(213 S. K. m. 3, 112, 341, 344) (3065 S. K. m. 10, 29)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı tarafından ihtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannamesi üzerine 2017/9 dönemi için adına tahakkuk eden katma değer vergisi ve gecikme faizi ile aynı dönem için kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada; olayda, dava konusu tarhiyat, netice itibarıyla beyana dayalı ise de, kanunda öngörülen zaman ve zorunluluk dışında, herhangi bir mükellefe yeniden beyanname vermesini isteme gibi bir uygulama vergi mevzuatında yer almadığından, Kanunun öngördüğü anlamda bir beyandan söz edilemeyeceği, dolayısıyla, idarenin devlet yetkilerini kullanırken donatıldıkları kamu gücüne dayanarak, davacıdan yeniden beyanname vermesini istemesi ve verilen beyanname üzerinden tahakkuk yapılması, irade beyanını sakatlayıcı durumların oluşmasına sebebiyet verdiğinden hukuki dayanaktan yoksun olduğu, belirtilenler bağlamında; davaya konu katma değer vergisi ve gecikme faizi tahakkukları ile kesilen vergi ziyaı cezalarında hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar veren İstanbul 1. Vergi Mahkemesi Hakimliği'nin 24/09/2019 tarih ve E:2019/947, K:2019/1505 Sayılı kararına davalı idarece istinaf başvurusunda bulunularak; kararın hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci Vergi Dava Dairesi'nce dosyadaki belgeler incelenip davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusu hakkında gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacı tarafından, 2017/9 dönemine ilişkin olarak ihtirazi kayıtla verilen katma değer vergisi düzeltme beyannamesi üzerine tahakkuk ettirilen katma değer vergisi, hesaplanan gecikme faizi ile aynı dönem için vergi/ceza ihbarnamesine bağlı olarak kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
İhtirazi kayıtla verilen düzeltme beyannameleri esas alınarak yapılan tahakkuk, hesaplanan gecikme faizi ve kesilen vergi ziyaı cezalarına karşı açtığı dava "incelenmeksizin ret" ile sonuçlanan bir mükellef tarafından, "davanın esasının incelenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği" ileri sürülerek yapılan "bireysel başvuru" üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 27/02/2019 tarih ve Başvuru No: 2015/15100 Sayılı kararıyla; başvurucuların somut olayda, alımlarına konu faturaların sahte olmadığı ve bu nedenle de söz konusu indirim unsurlarının gerçek olduğu düşüncesiyle bu durumu vergi mahkemeleri önünde tartışma konusu yapabilmeleri için düzeltme beyanına ihtirazı kayıt koyma hukuki imkânı dışında bir seçeneklerinin bulunmadığı, vergi idaresinin başvurucuları düzeltme beyannamesi vermeye yönlendirdiği ve uyuşmazlığı çıkardığı, bazı olumsuz sonuçlara yol açacak yaptırımlar uygulamakla ihtar ettiği, dolayısıyla başvurucuların vergi idaresinden kanunda öngörülen usulü yani incelemeye sevk edilme ve vergi inceleme raporu ya da takdir komisyonu kararına dayalı olarak vergi ziyaı cezalı tarhiyat yapılmasını beklemelerinin uygun olmadığı, başvuru konusu olayda, mal ve hizmet alımında bulunduğu firmanın sahte fatura düzenlediği yönünde tespitler bulunmasından dolayı kendilerinin de kod listesine alınma baskısı altında serbest iradelerini yansıtmayan düzeltme beyannameleri vermek durumunda bırakılan başvurucuların bu işleme karşı açtığı davaların vergi mahkemelerince esas yönünden incelenmediği, sonuç olarak, başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale teşkil eden vergilendirme işlemlerinin yargı yoluyla denetlenebilmesi imkânına sahip olamadıkları belirtilerek Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlâl edildiği sonucuna ulaşıldığı, yolunda karar verilmiştir.
Her ne kadar, her hangi bir konuda her hangi bir kişi ya da kurumun yaptığı bireysel başvuru neticesi Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlalinin varlığının tespitine dair kararların, doğrudan yargı organlarını bağlayıp bağlamayacağı tartışmalı ise de, söz konusu kararların, sadece geçmişteki bir hukuki uyuşmazlığı çözen bir sonuç olarak değil, tam aksine gelecekteki benzer hukuki ihtilaflara da bir bakış açısı ortaya koyan kararlar olduğu, zira, uygulamada "eşitlik prensibi" gereği, ülke çapında benzer durumda olan mükellefler arasında "hukuka saygı" ve "mahkemelere güven" duygusunun muhafazasının gerektiği değerlendirilerek, yargı organlarının yargılama pratiğini etkileyecek nitelikte bulunduğu kabul edilmelidir.
213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3/B maddesindeki, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, bu hususun yemin ve olayla ilgisi tabi ve açık olmayan şahit ifadesi dışında her türlü delille ispatlanabileceği hükmü gereği, mükellefler tarafından beyanname verilen bir dönem için daha sonra ilk beyan edilen bilgileri değiştiren ikinci bir beyanname verilmesi ve verilen bu beyannamelere ihtirazi kayıt konularak dava açılması durumunda, ihtirazi kayda konu hususların araştırılması gerekmiştir.
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 10'uncu maddesinin ( a ) bendinde, mal teslim ve hizmet ifası hallerinde malın teslimi veya hizmetin yapılması vergiyi doğuran olay kapsamında sayılmış, 29'uncu maddesinin 1'inci fıkrasının ( a ) bendinde de, mükelleflerin yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri hükmüne yer verilmiştir.
Anılan kuralların bir gereği olarak, yükümlülerin 29'uncu madde hükmünden yararlanabilmelerinin ön şartı, fatura ve benzeri vesikaların gerçeği yansıtmasıdır.
Hal böyleyken; yukarıda bahsi geçen Anayasa Mahkemesi kararı gözönünde bulundurularak, ihtirazi kayda konu hususların araştırılması gerektiği sonucu doğrultusunda, dosyada bulunan, davacıya faturaları düzenleyen S. İnşaat ve Metal Makina Sanayi Ticaret Limited Şirketi adlı mükellef hakkında ihtilaf konusu dönem için sahte fatura düzenlediğini ortaya koyacak vergi tekniği raporunun incelenerek değerlendirilmesi gerekmektedir.
S. İnşaat ve Metal Makina Sanayi Ticaret Limited Şirketi hakkında tanzimli 21.1.2019 tarih ve 2019-A-6040/1 Sayılı vergi tekniği raporunda özetle; elektrik malzemeleri toptan ticareti faaliyeti ile iştigal etmek üzere mükellefiyet tesis ettirdiği, mükellefiyetinin 30.06.2018 tarihi itibariyle re'sen terk ettirildiği, defter belge isteme yazısının tebliğ edilmesine rağmen defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi nedeniyle vergi incelemesinin mükellefin tarh dosyası üzerinden elde edilen bilgiler, GİB Yönetim Bilgi Sistemleri sorgulama ekranlarından elde edilen bilgiler ve harici doneler üzerinden yürütüldüğü, .....'in Şirketin %100 ortağı ve kanuni temsilcisi olduğu, 26.9.2016 tarihli yoklamada, mükellefin belirtilen adreste elektrik malzemelerinin toptan ve parekende ticareti ile iştigal ettiği, 27.1.2017 tarihinde yapılan yoklamada, mükellefin belirtilen adreste faaliyetine devam ettiği, mevcut durumda çalışanının bulunmadığı, nakil vasıtasının bulunmadığı, aynı adreste deposunun bulunduğu, stoklarında yaklaşık 1000.000-TL tutarında elektronik malzeme bulunduğu, 26.2.2018 tarihli yoklamada, mükellef kurumun gayri faal olduğu, işyerini terk ettiği, 10.4.2018 tarihli yoklamada adreste Şirketin bulunmadığı ve tanınmadığı, 19.7.2018 tarihli yoklamada, adreste başka bir mükellefin faaliyet gösterdiği, mükellefin tanınmadığı, mükellefe ait motorlu araç bilgisine rastlanılmadığı, vadesi geçmiş ve bugün ödenmesi gereken toplam vergi borcunun 264.068,17-TL olduğu, 2016 yılında çalışan işçisinin bulunmadığı, 2017 yılında da bazı aylarda işçisinin bulunmadığı, diğer aylarda da 1 ile 9 arasında değişen sayılarda işçi beyanında bulunduğu, Sosyal Güvenlik Kurumuna gecikme zammı hariç toplam 91.795,28-TL tutarında borcunun olduğu, mükellef kurumun banka hesaplarına giren ve çıkan paraların yüksek tutarlı olmasına karşılık gün sonu bakiyelerinin cüzi miktarlarda olduğu, banka hesaplarına giren tutarların aynı gün çekildiği, 2016 yılına ilişkin kdv matrahının 64.473.760,40-TL, 2017 yılı için ise; 54.354.464,00-TL olduğu, 2018 yılında ise mükellefin kdv matrahının 2.293.158,04-TL olduğu, mükellefin 2017 yılında Ba formuyla ile beyan ettiği alış tutarının 54.872.522,00- TL olmasına rağmen, mükellef kuruma mal sattığını beyan eden firmaların Bs beyanının 30.165.288,00-TL olduğu yolundaki tespit ve belirlemelerden hareketle, 2016,2017 ve 2018 yıllarında herhangi bir mal teslimi ve hizmet ifası olmaksızın komisyon karşılığında sahte fatura düzenlemek amacıyla faaliyet gösterdiği sonuç ve kanaatine varıldığı görülmüştür.
Davacının fatura aldığı, yukarıda bahsedilen mükellef hakkında yer verilen tespitler değerlendirildiğinde, anılan mükellefin, davacıya düzenleği faturalara konu olacak faaliyeti bulunduğu yönünde tespit yapılamadığı, beyan ettiği milyonlarca TL tutarlara ulaşan ciroları elde etmesini mümkün kılacak işyeri kapasitesi, işçi sayısı ve donanıma sahip olmadığı, çok yüksek tutarlara ulaşan ciro beyanı karşılığında beyan edilen vergilerin büyük kısmının ödenmediği gibi hususlar ile yukarıda özetlenen diğer başkaca tespitler birlikte göz önünde tutulduğunda, davacıya düzenlenen faturaların gerçek bir alım ve satım ilişkisine dayanmadığı sonucuna varılmakla, faaliyetine ilişkin olumsuzluğu yukarıda da değinildiği üzere incelemeyle açıkça ortaya konulmuş Şirketin düzenlemiş olduğu faturaların kayıtlara intikal ettirilmek suretiyle Hazine'ye irat kaydedilmiş bir vergiden bahsedilemeyeceğinden, davacının ihtirazi kayıtla verdiği beyanname üzerine yapılan tahakkukta, yasal süresinden sonra verdiği katma değer vergisi beyannamesi üzerine vergilerin süresinde tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle 213 Sayılı Kanun'un 341. ve 344/3. maddeleri uyarınca kesilen vergi ziyaı cezasında ve aynı Yasa'nın 112.maddesinin gereği olarak hesaplanan gecikme faizinde yasalara aykırılık görülmediğinden, iptalleri istemiyle açılan işbu davanın reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı idare istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 1. Vergi Mahkemesi Hakimliği'nin 24/09/2019 tarih ve E:2019/947, K:2019/1505 Sayılı kararının KALDIRILMASINA, davanın REDDİNE, isteme konu Mahkeme kararının hüküm fıkrası Dairemizin iş bu kararıyla değiştirildiğinden avukatlık ücreti ve yargılama giderlerine yönelik yeniden hüküm kurulmasına gerek görülerek, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesine göre aşağıda dökümü yapılan 137,20-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idare tarafından istinaf başvuru aşamasında yapılan 57,00-TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.890,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 3 Sayılı tarifesi uyarınca 54,40-TL maktu karar harcı ile harçtan muaf olması nedeniyle davalı idareden aranmayan 128,50-TL istinaf başvuru harcının aynı Kanun'un 13/j maddesinin parantez içi hükmü uyarınca davacıdan tahsiline, artan posta ücretinin taraflara iadesine, kararın taraflara tebliği için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 Sayılı Kanun'un 45/6. maddesi uyarınca konusu 176.000,00-TL'yi aşmadığı için kesin olarak 04.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)