(6183 S. K. m. 54, 55) (2577 S. K. m. 45) (1319 S. K. m. 11, 21, 29, 30)
BAŞVURUNUN KONUSU: Davacı banka lehine ipotek bulunan ve davacı banka tarafından ihale yoluyla satın alınan taşınmazların ihale tarihinden önceki dönemlere ait emlak vergisi borçlarının ödenmesi istemine ilişkin 15.05.2019 tarih ve E.1988/8761 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; taşınmazlara ilişkin emlak vergilerinin 1319 sayılı Emlak Vergisi hükümleri uyarınca her takvim yılı başında kendiliğinden tahakkuk ettiği, tahakkuk eden bu alacakların vadelerinin de yine 1319 sayılı Kanunda belirtildiği, davalı Belediye tarafından tahakkuk eden vadeleri belli olan ve önceki malik ........ Fabrikası A.Ş.'den tahsil edilemeyen bu alacakların 6183 sayılı Kanunun 55'inci maddesi uyarınca ''usulüne uygun olarak düzenlenecek bir ödeme emri'' ile talep edilmesi gerekmekte iken bu usule uyulmadan ve yukarıda açıklanan Kanunda belirtilen ''ödeme emri''nde yer alması gerekli unsurları içermeyen dava konusu işlemin tesis edildiği görüldüğünden, amme alacaklarının tahsil usulünü düzenleyen 6183 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olarak tesis edilen 15.05.2019 tarih ve E.1988/8761 sayılı dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı, öte yandan, davacı vekilince dosyaya sunulan 30.05.2019 tarihli dilekçeyle; davacı bankaya hitaben yazılan 29.05.2019 tarih ve E.2234/9739 sayılı işlemin de iptalinin istenildiği görülmekteyse de; yargılama usulünün düzenlendiği 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun da, iptal davası açıldıktan sonra davanın genişletilmesine olanak veren bir düzenleme bulunmadığından 29.05.2019 tarih ve E.2234/9739 sayılı işlemin iptali isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen incelenmeksizin reddine, dava konusu 15.05.2019 tarih ve E.1988/8761 sayılı işlem bakımından davanın kabulüne ve dava konusu işlemin iptaline, 29.05.2019 tarih ve E.2234/9739 sayılı işlem bakımından davanın incelenmeksizin reddine ilişkin İzmir Dördüncü Vergi Mahkemesi'nce verilen 25.12.2019 tarih ve E:2019/621, K:2019/1719 sayılı kararının iptale ilişkin hüküm fıkrasının; davacı adına tesis edilen işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelik taşımadığı, davacı adına ödeme emri düzenlendiği, bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davaya konu işlemin idari işlem niteliği taşımadığı, dava konusu idari işleme konu amme alacağının zamanaşımına uğradığı, müvekkil bankanın mülkiyeti kazanmasının aslen kazanma olduğu, emlak vergisi kanununun uygulanma yeri bulunmadığı öne sürülerek istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
İstinaf başvurusu davacı banka tarafından ihale yoluyla satın alınan taşınmazların ihale tarihinden önceki dönemlere ait emlak vergisi borçlarının ödenmesi istemine ilişkin 15.05.2019 tarih ve E.1988/8761 sayılı işlemin ve 29.05.2019 tarih ve E.2234/9739 işlemin iptali istemiyle açılan davayı kısmen kabul, kısmen incelenmeksizin ret kararı veren vergi mahkemesi kararının iptale ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılması istemine ilişkindir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine başvurulabileceği; 5'inci fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye göndereceği, bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararlarının kesin olduğu hükme bağlanmıştır.
Uyuşmazlıkta mahkemece yürütülen muhakeme ve bu muhakeme sonucu varılan sonuçta hukuka uyarlık görülmediğinden istinaf isteminin kabulü ile uyuşmazlık hakkında aşağıda açıklanan şekilde karar verilmesi gerekmiştir.
İdari Yargı, Hukuk Devletinde, hukuka bağlılığı esas olan kamu idaresinin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun, bağımsız yargı yerlerince, yargılama yöntemleri kullanılarak denetlenmesinin sağlanması için var olan yargı düzenidir. Bu yüzden; idari yargı denetiminin işleyebilmesi, idarenin Kamu Hukuku alanında faaliyette bulunmasına; idari nitelikte eylem veya işlem yapmasına bağlıdır. Böyle bir faaliyet olmadan, söz konusu denetimin işletilmesi olanaklı değildir.
İdare Hukukunda; kamu gücünün, idare edilenler üzerinde, ayrıca bir başka işlemin varlığına gerek olmaksızın, doğrudan hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etki yaratan işlemler, icrai (yürütülmesi gerekli) işlemler; idari karar alma sürecinde, başkaca bir aşamadan geçmesine gerek kalmayan; yani nihai nitelikte olan işlemler ise, kesin işlemler olarak tanımlanmaktadır.
1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 11'nci maddesinin 1'inci fıkrasında ve 21'nci maddesinin 1'inci fıkrasında, sırasıyla bina vergisinin ve arazi vergisinin, ilgili belediye tarafından; dört yılda bir defa olmak üzere takdir işlemlerinin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat aylarında yapılacağı belirtilmiş; 29'uncu maddesinde emlak vergisi değerinin belirlenmesine ilişkin ölçütler açıklanmış; 30'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında; Emlak Vergisinin birinci taksidinin Mart, Nisan ve Mayıs aylarında, ikinci taksidi Kasım ayı içinde olmak üzere iki eşit taksitte ödeneceği; 7'inci fıkrasında, devir ve ferağı yapılan bina ve arazinin, devir ve ferağın yapıldığı yıl ile geçmiş yıllara ait ödenmemiş Emlak Vergisinin ödenmesinden devreden devralan müteselsilen sorumlu tutulacağı, devralanın mükellefe rücu hakkının saklı olduğu kurala bağlanmıştır.
6183 sayılı Kanun'un "Cebren tahsil ve şekilleri" başlıklı 54'üncü maddesinde, ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının, tahsil dairesince cebren tahsil olunacağı; 55'nci maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, on beş (15) gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 37'nci maddesinde, hususi kanunlarında ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacaklarının Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay içinde ödeneceği, bu ödeme müddetinin son gününün amme alacağının vadesi günü olduğu; 58'inci maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödendiği ya da zamanaşımına uğradığı iddialarıyla, tebliğinden itibaren on beş (15) gün içerisinde dava açabileceği hüküm altına alınmıştır.
Anılan düzenlemelerden emlak vergisinin, dört (4) yılda bir defa belirlenen arsa ve arazi birim değeri esas alınarak tarh edileceği, verginin tarh edildiği tarihte tahakkuk etmiş sayılacağı, izleyen yıllarda ise, yeniden değerleme oranına göre belirlenen matrahlar üzerinden hesaplanan verginin tahakkuk etmiş sayılacağı ve emlak vergisinin iki taksitte ödeneceği; ödemenin yapılmaması halinde, herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın ödeme emri düzenlenmek suretiyle tahsil edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Dosyanın ve UYAP kayıtlarının incelenmesinden, emlak vergisi kanunu uyarınca tarh ve tahakkuk ettirilen vergilerin taşınmazın eski maliki tarafından ödenmemesi üzerine söz konusu vergilerin müteselsil sorumluluk hükümleri uyarınca davacı tarafından ödenmesi gerektiği yolunda işlem tesis edildiği, diğer taraftan, davacı adına ödeme emri düzenlenerek tebliğ edildiği bu işlemin iptali istemiyle açılan davada, İzmir Birinci Vergi Mahkemesinin 10.02.2020 tarih ve E:2019/840, K:2020/116 sayılı kararı ile işlemin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
Bu itibarla, tahakkuk ettirilen emlak vergilerinin kanunda öngörülen ödeme zamanında ödenmemesi halinde, kamu alacağının ödeme emri düzenlenerek tahsil edilmesi gerekmektedir. Tahakkuk eden ve ödeme zamanı geçen kamu alacağının tahsili için ödeme emri dışında tesis edilen işlemenin hukuk düzenine ve kendisine tebligat yapılana bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nitelikteki işlemeler bilgilendirici ve açıklayıcı nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla, emlak vergisinin tahsilinin sağlanması için ödeme emri dışında tesis edilen, taşınmazı devralana müteselsilen sorumlu olduğunu hatırlatan, taşınmazı devralanın hukuki durumunda bir değişiklik yaratmayan ve sadece devralanı bilgilendiren dava konusu işlem kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelik taşımamakta ve idari davaya konu edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu bakımdan, incelenmeksizin reddi gereken davada anılan husus göz önünde bulundurulmaksızın işin esasının incelenmesi suretiyle verilen mahkeme kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle; istinaf başvurusunun kabulüne, İzmir Dördüncü Vergi Mahkemesi'nce verilen 25.12.2019 tarih ve E:2019/621, K:2019/1719 sayılı kararın kaldırılmasına, davanın incelenmeksizin reddine, aşağıda dökümü gösterilen dava ve istinaf aşamasında yapılan toplam 344,90-₺ yargılama giderinden davacı tarafından karşılanan 157,40-tl'nin davacı üzerinde bırakılmasına, kalan ve davalı idarece karşılanan 187,50-tl'nin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, davalı idare lehine ilk derece mahkemesince vekalet ücretine hükmedildiğinden bu aşamada davalı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmesine gerek bulunmadığına, 492 sayılı Harçlar Kanunu ve buna bağlı tarife uyarınca belirlenen 54,40-tl istinaf karar harcının davacıdan tahsili için mahkemesince harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, yatırılan posta gideri avansından artan miktarın talep edilmesi halinde derhal, talep edilmemesi halinde ise kararın tebligat işlemlerinin tamamlanmasından sonra mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333'üncü maddesi uyarınca yatırana iadesine, kesin olarak 01.07.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)