(2709 S. K. m. 125) (2577 S. K. m. 45, 46, 49) (6762 S. K. m. 1301) (6001 S. K. m. 2, 3, 4) (3465 S. K. m. 1, 2, 3, 4, 5, 9) (Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m. 208, 210, 211)
DAVALI SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacının müterafık kusuru bulunduğu, bilirkişi raporunda bu durumun açıklandığı, davacı istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
MÜDAHİL(DAVALI YANINDA)
SAVUNMASININ ÖZETİ: İstinaf başvuru dilekçesine yanıt verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinde, "2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
...
4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
...
6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir." kurallarına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay’da temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinde,"1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.
b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.
2. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.
3. Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir...." kuralına yer verilmiştir.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun halefiyete ilişkin düzenleme yapan 1301. maddesinde; "Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Sigorta ettiren kimse, 1. fıkra gereğince sigortacıya intikal eden haklarını ihlal edecek bir hal ve harekette bulunursa sigortacıya karşı mesul olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmiş ise sigorta ettiren kimse kalan kısmından dolayı üçüncü şahıslara karşı haiz olduğu müracaat hakkını muhafaza eder." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan maddede düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz'i halefiyet niteliğindedir. Halefiyete dayalı rücu davası, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi olarak sigortacı tarafından açılması niteliğinde olduğundan, sigortalı ile ona zarar veren arasındaki yasal hükümlere göre görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
Önümüzdeki uyuşmazlık; davacı sigorta şirketi tarafından sigortalısının yaşadığı maddi zararı karşılaması sonrasında yasal halefiyet ilkesi uyarınca rücu'en açılmış bir tam yargı davasıdır.
Anayasamızın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır.
İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Diğer taraftan, idarenin hukuki sorumluluğundan bahsedebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, yani zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekmektedir. Zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunmaması zararın idari faaliyetten doğmadığını gösterir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın ya da üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise, idarenin hizmet kusuruna dayalı tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.
Dairemizce; yukarıda anılan ilkeler kapsamında; öncelikle zararı doğuran eylemin yapıldığı otoyol yapım işinin, hukuksal çerçevesi, kamu hizmeti niteliği ve bu faaliyet sırasında oluşan kişisel ve olağandışı zararlardan hukuksal sorumluluğun kime ait olduğunun belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davanın açıldığı 21.06.2017 tarihinde yürürlükte olan haliyle6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkındaki Kanununun "tanımlar" başlıklı 2. maddesinde, "Devlet yolları: Belediyeler veya diğer kurumların sorumluluğunda bulunan yollar dışında kalan ve transit trafiği, illere, limanlara, tersanelere, hava alanlarına, demiryolu istasyonlarına, sınır kapılarına kesintisiz olarak ulaştıran ana karayolları", "Erişme kontrolü: Transit trafiğe tahsis edilen karayollarında, yaya, hayvan ve motorsuz taşıt ve araçların girmesinin engellenerek, ancak izin verilen motorlu taşıtların yararlandırıldığı, belirli yerler ve şartlar dışında giriş ve çıkışın yasak olduğu, trafiğin özel bir kontrole tâbi tutulmasına ilişkin uygulama" olarak tanımlanmış; "Kuruluş" başlıklı 3. Maddesinde, "Kanunlarla verilen görevleri yürütmek üzere, Ulaştırma Bakanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğine sahip, merkezi Ankara’da olan özel bütçeli Karayolları Genel Müdürlüğü kurulmuştur."; "Görev ve yetkiler" başlıklı 4. maddesinde,"(1) Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri şunlardır:
a) Otoyol, Devlet ve il yolları ağına giren karayolları güzergâhları ile bunların değişikliklerine ilişkin planları hazırlamak veya hazırlatmak.
b) Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarmak, onarımını yaptırtmak, işletmek, işlettirmek.
...
n) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve 28/5/1988 tarihli ve 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirilecek yatırım ve hizmetlerle ilgili görevlendirilen şirketlere, ihale aşamasında ilan edilmek kaydıyla, gerektiğinde ortak olmak ve bununla ilgili işlemleri yapmak..."; "Görev ve sorumluluk alanındaki yol ağları" başlıklı 13. maddesinde, "(1) Genel Müdürlüğün görev ve sorumluluk alanında bulunan karayolları; otoyollar, Devlet yolları ve il yolları olmak üzere üç sınıfa ayrılır.
(2) Otoyol, Devlet yolu ve il yolu niteliğindeki karayolu ağları; kamu yararı, millî savunma ihtiyaçları ve bu ağların gelişmesine tesir eden ekonomik etkenler göz önünde tutulmak suretiyle Genel Müdürlük tarafından ilgili kuruluşların görüşü alınarak tespit edilir ve Bakan onayı ile uygulanır. Düzeltmeler, değiştirmeler, eklemeler ve çıkarmalar da aynı usulle yapılır..." kuralına yer verilmiştir.
Diğer yandan; yargılama sürecinde 6001 sayılı Yasada 703 sayılı KHK'nın 79. maddesi uyarınca bazı değişiklikler yapılmış; Yasanın yukarıda anılan 3 ve 4. maddeleri yürürlükten kaldırılmış; ancak koşut düzenlemeler getiren 15.07.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Karayolları Genel Müdürlüğü başlıklı 17. Bölümünün "Amaç ve kapsam" başlıklı 208. maddesinde, "(1) Bu Bölümün amacı; karayolları ağının ulaştırma ana planı, stratejik plan ve programlar çerçevesinde ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içinde ulusal düzeyde geliştirilerek yaygınlaştırılmasına; karayolları ve karayollarıyla ilgili altyapı ile diğer yatırım ve hizmetlerin, ekonomik ve sosyal gelişmenin gereklerine uygun, diğer ulaşım sistemleri ile uyumlu, güvenli ve çevreye duyarlı bir şekilde yapılması ve/veya yaptırılması ve Karayolları Genel Müdürlüğünün çalışma usul ve esasları ile teşkilat ve görevlerine ilişkin hükümleri düzenlemektir.", "Kuruluş" başlıklı 210. maddesinde, "(1) Kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle verilen görevleri yürütmek üzere, Bakanlığa bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz, merkezi Ankara’da olan özel bütçeli Karayolları Genel Müdürlüğü kurulmuştur."; "Görev ve yetkiler" başlıklı 211. maddesinde, "(1) Genel Müdürlüğün görev ve yetkileri şunlardır: a) Otoyol, Devlet ve il yolları ağına giren karayolları güzergâhları ile bunların değişikliklerine ilişkin planları hazırlamak veya hazırlatmak. b) Hazırlayacağı programlar uyarınca karayollarını yapmak, yaptırmak, emniyetle kullanılmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurmak, bakımını yaptırmak, onarmak, onarımını yaptırmak, işletmek, işlettirmek. ... n) 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve 28/5/1988 tarihli ve 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirilecek yatırım ve hizmetlerle ilgili görevlendirilen şirketlere, ihale aşamasında ilan edilmek kaydıyla gerektiğinde ortak olmak ve bununla ilgili işlemleri yapmak..." kurallarına yer verilmiştir.
Yukarıda anılan gerek 6001 sayılı Yasanın dava tarihinde yürürlükte olan hali, gerekse yargılama sürecinde anılan yasada değişikler getiren 703 sayılı KHK ve sonrasında yayımlanan 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde yer alan kurallar birlikte değerlendirildiğinde; otoyollar dahil karayollarını planlamak, yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek yetki ve görevinin özel bütçeli bir kuruluş olarak Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olduğu, bu bakımdan karayolu yapımı ve işletilmesinin Genel Müdürlüğün yasa ile üstlendiği bir "kamu hizmeti" niteliği gösterdiği açıktır.
Yargısal içtihatlarla; bir kamu idaresinin yasa ile üstlendiği kamu hizmetinin gerektirdiği tesislerin yapımı sırasında, işin yapımını üstlenen bir yüklenici olduğu durumlarda; yüklenicinin yapım sürecindeki kusurlu eylemlerinden oluşan kişisel zararlardan, bizzat kamu hizmetini yürüten idarenin hukuksal olarak sorumlu tutulacağı, idarenin kusuru nedeniyle ancak yüklenicisine rücu edebileceği genel kabul görmüştür.
Ancak, bu içtihadi yaklaşımın hukuksal sorumluluk bakımından "özel yasa" kuralları ile getirilmiş ayrıksı durumlarının da olaya özgü olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede; 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanunun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, özel hukuk hükümlerine tabi ve sermaye şirketi statüsüne sahip sermaye şirketlerinin; otoyollarının ve üzerindeki bütün tesislerin yapımı, bakımı, işletilmesi ile görevlendirilmesine ve süresi sonunda yol ve tesislerin Karayolları Genel Müdürlüğüne devrine ait esasları düzenlemektir.", "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, "Bu Kanun, 1 inci maddede belirtilen şirketlere, bütün tesisleri ile otoyolun veya diğer otoyollardaki hizmet tesislerinin yapımı, bakımı ve işletilmesi görevinin verilmesi; sözleşme, süre, geçiş ücreti tarifesi ve görevin sona ermesi ile ilgili usul ve esasları kapsar." "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, ""Genel Müdürlük; Karayolları Genel Müdürlüğünü, Otoyol; üzerinde erişme kontrolünün uygulandığı karayolunu, Görev yeri; tespit edilen belirli güzergahtaki, bütün tesisleriyle birlikte otoyolun bulunduğu yeri, Görevli şirket; bu Kanun hükümleri uyarınca görev verilen Türkiye'de kurulmuş sermaye şirketlerini, ifade eder."; "Görevin Verilmesi" başlıklı 4. maddesinde, " a) Erişme kontrollü karayollarının (otoyolların) yapımı, bakımı ve işletilmesi ile hizmet tesislerinin yapımı, bakımı ve işletilmesinde sermaye şirketleri görevlendirilebilir..."; 5. maddesinde, " Bu Kanunun 4 üncü maddesinin (a) ve (b) bentlerine göre verilecek görev, tespit edilen görev yerinde bütün tesisleri ile birlikte otoyolun veya hizmet tesislerinin projelendirilerek veya projesine göre yapımı, bakımı ve işletilmesini kapsayabileceği gibi 4046 sayılı Kanun kapsamına alınanlar hariç otoyolların, işletme ve bakım tesislerinin veya hizmet tesislerinin bakımı, iyileştirilmesi, genişletilmesi veya işletme haklarının devri şeklinde de olabilir.
Sözleşmeler 49 yıla kadar süreli olarak düzenlenir. Bu süre, bütün tesislerin yapım, bakım ve işletilmesini de kapsar.
Görevli şirket, görevlendirildiği işleri, Genel Müdürlüğün uygun göreceği şahıs veya kuruluşlar eliyle de yaptırabilir. Bu halde dahi görevli şirketin Genel Müdürlüğe karşı yükümlülükleri devam eder."; "Görevin Sona Ermesi" başlıklı 6. maddesinde, "Otoyol ile bütün tesisleri ve müştemilatı; sözleşmenin sona ermesi ile birlikte, her türlü borç ve taahhütlerden ari ve kullanılabilir durumda Genel Müdürlüğe bedelsiz olarak ve kendiliğinden geçer.
Sözleşmeler, görevli şirketin acze düşmesi veya sözleşme şartlarını ihlal etmesi halinde, Genel Müdürlükçe süresinden önce de feshedilebilir.
Sözleşmenin sona ermesine ilişkin hükümler ile sona ermenin sonuçları sözleşmede düzenlenir." "Mülkiyet" başlıklı 9. maddesinde ise; "Kamulaştırılmış arsa veya arazi ile üzerinde yapılacak tesislerin mülkiyeti Genel Müdürlüğe aittir ve Devlet malı hükmündedir.
Ancak, otoyol ve tesislerin yapımı sırasında ve işletme süresinde her türlü hukuki, cezai ve mali sorumluluk, görevli şirkete aittir." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 3465 sayılı Yasa kuralları ile 6001 sayılı Yasa kuralları birlikte değerlendirildiğinde; 6001 sayılı Yasa ile davalı Genel Müdürlüğe "bir kamu hizmeti" olarak verilmiş karayolu yapımı; idarece bizzat ve/veya ihale yoluyla gerçekleştirilebileceği ve işletmesinin bizzat Genel Müdürlükçe yürütülebileceği gibi; 3465 sayılı Yasada öngörüldüğü gibi "erişme kontrollü otoyollara" özgü olarak; hizmetin üçüncü kişiler tarafından yürütülmesi ve virtüel bir kamu hizmeti olarak gerek yapım, gerekse işletmesinin "görevlendirilmiş özel hukuk tüzelkişisi şirketler" tarafından yerine getirilmesi de olanaklıdır. Birincisinde; yukarıda değindiğimiz yerleşik yargısal içtihatlar uyarınca, yapım aşamasında yüklenicinin kusurlarından kaynaklansa dahi hizmetin aksamasından kaynaklanan üçüncü kişilerin zararlarının idare hukukuna özgü hizmet kusuru ilkesi kapsamında davalı idarece tazmini gerekmektedir. Ancak ikinci durumda; artık otoyol yapımı ve işletilmesi işi virtüel olarak bir özel hukuk tüzelkişisi aracılığıyla yürütülmektedir. Bu şirket, yasa ile bu hizmetin belli bir süre yerine getirilmesi için "görevlendirilmiş" bir şirkettir. Üstlendiği otoyol yapımının nimetlerinden sözleşme süresince yararlanacak ve külfetlerine katlanacaktır. Bu ilişkinin niteliği ve kapsamının bir gereği olarak; özel yasanın 9. maddesinin 2. fıkrası uyarınca; yapımını ve işletilmesini üstlendiği otoyol ve tesislerin yapımı sırasında ve işletme süresinde; haksız fiili ile neden olduğu zararların giderilmesi de (tazmini) dahil her türlü hukuksal sorumluluk görevli şirkete ait olacaktır.
Bu kapsamda; her ne kadar otoyollar dahil karayollarının yapımı ve işletilmesi bir kamu hizmeti olarak davalı idareye yasa ile verilmiş olsa da; bir özel yasa ile özel hukuk tüzelkişilerinin yapımı ve işletilmesinde görevlendirildiği "erişme kontrollü otoyolların" yapımı ve işletilmesi sırasında, görevli şirketin neden olduğu zararlardan özel yasa kuralı uyarınca, ancak görevli şirketin hukuksal olarak sorumlu tutulabileceği açık olduğundan; davalı idarenin bu yolların yapılması sırasında, görevli şirket tarafından gerçekleştirilen haksız fiil niteliğindeki eylemlerden kaynaklanan zararlardan hukuksal sorumluluğunun, anılan yasa kuralı ile ortadan kalktığının kabulü gerekmektedir.
Diğer yandan; 3465 sayılı Yasanın yukarıda anılan 9. maddesinin 2. fıkrasının, yargı yolu bakımından bir "özel görev" kuralı içermediği, bu haliyle yalnızca hukuksal sorumluluk bakımından özel bir kural içerdiği; davacının idare hukuku ilkeleri uyarınca davalı idareye yönelik olarak açtığı davanın; idarenin hukuksal sorumluluk nedenlerinin irdeleneceği idari yargı yerinde görülmesi gerekmekle birlikte; mahkemenin anılan kuralı idarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran bir neden olarak her zaman irdeleyebileceği kabul edilmelidir.
Olayda, davanın davacı şirketin sigortalısının işyerine su baskını nedeniyle uğradığı zararın tazmini istemiyle açıldığı, zararın "…… Projesinin" yapımı sırasında bir dere yatağının görevli şirketin yüklenicisi tarafından üzerinden araç geçişi sağlamak üzere kapatılması nedeniyle oluştuğu, otoyol projesinin 3465 sayılı Yasa kapsamında erişme kontrollü bir otoyola ilişkin olduğu, önümüzdeki davada davalı yanında katılan şirketin 3465 sayılı Yasa uyarınca bu otoyolun yapımı ve işletilmesi için görevlendirildiği, davalının ilk yanıtında bu yönde iddialarla görev itirazında bulunduğu, ekinde sözleşmenin ilgili kısımlarını sunduğu, Mahkemenin görev itirazını reddettiği, Cumhuriyet Başsavcılığının ise olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmadığı görülmektedir.
Bu durumda; her ne kadar dava bir otoyol yapımı sırasında oluşan zararın tazmini istemiyle açılmış ve tazmini istenen zarar otoyolun yapımı aşamasında araçların geçişi için kapatılan bir dereden geriye taşan sulardan doğmuş ise de; zarara neden olan otoyolun 3465 sayılı Yasa uyarınca yaptırılan erişim kontrollü otoyol olduğu, bu yasa uyarınca yapımı ve işletiminde bir özel hukuk tüzelkişisi şirketin görevlendirildiği görülmekle; bu kapsamda otoyolun yapımı aşamasında her türlü hukuksal sorumluluğun görevlendirilen ve önümüzdeki davada katılan durumunda olan özel hukuk tüzelkişisine ait olması nedeniyle oluşan zarardan 3465 sayılı Yasanın 9/2 maddesi uyarınca davalı idarenin sorumlu tutulmasına olanak bulunmadığından; özel hukuk tüzelkişisinin özel yasa kuralı uyarınca haksız fiilden kaynaklanan hukuksal sorumluluğunun, idarenin zarardan hukuksal sorumluluk nedenlerini ortadan kaldırdığı gerekçesiyle davanın reddi gerekirken, aksi yönde hizmet kusuru nedeniyle tazmini istenen zarardan davalı idarenin hukuksal olarak sorumlu olduğu yolunda verilen kararda hukuksal isabet bulunmamaktadır.
Davacının; ilk derece Mahkemesi kararının redde ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesine gelince;
Dosyadaki belgeler ile başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, ilk derece Mahkemesi kararının davacı başvurusuna konu "redde ilişkin" kısmının; kararımızın davalı başvurusunun kabulüne ilişkin kısmındaki gerekçe ile sonucu itibariyla hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; İzmir 5. İdare Mahkemesinin "maddi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 1.431.009,38 TL maddi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 03/04/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte hesaplanarak davalı idarece davacıya ödenmesi, fazlaya ilişkin tazminat ve faiz talebinin reddi" yolunda verilen 27/12/2019 tarih, E:2017/987, K:2019/1452 sayılı kararının; redde ilişkin kısmına yönelik davacı İstinaf Başvurusunun Gerekçeli Olarak Reddine; kabule ilişkin kısmına yönelik davalı İstinaf Başvurusunun Kabulüne, kararın kabule ilişkin kısmının kaldırılmasına, kaldırılan kısım yönünden de davanın reddine; davacının ilk aşamada ve istinaf aşamasında yaptığı toplam 3.365,10 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı vekili için yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4 maddesi uyarınca belirlenen 1.700,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine; aşağıda ayrıntısı gösterilen 118,80 TL davalı yanında müdahil yargılama giderinin 2577 sayılı Yasanın 31 ve 6100 sayılı Yasanın 328. maddesi uyarınca davacı tarafından davalı yanında müdahile ödenmesine, davacıdan peşin alınan 49.747,47 TL harçtan 31,40 TL maktu harcın indirilmesi ile artan 49.716,07 TL harcın istemesi durumunda Mahkemesince davacıya geri verilmesine, peşin alınan posta gideri avansının Mahkemesince kararın kesinleşmesinden sonra taraflara geri verilmesine, kararımızın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere, 29/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)