(2577 S. K. m. 24, 26, 45)
İSTEMİN ÖZETİ: Diyanet İşleri Başkanlığı uhdesinde imam - hatip olarak görev yapan davacının, Ordu İli, Korgan İlçesi, ….. Köyü Camii'nde görev yaptığı dönemde 29/06/2013 tarihinde meydana gelen kazada davalı idarenin sorumluluğu bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararlara karşılık (ıslah edilen) 714.989,01-TL maddi tazminat ile 150.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada; davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile toplam 714.989,01-TL maddi tazminatın 1.000,00-TL'lik kısmının idareye başvurunun yapıldığı 28/08/2014 tarihinden itibaren, 713.989,01-TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan 10/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 50.000,00-TL manevi tazminatın davacının idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar veren Ordu İdare Mahkemesi'nin 26/12/2019 gün ve E:2014/1464, K:2019/2046 sayılı kararının; davacı tarafından; Adli Tıp Kurumundan alınan raporda davacının maluliyetinin %100 olduğunun ve ömür boyu bakıcıya muhtaç olduğunun tespit edildiği, manevi tazminatın, duyulan elem ve ıstırabın kısmen ve imkan nispetinde iadesini amaçladığı, Mahkeme tarafından hükmedilen 50.000,00-TL manevi tazminatın, davacının yaşadığı elem ve kederin asla bir karşılığı olmadığı, dava dilekçesinde belirtilen manevi tazminat miktarının tam olarak kabulünün gerektiği, harç ve masraflar kısmında hata yapıldığı, kararın bu kısmının da kaldırılması gerektiği, tüm harç ve masrafların davacı üzerinde bırakıldığı, davacının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davalı idare tarafından; Mahkemece çok yüksek tazminata hükmedildiği, bilirkişi raporunda işgöremezlik tazminatı hesaplanmış ancak bu tazminatın hesabı yapılırken bazı hususların gözardı edildiği, davacının imam-hatip olarak çalışmakta iken kaza sonrasında Diyanet Yayınevinde görevlendirildiği, son maaş bordrosu dikkate alınarak yüksek miktarda işgöremezlik tazminatının hesaplanması ve hükme esas alınmasının hukuka aykırı olduğu, maddi zararların hesaplanırken TRH 2010 Mortalite Tablosunun kullanıldığı, PMF Tablosu esas alınarak davacının muhtemel yaşam süresinin belirlenmesiyle davacının işgöremezlik zararının hesaplanması gerektiği, olay ile idareleri arasında herhangi bir illiyet bağının bulunmadığı, manevi tazminatın bir "zenginleşme vasıtası" haline getirilemeyeceği, malvarlığında meydana gelen bir noksanlığa karşılık olmadığı, böyle telakki edilemeyeceği ve kişinin manevi dünyasında meydana geldiği farz ve kabul olunan noksanlığın giderilmesine matuf "sembolik" bir meblağ olması gerektiği, bu hususun Danıştay içtihatları ile yerleşik hale geldiği, dava konusu olayda idarelerinin herhangi bir kusuru bulunmadığından ve meydana gelen yaralama olayının tamamen davacının kendi kusur, ihmal ve tedbirsizliğinden meydana geldiğinden tazminat ödemelerinin hukuken mümkün olmadığı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
DAVACININ SAVUNMA ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
DAVALI İDARENİN SAVUNMA ÖZETİ: Davalı idare vekilince, davacının ileri sürdüğü iddiaların hukuki ve maddi yönlerden mesnetsiz olduğu ileri sürülerek istinaf talebinin reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, imam - hatip olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde 29/06/2013 tarihinde meydana gelen kaza neticesinde davalı idarenin sorumluluğu bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararlara karşılık (ıslah edilen) 714.989,01-TL maddi tazminat ile 150.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi'nce; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerle bilirkişi raporları çerçevesinde; davacının Ordu İli, Korgan İlçesi, ... Köyü Camii'nde görev yaptığı dönemde 29/06/2013 tarihinde meydana gelen kazada davalı idarenin %25 oranında hizmet kusuru bulunduğu, davacının söz konusu kaza sonrasında malulen emekliye ayrılmamasına ve fiilen davalı idare uhdesinde çalışmaya devam etmesine karşın Adli Tıp 3.İhtisas Dairesi'nin 17/10/2018 tarihli raporunda da ifade edildiği üzere meslekten kazanma gücünden %100 oranında yoksun kaldığı, söz konusu yoksunluk nedeni ile davacı üstlendiği görevleri aynı hizmeti yürüten diğer sağlıklı bireylere nazaran %100 oranında daha fazla efor sarfederek yerine getireceğinden kaza neticesinde mal varlığından herhangi bir eksilme bulunup bulunmadığına bakılmaksızın oluşan zararın davalı idarenin kusur oranı da nazara alınarak karşılanması gerektiği, yine davacının fiili durumu nedeniyle hayatı boyunca başka bir kimsenin bakımına muhtaç durumda bulunduğu ve bu nedenle uğrayacağı zararlardan da kusuru nispetinde davalı idarenin sorumlu bulunduğu anlaşıldığından; davacının maddi tazminat isteminin kabulü gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, meydana gelen olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu, kaza neticesinde davacının yaşamı boyunca başkasının yardımına muhtaç şekilde engelli kaldığı ve meslekte kazanma gücünü %100 oranında yitirdiği bu nedenle davacının davalı idarenin hizmet kusuru neticesinde uğradığı manevi zararların davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği, bu bakımdan, olayı oluş şekli, meydana gelen zararın boyut ve niteliği, davacının iktisadi ve sosyal durumu, davalı idarenin kusurunun oranı ve ağırlığı nazara alınarak davacının meydana gelen olay neticesinde yaşadığı elem, keder ve üzüntüye karşılık olmak üzere 50.000,00-TL manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile toplam 714.989,01-TL maddi tazminatın 1.000,00-TL'lik kısmının idareye başvurunun yapıldığı 28/08/2014 tarihinden itibaren, 713.989,01-TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan 10/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 50.000,00-TL manevi tazminatın davacının idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''Kararlarda bulunacak hususlar'' başlıklı 24 üncü maddesinin (b) bendinde; ''Davacının ileri sürdüğü olayların ve dayandığı hukuki sebeplerin özeti istem sonucu ile davalının savunmasının özetinin'', (e) bendinde; ''Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm; tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarının'' kararlarda belirtileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple Bağlılık İlkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında; "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmüne yer verilmiştir.
Taleple bağlılık ilkesi, yargılama hukukunun genel prensiplerinden biri olduğundan idari yargılama hukukunda da uygulanması gerektiği açıktır. Bu ilke kapsamında mahkemeler, davacının istemi ile bağlı olup; istemi genişletecek veya daraltacak biçimde karar verilemeyeceği gibi, her bir istek konusu hakkında ayrı ayrı karar verilmesi gerekmektedir.
İdari yargı uygulamasında, istinaf mahkemelerinin birden çok dereceli yargılamada, öncelikli olarak üst kanun yolu denetimi yapan mahkemeler olduğu hususu göz ardı edilerek, maddi olay denetimi yapmaya ve işin esasını incelemeye yetkili bir üst mahkeme olduğu ve hızlı yargılama yapılması hedefiyle kurulduğu düşüncesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 5. fıkra hükmünün lafzına ve fıkrada tadadi şekilde sayılan sebeplere bağlı kalınarak bu hallerle sınırlı olarak gönderme kararları verildiği takdirde, anılan fıkrada sayılmamış olmakla birlikte, ilk derece mahkemesince, dava konusu hakkında eksik hüküm kurulması (uyuşmazlığın tamamının nihai olarak çözüme kavuşturulmaması), dava konusu hatalı belirlenerek yargılama yapılması ve hüküm kurulması, usulü işlemlerde işin esasına etki edebilecek ciddi eksikliklerin bulunması gibi bazı durumlarda da, yargılamanın çekişmeli şekilde ve eşit silahlarla yürütülmemesi ve hakkaniyete uygun yargılama yapılmadan karar verilmesine neden olunacağından, ilk derece yargılamasında adil yargılanma hakkının ve hak arama özgürlüğünün ihlali sonucunu doğuran yargılamaların, istinaf mahkemesince, ilk derece mahkemesinin yerine geçilerek birden çok usulü eksikliklerin tamamlanarak ve işin esası hakkında karar verilmek suretiyle sonuçlandırılması halinde, birden fazla dereceli yargılamanın taraflara sağladığı hukuki güvence ve faydanın ortadan kalkacağı, bu suretle, yargılamanın, kanun koyucunun iradesine de uygun olmayan şekilde, tek derecede gerçekleşmesi sonucunun doğabileceği, 2577 sayılı Kanun 45. anılan maddesi hükmünde açıkça sayılmayan bu gibi bazı hukuka aykırılık hallerinde de, dosyanın, dereceli yargılama esasına uygun şekilde eksiklikler giderilerek yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemesine gönderilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Tazminat hukukunda, çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen içtihatlarla, kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle beden gücü kaybına bağlı olarak gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı olarak adlandırılan tazminatın ödenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı görevi zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yaptığı gerçeğinden hareket edilerek zararı, bir anlamda, bu "fazladan sarf edilen gücün" oluşturduğu esası benimsenmektedir. Bu doğrultuda kamu görevlilerinin, görevlerinin neden ve etkisinden kaynaklanan güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemlerinin karşılanması gerektiğinde duraksama yoktur.
"İş Hukukunda ve Sosyal Güvenlik Yasası’nda "sürekli işgöremezlik" olarak adlandırılan bedensel zararlara "kalıcı sakatlık" denildiği gibi, Yargıtay kararlarında ve Adli Tıp Kurumu raporlarında "beden gücü kaybı" veya "çalışma gücü kaybı" ya da "meslekte kazanma gücü kaybı" da denilmektedir.
Adli Tıp dilinde, "kalıcı" bedensel zararlar organ yitimi ve organ zayıflaması olarak ikiye ayrılmaktadır.
Sürekli işgöremezlik zararları, beden gücü kayıp oranlarına göre de ayrılmakta, bunlar:
1) Sürekli kısmi işgöremezlik,
2) Sürekli tam işgöremezlik olarak adlandırılmaktadır.
Sürekli kısmi işgöremezlik, organ eksilmesi veya organ zayıflaması nedeniyle beden gücünün belli bir oranda azalması durumudur. Bu durumdaki kişi çalışmasını sürdürebilir ise de, yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre (sakatlığı oranında daha fazla güç ve çaba harcayacağından), kazançlarında bir azalma olmasa bile (sakatlığı oranında) tazminat isteme hakkı bulunduğu kabul edilmekte; buna Yargıtay kararlarında "güç kaybı-efor kaybı" tazminatı denilmektedir.
Sürekli kısmi işgöremezlik durumundaki kişi, çalışan ve kazanç elde eden biri olmayıp da işsiz, yaşlı, emekli, ev kadını, çocuk olsa bile, bunlar günlük yaşamlarını sürdürürlerken "sakatlıkları oranında zorlanacak olmaları " nedeniyle tümünün "güç kaybı tazminatı" isteme hakları bulunduğu kabul edilmektedir.
Sürekli tam işgöremezlik, beden gücünün bütünüyle yitirilmesi durumudur. Bu durumdaki kişi artık çalışamayacak ve kazanç elde edemeyecektir. Bu nedenle tazminatı yüzde yüz oranı üzerinden hesaplanacak, giderek başkasının yardımıyla yaşamını sürdürmesi zorunluluğu varsa, ayrıca tazminat bakıcı giderleri de eklenecektir (Ç. Ahmet Çelik: Trafik Kazalarında Tazminat ve Sigorta Hukuk ve Ceza Sorumluluğu, Seçkin Yayınevi, Nisan 2017, s: 385vd.)". (YARGITAY Hukuk Genel Kurulunun ESAS NO:2018/17-142 KARAR NO:2018/1625)
Dava dosyasının incelenmesinden, Ordu İli, Korgan İlçesi, ... Köyü Camii'nde görev yaptığı dönemde 29/06/2013 tarihinde meydana gelen kazada sakatlanan davacının belli bir dönem hastanede tedavi görmesinden sonra davalı idarece İlçe Müftülük emrinde göreve başlatılarak maddi olarak herhangi bir maddi yoksunluk içerisinde olmadığı gibi kaza nedeniyle iş güvenliği ile ilgili hususların yerine getirilip getirilmediğinin teknik hususlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğinden A sınıfı İş güvenliği uzmanlarının da içinde yer aldığı elektrik-elektronik mühendisi de olan üç kişilik bir bilirkişi heyeti oluşturulmadan ve iş güvenliği uzmanı olmayan bir akademisyenden kaza ile ilgili kusur tespitinin yapılması istenerek belirttiği kusur oranının davada dikkate alınarak davanın yürütüldüğü ve tazminata hükmedildiği, ayrıca davacının, 29/06/2013 tarihinde meydana gelen kaza nedeniyle %100 oranında kalıcı vücut fonksiyon kaybına uğradığı Adli Tıp Kurumunun değerlendirmesi dikkate alınmış ise de, Danıştay'ın yerleşik uygulamasında ortaya konulduğu üzere, güç (efor) oranı yalnızca Adli Tıp Kurumu veya diğer kamu hastanelerinin sağlık kurulları tarafından belirlenen meslekte kazanma gücü kaybı oranına bağlı olmadığından, mevcut görevine devam eden veya başka bir göreve atanmak suretiyle kamu görevine devam eden kamu görevlilerinin, meslekte kazanma gücü kayıp oranı dikkate alınarak tazminata hükmedilemeyeceği, görevine devam eden kamu görevlilerinin güç (efor) kaybına dayanan maddi tazminat istemleri, davacının gördüğü tedaviler ile çalışmaya başladığı hususları dikkate alınarak son durumu ve gelecekteki iyileşme durumları ve kalıcı sakatlık durumu dikkate alınarak mahkemece bilirkişi incelemesiyle, kamu görevlisi olan davacının yeni görev yerindeki aynı işi yapan emsali kamu görevlilerine nazaran ne kadar daha fazla güç (efor) sarfedeceği hususu oran olarak tespit edilmeli ve tespit edilen bu oran davacı kamu görevlisinin aylık net gelirine uygulanmak suretiyle (emeklilik döneminde aylık asgari ücret üzerinden hesaplanarak) güç (efor) tazminatı hesaplanması gerekirken, davacının söz konusu kaza sonrasında malulen emekliye ayrılmamasına ve fiilen davalı idare uhdesinde çalışmaya devam etmesine karşın Adli Tıp 3.İhtisas Dairesi'nin 17/10/2018 tarihli raporunda da ifade edildiği üzere meslekten kazanma gücünden %100 oranında yoksun kaldığı, söz konusu yoksunluk nedeni ile davacı üstlendiği görevleri aynı hizmeti yürüten diğer sağlıklı bireylere nazaran %100 oranında daha fazla efor sarfederek yerine getireceğinden kaza neticesinde mal varlığından herhangi bir eksilme bulunup bulunmadığına bakılmaksızın oluşan zararın davalı idarenin kusur oranı da nazara alınarak karşılanması gerektiği yönünde kurulan hükmün davacının mevcut durumunu aşan bir tazminat talebini karşılanmasına neden olunmakla beraber, bakıcı giderine ilişkin tazminat isteminin de bu kapsamda yeniden değerlendirilmesi gerektiği gibi davacının dava dilekçesinde tazminat istemlerine faiz yürütülmesine ilişkin bir talebi olmamasına karşın ıslah dilekçesi dikkate alınarak idareye başvuru tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de taleple bağlılık ilkesi aşacak şekilde yine hüküm kurulmasına neden olunduğu da görülmektedir.
Bu durumda, öncelikle kusuru oranı yeniden tespit edilerek, yukarıda belirtilen uygulama hataları düzeltilmek suretiyle, taleple bağlılık ilkesi dikkate alınarak usulüne uygun şekilde hüküm kurulmak üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesi gerektiğinden, Dairemiz kararı üzerine İdare Mahkemesince yeniden bir yargılama yapılacağından bu aşamada tarafların istinaf başvuruları hakkında bir karar verilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Ordu İdare Mahkemesi'nin 26/12/2019 gün ve E:2014/1464, K:2019/2046 sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Ordu İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, istinaf başvurusunun görüşülmesi karar harcına tabi olmadığından davacı vekili Av. …… tarafından 04/02/2020 tarih ve Seri No:AB2020, Sıra No:458, Özel No:458 sayılı sayman mutemedi alındısı ile yatırıldığı anlaşılan 54,40-TL karar harcının istemi halinde davacıya iadesine, 15/06/2020 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)