(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 13, 14, 15)
DAVANIN KONUSU: Davacı tarafından, kızı ……'ın eşi ….. tarafından 04.12.2017 tarihinde öldürülmesi olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle şimdilik 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi olmak üzere toplamda 201.000,00 TL tazminatın 04/12/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Uyuşmazlık konusu olayda; her ne kadar Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/10/2019 tarih E:2018/158, K:2019/442 sayılı kararıyla, …’ın ölümünden eşi …..'ın sorumlu olduğunun öğrenildiği ileri sürülerek dava açılmışsa da; …..’ın annesi olan davacının, kızının olay tarihi itibariyle (04.12.2017) ….. tarafından öldürüldüğü bilgisine haiz olduğu, davacı tarafından söz konusu eylemin idariliğinin sonradan öğrenildiğine dair somut bir bilgi ve belgenin dosyaya ibraz edilemediği, dolayısıyla meydana gelen ölüm nedeniyle davacının iddia ettiği eylemin idariliğinin en geç olay tarihi (04.12.2017) itibariyle davacının ıttılasında olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, davacı tarafından bu tarihten itibaren 1 yıl içinde eylem nedeniyle ortaya çıktığı belirtilen zararın tazmini istemiyle yapılacak başvuru üzerine tesis ettirilecek işlem sonrası yasal süre içerisinde dava açılması gerekirken 2577 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde öngörülen 1 yıllık süre geçirildikten sonra, 17.10.2019 tarihinde davalı idareye yapılan başvuruya, idarece cevap verilmemesi üzerine 03.01.2020 tarihinde açılan davanın, süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle Antalya 2. İdare Mahkemesi'nce verilen 20/01/2020 tarih ve E: 2020/7, K: 2020/30 sayılı karar ile 2577 sayılı Kanunun 14/3-e ve 15/1-b maddeleri uyarınca davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF DİLEKÇESİNİN ÖZETİ: Davacı vekili tarafından; davalı idarenin sorumluluğunun maktulün sürekli olarak korunmak istediği eşinin katil olduğunun kesinleşmesi ile ortaya çıktığı, maktulün eşi tarafından öldürülüp öldürülmediğinin kesinleşmeden davalı idarenin kusuru olduğunun tespitinin yapılamayacağı, eğer maktulün eşi tarafından öldürülmediği, korunmak istediği kişi dışında başka bir kimse tarafından öldürüldüğünün ortaya çıkması halinde davalı idarenin sorumlu olmayacağı,1 yıllık sürenin ceza yargılamasının kesinleşmesinden itibaren başlamasının gerektiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Usul ve esas bakımından hukuka uygun Mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Konya Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacı tarafından, kızı …….'ın eşi ……tarafından 04.12.2017 tarihinde öldürülmesi olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle şimdilik 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi olmak üzere toplamda 201.000,00 TL tazminatın 04/12/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağandışı zararların idarece tazmini, anılan kuralın bir gereğidir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." hükmüne yer verilmiştir.
İdari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle tam yargı davası açılabilmesi için, zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliğinin ve yol açtığı zararın kesin olarak ortaya çıkması zorunludur. Bu itibarla; ancak, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi halinde zararın öğrenilmiş sayılacağının kabulü gerekmektedir.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Dolayısıyla zarara sebep olan eylemin ve maddi olayın idariliği ve yol açtığı zarar bazen eylemin yapılmasıyla veya olayın gerçekleşmesiyle birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucuda ortaya çıkabilmektedir.
İdari eylemin tamamlandığı ve zararın tam olarak ortaya çıktığı tarih dikkate alınmadan 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülenbir ve beş yıllık sürenin hesaplanması, bazı hallerde dava açma hakkının kullanılamaması sonucunu doğuracaktır. Zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının ise hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacının kızı ....'ın, eşi .... tarafından 04.12.2017 tarihinde öldürüldüğü, Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/10/2019 tarih E:2018/158, K:2019/442 sayılı kararıyla ....'ın 20 yıl hapis cezasıyla tecziye edildiği, bu ilam üzerine ....’ın ölümünden eşi ....'ın sorumlu olduğunun öğrenildiği ve dolayısıyla davalı idarenin meydana gelen ölüm olayında maktülün yaşam hakkını koruyamayarak hizmet kusuru işlediği ileri sürülerek davalı idareye tazmin istemiyle 17.10.2019 tarihinde başvuruda bulunulduğu, yapılan başvuruya idarece cevap verilmemesi sonucu 03.01.2020 tarihinde görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı vekili tarafından, davacının kızın öldürülmesi olayında maktülün yeterince korunmadığı iddiasına dayanıldığından, 2577 sayılı yasanın 13. maddesinde düzenlenen bir yıllık sürenin öldürme fiilinin maktulün korunamadığı belirtilen şahıs tarafından öldürülmüş olduğunun ceza mahkemesi kararı ile hükme bağlanması neticesinde işleme başlatılması hakkaniyete uygun düşmektedir.
İdare Mahkemesince, ....'ın annesi olan davacının; kızının olay tarihi itibariyle (04.12.2017) .... tarafından öldürüldüğü bilgisine sahip olduğundan bahisle, olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde başvurulması gerekirken, 17.10.2019 tarihinde yapılan başvurunun dava açma süresini ihya etmeyeceği gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de; davalı idarenin sorumlu olduğunun, davacının kızı ....'ın hakkında 6284 sayılı Kanuna göre koruma kararları bulunduğu ve korunmak istediği kişi olan .... tarafından öldürüldüğü iddiasının olay tarihinde bilinirliğinin kabul edilmesinin ceza hukukunun en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesinin ihlali anlamına geleceği söz konusu olayın failinin Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09/10/2019 tarih ve E:2018/158 K:2019/442 sayılı kararı ile belirlenip hüküm altına alındığı, bir başka ifadeyle eylemin idariliğinin anılan ceza mahkemesi kararıyla belirlendiği, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde belirtilen bir yıllık başvuru süresinin de bu kararın tebliğ tarihinden başlatılması gerektiği, olay tarihinin eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarih olarak kabulüne imkan bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, anılan ceza mahkemesi kararının 09/10/2019tarihinde davacı tarafından öğrenilmesinden sonra bir yıl içinde tazminat istemiyle 17.10.2019tarihinde davalı idareye başvurulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine, dava açma süresi (altmış gün) içinde açılan davada, davanın esası incelenmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, davanın süre aşımından reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1-İstinaf isteminin kabulüne,
2- Antalya 2. İdare Mahkemesi'nin 20/01/2020 tarih ve E: 2020/7, K: 2020/30 sayılı kararının kaldırılmasına, yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda yeniden karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine iadesine,
3-Mahkemece yeniden verilecek kararda yargılama giderlerine hükmedileceğinden yargılama giderleri yönünden hüküm kurulmamasına,
2577 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca, 29/09/2020 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)