(2577 S. K. m. 16, Geç. m. 7)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının eşi ...'ın Bursa İl Jandarma Komutanlığı, ... İlçe Jandarma Komutanlığı, ... Jandarma Karakolunda 28.6.2011 tarihinde karakolda bulunan erler tarafından darp edilerek öldürülmesi nedeniyle idarenin hizmet kusuru olduğu ve zararı tazminle yükümlü olduğu ileri sürülerek uğranıldığı belirtilen zarara karşılık olarak 1.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada; taleple bağlı kalınarak davacının 1.000,00-TL maddi tazminat istemi ile 50.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin kalan 50.000,00- TL.'ye ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin Bursa 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/11/2019 tarih ve E:2014/848, K:2019/1182 sayılı kararın, davacı tarafından; bilirkişi raporuna yapılan itirazlar hakkında bir karar verilmeksizin ve taraflarına ıslah hakkı tanınmaksızın verilen kararın hukuka aykırı olduğu, davalı idare tarafından ise olayda idarelerine atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı, aleyhlerine harca hükmedilmemesi gerektiği ileri sürülere 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Taraflarca verilen cevap dilekçelerinde mahkeme kararının lehlerine olan kısımlarının hukuka ve mevzuata uygun olduğunu belirtilerek istinaf başvurularının reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dokuzuncu İdare Dava Dairesince gereği görüşüldü:
Dava; Davacının eşi ...'ın Bursa İl Jandarma Komutanlığı, ... İlçe Jandarma Komutanlığı, ... Jandarma Karakolunda 28.6.2011 tarihinde karakolda bulunan erler tarafından darp edilerek öldürülmesi nedeniyle idarenin hizmet kusuru olduğu ve zararı tazminle yükümlü olduğu ileri sürülerek uğranıldığı belirtilen zarara karşılık olarak 1.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Bursa 1. İdare Mahkemesi'nce; davalı idare emrinde görev yapan personelin fiilinden kaynaklanan ölüm olayı nedeniyle gerçekleşen zararın hizmet kusuru çerçevesinde tazmini gerektiği, oluşan maddi zararın tespiti maksadıyla yaptırılan hesap bilirkişi raporu uyarınca davacının maddi zararının 29.562,04 TL olarak belirlendiği ancak istemle bağlı kalınarak 1.000,00 TL maddi tazminatın ve yine olay nedeniyle duyulan acı ve üzüntü karşılığı 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacıya ödenmesi fazlaya ilişkin taleplerin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflarca, anılan kararın hukuka, aykırı olduğu ileri sürülerek aleyhlerine olan kısımlarının istinafen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir'' cümlesi, aynı Kanunun 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.'' cümlesi eklenmiştir.
Nitekim, 6459 sayılı Kanunun 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, ''AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.'' ifadesine yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasına olanak tanınmıştır. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasal değişiklikle ilgililerin uğramış olduğu zararın, dava dilekçesinde gösterilen zarar miktarından fazla olmasına karşın, davacı veya davacıların dava dilekçesinde gösterdikleri zarar miktarını artırmalarına yönelik taleplerinin mahkemelerce kabul edilmeyerek istemle bağlı kalma kuralını uygulayarak dava dilekçesinde gösterilen zarar tutarı kadar tazminata hükmetmelerinden doğan hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Bir başka ifade ile mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak suretiyle verilen kararlara karşı taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olması şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.
Bu durumda, her ne kadar 2577 sayılı kanunda bu yönde açık bir düzenleme bulunmasa da hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, esas hakkında karar verilmeden önce bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise bilirkişi raporunun tebliğ edilmesinden sonra tarafların anılan rapora itirazlar değerlendirilerek bu hususta ara kararı alınıp, şayet bilirkişi raporuna itirazlar yerinde görülmeyecek ise, bu durum ile dosyanın esası hakkında karar verilebilecek durumda olduğunun veya dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre karar verileceğinin davacıya bildirilerek tazminat talep miktarını artırmak isteyenlere ıslah hakkı imkanı tanınması hakkaniyet gereğidir.
Uyuşmazlık konusu olayda; hesap bilirkişi raporunun 21.10.2019 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacı vekili tarafından 31.10.2019 tarihinde mahkeme kayıtlarına giren dilekçe ile bilirkişi raporunda hatalı değerlendirmeler yapıldığı iddiasıyla rapora itiraz edildiği, yine davalı idare tarafından da 25.10.2019 havale tarihli dilekçe ile bilirkişi tarafından bulunan bedelin fahiş olduğu iddiasıyla itirazda bulunulduğu, mahkemece tarafların bilirkişi raporuna yapmış olduğu itirazlar hakkında, işin esasına ilişkin karar verilmeden önce bir irdeleme ve değerlendirme yapılmaksızın, 28.11.2019 tarihinde esas hakkında karar verildiği görülmektedir.
Buna göre; idare mahkemesince karar verilmeden önce, tarafların bilirkişi raporuna itirazları değerlendirilerek yapılacak değerlendirmenin sonucundan tarafların haberdar edilmesi, dosyadaki bilgi ve belgelere göre esas hakkında karar verileceğinin bildirilmesi ve böylelikle ıslah hakkının kullanılmasına fırsat tanınması gerekirken, bu husus gözardı edilerek ve ıslah hakkının kullanılmasına fırsat tanınmadan taleple bağlı kalınarak verilen Mahkeme kararında bu yönüyle hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacı tarafa, istenilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen hukuki durum, davanın konusunu oluşturan tazmini istenilen miktarı doğrudan ilgilendiren bir husus olduğundan bu eksikliğin ikmalinin, buna göre yargısal iş ve işlemlerin de ilk derece mahkemesince yapılması dereceli yargılama sisteminin doğal bir sonucudur.
Öte yandan, dosya üzerinde hesap bilirkişi incelemesi yaptırılmadan evvel bilirkişilerden hangi hususların ne suretle istenildiğine yönelik bilirkişi sorusu düzenlenmediği, bilirkişi tarafından ceza mahkemesinde yapılan yargılamaya atıfla re'sen ölenin %28 oranında kusurlu olduğu kanaati ile hesaplama yapıldığı, ancak mahkemece mevcut olayda müterafik kusur şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin veya bilirkişinin re'sen bulduğu oranın yerinde olup olmadığının irdelenmediği, yine bilirkişi raporu incelendiğinde; Yargıtay uygulamalarında gelecek dönem gelirleri hesaplanırken aynı yıl içindeki gelirlerin %10 oranında arttırılıp eksiltilmesi gerektiği belirtilmekte ise de, bu hesaplamanın yine aynı sayıyı vereceği belirtilerek adil ve hakkaniyete uygun bir hesaplama yapılabilmesi için arttırımın gelire indirimin ise zarara uygulanması gerektiğinden bahisle işleyecek aktif ve pasif dönem geliri %10 arttırılarak ve fakat %10 iskontoya tabi tutulmaksızın hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplamanın tazminat hukukunun yerleşik ilke ve kurallarına aykırı olduğu ve bu haliyle raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı, ölenin hayatta iken %39,20 maluliyeti olduğu ve maluliyeti kadar efor sarf ederek emsallerine eşdeğer gelir elde edebileceğinden hareketle bir hesaplamaya girişilmiş ise de bakılan davanın iş gücü kaybına bağlı maddi tazminat istemli bir dava olmadığı, ölenin desteğinden yoksun kalınan kişi tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatının talep edildiği nazara alındığında, raporun bu haliyle hükme esas alınabilir nitelikte olmadığı ve mahkemece gerekirse yeni bir bilirkişi marifetiyle oluştuğu öne sürülen zararın tespiti yoluna gidilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bununla birlikte, yukarıda yer verilen usuli eksiklik nedeniyle bu aşamada tarafların istinaf başvurularının incelenmesine olanak bulunmamakta olup, mahkemece iş bu karar sonrası verilecek karar üzerine istinaf başvurusunda bulunulması halinde başvuruların inceleneceği tabiidir.
Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 5. fıkrası uyarınca Bursa 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 28/11/2019 tarih ve E:2014/848, K:2019/1182 sayılı kararın kaldırılmasına, aynı hüküm gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak, 02.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)