İSTEMİN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından, davalı idare emrinde bilgisayar işletmeni olarak görev yapan müvekkilinin, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 1/d fıkrası ve 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesinin 8/d fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin kararın iptali ile memuriyetten men cezası nedeniyle mahrum kaldığı parasal haklarının işlemin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; Mahkemenin 30/03/2017 tarih ve E:2016/1228, K:2017/731 sayılı 'karar verilmesine yer olmadığına' kararının Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nin 12/09/2019 tarih ve E:2019/2682, K:2019/2131 sayılı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak, işbu bozma kararında belirtilen hususların Mahkemece UYAP sistemi üzerinden araştırılması neticesinde, davacının dava konusu işlemden sonra 22/11/2016 tarih ve 29896 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarıldığı, davacı tarafından, kamu görevine iade edilmesi istemiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na başvuru yapıldığı, yapılan başvurunun Komisyonca reddedilmesi üzerine anılan ret işleminin iptali istemiyle dava açıldığı, açılan davanın yargılaması neticesinde Ankara 20. İdare Mahkemesi'nin 18/04/2019 tarih ve E.2018/3586, K:2019/2251 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği ve dava dosyasının halen istinaf incelemesinde olduğu anlaşıldığından, bu aşamada bağlantı kararı verilemeyeceği değerlendirilerek, dava dosyası yeniden incelenmek suretiyle işin esasına geçilerek gereği görüşülmüş olup, davacının, ceza mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla tecziye edildiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün örgüt içi haberleşme programı olan ... iletişim sistemini kullandığının tespit edildiği, hakkında yürütülen adli muhakeme esnasında alınan ifadelerden örgüt ile irtibat içinde olduğunun beyan edildiği, örgüte iltisaklı Bank ... isimli banka hesabındaki mevduatında 2014 yılından itibaren artış meydana getirdiği, bu verilerin yanı sıra örgüte müzahir okulda veli kaydının olduğu, davacının bu eylemlerinin FETÖ/PDY ile normal bir vatandaştan beklenebilecek olandan daha yoğun bir ilişki içerisine girdiğini ortaya koyduğu, bu durumun davacının FETÖ/PDY ile bağı olduğu şeklinde değerlendirilmesinin makul ve hakkaniyete uygun düştüğü, böyle bir durumda Anayasayla kurulmuş hür demokratik düzeni ortadan kaldırmayı amaçlayan terör örgütüyle bağı bulunduğu konusunda somut verilere ulaşılan davacının, Anayasaya sadakat yükümlülüğünü de ihlal ettiği kanaatine varıldığından, davacının, 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinin 1/d fıkrası ile 668 sayılı KHK'nın 4. maddesinin 8/d fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği, Uyuşmazlık Konusu Olayın İHAS Açısından Değerlendirilmesi; İHAM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurguladığı(Özpınar v. Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47,48), İHAS'ın denetim organlarının içtihatlarında "bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmakta olup özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dahil edildiği (Anayasa Mahkemesi kararı - Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 35), İHAM, mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetleri “özel hayat” kavramı dışında tutmak için hiçbir ilkesel neden bulunmadığını belirttiği, mesleki hayata getirilen sınırlamaların, bireyin sosyal kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde yansıttığı ölçüde 8. madde kapsamına girebildiği, bu kapsamda, davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin uyuşmazlıkta, özel hayata saygı hakkına bir müdahale olduğu açık olduğundan, söz konusu müdahalenin kanuni olup olmadığı ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin var olup olmadığı, somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiği, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde, 251 kişinin hayatını kaybetmesi, çok sayıda kişinin yaralanması, kamuya ve özel şahıslara ait birçok menkul ve gayrimenkulün zarar görmesine neden olan darbe girişiminin, FETÖ/PDY tarafından örgüt yöneticilerinin talimatları doğrultusunda kamu hizmetinde bulunan üyeleri eliyle gerçekleştirildiği, FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kamu görevlilerinin, darbe girişimiyle somutlaştığı üzere Devlete sadakat yükümlülüklerini çiğnedikleri açıktır. İHAM, "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirttiği. İHAM’a göre, "kamu çalışanlarının Devlete sadık kalmaları, genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleriyle çalışmalarının doğasında bulunan bir şart olduğu," (Sidabras ve Dziautas v. Litvanya B. No: 55480/00, 59330/00, 27/7/2004; Zickus v. Litvanya B. No: 26652/02, 7/4.2009), FETÖ/PDY terör örgütü mensubu kamu görevlilerinin, bu görevleri nedeniyle sahibi bulundukları imkan ve araçları silahlı terör örgütünün amaçları kapsamında ve talimatları doğrultusunda kullandıkları, böylece kamu hizmetine girme hakkı nedeniyle edindikleri mesleki yaşamları bağlamında kişiliğin çevresiyle temas kurarak geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi haklarını Anayasa’nın 14. maddesine aykırı bir biçimde toplumda yaşayan bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin yok edilmesi ile Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırma amacıyla kullandıkları, devletin, darbe girişimi ile demokratik düzeni ortadan kaldırmayı ve toplumdaki diğer bireylerin temel hak ve özgürlüklerini yok etmeyi amaçlayan kamu görevlileri ile alakalı olarak, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandıklarından bahisle meslekten çıkarma gibi tedbirler alabileceğinde kuşku bulunmadığı, Anayasaya sadakat ödevi mevzuatta açıkça düzenlendiğinden ve davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemde, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan kişilerin kamu görevinden çıkarılacağı hükmüne yer verildiğine göre, davacının özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu, somut olayda, idarenin gerek kamu güvenliğinin korunması, gerekse de Devlete sadakat yükümlülüğünün sağlanması amacıyla hareket ettiği hususu dikkate alındığında, kamu görevinden çıkarma işleminin ölçülü, güdülen amacın gerçekleşmesi için elverişli ve zorunlu olduğu gibi, davacının özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, bu müdahale ile ulaşılacak (meşru amaç kapsamındaki) kamu yararı ile dengelendiği, öte yandan hukuka uygun olduğu tespit edilen işlemden kaynaklı parasal haklara ilişkin talebinin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddi yönünde Kastamonu İdare Mahkemesi'nce verilen 20/11/2019 gün ve E:2019/1574, K:2019/1465 sayılı kararın; davacı vekili tarafından, Anayasanın 11.maddesinde Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı kuralının düzenlendiği, dolayısıyla somut olayda idari yargının doğrudan doğruya Anayasa hükümlerini esas alarak muhakeme yapması gerektiği, çünkü 677 sayılı KHK'nın Anayasanın 15 ve 121. maddelerine aykırı bir şekilde çıkarıldığı ve çok sayıda Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüğü ihlal ettiği için kanun hükmünde kabul edilmemesi gerektiği, salt bir kararname ile tesis edilen işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği, müvekkilinin darbe girişiminde bulunduğu iddia edilen FETÖ/PDY terör örgütü ile herhangi bir bağının bulunmadığı, müvekkilinin hangi suçlama ile görevinden çıkarıldığını dahi bilmediği, kendisine bu hususta ne soruşturma aşamasında ne de sonrasında kendisine bildirimde bulunulmadığı, müvekkilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, kendisine savunma hakkı tanınmadan kamu görevinden çıkarılma cezasına ilişkin işlemin tesis olunduğu ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı savunularak talebin reddine karar verilmesi istenilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:
İstinaf başvurusuna konu edilen mahkeme kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, 2577 sayılı Yasanın 45/3. maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine, istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin başvuruda bulunan üzerinde bırakılmasına ve posta gideri avansından artan miktarın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra istinaf başvurusunda bulunana iadesine, 2577 sayılı Yasanın 46. maddesinin (c) bendi gereğince 30 gün içerisinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 03.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)