İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, sağ dizinde ağrı şikayetiyle gittiği Yavuz Selim Kemik Hastalıkları ve Rehabilitasyon Hastanesi'nde geçirdiği menisküs ameliyatının ardından ön çapraz bağında kesik oluşmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 1.000,00-TL maddi, 300.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 301.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açtığı davada; davacının 1.000,00-TL maddi tazminat isteminin reddine, davacının 300.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi isteminin kısmen kabulü ile; 5.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 01.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 295.000,00-TL manevi tazminat ve faiz isteminin reddine karar veren Trabzon İdare Mahkemesi'nin 17/12/2019 gün ve E:2017/351, K:2019/1343 sayılı kararının; davacı vekili tarafından; ortopedi uzmanlarından oluşan heyet tarafından rapor düzenlenmesi gerekirken 5 kişilik heyetinin 4'ünün ortopedi uzmanı olmamasının kabul edilemeyeceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu nedenle eksik inceleme ürünü olduğu, 12.11.2015 tarihli ameliyattan sonra, yahut 16.11.2015 ve 18.11.2015 tarihlerinde ağrıları üzerine Yavuz Selim Kemik Hastalıkları Hastanesi'nde Dr. M. F. T.'na tekrar muayene olması sırasında MR çekilmemesinin herhangi bir izahatının olmadığı, dosya kapsamında da bu hususun belirsiz olduğu, ameliyat sonrasında ağrıları nedeniyle iki farklı tarihte hastaneye başvurmasına rağmen dahiliyeye sevk edilmeden önce hastaya neden MR çekilmediği inceleme konusu yapılmadığı, müvekkilin ameliyattan sonra iki farklı tarihte Dr. M. F. T.'na başvurmasına rağmen kendisine MR da çekilmemesi üzerine özel hastaneye gitmek zorunda kaldığı, özel hastanede operasyon geçirmek zorunda kalmasının sağlığının hizmet kusuru nedeniyle olumsuz etkilendiğinin açık kanıtı olduğu, halen topallayarak yürüyen müvekkil yönünden manevi tazminat talebinin 5.000,00-TL gibi düşük bir bedel üzerinden kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu, davalı idare vekili tarafından; davanın zamanaşımına uğradığı, Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 19/04/2019 tarih 1870 sayılı raporunda idarenin ve işlemi gerçekleştiren personelin uyguladığı tedavi hakkında herhangi bir olumsuz tespite yer verilmediği, davacıya uygulanan tedavinin davacının iddia ettiği sonuçları doğurmayacağı ve söz konusu yöntemlerin uygulanmasının tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına aykırı olmadığını belirttiği, Mahkemenin itiraz edilen ilgili kararda manevi tazminatın gerekçesinde “maddi zarar için idarenin eylemi ile ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı gerektiği ancak manevi tazminat için illiyet bağının aranmayacağı” belirtildiği, söz konusu gerekçenin son derece hatalı olduğu, idarenin sorumluluğu kusur halinde sorumluluktan mutlak sorumluluk haline getirdiği, bu şartlar altında idare kendi hakimiyet alanında gerçekleşen her şeyden mutlak bir şekilde sorumlu olacağı ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
DAVACININ SAVUNMA ÖZETİ: Davacı vekili tarafından; davalı idarenin zamanaşımı iddiasının mesnetsiz olduğu, istinaf başvuru dilekçesinde belirtildiği üzere davalı idarenin bünyesinde çalışan hekimin, müvekkili ameliyat ettikten sonra görüntüleme (MR) dahi yapmamasının açık hizmet kusuru olduğu, hekimin gerçekleştirmediği bir eylemin komplikasyon olmadığı, müvekkili ameliyat edilen dizinden hematom (kanama birikintisi) boşaltılmasına rağmen hekimin yarayı görüntülememesinin (MR çekmemesi) açık hizmet kusuru olduğu ileri sürülerek davalı idarenin istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
DAVALI VE MÜDAHİLİN SAVUNMA ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, davacının, sağ dizinde ağrı şikayetiyle gittiği Yavuz Selim Kemik Hastalıkları ve Rehabilitasyon Hastanesi'nde geçirdiği menisküs ameliyatının ardından ön çapraz bağında kesik oluşmasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 1.000,00-TL maddi, 300.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 301.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi'nce, davanın maddi tazminata ilişkin kısmı bakımından; dava dosyasındaki bilgi belgeler ve 19.04.2019 tarih ve 1870 sayılı Adli Tıp Raporu birlikte değerlendirildiğinde; davacıya meniskopati tanısıyla yapılan menisküs ameliyatının endikasyonunun (koşullarının) bulunduğu, yapılan ameliyatın tekniğinin uygun olduğu, davacının taburcu edildikten sonra meydana gelen dizde şişlik-hematomun söz konusu ameliyatın her türlü özen ve dikkate rağmen ortaya çıkabilecek bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, davacının kanama diatezi ve/veya tromboz düşüncesi ile Dahiliye ve Kalp Damar Cerrahiye yönlendirmesinin tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, davacıya 19.11.2015 tarihinde Medikalpark Hastanesinde yapılan ameliyatta ön çapraz bağda tespit edilen lezyonun söz konusu 11.11.2015 tarihli ameliyatta kesildiğinin tıbbi delillerinin bulunmadığı, ayrıca ilk ameliyat öncesi çekilen sağ diz MR tetkikinde ön çapraz bağda sinyal artışı tespit edilen kişide ameliyat sonrası dizde tekrarlayan hematom, enfeksiyon veya sekonder travmanın ön çapraz bağ rüptürüne yol açabileceğinin tıbben bilindiği, ilk ameliyatı yapan hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği görülmekle ortada hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinden birinin bulunmadığı anlaşıldığından davacının maddi tazminat talebinin reddi gerektiği, davanın manevi tazminata ilişkin kısmı bakımından; davalı idare görevlilerince davacıya yapılan tıbbi müdahalenin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmakla ve yapılan ilk ameliyata yönelik hasta onam formu bulunmakla birlikte dava dosyasındaki tüm bilgi ve belgelerden davacının rahatsızlığına yönelik olarak yeterince aydınlatılmadığı ve bu şekilde davacıda çapraz bağlarında oluşan kesiğin davalı idareye bağlı hastanede yapılan ameliyatın sebebiyet verdiği şüphesinin oluştuğu anlaşıldığından davacı açısından oluşan manevi zararın karşılanmasının gerektiği açık olup davacının acı, elem ve üzüntü duymasına sebebiyet verilmesi nedeniyle davacıya 5.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının 1.000,00-TL maddi tazminat isteminin reddine, davacının 300.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi isteminin kısmen kabulü ile; 5.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 01.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 295.000,00-TL manevi tazminat ve faiz isteminin reddine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından, maddi tazminat isteminin reddi ile manevi tazminatın reddedilen kısımları için yapılan istinaf başvurusu incelendiğinde,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca yapılan istinaf başvurusunda öne sürülen iddialar ve İdare Mahkemesi'nce verilen karar birlikte incelendiğinde, söz konusu karar ve dayandığı gerekçe usul ve hukuka uygun bulunmuş olup, kararın bu kısımlarının kaldırılmasını gerektirecek bir neden görülmemiştir.
Davalı idare tarafından; kararın manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısmına karşı yapılan istinaf başvuruları incelendiğinde;
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
İdare hukukunun ilkeleri ve Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı hallerde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için, zararın, idarenin açık hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem ve eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Buna göre; uyuşmazlık konusu olayda; davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla alınan 7.Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 19.04.2019 tarih ve 1870 sayılı raporunda özetle, "... davacıya meniskopati tanısıyla 11/11/2015 tarihinde yapılan menisküs ameliyatının endikasyonunun bulunduğu, yapılan ameliyatın tekniğinin uygun olduğu, taburcu edildikten sonra meydana gelen dizde şişlik-hematomun söz konusu ameliyatın her türlü özen ve dikkate rağmen ortaya çıkabilecek bir komplikasyonu olarak değerlendirildiği, 16/11/2015 tarihli başvurusunda dizdeki şişliğe yönelik ponksiyon-boşaltma yapıldığı ve kan tetkikleri istendiği, dizde şişlik şikayeti devam eden hastaya 18/11/2015 tarihli başvurusunda yeniden ponksiyon yapıldığı, tetkik sonuçlarında (Sedim: 47, CRP: 3,8) hafif-orta derecede yükselme saptandığı ve her iki ponksiyon esnasında gelen mayinin enfekte görünümde olmadığının hekim tarafından ifade edildiği, mevcut durumda hastanın kliniğine göre ileri laboratuvar incelemesi (mikrobiyoloji) yapılıp yapılmayacağının hekimin insiyatifinde olduğu, enfeksiyon düşünmeyerek kanama diatezi ve/veya tromboz düşüncesi ile Dahiliye ve Kalp Damar Cerrahiye yönlendirmesinin tıbben doğru bir yaklaşım olduğu, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, davacıya 19.11.2015 tarihinde Medikalpark Hastanesinde yapılan ameliyatta ön çapraz bağda tespit edilen lezyonun söz konusu 11.11.2015 tarihli ameliyatta kesildiğinin tıbbi delillerinin bulunmadığı, ayrıca ilk ameliyat öncesi çekilen sağ diz MR tetkikinde ön çapraz bağda sinyal artışı tespit edilen kişide ameliyat sonrası dizde tekrarlayan hematom, enfeksiyon veya sekonder travmanın ön çapraz bağ rüptürüne yol açabileceğinin tıbben bilindiği, kişinin başka bir sağlık kuruluşuna başvurması nedeni ile gerekli cerrahi işlemlerin burada uygulandığı, dolayısıyla ilgili hekimin kontrolünden çıktığı ve Adli Tıp Kurumu'nca yapılan son durum muayenesinde iki taraflı diz-ayak bileği eklem hareket açıklıklarının normal sınırlarda olduğu, tüm bulgular birlikte değerlendirildiğinde; ilk ameliyatı yapan hekimin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası bulunmadığı..." tespitlerine yer verildiği görülmekle, hizmet kusuru bulunmayan dava konusu olayda manevi tazminat koşullarının da oluşmadığı sonucuna varıldığından, davacının manevi tazminat talebinin tamamının reddi gerekirken, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, Trabzon İdare Mahkemesi'nin 17/12/2019 gün ve E:2017/351, K:2019/1343 sayılı kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının kaldırılmasına, manevi tazminat isteminin tamamının reddine, karar sonucu değiştiğinden yargılama giderlerine ilişkin kısım da kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiğinden;
- davacı tarafından karşılanan dava ve istinaf aşamasına ait aşağıda dökümü gösterilen toplam 1.379,74-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
-davalı idare harçtan muaf olduğundan istinaf başvuru aşamasında peşin alınmayan 148,60-TL istinaf başvuru harcının davacıdan tahsil edilmesi için karar kesinleştikten sonra ilgili Vergi Dairesi Başkanlığı'na Mahkemesince müzekkere yazılmasına,
-maddi tazminat isteminin reddi nedeniyle ilk derece mahkemesince avukatlık ücretine hükmedildiğinden, avukatlık ücreti yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına,
-manevi tazminat istemi tamamiyle reddedildiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.550,00-TL vekalet ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine,
-istinaf aşamasında müdahil tarafından karşılanan 95,40-TL yargılama giderinin davacı tarafından müdahile ödenmesine,
-davacı tarafından 08/03/2017 tarih ve Seri No:AB2017, Sıra No:747, Özel No:747 sayılı sayman mutemedi alındısı ile yatırılan 1.028,10-TL tamamlama harcından 31,40-TL maktu karar harcının mahsubu sonucu fazlaya ilişkin 996,70-TL tamamlama harcının istemi halinde davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen 30 gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 24.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)