İSTEMİN ÖZETİ: İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 30.09.2019 tarihli ve E:2018/2382, K:2019/1853 sayılı kararının; 10 yıl haksız olarak çalışamamasından kaynaklı 120 aylık gelirlerinden idarenin tek taraflı bir işlemi ile mahrum kaldığı, aynı nitelikte bir iş bulamadığı, sadece kısa sürelerle ihtiyacı olması dolayısı ile ek ders ücreti ve maaş mukabili işlerde dönemsel olarak çalıştığı, hesaplama yapılırken bu çalışmaların maddi tazminattan mahsup edilmesi gerektiği, ancak bu çalışmaların çok kısa dönemleri ve çok cüzi gelirleri kapsadığı, bu durumun sigorta kayıtları ile de sabit olduğu, zaman zaman çalışmış olduğu sürelerin maddi tazminat hesaplamasında mahsup edileceği ancak idarenin haksız işlemi sebebiyle çalışamadığı dönemlerin hiç hesaplama yapılmadan davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL tazminatın (maddi kayıplarının) 09.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine, özlük haklarının tazminine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Mahkeme kararının hukuka uygun olduğu, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdare Dava Dairesi'nce, dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
Bakılan davada, davacı tarafından istinaf başvuru dilekçesinde adli yardım talebinde bulunulmuş ise de, İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 18.12.2018 tarihli kararıyla; davacının adli yardım isteminin kabulüne karar verildiği görülmekte olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 335. maddesi uyarınca, davacının adli yardım isteğinin kabul edilmesi yönündeki ilk derece Mahkemesi kararının hüküm kesinleşinceye kadar devam ettiği hususu dikkate alındığında davacının adli yardım istemi hakkında bir karar verilmeksizin uyuşmazlığın esasına geçildi.
Dava, emekli öğretmen olan davacı tarafından, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin İstanbul Valiliği işleminin mahkeme kararı ile iptal edildiği, kararın kesinleştiği, işlem nedeniyle aynı nitelikte iş bulamadığı, sadece kısa sürelerle ihtiyacı olması dolayısıyla ek ders ücreti ve maaş mukabili işlerde dönemsel olarak çalıştığından bahisle on yıllık kazanç kaybının karşılığı olarak şimdilik 50.000,00-TL tazminatın, başvurusunun reddedildiği 09.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine, özlük haklarının tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İstanbul 10. İdare Mahkemesinin 30.09.2019 tarihli ve E:2018/2382, K:2019/1853 sayılı kararı ile, "..davacının tekrar özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin mahkeme kararı ile iptal edildiği açık olmakla birlikte, davacının, davalı idarenin işlemi neticesinde anılı sertifika ile hiç bir yerde çalışamama gibi bir durumu bulunmadığı gibi davalı idare işleminin devamında davacının işsiz kalmayarak 17.10.2008 tarihinden itibaren ...... İlköğretim Okulu Müdürlüğü'nde özel alt sınıf öğretmeni olarak, 30.06.2009 tarihinden itibaren ...... Eğitim Merkezi'nde sınıf öğretmeni olarak, 12.07.2011 tarihinden itibaren ...... Anaokulu'nda kurum müdürü/sınıf öğretmeni olarak, 27.02.2013 tarihinden itibaren ...... Rehabilitasyon Merkezi'nde Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni olarak görev yaptığı dikkate alındığında davalı idare işleminin mahkeme kararı ile iptal edilmesinin davalı idare aleyhine tazmin sorumluluğuna yol açacak niteliğe haiz olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Bu durumda, davalı idarece tesis edilen ve mahkeme kararı ile iptal edilen işlem dayanak alınmak suretiyle davalı idare aleyhine tazminata hükmedilmesine imkan bulunmadığı anlaşıldığından, davacının tazmin talebinin reddine hükmetmek gerektiği" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." hükmüne yer verilmiştir.
Diğer yandan, Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin belirtilen hukuki sorumluluğu, hukuk devleti ilkesinin doğal sonucudur. Bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her aykırılığın tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. Öğretide ve Danıştay içtihatlarında, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için, idarenin eylem veya işleminden gerçek, kesin olarak ortaya çıkmış, miktarı belli, uğranıldığı kanıtlanmış bir zararın doğması ve meydana gelen zarar ile idarenin eylem ve işlemi arasında doğrudan ilişki kurulabilen, biri diğerinin uygun ve normal sonucu olan bir nedensellik bağının bulunması gerektiği kabul edilmiştir. Böyle bir durumda, iptal edilen işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların idarece ilgiliye ödenmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden; davacının, öğretmen olarak görev yapmakta iken 2002 yılında emekli olduğu, Antalya Valiliği'nce düzenlenen zihinsel engelliler alanına ait hizmet içi kursunu bitirerek "Alt Özel Sınıf Öğretmenliği" sertifikası aldığı, bu sertifikaya istinaden Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün onayı ile 01.08.2006 tarihinde özel bir eğitim kurumunda göreve başladığı, 01.08.2008 tarihinde hizmet sözleşmesinin sona ermesi üzerine tekrar özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için yaptığı başvurusunun İstanbul Valiliği'nin 09.10.2008 tarihli ve 1265 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine bu işleminin iptali istemiyle açtığı davada ise İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 11.04.2016 tarihli ve E:2016/589, K:2016/585 kararı ile (Danıştay8.DaireBaşkanlığınin 11.05.2015 tarihli ve E:2013/6032, K:2015/4471 sayılı bozma kararına uyularak); "Olayda, davacının katıldığı Zihinsel Engelliler Eğitim Öğretim Kursunu başarı ile tamamladığı ve düzenlenen kursun hiyerarşik olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğünce düzenlendiği ve adına tanzim edilen belgeye dayanılarak davacıya çalışma izni verildiği, ilgili tarafından bitirilen bu kursun, Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı'nca düzenlenen kurslara göre nitelik ve kurs programı açısından hangi yönlerden farklılık gösterdiğinin ortaya konulamadığı gibi zihinsel engelliler alanına ilişkin kursların yalnızca Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı'nca düzenleneceği hususunda bir kurala yer verilmediği görülmektedir. Bu nedenle, davacının katıldığı söz konusu kursun, davalı idare tarafından geçersiz kılındığına veya bir mahkeme tarafından iptal edildiğine ilişkin bir bilgi ve belgenin sunulmaması nedeniyle hukuka uygun olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan, anılan kurs belgesinin, 2006 yılında verildiği ve buna dayalı olarak da çalışma izninin düzenlendiği ve davacının belirli bir süreyle zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yaptığı hususu dikkate alındığında, idari istikrar ve idari güven ilkesi gözardı edilerek söz konusu kurs belgesinin Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı'nca düzenlenmediğinden bahisle davacının artık özel eğitim kurslarında zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak çalışmayacağı yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlılık bulunmamaktadır." gerekçesiyle söz konusu işlemin iptaline karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun, Danıştay Sekizinci Dairesinin 06.02.2018 tarihli ve E:2016/9270, K:2018/584 ve kararı ile reddedilerek anılan kararın onanması karar verildiği, anılan karara karşı yapılan kararın düzeltilmesi talebinin anılan Dairenin 11.09.2018 tarihli ve E:2018/3102, K:2018/4302 sayılı kararı ile reddedildiği, davacı tarafından, mahkeme kararı ile iptal edilen bu işlem nedeniyle aynı nitelikte iş bulamadığı, sadece kısa sürelerle ihtiyacı olması dolayısıyla ek ders ücreti ve maaş mukabili işlerde dönemsel olarak çalıştığı ileri sürülerek on yıllık kazanç kaybının karşılığı olarak şimdilik 50.000,00-TL tazminatın, başvurusunun reddedildiği 09.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine, özlük haklarının tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince, davacının tekrar özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için yaptığı başvurusunun reddine ilişkin işlemin mahkeme kararı ile iptal edildiği açık olmakla birlikte, davacının, davalı idarenin işlemi neticesinde anılı sertifika ile hiç bir yerde çalışamama gibi bir durumu bulunmadığı gibi davalı idare işleminin devamında davacının işsiz kalmayarak 17.10.2008 tarihinden itibaren ...... İlköğretim Okulu Müdürlüğü'nde özel alt sınıf öğretmeni olarak, 30.06.2009 tarihinden itibaren ...... Eğitim Merkezi'nde sınıf öğretmeni olarak, 12.07.2011 tarihinden itibaren ...... Anaokulu'nda kurum müdürü/sınıf öğretmeni olarak, 27.02.2013 tarihinden itibaren ...... Rehabilitasyon Merkezi'nde Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni olarak görev yaptığı dikkate alındığında davalı idare işleminin mahkeme kararı ile iptal edilmesinin davalı idare aleyhine tazmin sorumluluğuna yol açacak niteliğe haiz olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen işlem nedeniyle ilgilisinin yoksun kaldığı parasal haklarının idarece tazmin edilmesini Anayasal ve yasal bir zorunluluk olmakla birlikte öğretide ve Danıştay içtihatlarında, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için, idarenin eylem veya işleminden gerçek, kesin olarak ortaya çıkmış, miktarı belli, uğranıldığı kanıtlanmış bir zararın doğması ve meydana gelen zarar ile idarenin eylem ve işlemi arasında doğrudan ilişki kurulabilen nedensellik bağının bulunması gerekmekte olup, davacı tarafından özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için yaptığı başvurusunun İstanbul Valiliği'nin 09.10.2008 tarihli ve 1265 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine işlem nedeniyle aynı nitelikte iş bulamadığı iddia edilerek, on yıllık kazanç kaybının karşılığı olarak şimdilik 50.000,00-TL tazminatın ve tüm özlük haklarının başvurusunun reddedildiği 09.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada davacının işsiz kalmayarak belli sürelerde çalışmış olmasının davalı idarenin tazmin sorumluluğunu tek başına ortadan kaldırmayacağından meydana gelen zarar ile idarenin işlemi arasında doğrudan ilişki kurulabilen nedensellik bağının bulunup bulunmadığı hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiğinden söz konusu gerekçe yerinde görülmemiştir.
Bu kapsamda, dava dosyası ile UYAP kayıtlarının incelenmesinden davacının Ankara 5. İdare Mahkemesinin 2010/2305 esasına kayıtlı dosyasında açtığı anlaşılan dava dosyasının birlikte incelenmesinden, davacının özel eğitim kurumlarında zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görevlendirilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddine ilişkin 05.07.2010 tarihli ve 6626 sayılı işlemin iptali istemiyle açtığı davada Ankara 5. İdare Mahkemesinin 30.09.2011 tarihli ve E:2010/2305, K:2011/1311 sayılı kararı ile, "5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'nun 8. maddesinin 3. fıkrasında "Kurumların yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmetlerinde, en az dengi resmî öğretim kurumlarına atanabilmek için gerekli nitelik ve şartları taşıyanlar, resmî dengi bulunmayan kurumların yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmetlerinde ise yönetmelikle belirtilen nitelik ve şartları taşıyanlar görevlendirilir." hükmüne, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 45. maddesinde ise "Öğretmen adaylarında genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon bakımından aranacak nitelikler Milli Eğitim Bakanlığınca tespit olunur. Öğretmenler, öğretmen yetiştiren yükseköğretim kurumlarından ve bunlara denkliği kabul edilen yurtdışı yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar arasından, Milli Eğitim Bakanlığınca seçilirler." hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu'nun 12.07.2004 gün ve 119 sayılı kararında, özel eğitim kurumlarında zihin engelliler sınıfı öğretmeni olarak görev alacak kişiler için fakültelerin "Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği" bölümü ile kredilerinin en az % 30'unu zihin engellilerin eğitimi alanında aldığını belgelendiren "Özel Eğitim Öğretmenliği ve Özel Eğitim Bölümü" mezunu olma esası getirilmiş, aynı kararın geçici 11.maddesinde ise "2006 yılı atama dönemine mahsus olmak üzere "Zihin Engelliler Sınıfı Öğretmenliği" ihtiyacının anılan yükseköğretim programlarından mezun olanlardan karşılanamaması durumunda, fakültelerin Görme Engelliler ve İşitme Engelliler Sınıfı Öğretmenliği Bölümleri mezunları; bunlarla da ihtiyacın karşılanamaması durumunda ise Sınıf Öğretmenliği programlarından mezun olup halen görevde olanlardan, Kurulca onaylanan zihin engelliler alanına ait hizmet içi eğitim kursu programını başarıyla tamamlamış olanların atanacağı belirtilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; Açık Öğretim Fakültesi Eğitim Ön Lisans mezunu olup, 2002 yılına kadar sınıf öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra emekli olan ve sonrasında özel eğitime yönelik kursa katılarak 2006 - 2009 yılları arasında özel eğitim öğretmeni olarak çalışan davacının, zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak görev yapmak için yaptığı başvurunun, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü işlemi ile reddi üzerine de bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Olayda, davacının, 5580 sayılı Kanun'un 8/3. maddesi uyarınca Talim Terbiye Kurulu tarafından zihin engelliler sınıfı öğretmenliğine atanmak için belirlenen şartları taşıması gerektiği açık olup, davacının Açık Öğretim Fakültesi Eğitim Ön Lisans programından mezun olduğu, davalı idarece düzenlenen "Alt Özel Sınıflarda Eğitim Kursu"na katıldığı görülmekle birlikte, emekli olduğu tarihe kadar alt özel sınıflarda çalışmadığı gibi zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak atanmak için başvurduğu tarihte de açıkta olduğu ve fiilen zihin engelliler sınıfı öğretmeni olarak görev yapmadığı, dolayısıyla anılan Talim Terbiye Kurulu kararında belirtilen şartları taşımadığı; anılan kararın geçici 11. maddesi kapsamına da girmediği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun Danıştay 8. Dairesinin 05.11.2018 tarihli ve E:2012/3322, K:2018/6464 sayılı kararı ile reddedilerek Mahkeme kararının onanmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan kararın düzeltilmesi isteminin Danıştay 8. Dairesinin 09.12.2019 tarihli ve E:2019/3546, K:2019/11493 sayılı kararı ile reddedildiği görülmektedir.
Bu durumda, dava dosyası ile İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 2016/589 esasına, Ankara 5. İdare Mahkemesinin E:2010/2305 esasına kayıtlı dosyalarının birlikte incelenmesinden, davacının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için yaptığı başvurusu 09.10.2008 tarihli ve 1265 sayılı İstanbul Valiliği işlemi kurs belgesinin Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı'nca düzenlenmediğinden bahisle davacının artık özel eğitim kurslarında zihinsel engelliler sınıf öğretmeni olarak çalışmayacağı gerekçesiyle reddedilmiş, anılan işlemin davacının katıldığı Zihinsel Engelliler Eğitim Öğretim Kursunu başarı ile tamamladığı ve düzenlenen kursun hiyerarşik olarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğünce düzenlendiği ve adına tanzim edilen belgeye dayanılarak davacıya çalışma izni verildiği, ilgili tarafından bitirilen bu kursun, Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı'nca düzenlenen kurslara göre nitelik ve kurs programı açısından hangi yönlerden farklılık gösterdiğinin ortaya konulamadığı gibi zihinsel engelliler alanına ilişkin kursların yalnızca Hizmetiçi Eğitim Daire Başkanlığı'nca düzenleneceği hususunda bir kurala yer verilmediği görüldüğünden, davacının katıldığı söz konusu kursun, davalı idare tarafından geçersiz kılındığına veya bir mahkeme tarafından iptal edildiğine ilişkin bir bilgi ve belgenin sunulmaması nedeniyle hukuka uygun olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş ise de kurs belgesinin tek başına davacının Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde görev alması için yeterli olmadığı, davacının özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev almak için 5580 sayılı Kanun'un 8/3. maddesi uyarınca Talim Terbiye Kurulu tarafından zihin engelliler sınıfı öğretmenliğine atanmak için belirlenen şartları da taşıması gerekmekte olup davacının 5580 sayılı Kanun'un 8/3. maddesi uyarınca Talim Terbiye Kurulu tarafından zihin engelliler sınıfı öğretmenliğine atanmak için belirlenen şartları taşımadığı hususu Ankara 5. İdare Mahkemesinin 30.09.2011 tarihli ve E:2010/2305, K:2011/1311 sayılı kararında (Danıştay 8. Dairesinin 09.12.2019 tarihli ve E:2019/3546, K:2019/11493 sayılı kararı ile kesinleşen) açıkça belirtildiğinden idarenin yargı kararıyla iptal edilen işlemi (09.10.2008 tarihli ve 1265 sayılı İstanbul Valiliği işlemi) ile meydana geldiği ileri sürülen zarar arasında nedensellik bağı bulunmadığı anlaşıldığından, davacı istinaf başvurusunun belirtilen gerekçeyle reddi gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmış olup, istinaf istemine konu İdare Mahkemesi kararında sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeyle reddine, davacının adli yardım talebi İlk Derece Mahkemesince kabul edildiğinden davacıdan tahsil edilmeyen kanun yolu aşamasına ait aşağıda dökümü yapılan yargılama giderinin davacıdan tahsili için ilgili Vergi Dairesine müzekkere yazılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 6. fıkrası uyarınca kararın taraflara tebliği için dosyanın ait olduğu mahkemesine gönderilmesine, anılan madde uyarınca temyizi kabil olmamak üzere kesin olarak 25.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)