(2709 S. K. m. 16) (2577 S. K. m. 17, 45) (6458 S. K. m. 65)
İSTEMİN ÖZETİ: Afganistan uyruklu olan davacıların, uluslararası koruma başvurularının reddedilmesine ilişkin 05.02.2019 tarih ve 936 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açtığı davada; dava konusu işlemin iptaline karar veren Samsun 1. İdare Mahkemesi'nin 24/10/2019 gün ve E:2019/262, K:2019/968 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu, Afganistan’dan ayrıldıktan sonra bir süre İran'da yaşadıkları, sonra tekrar Afganistan'a döndükleri, daha sonra Türkiye'ye geldikleri, idari makamlara yanıltıcı beyanlar verdikleri, Afganistan'da yaşayan ailesinin ekonomik durumunun iyi olduğu, Türkiye'de yaşamaktan memnun oldukları için ülkeden ayrılmak istemedikleri, mevzuatın aradığı anlamda bir korku unsurunun bulunmadığı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, Afganistan uyruklu olan davacıların, uluslararası koruma başvurularının reddedilmesine ilişkin 05.02.2019 tarih ve 936 sayılı davalı idare işleminin iptali istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi'nce; Mahkemenin 12.09.2019 tarihli ara kararı ile davalı idareden Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin kararlarda Valiliklere yetki devri yaptığına ilişkin bir işlemin bulunup bulunmadığının sorulduğu, gelen cevapta bu yönde bir yetki devrine ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, bu durumda, uluslararası koruma başvurusunun geri çekilmiş sayılmasından farklı olarak, "uluslararası korumu başvurusunun reddi" kararını verme yetkisinin Genel Müdürlükte olduğu, dava konusu "uluslararası koruma talebinin reddine" dair işlemin 2019 tarihli olduğu, bir başka anlatımla, ilgili KHK'dan sonra yani yetki devrine ilişkin hükümlerin mülga olduğu tarihten sonraki bir tarihte tesis edildiği, bu sebeple işlemi tesis eden Sinop Valiliği'nin yetkisi bulunmadığından, dava konusu işlemde yetki unsuru yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 65. maddesinde: "(1) Uluslararası koruma başvuruları valiliklere bizzat yapılır.
(2) Başvuruların ülke içinde veya sınır kapılarında kolluk birimlerine yapılması hâlinde, bu başvurular derhâl valiliğe bildirilir. Başvuruyla ilgili işlemler valilikçe yürütülür...." hükmü, 69. maddesinde: "(1) Uluslararası koruma başvuruları valiliklerce kaydedilir. ..." hükmü, Başvurunun geri çekilmesi veya geri çekilmiş sayılması başlıklı 77. maddesinde:
"(1) Başvuru sahibinin;
a) Başvurusunu geri çektiğini yazılı olarak beyan etmesi,
b) Mazeretsiz olarak mülakata üç defa üst üste gelmemesi,
c) İdari gözetim altında bulunduğu yerden kaçması,
ç) Mazeretsiz olarak; bildirim yükümlülüğünü üç defa üst üste yerine getirmemesi, belirlenen ikamet yerine gitmemesi veya ikamet yerini izinsiz terk etmesi,
d) Kişisel verilerinin alınmasına karşı çıkması,
e) Kayıt ve mülakattaki yükümlülüklerine uymaması,
hâllerinde başvurusu geri çekilmiş kabul edilerek değerlendirme durdurulur." hükmü, Karar başlıklı 78. maddesinde: "(1) Başvuru, kayıt tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Genel Müdürlükçe sonuçlandırılır. Kararın bu süre içerisinde verilememesi hâlinde başvuru sahibi bilgilendirilir. ..." hükmü yer almaktadır.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 79. maddesinde: "(1) Kanunun 77 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında olanların başvuruları, valilik tarafından geri çekilmiş kabul edilerek değerlendirme durdurulur ve kurumsal yazılım sistemine kaydedilir.
(2) Başvurusunun geri çekilmiş sayıldığına ilişkin karar yabancıya tebliğ edilir. ..."hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 6458 sayılı Kanun'un 09.07.2018 tarihli ve 30473 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklikten önceki halinde "Yöneticilerin sorumlulukları ve yetki devri" başlıklı 112. Maddesinde "... Genel Müdür ve her kademedeki Genel Müdürlük yöneticileri, sınırları açıkça belirtilmek ve yazılı olmak şartıyla yetkilerinden bir kısmını alt kademelere devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur." hükmü yer almakta iken, söz konusu hükme istinaden, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 05.06.2015 tarih ve 2015/17 sayılı genelge ile Valiliklere yetki devri yaptığı ve bu Kanun kapsamındaki yetkilerinden bir kısmını Valiliklere devrettiği aynı konuda açılan diğer dava dosyalarından bilinmektedir.
Anayasa'nın 104 üncü maddesiyle Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye dayanılarak Cumhurbaşkanlığınca 15/07/2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan "Bakanlıklara bağlı, ilgili, ilişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatları Hakkında 4 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılmış, bu kararnamenin "ortak hükümler" bölümünün "Yetki Devri" başlıklı 794 ncü maddesi "Bağlı, ilgili, ilişkili ve diğer kurum ve kuruluşların her kademedeki yöneticileri sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak kaydıyla, yetkilerinden bir kısmını alt kademelere devredebilir Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur." şeklinde düzenlenmiştir.
Yer verilen mevzuat hükümleriyle, uluslararası koruma başvurularını sonuçlandırma yetkisinin Genel Müdürlüğe verildiği, bu yetkinin alt kademelere devredilebileceğinin Kanun'un 112.maddesinde belirtildiği, bu hükme istinaden de Genelgeyle valiliklere yetki devri yapıldığı, yetki devrine ilişkin bu Genelge'nin dayanağı Kanun hükmü (112. madde) 09.07.2018 tarihinde mülga edilmiş ise de, oluşan boşluğun 15.07.2018 tarihli 4 nolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile doldurulduğu, aslında bu değişikliğin Cumhurbaşkanlığı Sistemine geçilmesine ilişkin anayasa değişikliğine uyum sağlamaya yönelik yasa değişiklikleri olduğu, dava konusu işlemin tesis edildiği 05.02.2009 tarihinde yetki devrinin dayanağının mevcut olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemi yetki yönünden iptal eden Mahkeme kararında bu yönüyle hukuki isabet görülmemiştir.
DAVANIN ESASI İNCELENDİĞİNDE;
1982 Anayasa'sının 16'ncı maddesinde "Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir." hükmüne, 90'ıncı maddesinde ise; "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07/05/2004 - 5170 S.K./7.mad) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." kuralına yer verilmiştir.
11/04/2013 gün ve 28615 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 3'üncü maddesinde "Bu Kanun'un uygulanmasında; ...d) Başvuru sahibi: Uluslararası koruma talebinde bulunan ve henüz başvurusu hakkında son karar verilmemiş olan kişiyi,....) Uluslararası koruma: Mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statüsünü,...ifade eder." kuralı, "Mülteci" başlıklı 61'ici maddesinde "Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir." kuralı, "Şartlı mülteci" başlıklı 62'nci maddesinde "Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye’de kalmasına izin verilir." kuralı, 63'üncü maddesinde "Mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen, ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde; a) Ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, b) İşkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, c) Uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak, olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir."kuralı,75'inci maddesinde"(1) Etkin ve adil karar verebilmek amacıyla, başvuru sahibiyle kayıt tarihinden itibaren otuz gün içinde bireysel mülakat yapılır. Mülakatın mahremiyeti dikkate alınarak, kişiye kendisini en iyi şekilde ifade etme imkânı tanınır. Ancak, aile üyelerinin de bulunmasının gerekli görüldüğü durumlarda, kişinin muvafakati alınarak mülakat aile üyeleriyle birlikte yapılabilir. Başvuru sahibinin talebi üzerine, avukatı gözlemci olarak mülakata katılabilir. (2) Başvuru sahibi, yetkililerle iş birliği yapmak ve uluslararası koruma başvurusunu destekleyecek tüm bilgi ve belgeleri sunmakla yükümlüdür. (3) Özel ihtiyaç sahipleriyle yapılacak mülakatlarda, bu kişilerin özel durumları göz önünde bulundurulur. Çocuğun mülakatında psikolog, çocuk gelişimci veya sosyal çalışmacı ya da ebeveyni veya yasal temsilcisi hazır bulunabilir. (4) Mülakatın gerçekleştirilememesi hâlinde, yeni mülakat tarihi belirlenir ve ilgili kişiye tebliğ edilir. Mülakat tarihleri arasında en az on gün bulunur. (5) Gerekli görüldüğünde başvuru sahibiyle ek mülakatlar yapılabilir. (6) Mülakatlar sesli veya görsel olarak kayıt altına alınabilir. Bu durumda mülakat yapılan kişi bilgilendirilir. Her mülakatın sonunda tutanak düzenlenir, bir örneği mülakat yapılan kişiye verilir." kuralı, 78'inci maddesinde de "...(4) Başvuru sahibine, zulüm veya ciddi zarar görme tehdidine karşı vatandaşı olduğu ülke veya önceki ikamet ülkesinin belirli bir bölgesinde koruma sağlanabiliyorsa ve başvuru sahibi, ülkenin o bölgesine güvenli bir şekilde seyahat edebilecek ve yerleşebilecek durumdaysa, başvuru sahibinin uluslararası korumaya muhtaç olmadığına karar verilebilir." kuralı, yer almaktadır.
29/08/1961 gün ve 359 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme ve Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolünün 1'inci maddesi uyarınca bu Sözleşmenin; ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen her şahsa uygulanacağı kuralı öngörülmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Sözleşmenin 1'inci maddesine çekince koyarak, yalnızca Avrupa'dan gelenlere mülteci statüsü tanımakta olup; Avrupa dışından gelenlere ise sığınmacı statüsü tanımaktadır.
Anılan Sözleşmenin 33'üncü maddesinde de "1. Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir. 2. Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez." kuralı, ve 35'inci maddesinde"1. Taraf Devletler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği veya onun görevini devralacak diğer her hangi bir Birleşmiş Milletler kuruluşu ile, görevini yerine getirirlerken işbirliği yapmayı ve özellikle onların işbu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasına nezaret etme görevini kolaylaştırmayı taahhüt ederler." kuralı yer almaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 2'nci maddesinde, herkesin yaşam hakkının yasanın koruması altında olduğu, 3'üncü maddesinde de, hiç kimsenin işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamayacağı düzenleme altına alınmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Afganistan uyruklu olan davacıların, uluslararası koruma başvurularının, yapılan değerlendirme sonucunda uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığından bahisle Sinop Valiliği'nin 05.02.2019 tarih ve 936 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uluslararası koruma, uluslararası ve ulusal mevzuatta belirtildiği şekilde, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesinden dolayı haklı sebeplere bağlı olarak zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da haklı sebeplere bağlı olarak yararlanmak istemeyen ya da önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan ve oraya dönemeyen veya dönmek istemeyen yabancılar ile bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesi dışında bulunan, oraya dönemeyen veya zulme uğrama korkusu nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişilere sağlanan statüdür. Bu statüden yararlanabilmenin ilk koşulu ise meydana gelen olaylar nedeniyle ve bu olaylar sonucunda, haklı gerekçelere dayanan zulüm korkusudur. Zulüm korkusunun nedeninin, ilgilinin ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerine dayanması gerekmekte olup, "zulüm" kavramının ilgilinin yaşamı, özgürlüğü, ayrımcılığa maruz kalması vb. gibi kişinin hayatını çekilmez duruma sokan nesnel durumları ifade edebileceği gibi, kişi yönünden öznel olarak değerlendirilebilecek durumları kapsayabileceği de kuşkusuzdur.
Bu nedenle, uluslararası koruma başvurusu halinde ortada haklı sebeplere dayanan zulüm korkusunun olup olmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmenin de nesnel ve öznel durumlar gözönüne alınarak yapılması gerekmektedir. Nesnel unsurlar başvurucunun menşe ülkesindeki koşulların somut olarak ele alınmasını gerektirmekte ve bu unsurlar sonuçta başvurucunun öznel unsurlardaki korkusunun saptanmasında önem arz arzetmektedir. Belli olaylar karşısında her bireyin aynı davranmasını beklemek imkansız olduğundan, başvurucunun olaylar karşısındaki durumu da önemlidir. Bu nedenle yapılacak mülakatlarda ilgililerin söz konusu zulüm korkusunu makul bir düzeyde ortaya koyabilmeleri gerekir. Yapılan mülakat sonucunda elde edilen verilerin yeteri derecede açık olmaması durumunda bir inanılırlık değerlendirilmesinin yapılması ve kişinin içinde bulunduğu veya yaşadığı korkunun, makul olup olmadığının ve buna bağlı bir risk değerlendirmesinin yapılması gerekli görülmektedir.
Afganistan Avrupa ülkeleri arasında yer almadığından, davacının mülteci sıfatını kazanması mümkün değildir. Diğer taraftan şartlı mülteci statüsünün kazanılması için ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korkma durumunun söz konusu olması, ikincil koruma statüsü elde edebilmek için ise menşe ülkesine gönderilmesi halinde, ölüm cezasına mahkûm olacağı veya ölüm cezasının infaz edileceği, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında, ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacağı durumunun söz konusu olması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkta, davacının eşinin, ilk geldiğinde yalan beyanda bulunduğuna, sınır dışı ederek ülkelerine gönderilmesinin sağlanmasına ilişkin dilekçe verdiği, davacıya ait mülakat formu incelendiğinde, Afganistan'dan ayrıldıktan sonra bir süre İran'da yaşadıkları, sonra tekrar Afganistan'a döndükleri, daha sonra Türkiye'ye geldikleri, idari makamlara yanıltıcı beyanlar verdikleri, Afganistan'da yaşayan ailesinin ekonomik durumunun iyi olduğu, Türkiye'de yaşamaktan memnun oldukları için ülkeden ayrılmak istemediklerinin anlaşılması karşısında, menşei ülkesinde herhangi bir siyasi, içtimai, askeri faaliyette bulunmadığı, mevcut siyasi otorite ile sorun yaşamadığı, gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı, işkence veya gayri insani muameleye tabi tutulmadığı, ırkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti ya da siyasi düşünceleri nedeniyle zulme uğrayan ya da haklı nedenlerle zulme uğrama korkusu bulunan ve bulunduğu ülkenin korumasından yararlanamayan şahıslardan olmadığı, ülkesinde yaşadığı süre içerisinde hükumet yetkilileri ile hiçbir sorun yaşamadığı veyahut yaşadığı sıkıntılardan dolayı devletinden yardım talebinde bulunmadığı, Türkiye'ye gelmesindeki asıl amacın uluslararası koruma başvurusu yapmak olmadığı, ekonomik amaçlı uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, başvurusunun kabul edilebilir olmadığı görülmektedir.
Bu durumda, uluslararası korumanın amacının başvuru sahibi kişilerin ülkede yukarıda yer verilen ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uyarınca belirlenen sebepler dışında kalmalarına izin verilmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği ve anılan statünün amacının zulme uğrama korkusu içinde bulunan ve gerçekten bu riski taşıyan şahısların ülkede belirlenen statü içerisinde kalmalarına izin vermek olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda; davacının uluslararası koruma başvurusunun kabulüne imkan sağlayacak şartların mevcut olmadığı anlaşıldığından, davalı idare tarafından davacı hakkında, uluslararası koruma için gereken kriterleri taşımadığı gerekçesiyle ulusal mevzuata ve Türkiye'nin taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalara uygun olarak verilen, uluslararası koruma başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Samsun 1. İdare Mahkemesi'nin 24/10/2019 gün ve E:2019/262, K:2019/968 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, adli yardım talebi kabul edilen davacının uluslararası koruma başvurusunda bulunan yabancı olması nedeniyle HMK 339/2. maddesi uyarınca takdiren dava aşamasına ait yargılama giderinden muaf tutulmasına, istinaf aşamasına ait davalı idare tarafından yapılan 30,00-TL yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta giderinin davalı idareye iadesine, 05/03/2020 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)