İSTEMİN ÖZETİ: Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 19/11/2019 gün ve E:2017/586, K:2019/1175 sayılı kararın; davacılar ve davalı idare tarafından dilekçelerinde belirtilen nedenlerle ve 2577 sayılı Kanun'un 45.maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
DAVACILARIN SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalı idarenin istinaf başvurusunun yersiz olması nedeniyle reddinin gerektiği savunulmaktadır.
DAVALI İDARENİN SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü emrinde polis memuru olarak görev yapmakta iken, 11/07/2016 tarihinde görevli olduğu otogarda, şüpheli bir şahsa ait kimlik ve sırt çantası araması yaptığı sırada şehit olan S. A. 'in eşi ve çocuğu olan davacılar tarafından, uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle 22/02/2017 tarihinde idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine, desteğinden yoksun kalınması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen eş M. A. için 400.000,00-TL, oğlu A. S. A. için 100.000,00-TL maddi; duydukları acı ve üzüntü nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen eş M. A. için 75.000,00-TL, oğlu A. S. A. için 75.000,00-TL manevi zararın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; görevi sırasında gerçekleşen bir saldırı sonucu yakınları şehit olan davacılara, 2330 sayılı Kanun'a göre ödenen nakdî tazminat ile 3713 sayılı Kanun'a göre emsallerinin almakta olduğu aylıktan düşük olmamak üzere bağlanan dul ve yetim aylığı dikkate alınarak, davacıların maddî bir zararlarının (destekten yoksun kalma zararının) bulunup bulunmadığının anlaşılması için bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup; bilirkişi tarafından hazırlanarak 17/07/2019 tarihinde sunulan bilirkişi raporunda özetle; "davacılardan M. A.'in tüm maddi zararlarının karşılanmış olduğu, davacılardan A. S. A.'in karşılanmayan 38.711,42-TL maddi zararının bulunduğu" yönünde görüş belirtildiği, davacılar vekili tarafından yukarıda anılan bilirkişi raporuna rağmen 02/10/2019 tarihinde maddi tazminat tutarının, M. A. için 325.000,00-TL arttırılarak 400.000,00-TL; A. S. A. için 75.000,00-TL arttırılarak 100.000,00-TL olarak ıslah edildiği, bu durumda bilirkişi raporundaki tespitler ışığında, davacılara, terör eylemlerinin veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerin neden ve etkisiyle malül olan kamu görevlilerinin veya şehit olmuş ise dul ve yetimlerinin mağduriyetini gidermeye yönelik olarak çıkarılan 3713 ve 2330 sayılı Yasalar ve ilgili mevzuat uyarınca yapılan ödemeler ve bağlanan aylık tutarları incelendiğinde; davacılardan M. A. yönünden aktif ve pasif dönem itibarıyla olay nedeniyle destekten yoksun kalma zararının bulunmadığı, A. S. A.'in ise karşılanmayan zararının 38.711,42-TL olduğu, olayın oluş şekli ve zararın niteliği ile olayda idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı ve kusursuz sorumluluğunun olduğu hususları birlikte gözetildiğinde, davacılar için takdir edilen manevi tazminat miktarının duyulan üzüntü ve sıkıntıyı kısmen de olsa giderecek düzeyde olması gerektiği gerekçesiyle, davacıların maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacılardan anne M. A. yönünden maddi tazminat isteminin reddine, davacılardan A. S. A. için 38.711,42-TL (25.000,00-TL'sine idareye başvuru tarihi olan 22/02/2017 tarihinden, 11.711,42-TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ olunduğu 25/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte) maddi tazminatın ödenmesine, fazlaya ilişkin kısmın ise reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davalı idarece M. A. ve A. S. A. için ayrı ayrı 50.000,00-TL olmak üzere toplam 100.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 22/02/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin kısmın ise reddine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından; bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğu, Danıştay içtihatlarına ve Kanun hükümlerine aykırı karar verildiği, vazife malullüğü aylığından adli malullük aylığı çıkarılarak farkının yarar olarak kabul edilmesi gerekir iken bu yöntemin uygulanmadığı, rücuya tabi olmayan sosyal güvenlik ödemelerinin zarardan düşülmemesi gerektiği, yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği, hükmedilen manevi tazminat davalarında yargı kararları arasında orantılılık olmasının gerektiği, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğu, nispi karar harcının idareye yükletilmesinin gerektiği ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı idare tarafından; mevzuat gereğince davacılara gerekli ödemelerin yapıldığı, yapılan ödemelerin manevi tazminat yerine de geçtiği, manevi tazminat tutarının zenginleşmeye neden olmamasının gerektiği ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
İstinafa konu kararın, manevi tazminat kısmına ve davacı M. A. yönünden maddi tazminat kısmına ilişkin davacıların ve davalı idarenin istinaf başvurularının incelenmesinden;
İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların istinaf yolu ile incelenip kaldırılabilmeleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45.maddesinin 2.fıkrasının atıfta bulunduğu aynı Kanunun 49.maddesinin 2.fıkrasında yazılı nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür.
Dosyadaki belgeler ile istinaf dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden; istinaf başvurusuna konu kararın ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
İstinafa konu kararın, davacı A. S. A. yönünden maddi tazminat kısmına ilişkin davacının ve davalı idarenin istinaf başvurularının incelenmesinden;
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin, bir eylem veya işlemden dolayı tazminatla yükümlü kılınabilmesi için o olayda hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluğunun bulunması gerekmektedir. İdarenin kamu hizmetlerinin görülmesi sırasında bir görevle ilgili olarak veya yüklendiği hizmetin bünyesinde meydana gelecek olan riskli durumlarla, tehlikeli sonuçlardan dolayı genel külfetler dışında fertlere verilen özel ve olağan dışı zararların, eylemle zararlı sonuç arasında nedensellik bağının bulunması koşuluyla objektif sorumluluk esaslarına göre ayrıca idarenin kusuru dahi aranmadan tazmin edilmesi gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmiştir. Kusursuz sorumluluk hukukunda yer alan bu durum hukukun genel ilkeleri ile hakkaniyet ve nesafet kuralları gereğidir. Aksi halde hizmetin yürütülmesi sırasında oluşan bu türlü zararlar bir veya birkaç kişi üzerinde kalmış olur ki, buna hakkaniyet kuralları izin vermez.
Bilindiği üzere; idarenin malî sorumluluğunun türlerinden birisi olan kusurlu sorumluluk, hizmet kusuru kavramı ile açıklanmaktadır. Buradaki kusur kavramı ise özel hukuktaki kast, ihmal, dikkatsizlik gibi öznel unsurlar ile tanımlanmamakta, idare tarafından yürütülen bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işletilmesindeki bozukluk ve aksaklık şeklinde nesnel bir tanımlama yapılarak, (kişiselleştirilebilen bir kusurun varlığı aranmaksızın) hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi hâllerden doğan zararların tazmininde idarenin kusurlu sorumluluğu ilke ve esasları uygulanmaktadır. Dolayısıyla bir olayda idarenin kusurlu sorumluluğundan bahsedilebilmesi için, öncelikle ortada hizmet kusuru teşkil eden bir durumun varlığı gerekmektedir. Ancak hizmet kusurunun bulunması yeterli olmayıp, genel sorumluluk koşullarının da somut olayda gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Bu koşullar ise, idarî bir işlem ya da idareden sadır olan ihmalî veya icraî bir eylemin varlığı, tazmin isteminde bulunanın maddî veya manevî bir zararının bulunması ve söz konusu zararın idarenin işlem veya eyleminin bir sonucu olması, yani zarar ile idarî davranış arasında kurulabilen bir illiyet bağının mevcudiyetidir.
Kusurlu sorumluluk dışında idarenin, kamu görevlilerinin ve özellikle güvenlik personelinin görevlerini yerine getirdikleri sırada yaralanmaları ya da öldürülmeleri nedeniyle uğranılan zararlardan da "meslekî risk" ilkesi gereğince kusursuz sorumluluk ilke ve esaslarına göre sorumlu olduğu yerleşik Danıştay içtihatları ve öğretide kabul edilmiştir. Bu gibi durumlarda idare, zarar ile idarî eylem arasında nedensellik bağı aranmadan zarardan kusursuz olarak sorumludur.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Malul olanlarla aylığa müstehak dul ve yetimlere yardım" başlıklı 21. maddesinde, "Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca; malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edilir." hükmü yer almaktadır.
2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun ''Aylık bağlanması'' başlıklı 4. maddesinde, bu Kanun kapsamına girenlerden, ölenlerin kendilerine bağlanması gereken görev malullüğü aylığının, dul ve yetimlerine intikal ettirileceği, bu madde gereğince ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıkların % 25 oranında artırılmak suretiyle ödeneceği; 6. maddesinde ise, bu Kanun hükümlerine göre ödenecek nakdi tazminatın, uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığı olduğu; yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı idarelerin ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu Kanun hükümleri uyarınca ödenen nakdi tazminatın göz önünde tutulacağı hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacılar tarafından, yakınları Polis Memuru olan S. A. 'in 11/07/2016 tarihinde görevli olduğu otogarda, şüpheli bir şahsa ait kimlik ve sırt çantası araması yaptığı sırada şüpheli şahsın ateş etmesi sonucunda şehit olması nedeniyle destekten yoksun kalma zararının karşılığı olarak eş M. A. için 400.000,00-TL, oğlu A. S. A. için 100.000,00-TL maddi; duydukları acı ve üzüntü nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen eş M. A. için 75.000,00-TL, oğlu A. S. A. için 75.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 250.000,00-TL tazminatın kusursuz sorumluluk ilkesine göre olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, uyuşmazlık konusu olay nedeniyle polis memuru müteveffa S. A. 'in 5434, 3713 ve 2330 sayılı Yasalar gereğince 1.derece vazife malulü sayıldığı, emsal maaş üzerinden mirasçılarına aylık bağlandığı, nakdi tazminatın ödendiği, ek ödemenin ödendiği görülmektedir.
İdare Mahkemesince yaptırılan hesap bilirkişisi incelemesinde, zarar tespit yöntemi yönünden hükme esas alınamayacağından, söz konusu bilirkişiden ek rapor istenilmesi gerektiğinden, Dairemizin 21.10.2021 tarihli ara kararı ile;
1-Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade ettiğinden, bu dönemde, desteğin emsali polis memurunun aylar itibarıyla aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturduğundan, bu dönemdeki (zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmadan) zararın hesaplanmasının,
2-Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade ettiğinden, bu dönemde de, desteğin emsali polis memurunun aylar itibarıyla alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları ile destek süreleri dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturduğundan, bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) hesaplanmasının,
3-Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade ettiğinden, bu dönemde, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farzedilerek desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları ile destek süreleri dikkate alınarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturduğundan, bu dönemdeki (zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) zararın hesaplanmasının,
4-Yapılacak hesaplamada, davacılara davalı idarece ödenen nakdi tazminat ile yapılan ek ödemelerin yarar olarak kabul edilip, yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değerinin yasal faiz oranına göre belirlenerek hesaplanan maddi zarar tutarından indirilerek,
Davacıların maddi zararının tespiti için bilirkişi raporunun yeniden düzenlenmesi için ek rapor istenilmiştir.
Hesap bilirkişisi tarafından dosyaya ibraz edilen 10.01.2022 havale tarihli ek bilirkişi raporunda; davacıların tüm maddi zararların idarece karşılandığının belirtildiği görülmektedir.
Taraflara tebliğ edilen ek bilirkişi raporuna davacı vekilince yapılan itiraz, raporu sakatlayıcı nitelikte görülmeyerek, bilirkişi raporu hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmuştur.
Bu durumda; 5434, 3713 ve 2330 sayılı Yasalar gereğince maddi zararları karşılanmış olan davacı A. S. A. 'in maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekir iken, kısmen kabulüne dair verilen kararda hukuka uyarlılık bulunmadığı, bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine ve davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
İstinafa konu kararın, nispi karar harcına ilişkin kısmının incelenmesinden;
Öte yandan; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında bu oranın yirmide bir olarak uygulandığı, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, keşif ve bilirkişi ücreti ile posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 19/11/2019 gün ve E:2017/586, K:2019/1175 sayılı karara karşı yapılan;
1-Davacıların istinaf başvurusunun reddine,
2-Davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve kısmen reddine,
3-Davacı A. S. A. 'in maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
4-Davanın genelindeki haklılık oranının değişmesi nedeniyle yargılama giderlerinin yeniden hesaplanması üzerine, davacılar tarafından yapılan 1.173,05 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 180,60 TL'lik kısmının davalı idarece davacılara verilmesine, kalan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı idarece karşılanan 48,35 TL yargılama giderinin, davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 40,90 TL'lik kısmının davacılar tarafından davalı idareye verilmesine, kalan yargılama giderlerinin davalı idare üzerinde bırakılmasına,
6-Davacılar tarafından dava açılırken peşin yatırılan 854,00 TL nispi karar harcı ile ıslah aşamasında yatırılan 1.111,00 TL nispi karar harcı olmak üzere toplam yatırılan 1.965,00 TL nispi karar harcının, davalı idare tarafından davacılara verilmesine,
7-Hükmedilen miktar üzerinden hesaplanan 6.831,00 TL nispi karar harcından, davacılar tarafından yatırılan 1.965,00 TL'lik harcın mahsubu ile kalan bakiye 4.866,00 TL nispi karar harcının davalı idare üzerinde bırakılmasına,
8-Manevi tazminat yönünden istinaf başvurularının reddedilmesi nedeniyle taraflar lehine yeniden vekalet ücreti hükmedilmesine gerek bulunmadığına,
9-Maddi tazminat istemleri yönünden davanın tamamen reddedilmiş sayılması nedeniyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 2.550,00 TL maktu avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idareye verilmesine,
10-Maddi Tazminat yönünden İdare Mahkemesince davacılar lehine hükmedilen avukatlık ücretinin kaldırılmasına,
11-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46/1- (b).maddesi uyarınca kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay'da temyiz yolu açık olmak üzere, 08.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)