(213 S. K. m. 3, 114, Mük m. 298) (2577 S. K. m. 45, 49) (193 S. K. m. 75, 94) (5520 S. K. m. 6, 38)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket hakkında düzenlenen 22.12.2016 tarih ve 2016-A-2991/36 Sayılı vergi tekniği raporu dayanak gösterilerek alınan 30.12.2016 tarih ve 6151 Sayılı takdir komisyonu kararı uyarınca adına 2010/12 dönemi için re'sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davanın; uyuşmazlık konusu vergi alacağının 2010 yılında doğması ve zamanaşımı süresinin 31.12.2015 tarihinde dolması, tarhiyata ilişkin ihbarnamenin ise 30.12.2016 tarihinde tebliğ edilmesi karşısında; beş yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra tebliğ edilen davaya konu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle kabulüne karar veren İstanbul 13. Vergi Mahkemesi'nin 16.02.2018 tarih ve E:2017/528, K:2018/1074 Sayılı kararına karşı davalı idare vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Dairemizin 26.06.2018 tarih ve E:2018/1026, K:2018/2287 Sayılı kararına karşı davalı idarenin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Dördüncü Dairesi'nin 17.01.2019 tarih ve E:2018/6462, K:2019/218 Sayılı bozma kararına ısrar edilmesine ilişkin Dairemizin 30.05.2019 tarih ve E:2019/1589, K:2019/1592 Sayılı kararının Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 23.10.2019 tarih ve E:2019/1054, K:2019/759 Sayılı kararı ile "...2010 yılına ilişkin tarh zamanaşımı süresinin dolmasından önce 31/12/2015 tarihinde yapılan takdire sevk işlemi, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 114. maddesi uyarınca işlemeye devam eden tarh zamanaşımı süresini durduracağından, işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken dava konusu vergi ve cezaların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmadığı..." gerekçesiyle bozulması üzerine, yeniden bir karar verilmek üzere dava dosyasının esas kaydına alınmasından ibarettir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Dördüncü Vergi Dava Dairesi'nce; Dairemizin 30.05.2019 tarih ve E:2019/1589, K:2019/1592 Sayılı ısrar kararının Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 23.10.2019 tarih ve E:2019/1054, K:2019/759 Sayılı kararıyla bozulması üzerine, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50/5. maddesi uyarınca bozma kararına uyularak dava dosyası yeniden incelenmek suretiyle işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava; davacı şirket hakkında düzenlenen 22.12.2016 tarih ve 2016-A-2991/36 Sayılı vergi tekniği raporu dayananılarak 30.12.2016 tarih ve 6151 Sayılı takdir komisyonu kararı uyarınca 2010/12 dönemi için re'sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisinin kaldırılması istemiyle açılmıştır.
2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''İstinaf'' başlıklı 45. maddesinin 2. fıkrasında; istinafın, temyizin şekil ve usullerine tabi olduğu, 3. fıkrasında da; bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği belirtilmiş, aynı Kanunun ''Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar'' başlıklı 49.maddesinin 2. fıkrasında ise; ''görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, hukuka aykırı karar verilmesi, usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksiklikler bulunması'' bozma nedenleri olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 3'üncü maddesinin (B) bendinde vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu düzenlenmiştir.
5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 6. maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağının belirtildiği, 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun bilanço esasında ticari kazancın tespiti ile ilgili 38. maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olacağı düzenlenmiştir.
Yine 193 Sayılı Kanun'un 94. maddesinde, kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları; maddenin 6/b-i alt bendinde de, tam mükellef kurumlar tarafından, tam mükellef gerçek kişilere, gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmayanlara ve bu vergilerden muaf olanlara dağıtılan, 75. maddenin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kar paylarından (kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) %15 tevkifat yapılacağı hükümlerine yer verilmiş; 75. maddenin 3 numaralı bendinde de kurumların idare meclisi başkan ve üyelerine verilen kar payları menkul sermaye iratları arasında sayılmıştır.
213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298/A-5 maddesinde "...Pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kar dağıtımı sayılmaz..." hükümleri yer almaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacı şirketin 07.10.2010 tarih ve 7664 Sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilan edilen kararla şirket sermayesini 4.045.000,00 TL den 1.100.000,00 TL azaltarak 2.945.000,00 TL ye indirdiği, sermaye azaltımı yapılmasına rağmen 2010/12 dönemi muhtasar beyannamesinde kar dağıtımına ilişkin herhangi bir bildirimde bulunmadığından bahisle düzenlenen 22.12.2016 tarih ve 2016-A-2991/36 Sayılı vergi tekniği raporu dayanak alınarak 30.12.2016 tarih ve 6151 Sayılı takdir komisyonu kararı ile takdir edilen matrah üzerinden 2010/12 dönemi için re'sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisinin kaldırılması istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı şirketin 2010 yılı hesaplarının sermaye azaltımı yönünden incelenmesi sonucu düzenlenen ve dava konusu tarhiyatın dayanağı 22.12.2016 tarih ve 2016-A-2991/36 Sayılı vergi tekniği raporunun incelenmesinden; şirketin 07.10.2010 tarih ve 7664 Sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlanan ilanda şirket sermayesinin 4.045.000,00 TL den 2.945.000,00 TL ye indirildiği, şirket kanuni temsilcisinin ifadesinde; Şirketin 2010 yılı kayıtlarında Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02.07.2010 tarih ve E:2010/103 K:2010/451 Sayılı kararına istinaden sermaye azaltımı yapıldığı ancak bunun fiili bir sermaye azaltımı olmadığı düzeltme amacıyla yapılmış bir işlem olduğu, şirketin kuruluş aşamasında 101-Alınan Çekler Hesabı ile 331- Ortaklar Cari hesabında sehven mükerrer kayıt yapıldığı, bu kaydın fark edilmeyerek 2006 yılında sermayeye ilave edildiği, yapılan sermaye azaltımının da bu hatalı kaydın düzeltilmesinden ibaret olduğu, sermaye azaltımı işlemi sonucunda ortaklara herhangi bir nakdi ödeme yapılmadı." şeklinde beyanda bulunduğu, raporda devamla, sermaye azaltımının işletmelerin sermaye hesaplarında yer alan hangi kalemlerden hangi sıralama ile yapılması gerektiğine dair vergi kanunlarında açık hükümlerin bulunması gerektiğinin, sermaye azaltımı yapılırken sermaye hesabındaki kalemlerin belli bir orana tabi tutulmasının ve vergilendirmenin bu orana göre yapılmasının gerektiğinin, gerek vergi mevzuatı ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri gerekse Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen özelgeler gereği sermaye azaltımının işletmelerin sermaye hesaplarında yer alan en çok vergilendirme yapılacak hesap kalemlerinden en az vergilendirme yapılacak hesap kalemlerine doğru bir sıralama dahilinde yapılması gerektiğinin belirtildiği, dolayısıyla sermaye içerisinde yer alan ve ortaklar tarafından taahhüt edilerek ödenmiş bulunan 1.100.000,00 TL nin sermaye azaltımı sırasında öncelik sırası bulunmadığı, diğer bir deyişle sermaye azaltımı nedeniyle işletmeden çekilen 1.100.000,00 TL nin tamamının öncelikle sermaye yapısı içerisinde yer alan Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farklarından çekildiğinin kabul edilmesi ve dağıtılan kazancın da kar dağıtımına vergi kesintisine tabi tutulması gerektiği belirtilmiştir.
Bu bağlamda uyuşmazlığın özü, sermayeyi oluşturan unsurlar içerisinde yer alan sermaye düzeltme olumlu farklarının sermaye azaltımı işlemiyle ilişkili olup olmadığı, dolayısıyla bu kaynağın gerçekte ortaklara kar dağıtımı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve stopaja tabi olup olmayacağı hususu üzerinde toplanmaktadır.
Yukarıda yer verilen 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinde atıf yapılan Gelir Vergisi Kanunu'nun 75. maddesinin 1, 2 ve 3. bentlerine göre ortaklara kar payının dağıtıldığının somut olarak tespit edilmiş olması gerekmektedir.
Tüm bu değerlendirmeler bir arada değerlendirildiğinde, davacı şirket tarafından sermaye azaltımı nedeniyle işletmeden çekilen tutarın tamamının sermaye düzeltmesi olumlu farklarından çekildiğinin kabul edilmesi suretiyle dava konusu cezalı tarhiyat yapılmışsa da; gerek yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerinden anlaşılacağı üzere sermayeye ilave edilmiş sermaye düzeltme olumlu farklarının sermaye azaltımı sırasında öncelikli olduğuna ilişkin vergi kanunlarında açık hüküm bulunmaması, gerekse de söz konusu iddianın somut hiç delil ortaya konulmaksızın subjektif ve varsayıma dayandığı sonucuna varıldığından vergi inceleme raporu doğrultusunda davalı idarece re'sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisinde hukuka uyarlık bulunmamıştır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 23.10.2019 tarih ve E:2019/1054, K:2019/759 Sayılı bozma kararına uyulmasına, davanın KABULÜNE, dava konusu vergi ziyaı cezalı gelir (stopaj) vergisi tarhiyatının KALDIRILMASINA, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesi uyarınca dava aşamasında davacı tarafından yapılan 135,25 TL yargılama gideri ile Dairemizin kararının verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.450,00 TL vekalet ücretinin davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, istinaf ve temyiz aşamasında davalı idare tarafından yapılan 248,50 TL yargılama giderinin davalı idare üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra Mahkemesince taraflara iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 25.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)