İstemin Özeti: Davacıya ait özel güvenlik belgesinin iptaline ilişkin 30/01/2019 tarih ve 2019/283 sayılı kararın iptali istemiyle açılan davada, davacı hakkında yapılan soruşturma neticesinde davacının, FETÖ/PDY terör örgütüne mensubiyeti, iltisak veya irtibatı bulunduğu kabul edilen listede isminin yer aldığının görüldüğü, yaptığı görevin önem ve özelliğine istinaden özel güvenlik hizmetlerinin zaafiyete uğratılmasının önüne geçilmek amacıyla güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumsuz olan davacının özel güvenlik belgesinin iptali yönünde tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanı reddi yolunda İstanbul 12. İdare Mahkemesince verilen 28/11/2019 tarih ve E:2019/462, K:2019/2218 sayılı kararın, davacı tarafından, hukuka aykırı olduğu, keyfi olarak çalışmasının engellendiği, cezaların şahsiliği ilkesinin gözardı edildiği iddialarıyla kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Kararın hukuka uygun olduğu, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdare Dava Dairesince gereği görüşüldü:
5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun "amacı" kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemek olarak belirlenmiş; aynı Kanunun 7. maddesinde özel güvenlik görevlisinin yetkileri, 8. maddesinde ise silah bulundurma ve taşıma yetkisi düzenlenirken, Kanunun amacına koşut biçimde, yani özel güvenlik hizmetinin "kamu güvenliğini tamamlayıcı niteliği"nin gereği olarak, zor kullanma ve yakalama yetkisine yer verilmiştir.
Sözü edilen niteliği, diğer bir ifadeyle genel ve önleyici kolluk biçimindeki kamu hizmetinin tamamlayıcı bir unsuru olarak özel güvenlik hizmetini görecek olanların belirlenmesinde yetkili ve görevli idarenin, bu hizmetin niteliği ve gereği olarak, geniş bir değerlendirme ve takdir yetkisiyle donatıldığında şüphe yoktur.
Nitekim, 5488 sayılı Kanun'un 10. maddesinde özel güvenlik görevlisi olacaklarda aranacak şartlar arasında "güvenlik soruşturmasının olumlu olması"na yer verilmiş; "çalışma izni" başlıklı 11. maddesinde, özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilecekler ile özel güvenlik şirketlerinde, alarm izleme merkezlerinde ve özel güvenlik eğitimi verecek kurumlarda kurucu ve/veya yönetici olarak çalışacaklar hakkında valilikce güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılması, soruşturma sonucu olumlu olanlara özel güvenlik temel eğitimini başarıyla bitirmiş olmak şartıyla çalışma izni verilmesi, ayrıca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının her kimlik verilmesi veya ihtiyaç duyulması halinde yenilenmesi, yönetici veya özel güvenlik görevlisi olabilme şartlarını taşımadığı veya bu şartlardan herhangi birini sonradan kaybettiği tespit edilenlerin kimliği iptali edilmesi esası benimsenmiştir.
Diğer yandan aynı düzenlemeyle "terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatı olduğu tespit edilen kişi"lerin özel güvenli alanında faaliyet yürüten şirket veya birimlerde çalışmaları yasaklanmıştır.
Ancak aktarılan düzenlemelerde "güvenlik soruşturması" ve "arşiv araştırması"nın yöntemi ve kapsamı hakkında bir kurala yer verilmediğinden, bu soruşturma ve araştırmanın, 4045 sayılı Kanun uyarınca yayımlanan "Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği" kapsamında tanımlanabileceği açıktır. Sözü edilen Yönetmeliğe göre "arşiv araştırması" kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp, aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup, olmadığının mevcut kayıtlardan saptanmasını; "güvenlik soruşturması" ise kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp, aramadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup, bulunmadığının, ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca bu araştırma ve soruşturmanın, 5188 sayılı Kanunun 11. maddesinin son fıkrasının açık hükmü karşısında, ilgilinin terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatının olup, olmadığını kapsayacağında da şüphe yoktur.
Bu aşamada terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara "iltisak veya irtibat" kavramının anlamı ve kapsamı üzerinde durulmalıdır.
Ceza yargısının "örgüt üyeliği suçuna" ait istikrar kazanmış kararlarında açıklandığı üzere, örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli olmayıp, örgüt üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Öte yandan yine Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 15.4.2019 tarihli, 2019/2580 sayılı kararında, örgütsel faaliyet olarak kabul edilen eylemlerin, sanığın konumu ve kişisel özelliklerine göre sempati ve iltisak boyutunu aşmasının, örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluluk içermesinin örgüt üyesi olarak kabul edilmesine ölçüt olarak görüldüğü, ancak konusu suç oluşturmayan fakat örgütün amacına hizmet eden faaliyetlerin ise yardım suçunu oluşturabileceğinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Buna göre "irtibat ve iltisak" kavramının, örgüt üyeliği suçunu ya da tek başına diğer bir suç eylemini oluşturmamakla birlikte, terör örgütünün veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya grupların hukuk düzeninin izin verdiği kimi faaliyetlerine, örneğin derneklerine üyelik, bağış, vakıflarına veya finansal yapılarına kaynak aktarmak, yayınlarına abonelik gibi, amaçlarının, değerlerinin, ideolojisinin benimsendiğini gösterir biçimde belirli bir devamlık ve yoğunlukta katılımı, bunların yardım suçunu oluşturmayacak biçimde desteklenmesiyle kurulan yakın bir bağı ve ilişkiyi ifade ettiği kabul edilmelidir.
Dolayısıyla bu şekilde bir bağının somut ve hukuken kabul edilebilir bilgi ve belgelerle, dolayısıyla yargı yerince denetlenebilir olgularla ortaya konulması durumunda da ilgilinin özel güvenlik görevlisi çalışma izni alamayacağı, almışsa izninin iptal edileceği açıktır.
Nitekim davacının mevcut özel güvenlik kimlik belgesinin, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz değerlendirildiğinden bahisle iptal edildiği, davalı idarenin dosyaya sunduğu ve 2008 yılında FETÖ/PYD terör örgütüne iltisaklı iş yerinde SGK kaydının bulunduğu yolundaki bilgi ve belgenin ise davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla irtibat ve iltisakını ortaya koyamadığı, kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp, aranmadığının, kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilişiği ile adli sicil kaydının ve hakkında herhangi bir tahdit olup, olmadığının, yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup, bulunmadığının mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanıp, değerlendirilmediği, davacı hakkında soruşturma veya ceza davası bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacının 2008 yılında FETÖ/PDY terör örgütüne iltisaklı bir şirkette SGK kaydının bulunmasına yönelik istihbari bilgi dışında ilgili hakkında açılmış soruşturma, kovuşturma veya kesinleşmiş bir mahkumiyet bulunmadığı gibi, söz konusu unsurlarla desteklenmiş ve somutlaşmış istihbari bilgiye dayanmadan, bilgi notu nedeniyle davacının özel güvenlik belgesinin iptal edilmesinde, böylece çalışma özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık yoktur.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 12. İdare Mahkemesince verilen 28/11/2019 tarih ve E: 2019/462, K:2019/2218 sayılı kararın, kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan ve adli yardım nedeniyle karşılanmayan 572,70-TL yargılama giderinin davalı idareden tahsili için Mahkemesince yetkili tahsil dairesine bildirimde bulunulmasına, davalı idarece sunulun "gizli" gizlilik dereceli belgelerin kararın kesinleşmesinden sonra gönderildiği "gizlilik" derecesiyle Mahkemesince davalı idareye iadesine, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren otuz (30) gün içinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 11/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)