 Temmuz 2016 gecesi Ülkemiz genelinde gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimi sırasında Emniyet Müdürlüklerince tüm personelin görev yerlerine geçmesi talimatı verildiği, o gece yaşanan olayın vehameti ve Devletin personele olan ihtiyacı gözönüne alındığında, davacı tarafından olay günü nerede olduğuna dair çelişkili ifadeler verilerek, İstanbul'da olduğu halde bir an evvel görev alması gerekirken davacının görev yerine gitmediği ve fiilinin sonucunda hizmetin aksamasına neden olduğu sabit olduğundan tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanunun 8/5-ç-4 maddesinde, "Amirin usulüne göre verdiği emri yerine getirmemek" fiilini yirmi dört ay uzun süreli durdurma cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmış, aynı Kanunun "Ağırlaştırıcı nedenler" başlıklı 10/1 maddesinde de, amirin emrinin yapılmaması fiilinin neticesinde, Devlet ya da kişiler zarara uğratılmış ya da hizmetin gecikmesine ya da durmasına neden olunmuşsa doğan zararın derecesine ya da durumun ağırlığına göre meslekten çıkarma cezası uygulanabileceği hükme bağlanmış, geçici 1.maddesinin 2.fıkrasında da, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte devam etmekte olan disiplin soruşturmaları ile ilgili olarak bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken "15 Temmuz 2016 tarihinde meyana gelen darbe kalkışmasında tüm şube personelinin göreve çağrıldığı, görevde ve İstanbul'da olan personelin görev yerlerine geldiği, olayların devam etmesi üzerine 15.07.2016 ve 16.07.2016 tarihlerinde telefon üzerinde çeşitli zamanlarda mesaj olarak sağlık raporu olanlar hariç senelik ve mazeret izinli olanlar ile istirahatlilerin görev yerlerinde olacaklarının bildirildiği, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli davacıya 16.07.2016 günü, saat 16:15 sıralarında telefonunun kapalı olması nedeniyle ulaşılamadığı, eşi aracılığıyla göreve gelmesinin söylendiği, daha sonra yapılan görüşmede 'İstanbul'a gelmek için yolda olduğunu' söylediği, ardından saat 22:10 sıralarında 'Koçhisar'da olduğunu, 5 saat sonra İstanbul'da olacağını' beyan ettiği, 17.07.2016 günü saat 10:30 sıralarında şubeye gelerek görevine başladığı, göreve başladıktan hemen sonra kendisine olay günü nerede olduğu sorulduğunda '15.07.2016 tarihinde Anadolu yakasında olduğunu, saat 20:30 sıralarında Avrupa yakasına geçtiğini, saat 22:30 sıralarında Göktürk'te yemek yedikten sonra ikametine geçtiğini' beyan ettiği, bu şekilde çelişkili beyanlar verdiğinin" tespit edildiğinden bahisle hakkında başlatılan disiplin soruşturması neticesinde düzenlenen 30.11.2016 tarih ve 2016/8622 sayılı soruşturma raporunda, olay tarihinde her ne kadar olağanüstü hal ilan edilmemiş ise de, olağanüstü bir halin yaşandığı ve davacının İstanbul'da olmasına rağmen görevine gelmediği, savunmalarının dayanaksız ve hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve eyleminin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-e maddesinde belirtilen "Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak" fiili kapsamında değerlendirilerek Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile tecziyesi yönünde getirilen teklifle dosyanın Yüksek Disiplin Kuruluna tevdi edildiği, İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulunun 21.06.2018 tarih ve 2018/54 sayılı kararı ile davacının soruşturmaya konu eylemiyle 7068 sayılı Kanunun 8/5-ç-4 maddesinde belirtilen "Amirin usulüne göre verdiği emri yerine getirmemek" fiilini işlediğinin sübuta erdiğinden ve bu fiilin sonucunda hizmetin aksamasına neden olduğundan bahisle aynı Kanunun 10/1 maddesinin tatbiki suretiyle davacının meslekten çıkarma cezası ile tecziyesine karar verilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Kanun koyucu, hukuk devletinde kamu hizmetlerinin uyum ve düzen içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla hizmeti sunan kamu görevlileri için disiplin düzenlemeleri içeren kurallar öngörebilir ve bu kurallara uyulmasını temin etmek amacıyla çeşitli disiplin yaptırımları benimseyebilir. Ancak disipline konu eylemler ile yaptırımlar arasında adil bir dengenin gözetilmesi de hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Eylem ile yaptırım arasında bulunması gereken adil denge, “ölçülülük ilkesi” olarak da adlandırılmakta ve bu ilkenin alt ilkelerini de elverişlilik, zorunluluk ve orantılılık ilkeleri oluşturmaktadır.
"Elverişlilik ilkesi", öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, "zorunluluk ilkesi" öngörülen yaptırımın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmasını ve "orantılılık ilkesi" ise öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken orantıyı ifade etmektedir.
Ölçülülük prensibi gereğince; disiplin yaptırımı gerektiren eylem ile uygulanan ceza arasında adil bir denge bulunması gerektiği açık olup, sabit olan eylem ile uygulanacak ceza normunun uyumlu olmaması, başka bir ifadeyle yanlış madde tatbiki hâlinde işlemin sebep ve konu unsurları yönünden hukuka aykırı düşeceği Disiplin Hukukunun bilinen ilkeleri arasındadır.
Buna göre, idareler, kamu görevlileri hakkında disiplin cezasını tayin ve takdir ederken, suç ve ceza arasındaki hassas dengeyi gözetmesi gerekmektedir. Disiplin cezası vermeye yetkili olan organlar, mevzuata bağlı kalmakla birlikte, evrensel hukuk normlarından olan ölçülülüğün alt ilkeleri olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık unsurlarını da göz önünde bulundurmalıdır.
Uyuşmazlıkta, davacının polis memuru olarak görev yapmakta ilen izinli bulunduğu süre içerisinde kendisine görevine dönmesi bildirildiği halde kabul edilebilir bir özrü olmaksızın makul sürede görevine dönmediğinden bahisle bu eylemi "Amirin usulüne göre verdiği emri yerine getirmemek" fiili kapsamında değerlendirildikten sonra ağırlaştırıcı nedenlerin de uygulanmasıyla meslekten çıkarma cezası ile tecziyesine karar verildiği görülmekle birlikte; soruşturmaya konu eylemin "İzinli bulunduğu sürede, hizmet ve görevin gerektirdiği durumlarda, görevine derhal dönmesi kendisine sözlü, yazılı ya da herhangi bir iletişim vasıtasıyla duyurulduğu halde, kabul edilebilir özrü bulunmaksızın görevine makul sürede dönmemek" şeklinde tarif edilmek suretiyle ilk olarak(fiilin işlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan)Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğünün dayanağı yasa kuralının Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptaline karar verilmesi üzerine yürürlüğe konulan 682 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinde disiplin suçu olarak kabul edildiği ve bu suçun karşılığı olarak da "11 günlük aylık kesimi" cezasının öngörülmüş olduğu dikkate alındığında; davacının üzerine atılı bulunan (izinli bulunduğu süre içerisinde görevine dönmesi bildirildiği halde özürsüz olarak makul sürede göreve dönmemek) fiilinin 24 ay uzun süreli durdurma cezasını gerektiren "amirin usulüne göre verdiği emri yerine getirmemek" fiili kapsamında değerlendirilmesi ve emrin gereğini yerine getirmeyerek hizmetin gecikmesine yol açtığından bahisle meslekten çıkarma cezası ile tecziyesine karar verilmesinde yukarıda açıklaması yapılan ölçülülük ilkesine uyarlık bulunduğundan söz edilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, davacının soruşturmaya konu aynı iddialarla "görevi kötüye kullanmak" suçundan yargılandığı İstanbul 18.Asliye Ceza Mahkemesince verilen 22.03.2018 tarih ve E:2017/84, K:2018/145 sayılı kararda, "davacının 14 Temmuz 2016 tarihinde izne ayrıldığı, izinli bulunduğu esnada 15 Temmuz 2016 tarihinde darbeye teşebbüs eyleminin gerçekleştiği, eylemlerin devamı nedeniyle tüm emniyet güçlerinin göreve çağrıldığı, davacının savunmasının aksine göreve çağrılma bildirilerinden veya mesajlarından haberdar olduğuna dair dosyada delil mevcut olmadığı, davacının çağrıyı öğrenmesi üzerine 17 Temmuz 2016 tarihinde göreve başladığı, dolayısıyla üzerine atılı görevi kötüye kullanma suçunu işlediğine dair şüphelerin bulunduğu" gerekçesine yer verilmek suretiyle davacının üzerine atılı suçtan "beraatine" karar verilmiş ve bu karar 11.04.2018 tarihi itibariyle istinaf edilmeksizin kesinleşmiş bulunmaktadır.
Ayrıca, her ne kadar davacının 16.07.2016 tarihinde yaşadığı olaylara ilişkin olarak göreve başladığı 17.07.2016 tarihinde yaptığı anlatımları arasında çelişki bulunduğu ve öne sürdüğü mazeretlerin hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığından bahisle anılan tarihte "göreve çağrıldığından haberdar olduğu halde makul sürede görevine dönmediği" kabul edilmek suretiyle cezalandırma yoluna gidilmiş ise de; dosyadaki mevcut delil durumuna göre davacının görevine çağrılması amacıyla yapılan telefon aramaları ve SMS ya da ……. yazışmalarından haberdar olduğunun ve idareye sunmuş olduğu mazeretlerin geçerli olmadığının her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delillerle ispatlanamadığı görülmektedir.
Bu durumda, kamu görevlisinin işlediği disiplin suçunun niteliği göz önünde bulundurulduğunda, o fiil için öngörülen cezadan daha ağır bir disiplin cezası ile cezalandırılması durumunda, "eylemin ağırlığına göre cezalandırma" diğer bir deyişle "orantılılık" ilkesinin ihlal edilmiş olacağı açık olup, somut olayda davacıya isnat edilen fiilin 24 ay uzun süreli durdurma cezası ile tecziyesini gerektiren disiplinsizlik halleriyle örtüşmediği gibi yapılan adli ve idari soruşturmalar kapsamında elde edilen ifadeler, cep telefonu mesaj kayıtları ve tutanaklar ile dosyadaki mevcut delil durumuna göre davacının izinli olduğu süre içerisinde amiri tarafından görevine dönmesi yönünde verilen emirden haberdar olduğu hususunun somut delilleriyle ortaya konulamadığı anlaşıldığından, 7068 sayılı Kanun'un 8/5-ç-4 maddesi uyarınca ve aynı Kanun'un 10/1. maddesinin tatbiki suretiyle davacının meslekten çıkarma cezası ile tecziyesi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; istinaf talebinin kabulü ile, İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 17/07/2020 tarih ve E:2019/2116, K:2020/1011 sayılı kararının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan 580,00-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, posta avansından varsa artan kısmın kararın kesinleşmesini takiben mahkemesince ilgilisine iadesine, kararın taraflara tebliğine, bu karara karşı tebliğ tarihini izleyen 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 15/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)