(2577 S. K. m. 45, 46, 49)
İSTEMİN ÖZETİ: Diğer davacıların ortak çocuğu ...'ın 29/06/2015 tarihinde Muğla ili, Fethiye ilçesi, ... Mah., ... mevkiindeki sulama kanalına düşmesi sonucunda yaralanması olayında kanal etrafında gerekli güvenlik önlemini almayan idarelerin hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla olay nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere anne ... ve baba ...'in destekten yoksunluk nedeniyle uğradıkları herbiri için 5.000,00'er TL, ...'ın efor kaybı nedeniyle uğradığı 10.000,00 TL (ıslah edilmek suretiyle 815.843,25-TL) maddi TL maddi; ... ve baba ... manevi zararları karşılığı her biri için 60.000,00'er TL, ...'ın manevi zararı karşılığı 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle açılan davada; davacıların uğradığı zararın tazminini gerektiren ve davalı idarelere atfı kabil olan bir hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının incelenmesi ve hizmet kusurunun bulunduğunun saptanması hâlinde de hükmedilmesi gereken maddi ve manevi tazminat miktarının hesaplanması gerektiği, buna göre, su kanalında meydana gelen olayda 1.derecede asli kusurlu ile tali derecede sorumluların belirlenmesine, kusur oranlarının açıklığa kavuşturulması ve davacılar ile davalı idarelerin kusur durumlarının, kusurları varsa kusur oranlarının tespiti amacıyla, Mahkemenin 04/10/2018 tarihli ara kararıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, hazırlanan bilirkişi raporuna göre; ''Olayın 29/06/2015 tarihinde saat:15.30 sıralarında 23/09/2012 doğumlu ...'ün ... Mah. ... Sanayi Sitesi ... sokakta bulunan ... Sulama birliği tarafında işletme bakım ve onarımı yapılan su kanalına düşmesi sonucu yaralanması şeklinde gerçekleştiği, dosya münderecatının incelenmesi sonucunda ana kanal güzergahında tel çit, korkuluk, bariyer, zincir gibi herhangi bir toplu koruma önleminin alınmadığının görüldüğü, ancak sadece belirli koordinatlarda ''Kanala Girmek Tehlikeli Ve Yasaktır'' uyarı levhasının olduğu görülmüş olup, bu uyarı levhalarının ancak ortamın tehlikesine vakıf, farik olan kişiler için geçerli olacağının değerlendirildiği, 1-) davacı ...'ün 23/09/2012 doğumlu olduğu ve olay tarihi 29/06/2015 de 3 yaşında olduğu, yaşadığı yerin kanala yakın olduğu, civardaki tehlike ve risklere vakıf, farik ve mümeyyiz yaşta olmadığından, annesi davacı ... ve babası davacı ...'ün anne ve baba olarak olayda asli görevleri olan koruma, kollama, bakım ve gözetim sorumluluklarını yerine getirmediklerinden ebeveynlerin %52 (yüzde elliiki) oranında kusurlu annesi davacı ...'nın %26 (yüzde yirmialtı) oranında, babası davacı ...'ün %26 (yüzde yirmialtı) oranında asli kusurlu oldukları kanaatinin oluştuğu, 2-) 29/06/2015 tarihinde saat 15.30 sıralarında 23/09/2012 doğumlu ...'ün su kanalına düşmesi olayının bir kaza olduğu, dosya münderacatında bulunan 04/07/1996 Tarihli Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü adına DSİ 21. Bölge Müdürlüğü ile ... Sulama Birliği arasında bağıtlanan DSİ ...-ELdirek Sulamaları Sulama Tesisleri Devir Sözleşmesine istinaden su kanalının işletme bakım onarım yetkisinin ... Sulama Birliğinde olduğu, ... Sulama Birliğinin bu tür kanala düşme olasılıklarına karşı yeterli güvenlik önlemlerini almadığı (tel,çit, bariyer, korkuluk olmadığı) görüldüğünden olayda... Sulama Birliğinin %24 oranında (yüzde yirmidört) tali Kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, 3-) Dosya münderecatında DSİ tarafından ... Sulama Birliği'ne sulama kanalı etrafından alınması gerekli olan güvenlik önlemleri konusunda tebliğ edilmiş herhangi bir belgeye rastlanılmadığı, 04/07/1996 tarihli Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü” adına DSİ 21. Bölge Müdürlüğü ile ... Sulama Birliği arasında bağıtlanan DSİ ...-ELdirek Sulama Tesisleri Devir Sözleşmesine istinaden bakım onarım ve güvenlik önlemlerinin alınması konusunda yazılı olarak DSİ tarafından ... Sulama Birliği sorumlu tutulmuş ise de, Birliğin gerekli güvenlik önlemlerini almadığının kontrol ve denetim yükümlülüğü DSİ Genel Müdürlüğünde olup böyle bir kontrol ve denetim yapıldığına dair dosya içerisinde herhangi bir belgeye rastlanmadığından; kanala düşme olaylarına karşı yeterli güvenlik önlemleri alınıp alınmadığına dair kontrol ve denetim yapmadığından ve olayda ihmali görüldüğünden DSİ Genel Müdürlüğü'nün %24 oranında (yüzde yirmidört) tali kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, 4-) davacı ... 23/09/2012 doğumlu olup, olay tarihi itibarıyla (29/06/2015) 3 yaşında olduğu, tehlikeleri görebilecek yaşta olmadığı görüldüğünden olayda kusurunun olmadığının'' mütalaa edildiği görülmüş olup; maddi zararın hesaplanması için yapılan dosya üzerinde bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda da özetle; TRH-2010 Tablosuna ve % 100 maluliyet oranına göre ...'ın yaşam süresinin belirlendiği, yaşamını sürdürmesi nedeniyle sadece ... için hesaplama yapıldığı, diğer davacılar yönünden hesaplama yapılmadığı, bilinen dönemde ...'ın yaşı gereği efor, aktif dönemin 18 yaşına kadar olan kısmında efor, sonrası kısmında maluliyet, pasif dönemde de maluliyet üzerinden gelir kaybı, olay tarihinden itibaren 21.12.2019 tarihine kadar bakıcı gideri hesaplandığı, sonraki yıllar için içtihatlara gönderme yapılarak bakıcı giderleri için yaşadığı sürece her yıl brüt asgari ücret üzerinden yıllık peşin olarak idarece tazmin edileceğinin belirtildiği, toplam 1.620.104,88 TL efor ve maluliyet nedeniyle, 103.829,85 TL 31.12.2019 tarihine kadar bakıcı gideri hesaplandığı, davacıların maddi tazminat istemlerinin idarelerin kusuru oranında 815.843,25 TL olarak ıslah ettiği, idarelerin hizmeti kusurlu işlettiği, kusur oranında maddi zararı tazmin sorumluluklarının bulunduğu gerekçesiyle maddi tazminat isteminin anne ve baba yönünden reddine, ...'ın 815.843,25 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin ise anne ve baba yönünden her biri için 25.000,00'er TL, …. yönünden 80.000,00 TL kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine, kabul edilen maddi tazminat tutarının 10.000,00 TL kısmının davalı idareye başvuru, ıslah edilen kısmının mahkeme kararının davalılara tebliği tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte, kabul edilen manevi tazminat tutarının davalı idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda Muğla 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 23/10/2019 tarih, E: 2018/741, K: 2019/1081 sayılı kararın; davacı tarafından manevi tazminat tutarlarının yetersiz olduğu, manevi tazminatın reddedilen kısmında hukuksal isabet bulunmadığı; davalı .. Sulama Birliği tarafından, DSİ ile zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı, davanın kendilerine yöneltilemeyeceği, süresi içinde yapılmış bir ön başvuru bulunmadığı, davanın süresi içinde açılmadığı, davalı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ise, aralarında devir sözleşmesi gereği husumetin Sulama Birliğine yöneltilmesi gerektiği, Birliğin işletimindeki kanal nedeniyle idarelerine hukuksal sorumluluk yüklenemeyeceği, kanal yanından geçen yol nedeniyle gerekli önlemleri almayan belediyelerin de sorumluluğu bulunduğu, idarelerinin harçtan muaf olduğu ileri sürülerek, aleyhlerine ilişkin kısımlarının karşılıklı olarak istinaf yoluyla kaldırılması istemidir.
DAVACININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davanın süresi içinde açıldığı, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan davalıların istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
KARAÇULHA SULAMA BİRLİĞİ SAVUNMASININ ÖZETİ: Kusura ilişkin dayanak bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan davacı istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ: İstinaf başvuru dilekçesine yanıt verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinde, "2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
...
4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
...
6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir. " kurallarına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştayda temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinde,"1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.
b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.
2. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.
3. Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir...." kuralına yer verilmiştir.
Bu kapsamda; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun "tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinde, "1. Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur.
2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir.
...
4. Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir...." kuralına yer verilmiştir.
Olayda; davanın ilk aşamada fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak üzere davacılardan anne ... için 5.000,00 TL, baba ... için 5.000,00 TL ve ... için 10.000,00 TL maddi zararın tazmini istemiyle açıldığı, Mahkemesince davacıların gerçek zararının belirlenmesi amacıyla dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporuyla davacılardan ...'ın maddi zararının tutarının dava dilekçesindeki istemlerinin üzerinde bir tutarla hesaplandığı, hesap raporunun davacılar vekiline 13.05.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 15.05.2019 tarihli dilekçesi ile hesaplamada müterafik kusur oranının indirilmemesi nedeniyle ek bilirkişi raporu istenmesi gerektiğinin bildirildiği, Mahkemenin 14.06.2019 tarihli ara kararı ile kusur durumunun ortaya konması için alınan bilirkişi raporunda kusur oranlarının ortaya konulduğu bir ek bilirkişi raporu istendiği, tarafların kusurunun oransal olarak gösterildiği ek raporun taraflara tebliğ edildiği, davacı vekilinin 15.05.2019 tarihli dilekçelerindeki itirazların değerlendirilmediği, hesap bilirkişisinden ek rapor alınması gerektiği yolundaki 04.09.2019 tarihli dilekçesi üzerine Mahkemenin 18.09.2019 tarihli ara kararı ile davacıya "ıslah" için 15 gün süre verildiği, ara kararın tebliği üzerine davacı vekilinin 03.10.2019 tarihli dilekçesi ile ... için maddi tazminat isteminin 815.843,25 TL olarak ıslah edildiği, Mahkemenin davacının arttırım istemine ilişkin dilekçesini karşı tarafa tebliğ etmediği, maddi arttırım talebi yönünden dava dosyasını tekemmül ettirmeyerek, ıslah edilen tazminat tutarı üzerinden hüküm kurduğu, bu haliyle ıslah istemi yönünden tekemmül etmeyen davanın esası hakkında karar verildiği görülmektedir.
Bu durumu ile tam yargı davalarında; davacının yargılama sonuna kadar tazminat tutarını arttırma olanağını kullandığı dilekçesinin, karşı tarafa tebliğ edilerek dava dosyasının tekemmülü gerektiğinden, bu yönteme uygun olarak tekemmül ettirilmeden karar verilmesi yargılama usulü kuralları bakımından bir aykırılık oluşturmakla birlikte; ilk derece mahkemesince dava dosyası usulüne göre tekemmül ettirilmeksizin karar verilmesi durumunda, istinaf yerinin usul kuralları uyarınca vereceği kararının niteliği ve içeriğinin Yasanın anılan 45/5 maddesi uyarınca ayrıca irdelenmesi gerekmektedir.
Bu bakımdan yasakoyucu 2577 sayılı Yasanın 45/5 maddesinde, istinaf incelemesi sonucunda işin esası hakkında karar verilmeyerek verilecek kaldırma kararı sonrasında dosyanın mahkemesine gönderileceği durumları sınırlayarak saymış, bu durumları ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulunduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması durumları ile sınırlı tutmuştur.
Bu durumu ile bakıldığında; istinaf incelemesi sırasında uyuşmazlığın esasına ilişkin başvuruların incelemesi ile yetkisiz ve görevsiz hakim tarafından verilen kararlar ile davanın kabul koşullarına ilişkin olarak usul kurallarına aykırı verilen kararlara yönelik başvurunun incelenmesinde açık kurallara yer verilirken; uyuşmazlığımızın maddi çerçevesine özgü olarak ilk derece mahkemesinin "dava dosyasının tekemmülüne" ilişkin usul kurallarına aykırı olarak verdiği kararlara yönelik başvuruların incelenmesi ve verilecek kararlar bakımından 2577 sayılı Yasada açık bir kuralın yer almadığı, bu bakımdan "yasal boşluk" bulunduğu görülmektedir.
İstinaf incelemesine ilişkin olarak usul kurallarına yer verilmiş olmakla birlikte, yukarıda yasal düzenlemelerin "dava dosyası tekemmül ettirilmeden" karar verilmesi durumunda istinaf merci'inin incelemesi ve vereceği karar konusunda düzenlemeye yer verilmemesi, "gerçek olmayan" nitelikte "açık olmayan" bir boşluk niteliği gösterdiğinden; 2557 sayılı Yasa'nın 45/5 maddesinin önümüzdeki "usul" sorununun giderilmesi için "yeterli" ve "tatmin" edici bir düzenlemeyi içermediği kabul edilmelidir.
Bu kabulün bir gereği olarak, adil yargılama ilkesinin gerekleri ve özellikle istinaf incelemesinin niteliği gözönünde bulundurulup, Yasada istinaf incelemesine ilişkin diğer usul kuralları birlikte değerlendirilerek, ilk aşamada görevli mahkemenin usulüne uygun olarak tekemmül ettirilmeksizin uyuşmazlığın esasına yönelik olarak verdiği kararın kaldırılması, istinaf merci'i olarak bu aşamada usuli eksikliğin giderilmesi olanağı bulunmadığından, dosya davacıların ıslah talebi yönünden usulüne uygun olarak tekemmül ettirildikten sonra bir karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemesine geri gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurularının kabulüne, Muğla 2. İdare Mahkemesince verilen 23/10/2019 tarih, E: 2018/741, K: 2019/1081 sayılı kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca yukarıda belirtilen husus göz önünde bulundurularak, dava dosyası davacının Yasanın 16/4 maddesi kapsamında verdiği arttırım dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilerek tekemmüle tabi tutulmak ve tekemmül sonrasında yeniden bir karar verilmek üzere dava dosyasının mahkemesine geri gönderilmesine, bu aşamada yargılama giderlerine hükmedilmesine yer olmadığına, 12/03/2020 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)