İSTEMİN ÖZETİ: Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/11/2019 gün ve E:2019/1227, K:2019/2342 Sayılı kararın; dilekçede belirtilen dilekçede belirtilen nedenlerle ve 2577 Sayılı Kanun'un 45.maddesi uyarınca istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava; davacıların çocukları olan R. K.'nın 04/10/2015 tarihinde Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 101. sokak mevkinde ateşli silah yaralanması sonucu vefat etmesi olayında idarenin kusursuz sorumluluğu (sosyal risk ilkesi gereğince sorumluluğu) bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat talebiyle yapılan 03/10/2016 tarihli başvurunun reddine yönelik Diyarbakır Valiliğinin 09/03/2017 tarih ve 21/04/2017/490 Sayılı işleminin tesis edilmesi üzerine, davacıların çocuğunun yaşam hakkının korunamadığı, bu nedenle devletin kusursuz sorumluluğu bulunduğu ileri sürülerek davacılar için ıslah dilekçesi ile artırılarak toplam 812.376,35 TL maddi ve her bir davacı için ayrı ayrı 500.000,00-TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere genel toplamda 1.812.376,35 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesi'nce; uyuşmazlıkta, PKK/KCK terör örgütü güdümünde yayın yapan internet sitelerinde "KCK Kürt halkı saldırılara karşı topyekun direniş göstermeli ... Kürt halkı bulunduğu her alanda bu saldırılara karşı topyekun bir direniş göstermeli, Silopi ve Amed halkının yalnız olmadığını Türk Devletine ve AKP hükümetine göstermelidir." şeklindeki eylem çağrıları üzerine çok sayıda terör örgütü mensubunun şehir merkezlerine gelerek eylemleri organize ettiği bilgisinin alındığı, bu kapsamda 04/10/2015 tarihinde Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi Huzurevleri mahallesi 101. sokak mevkinde, saat 20:50 sıralarında 8-10 kişilik çocuk grubunun yollara lastik döşedikleri, ancak çocuklardan 15-20 metre kadar uzakta 6 kişilik ellerinde uzun namlulu silah ve roketatar bulunan örgüt mensuplarının pusuya yattığı, bahse konu örgüt mensuplarının uzun namlulu silahlar ile emniyet ekiplerine ateş ettiği ve ekipler tarafından da karşılık verildiği, bu durumun olay tutanağı başlığı ile polis ekibi personelince aynı gün saat 23:00'da tutanak altına alındığı, bahsi geçen aynı gün saat 21:09 sıralarında davacıların çocuğu R. K.'nın yaralı olarak Fırat Memorial Hastanesine ticari taksi ile getirildiği ve gerekli müdahaleler yapılmasına rağmen şahsın vefat ettiği, olayın oluş sürecine bakıldığında davalı idare bünyesinde görev yapan kolluk görevlilerinin, PKK/KCK terör örgütü mensupları ve terör örgütüne müzahir şahıslar tarafından gerçekleştirilen kamu kurum ve kuruluşlarına ve güvenlik güçlerine yönelik uzun namlulu ve roketatarlı eylemleri bertaraf edebilmek, bu eylemleri gerçekleştiren şahısları yakalayabilmek için operasyona çıktıkları, operasyon sırasında kalabalık bir terörist grubuyla mücadele halinde iken R. K. isimli şahsın yaralandığının anlaşıldığı, R. K.'nın yaralanması sonrasında ölümü olayı ile ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/31902 soruşturma numaralı dosyasında yürütülen soruşturmada 27/06/2016 tarihli karar ile; "... R. K.'nın Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 101. sokak mevkinde ateşli silah yaralanması sonucunda hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak soruşturma yürütüldüğü, bu eylemi gerçekleştiren şüpheli veya şüphelilerin kimliklerinin tespiti için yapılan tüm araştırmalara rağmen kimliklerinin belirlenmesinin mümkün olmadığı, ... Bu olayla ilgili dosya oluşturularak olayın şüpheli veya şüphelilerinin 04/10/2040 tarihine kadar aranmasına" karar verildiği ve bahsi geçen dosyada da adı geçenin ölümüyle ilgili olarak olayı aydınlatacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, bu itibarla R. K.'nın ölümü olayında davalı idareye atfı kabil açık ve bariz bir hizmet kusurunun bulunmadığı, hizmet kusuru bağlamında herhangi bir tazminat ödenemeyeceği için zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanıp karşılanmayacağının değerlendirilmesi gerektiği, buna göre zarara yol açan olayın sosyal risk ilkesi kapsamında bir olay olup olmadığı, müteveffanın olayın gerçekleştiği tarih ve saatte olay mahallinde ne amaçla bulunduğu, eylemciler arasında yer alıp almadığı ve belirtilen tarihte sokağa çıkma yasağı bulunup bulunmadığı hususlarının 20/09/2019 tarihli ara karar ile Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğünden ve Diyarbakır Valiliğinden sorulduğu, Diyarbakır Valiliği Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü tarafından verilen cevapta; uyuşmazlık konusu yerde olay günü için herhangi bir şekilde sokağa çıkma yasağının olmadığının bildirildiği, Diyarbakır Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından verilen cevabi yazıda ise; R. K. isimli şahsın PKK/KCK terör örgütünün Kayapınar İlçesi Huzurevleri Mahallesi gençlik yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiği ve geçmiş dönemlerde Diyarbakır ilinin muhtelif yerlerinde meydana gelen kanunsuz gösterilere aktif olarak katıldığı şeklinde bilgilerin olduğu, şahsın PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü Adına Eylem ve Faaliyette Bulunmak suçu kapsamında iki farklı tarihte yakalandığı ve hakkında tahkikat yürütüldüğünün ifade edildiği, R. K. hakkında düzenlenen fezlekelere ve soruşturmalara bakıldığında; 12.02.2013 tarihinde 15 Şubat Komplosu adı altında yasadışı PKK/KCK terör örgütünün yönlendirilmesi ile eylem ve faaliyetlerde bulunmaktan Çocuk Şube Müdürlüğüne teslim edildiği, ancak herhangi bir adli işlem tesis edilmediği, PKK terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunmaktan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/28562 saylı soruşturma dosyasında soruşturma yürütülürken 04/10/2015 tarihinde öldüğünün anlaşılması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/35649 soruşturma numaralı dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin görüldüğü, Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/567 Sayılı soruşturması için düzenlenen 07/12/2015 tarihli tespit ve değerlendirme tutanağında; R. K.'ya ait cep telefonu üzerinde yapılan incelemelerde klasör içinde yer alan 4 adet fotoğrafın PKK/KCK terör örgütü ve PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı olan YPG isimli örgüt mensuplarına ait olduğunun belirtildiği, bu haliyle R. K.'nın arşiv kaydına bakıldığında her ne kadar herhangi bir terör örgütüne üye olmaktan hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmasa da, çeşitli şekilde fezlekelere ve soruşturmalara konu olan eylemlerinin mevcut olduğu, vefat ettiği 04/10/2015 tarihinde de PKK/KCK terör örgütü üyelerinin arasına katılıp katılmadığının belirli olmadığı, ancak R. K.'nın, güvenlik güçlerince alanda bir operasyon gerçekleştirildiği ve her an için kendisinin de bu operasyon sırasında yaralanma veya vefat etme durumunun oluşabileceğini gözönüne alarak olay yerini terk ederek uzaklaşmadığı ve bu haliyle de R. K.'nın vefat etmesi olayında R. K.'nın olay yerini terk etmeyerek kusurlu davrandığı, kusursuz sorumluk ilkesi gereğince tazminat ödenebilmesi için de ölen kişinin hiçbir suretle kusurunun mevcut olmaması gerektiği gözönüne alındığında, R. K.'nın ölümü sebebiyle davacılara sosyal risk ilkesi kapsamında tazminat ödenemeyeceği ve bu sebeple açılan maddi-manevi tazminat davasının reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından; müşterek çocukları 04.10.2015 tarihinde Diyarbakır İli Kayapınar İlçesi 101. Sokak mevkiinde “Ateşli Silah Yaralanması” sonucu kaldırıldığı hastanede ex olduğu, konuya ilişkin olarak Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığında 2015/31902 soruşturma numarası ile soruşturma yürütüldüğü, 04.10.2016 tarih ve 23:00 saatli polislerce tutulan “Olay Tutanağı” başlıklı tutanakta olay şu şekilde özetlendiği: “ 04.10.2016 tarihinde saat 20:50 sıralarında Haber Merkezine ilimiz Huzurevleri mahallesi 101. Sokak içerisinde uzun namlulu silahlı şahısların olduğu ve yol kapama eylemi gerçekleştirdikleri yönünde anons etmesi … olay yerine DOĞAN-4 ve DOĞAN-5 ekipleri olarak intikal edilmiştir. … bu esnada yaylım ateşinin arasında kalmamızdan dolayı … karşılık verilmiş … sonrasında silahlı kişiler gece karanlığında kaybolmuştur. Olay yerinde ve çevresinde yapılan incelemelerde herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmamıştır.” şeklinde yaşananları tutanağa bağlandığı, yaşanan durumlar bu kadar açık ortada iken bu güne kadar faillerin bulunması noktasında etkili ve sonuç alıcı bir soruşturma yürütülmediği, etkili ve etkin hukuki bir soruşturmanın yürütülmemesi maktulün anne ve babasının acısını katmerleştirdiği, 07.10.2016 tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyon Başkanlığına başvuran A. K. ve Z. K.'nın başvurusu, Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit Komisyon Başkanlığının 09.03.2017 tarih ve 21/04/2017/490 Sayılı kararıyla reddedildiği, söz konusu kararın reddedilmesinin gerekçesi ise R. K.'nın GBT kaydının bulunduğu, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir davasının bulunduğundan bahisle örgüte üye olduğunu belirttiği, bundan ötürü 5233 Sayılı Kanunun kapsamı alanında olmadığının belirtildiği, hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak aleni bir yargılama sonunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılması gerektiği (İHEB madde 11) bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağı (AİHS md 6/2). suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamayacağı (AY. Md. 38/4) söz konusu hükümler çerçevesinde, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadıkça bir kişiyi, suçlu, örgüte üye olmak suçunu isnat etmek AİHS 6/2'nin ihlali olduğu, dolayısıyla R. K. hakkında kesinleşmiş bir karar olmadıkça R. K. hakkında kesinleşmiş bir karar olmadıkça, yerel mahkemenin ret gerekçesinin hukuki olmadığı açıkça ortaya çıkmakta olduğu, var sayımlardan yola çıkarak davanın reddedildiği, oysa ki bu konuda var sayım değil somut ve mahkeme kararları ile ortaya konulmuş deliller ile hareket edilmesinin gerektiği, gerek öğretinin çoğunluğunun ve gerekse de Danıştay'ın çoğu kararına göre “sosyal risk” olarak ifade edilen “Toplumsal Tehlike oluşturan” olaylarda idarenin kusurunun yanında illiyet bağını da aramaya gerek bulunmadığı, yani ortada toplumsal tehlike oluşturan olaylardan kaynaklanan bir zarar varsa idare kusursuz sorumluluk esasına göre bu zararı karşılanmasının gerektiği ileri sürülerek, istinaf incelemesi ile kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesi istenilmektedir.
3713 Sayılı Kanun'un 1.maddesinde; "Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.", 2/2.maddesinde; "Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı dışındadır: ... f) 3713 Sayılı Kanun'un 1 inci, 3. ve 4. maddeleri kapsamındaki suçlar ile terör olaylarında yardım ve yataklık suçlarından mahkûm olanların bu fiillerinden dolayı uğradığı zararlar. İkinci fıkranın (f) bendinde yazılı suçlardan dolayı ceza kovuşturması açılmış bulunanlar hakkında kovuşturma sonuçlanıncaya kadar bu Kanuna göre işlem yapılmaz.", 3.maddesinde; "26/9/2004 tarihli ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320. maddeleri ile 310. maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.", 4.maddesinde; "Aşağıdaki suçlar 1. maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır: a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319. maddeleri ile 310. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar...." hükümleri düzenlenmiştir.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
Terör olayları nedeniyle meydana gelen zararların tazminini öngören 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarından doğan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarında idari yargı yerlerince 5233 Sayılı Kanun dışında sosyal risk ilkesinin uygulanması olanağını ortadan kaldırmıştır.
Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 Sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı tazmin istemlerinin anılan Kanun ile yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde karara bağlanması zorunludur. Ancak, 5233 Sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmamaktadır.
Bu halde öncelikle terör olayı olduğu kabul edilen dava konusu olayda; idarenin hizmet kusuru sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının araştırılıp bu haller yok ise kusursuz sorumluluğun türü olan sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 Sayılı Kanun kapsamında olayı değerlendirmesi gerekmektedir.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacıların çocukları olan R. K.'nın 04/10/2015 tarihinde Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 101. Sokak mevkinde ateşli silah yaralanması sonucu vefat ettiği, davacılar tarafından bu olayda idarenin kusursuz sorumluluğu (sosyal risk ilkesi gereğince sorumluluğu) bulunduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat talebiyle İçişleri Bakanlığına yapılan 03/10/2016 tarihli başvurunun Diyarbakır Valiliğine gönderilmesi üzerine Valiliğin 09/03/2017 tarih ve 21/04/2017/490 Sayılı işlemi ile başvurunun; dava konusu olayla ilgili olarak İl Emniyet Müdürlüğünden bilgi ve belge talep edildiği, gelen cevabi yazıda ölen şahsın PKK/KCK terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunmaktan GBT kaydının bulunduğu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından ölen şahsın GBT kaydıyla ilgili bilgi ve belge talep edildiği, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 03/12/2015 tarih ve E:2015/423, K:2016/271 Sayılı kararında; şüpheli R. K.'nın alınan nüfus kayıt örneğinde 04/10/2015 tarihinde öldüğünün anlaşılması üzerine bu dosya üzerinden ayırma kararı verilerek silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin anlaşıldığı, 5233 Sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun gereğince kişilerin kendi kasıtları sonucu oluşan zararların kanun kapsamında değerlendirilmediği, kaldı ki bahse konu ölüm olayı 04/10/2015 tarihinde meydana gelmiş olmasına rağmen davacı tarafın İçişleri Bakanlığına 03/10/2016 tarihinde yani kanuni süreler geçtikten sonra başvurduğu gerekçeleriyle talebinin reddedildiği, işlemin davacılara tebliğ edilmesi üzerine, davacıların çocuğunun yaşam hakkının korunamadığı, bu nedenle Devletin kusursuz sorumluluğu bulunduğu ileri sürülerek davacılar için ıslah dilekçesi ile artırılarak toplam 812.376,35 TL maddi ve her bir davacı için ayrı ayrı 500.000,00-TL olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere genel toplamda 1.812.376,35 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; PKK/KCK terör örgütü güdümünde yayın yapan internet sitelerinde "KCK Kürt halkı saldırılara karşı topyekun direniş göstermeli ... Kürt halkı bulunduğu her alanda bu saldırılara karşı topyekun bir direniş göstermeli, Silopi ve Amed halkının yalnız olmadığını Türk Devletine ve AKP hükümetine göstermelidir." şeklindeki eylem çağrıları üzerine çok sayıda terör örgütü mensubunun şehir merkezlerine gelerek eylemleri organize ettiği bilgisinin alındığı, bu kapsamda 04/10/2015 tarihinde Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi Huzurevleri mahallesi 101. sokak mevkinde, saat 20:50 sıralarında 8-10 kişilik çocuk grubunun yollara lastik döşedikleri, ancak çocuklardan 15-20 metre kadar uzakta 6 kişilik ellerinde uzun namlulu silah ve roketatar bulunan örgüt mensuplarının pusuya yattığı, bahse konu örgüt mensuplarının uzun namlulu silahlar ile emniyet ekiplerine ateş ettiği ve ekipler tarafından da karşılık verildiği, bu durumun olay tutanağı başlığı ile polis ekibi personelince aynı gün saat 23:00'da tutanak altına alındığı, bahsi geçen aynı gün saat 21:09 sıralarında davacıların çocuğu R. K.'nın yaralı olarak Fırat Memorial Hastanesine ticari taksi ile getirildiği ve gerekli müdahaleler yapılmasına rağmen şahsın vefat ettiği, olayın oluş sürecine bakıldığında davalı idare bünyesinde görev yapan kolluk görevlilerinin, PKK/KCK terör örgütü mensupları ve terör örgütüne müzahir şahıslar tarafından gerçekleştirilen kamu kurum ve kuruluşlarına ve güvenlik güçlerine yönelik uzun namlulu ve roketatarlı eylemleri bertaraf edebilmek, bu eylemleri gerçekleştiren şahısları yakalayabilmek için operasyona çıktıkları, operasyon sırasında kalabalık bir terörist grubuyla mücadele halinde iken R. K. isimli şahsın yaralandığının anlaşıldığı, R. K.'nın yaralanması sonrasında ölümü olayı ile ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/31902 soruşturma numaralı dosyasında yürütülen soruşturmada 27/06/2016 tarihli karar ile; "... R. K.'nın Diyarbakır ili Kayapınar ilçesi 101. sokak mevkinde ateşli silah yaralanması sonucunda hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak soruşturma yürütüldüğü, bu eylemi gerçekleştiren şüpheli veya şüphelilerin kimliklerinin tespiti için yapılan tüm araştırmalara rağmen kimliklerinin belirlenmesinin mümkün olmadığı, ... Bu olayla ilgili dosya oluşturularak olayın şüpheli veya şüphelilerinin 04/10/2040 tarihine kadar aranmasına" karar verildiği ve bahsi geçen dosyada da adı geçenin ölümüyle ilgili olarak olayı aydınlatacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, bu itibarla R. K.'nın ölümü olayında davalı idareye atfı kabil açık ve bariz bir hizmet kusurunun bulunmadığı, yaşanan olayın terör olayı olduğu anlaşılmakla, idare mahkemesinin, 2577 Sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında, olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı yönündeki hukuki değerlendirmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Diyarbakır Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü tarafından ara karara verilen cevabi yazıda; R. K. isimli şahsın PKK/KCK terör örgütünün Kayapınar İlçesi Huzurevleri Mahallesi gençlik yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiği ve geçmiş dönemlerde Diyarbakır ilinin muhtelif yerlerinde meydana gelen kanunsuz gösterilere aktif olarak katıldığı şeklinde bilgilerin olduğu hususlarının belirtildiği görülmekle birlikte, anılan istihbari bilgiyi destekleyici somut bilgi ve belgenin bulunmadığı, bir başka deyişle müteveffa R. K.'nın PKK/KCK terör örgütünün Kayapınar İlçesi Huzurevleri Mahallesi gençlik yapılanması içerisinde faaliyet gösterdiğine dair somut bilgi ve belgenin bulunmadığı, geçmiş dönemlerde Diyarbakır İlinin muhtelif yerlerinde meydana gelen kanunsuz gösterilere aktif olarak katıldığı hususunda ise hakkında açılmış ceza yargılamasının ve mahkumiyetinin bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden görülmekle, anılan istihbari bilginin hükme esas alınmasının mümkün olmadığı sonucuna ve kanaatine varılmaktadır.
Müteveffanın, PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü Adına Eylem ve Faaliyette Bulunmak suçu kapsamında iki farklı tarihte yakalanmış ve hakkında tahkikat yürütülmüş ise de; hakkında düzenlenen fezlekelere ve soruşturmalara bakıldığında, 12.02.2013 tarihinde 15 Şubat Komplosu adı altında yasadışı PKK/KCK terör örgütünün yönlendirilmesi ile eylem ve faaliyetlerde bulunmaktan Çocuk Şube Müdürlüğüne teslim edildiği, ancak herhangi bir adli işlem tesis edilmediği, PKK terör örgütü adına eylem ve faaliyetlerde bulunmaktan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/28562 saylı soruşturma dosyasında soruşturma yürütülürken 04/10/2015 tarihinde öldüğünün anlaşılması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/35649 soruşturma numaralı (tefrik edilerek) dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği görülmektedir.
Anılan ceza soruşturması kapsamında yer alan ve Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/567 Sayılı soruşturması için düzenlenen 07/12/2015 tarihli tespit ve değerlendirme tutanağında; R. K.'ya ait cep telefonu üzerinde yapılan incelemelerde klasör içinde yer alan 4 adet fotoğrafın PKK/KCK terör örgütü ve PKK/KCK terör örgütünün Suriye uzantısı olan YPG isimli örgüt mensuplarına ait olduğunun belirtilmekte ise de; anılan 4 adet fotoğrafın cep telefonunda bulunmasının 3713 Sayılı Yasa'da tanımlanan terör suçu olarak nitelendirmenin mümkün olamayacağı, ayrıca müteveffanın vefatı nedeniyle anılan ceza soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, anılan ceza soruşturması kapsamında diğer sanıklar hakkında açılan kamu davası sonucunda Diyarbakır 4.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 16.06.2016 tarih ve E:2015/423, K:2016/271 Sayılı kararında;
"Yakalama tutanağından anlaşıldığı üzere kolluk personeli yanına gelen bir kişinin “Sokağın sonundaki Seyrantepe İlkokulunda 10 kadar kişi var, hararetli şekilde tartışıyorlar, sanırım üzerlerinde silahta var” şeklindeki beyanlarına istinaden başlatılan çalışmalarda okul içerisinde bulanan ve güvenlik görevlilerini gördükleri anda kaçmaya çalıştıkları esnada sanıkların yakalandığı yine aynı gün Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan ihbarda “arayan şahıs sivil polisler bugün seyrantepe iöo içinden ypg-h lileri aldı. Bunlar 24 kasım iöo içinde bomba hazırladılar. Bunların içinde M.Y. var. bu malzemeler M.ın evinde (molotof, bomba vs.) bunlar zaten yol kesip eylem yapan şahıslar bir tanesi de terörist dağda fotoğrafları var der bildiklerim bunlar " şeklinde ihbarda bulunulduğu, sanıkların telefonlarını bir köşeye topladıkları ve okul bahçesinin farklı bir noktasında konuştuklarının görüldüğü, sanık B.D.'nin yakalandığı esnada üzerinden M. B. adına düzenlenmiş nüfus cüzdanının yer aldığı ve bu nüfus cüzdanında kendi fotoğrafının bulunduğunun anlaşıldığı, ayrıca sanığın kendisini M. B. olarak kolluğa tanıttığı, buna yönelik düzenlenen uzmanlık raporu ile duruşmada bizzat incelenen sanık B. de yakalanan ve M. B. adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunduğunun anlaşıldığı sanık B. D.'nin sahte isim vermesi nedeniyle gerçek kimlik bilgisinin ancak aldırılan parmak izi raporu ile ortaya çıktığının anlaşıldığı M. B.'ın gerçek kişi olduğu hazırlıkta alınan beyanında öncesinde kimliğini kaybettiğini beyan ettiği sanık B.'ın annesi olan D. D. hazırlıktaki beyanında 2014 yılı Mayıs ayından beri haber alamadığını, kayıp müracaatında bulunduğunu, oğlunun yakalandığı esnada üzerinde bulunan M. B. isimli şahsa ait kimlik ile ilgili olarak adı geçen şahsı tanımadığını, mahkeme huzurundaki beyanında ise sanığın oğlu olması nedeniyle tanıklıktan çekilme hakkını kullandığı, PKK/KCK terör örgütüne müzahir internet üzerinden yayın yapan haber siteleri üzerinde yapılan incelemelerde 28.11.2014 tarihinde "pkk yaşamın ve hakikatin kendisidir" başlıklı bir haber yayınlandığı, bahse konu haberde; B. D.'ye ait fotoğraf kullanılarak verilen haberde dikkate alındığında B. D.'nin PKK/KCK terör örgütüne katılarak BAWER MUNZUR KOD ismi ile faaliyet yürüttüğünün yine http://www.firatnews.com/news/guncel/21-universite-ogrencisi-daha-pkk-ve-katildi.html isimli internet sitesinde, 08/07/2014 tarihinde "21 Üniversite öğrencisi PKK'ye katıldı" başlıklı bir haberin yer aldığı içeriğinin incelenmesinde, habere ilişkin yayınlanan fotoğraf karesinde sanık B. D.'nin yer aldığının kollukça tutulan 11/07/2014 tarihli tespit tutanağı başlıklı yazıdan anlaşıldığı aldırılan bilirkişi raporunda fotoğrafta bulunan kişinin sanık olduğu fotoğraf içeriğinde sanığın içinde bulunduğu grupla birlikte leşker kıyafeti giydiği ve böylece PKK/KCK terör örgütüne dahil olarak siyasi ve askeri eğitim aldığı örgütün hiyerarşisine dahil olduğu ve çeşitlilik ve yoğunluk oluşturacak şekilde eylemlere iştirak ettiğinin anlaşıldığı, her ne kadar sanık savunmasında söz konusu dönemde Eskişehir'de öğrenci olduğunu beyan etmişse de sanığın derslere devam ettiğine dair delil bulunmadığı yine sanık müdafi sanığın kırsalda çekilmiş fotoğraflarının hukuka aykırı delil olduğu iddia edilmiş ise de söz konusu fotoğrafın herkese açık internet sitesinden alındığı, bu bilginin istihbari nitelikte bir bilgi olmadığının anlaşılması nedeniyle sanık müdafiinin hukuka aykırı delil iddiasına değer verilmemiş, sanığın atılı örgüt üyeliğine ilişkin suçlamayı inkar ettiğinin anlaşıldığı,
Yapılan yargılama sonucunda yakalama tutanağı kırsalda çekilen sanığa ait fotoğraflar ile sanığın terör örgütüne ait televizyona yaptığı açıklamalar alınan bilirkişi raporu tanık D. D.'nin hazırlık beyanları yakalama tutanağı nazara alındığında sanığın PKK/KCK terör örgütünün hiyerarşisine dahil olarak askeri ve ideolojik eğitim aldığı suç tarihinde şehirdeki eylemleri organize etmek için terör örgütü içerinde kadro diye tabir edilen görevi icra etmek için bulunduğu sırada yakalandığı sanığın daha öncesinde terör örgütünden ayrıldığını adli mercilere bildirmediği ve bu nedenle sanığın silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği sübut bulmakla eylemine uyan TCK 314/ 2 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi meydana gelen tehlikenin ağırlığı sanığın kastının yoğunluğu nazara alınarak orantılı miktarda teşdit uygulanarak temel ceza belirlenmiş suçun 3713 Sayılı Kanun'un 3 maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle aynı yasanın 5 maddesi uyarınca yarı oranında artırım yapılmış cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak cezasında takdiri indirim uygulanmış,
Sanık B. D.'nin yakalandığı anda kendisi hakkında soruşturma yapılması engellemek maksadıyla mağdur M. B. adına düzenlenmiş nüfus cüzdanının yakalama esnasında resmi memurlara ibraz ettiğinin yakalama tutanağı parmak izi raporu ve sanık savunması ile sabit olması nedeniyle üzerine atılı iftira suçunu işlediği anlaşıldığından suçun işleniş biçimi ve özelliği, sanığın kastı, suç konusunun önem ve değeri ile suç sebep ve saikleri nazara eylemine uyan TCK 268/1 maddesi yollaması ile TCK 267 maddesi uyarınca teşdit uygulanarak temel ceza belirlenmiş cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak takdiri indirim uygulanmış sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmamış
Sanık B. D.'nin yakalandığı anda üzerinde bulunan mağdur M. B. adına düzenlenmiş nüfus cüzdanını sahte olarak tanzim ettiği ve iğfal kabiliyetinin bulunduğu uzmanlık raporu ve mahkeme gözlemi ile sabit olmakla sanığın savunmasında suçu ikrar ettiği anlaşılmakla eylemine uyan TCK 204/1 maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi ve özelliği, sanığın kastı, suç konusunun önem ve değeri ile suç sebep ve saikleri nazara alınarak temel ceza belirlenmiş suçun TMK 4 maddesinde sayılan suçlardan olması nedeniyle aynı yasanın 5 maddesi uyarınca cezasında yarı oranında artırım yapılmış cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak takdiri indirim uygulanmış,
Diğer sanıkların savunmalarında genel olarak okul bahçesinde top oynadıkları sırada polisin gelerek kendilerinin gözaltına aldıklarını örgütle bağlantıları bulunmadığını beyan ettiklerinin anlaşıldığı,
Her ne kadar sanıklar M. Y., A. T., E. A. ve M. T. ile suça sürüklenen çocuklar M. K., Ş. Y. ve İ. A.'ün silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işledikleri iddiasıyla TCK 314/2. Maddesi uyarınca cezalandırılmaları talebiyle kamu davası açılmış ise de; yapılan yargılama sonucunda sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair soyut ihbar ve suç isnadı dışında delil bulunmadığı anlaşılmakla her türlü şüpheden uzak, mahkumiyete yeter, kesin delil elde edilemediğinden atılı suçtan sanıkların beraatine" gerekçesiyle sanık B. D. hakkında mahkumiyet ve diğer sanıklar M. Y., A. T., E. A., M. T. ile suça sürüklenen çocuklar M. K., Ş. Y. ve İ. A. hakkında beraat kararı verildiği görülmektedir.
Ceza yargılamasına konu olay değerlendirildiğinde, müteveffa R. K.'nın, hakkında beraat kararı verilen diğer sanıklarla aynı durumda olduğu, dolayısıyla müteveffa hakkında anılan olay nedeniyle ceza soruşturması aşamasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, ölenin anılan ceza yargılamasında beraat eden diğer 7 sanıktan farklı değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Bu nedenlerle, anılan ceza soruşturmasına konu olay nedeniyle müteveffanın, ölmemiş olması halinde ceza soruşturması sonucunda açılması muhtemel ceza kovuşturmasında dosyada yer alan bilgi, belge ve alınan ifadelere göre suçun sübuta erip ermediği, cezalandırılmasının gerekip gerekmediği hususunun bilirkişi marifetiyle tespitine gerek duyulmamıştır.
İdare Mahkemesi'nce, "...güvenlik güçlerince alanda bir operasyon gerçekleştirildiği ve her an için kendisinin de bu operasyon sırasında yaralanma veya vefat etme durumunun oluşabileceğini gözönüne alarak olay yerini terk ederek uzaklaşmadığı ve bu haliyle de R. K.'nın vefat etmesi olayında R. K.'nın olay yerini terk etmeyerek kusurlu davrandığı,..." gerekçesiyle müteveffanın kusurlu olduğu öngörülmüş ise de; Diyarbakır Valiliği Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü'nün ara karara verilen cevap yazısında uyuşmazlık konusu yerde olay günü için herhangi bir şekilde sokağa çıkma yasağının olmadığının bildirildiği görülmekle, meydana gelen olay nedeniyle davacılar yakınına kusur yüklenebilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu duruma göre, davacılar yakınının GBT kaydının ve hakkındaki istihbari bilginin bulunmasının, ayrıca olay yerinde bulunuyor olmasının, 5233 Sayılı Kanun kapsamında tazminat isteminde bulunmasına engel bir durum oluşturmayacağı anlaşılmakla, davacıların maddi tazminat istemine ilişkin uyuşmazlığın sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 Sayılı Kanun kapsamında yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde ve manevi tazminat istemine ilişkin uyuşmazlığın ise genel hükümler kapsamında sosyal risk ilkesi gereğince karara bağlanması gerekmektedir.
Uyuşmazlığın maddi tazminata ilişkin kısmının incelenmesinden;
5233 Sayılı Kanun'un 9.maddesinde " Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. .... Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. " hükmü düzenlenmiştir.
Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınması, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır (Danıştay 10.Dairesi'nin 07.07.2020 tarihli ve E:2019/3031, K:2020/2661 Sayılı kararı, Anayasa Mahkemesi'nin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 Sayılı kararı).
Olayda, davacıların tazminat istemli 04.10.2016 tarihli başvurusunun Zarar Tespit Komisyonunun 09.03.2017 gün ve 490 Sayılı kararı ile reddedildiği, yukarıda anılan mevzuat ile Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin içtihatı gereğince davacıların lehine olacak şekilde, 01.01.2017- 30.06.2017 tarihleri arası için öngörülen gösterge ve katsayı üzerinden maddi zararının hesaplanmasının gerektiği ve davacıların, yakınının vefatı nedeniyle toplam maddi zararının 33.620,30 TL olduğu anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre; sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 Sayılı Kanun gereğince davalı idarenin sorumlu tutularak uyuşmazlık konusu olay nedeniyle toplam 33.620,30 TL maddi zararın, davacılar anne ve babaya miras payları oranında tazmin edilmesine ve bu miktarı aşan maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiğinden, davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve kısmen yukarıda anılan gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
İstinafa konu kararın manevi tazminata ilişkin ilişkin kısmın incelenmesinden;
Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Genel kabule göre manevi tazminata hükmedilebilmesi için, kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi, şeref ve haysiyetin rencide edilmiş olması veya idarenin kusursuz sorumluluğuna neden olan olayın hukuka aykırı bir veya bu olayın sonucunda nisbeten ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması gerekmektedir.
Dava konusu olayda davalı idarenin kusursuz sorumluluğu, olayın oluş şekli ve verdiği üzüntü, benzer olaylarda Dairemizin manevi tazminat tutarı yönünden ilkesel olarak belirlediği tutarlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapılması üzerine, davacı anne Z. K. için 20.000,00 TL, davacı baba Abdurrahim Kaya için 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin yukarıda anılan gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.
Yargılama giderleri ve nispi karar harcı kısmına gelince;
Öte yandan; 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu; 11. maddesinde, genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu; 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı; 16. maddesinde, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu; 21. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği; 28. maddesinde ise, (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında bu oranın yirmide bir olarak uygulandığı, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir.
Bu doğrultuda; konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, keşif ve bilirkişi ücreti ile posta giderinin, haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen 29/11/2019 gün ve E:2019/1227, K:2019/2342 Sayılı karara karşı yapılan;
1-Davacıların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve kısmen yukarıda anılan gerekçe ile reddine,
2-Davacılar için 33.620,30 TL maddi tazminatın, davalı idare tarafından davacılara miras payları oranında (her bir davacının 1/2 oranında miras payı) ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
3-Davacı anne Z. K. için 20.000,00 TL ve davacı baba A. K. için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL manevi tazminatın, davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına,
4-Davanın genelindeki haklılık oranının değişmesi nedeniyle yargılama giderlerinin yeniden hesaplanması üzerine, 531,85 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 21,60 TL'lik kısmının davalı idarece davacılara verilmesine, kalan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı Diyarbakır Valiliği tarafından karşılanan 86,05 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 82,55 TL'lik kısmının davacılar tarafından davalı Diyarbakır Valiliği'ne verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı Diyarbakır Valiliği üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından karşılanan 96,00 TL yargılama giderinin davanın genelindeki haklılık durumuna göre takdiren 92,10 TL'lik kısmının davacılar tarafından davalı İçişleri Bakanlığı'na verilmesine, kalan yargılama giderinin davalı İçişleri Bakanlığı üzerinde bırakılmasına,
7-Adli yardım kararı gereğince ertelenen ve genel bütçeden karşılanan 531,85 TL yargılama giderinden, davacılar tarafından yatırılan 4,60-TL vekalet harcının mahsup edilmesi sonucunda kalan 527,25 TL'nin, davacılardan tahsiline ve bunun tahsili için mahkemesince ilgili merciiye müzekkere yazılmasına,
8-Hükmedilen tutar üzerinden hesaplanan 5.030,00 TL nispi karar harcının davalı idareler üzerinde bırakılmasına, nispi karar harcının davalı idarelerden tahsili için mahkemesince ilgili merciiye müzekkere yazılmasına,
9-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ve kabul edilen maddi tazminat yönünden 5.043,05-TL avukatlık ücretinin davalı idareler tarafından davacılara verilmesine,
10-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ve reddedilen maddi tazminat yönünden 5.043,05-TL avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idarelere verilmesine,
11-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ve kabul edilen manevi tazminat yönünden 6.000,00-TL avukatlık ücretinin davalı idareler tarafından davacılara verilmesine,
12-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ve reddedilen manevi tazminat yönünden 6.000,00-TL avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idarelere verilmesine,
13-Artan posta gideri avanslarının ilgililerine iadesine,
14-2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 46/1-(b).maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 24/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)