(2709 S. K. m. 125) (6100 S. K. m. 282, 323, 326, 328, 330, 332) (2577 S. K. m. 31, 45, 46, 49) (1136 S. K. m. 164)
İSTEMİN ÖZETİ: 30.05.2017 tarihinde kalp rahatsızlığı sebebiyle Behçet Uz Çoçuk Hastalıkları ve Cerrahisi Hastanesine müracaat eden davacının çocuğu ......'in tedavisinin özensiz yapıldığı, jeneratörün arızalı olduğundan bahisle 02.06.2017 tarihinde acil ameliyat olması gerekirken 05.06.2017 tarihine kadar ameliyat edilemediği ve gecikme nedeniyle çocuğunun 05.06.2017 tarihinde vefat ettiği, tedavi sürecinde ağır hizmet kusuru bulunduğundan bahisle oluştuğu iddia edilen 250.000,00-TL manevi zararının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada; dosya içerisinde yer alan bilimsel raporlar uyarınca, meydana gelen ölüm olayı ile sunulan sağlık hizmeti kapsamındaki tıbbi uygulamalar arasında uygun illiyet bağı kurulamamış ise de, davacının doğumsal kalp hastalığı olan çocuğuna jeneratör temin edilmesi suretiyle katater anjiyografi tedavisi sağlanması gerekirken var olan jeneratör arızasının tam anlamıyla giderilememesi ve yeni bir jeneratörün de tüm ekipmanıyla birlikte geçen üç günlük süre zarfında temin edilememesi sebebiyle bu standartlarda sağlık hizmetinin sunulamadığı, çocuğun acilen ameliyat olması gerektiği bilindiği halde geçen üç günlük süreçte çocuğun sevki için yer ayarlanamadığı tüm dosya içeriğinden anlaşıldığı, buna göre, somut olayda hekim yahut diğer sağlık personelinin kusurlu olmadıkları ve kendilerine rücu sonucunu doğuracak bir tıbbi ameliyede kusurlu davranışlarının olmadığı görülmekle birlikte; tıbbi cihaz ve teşkilat yetersizliği ile çocuğun sevkine yönelik olarak gerekli organizasyonun sağlanamaması sebebiyle sağlık hizmetinin kusurlu işletildiği ve bu nedenle sağlık hizmetini gereği gibi işletmeyen sağlık idaresinin sorumluluğuna gidilmesi gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 282. maddesindeki; hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir yolundaki hüküm ışığında tamamı dosya içeriğinde yer alan ve davalı idarenin kusuru yönünden de somut olayı inceleyen ve değerlendirmelerde bulunan Adli Tıp Kurumu raporu ile dosya içeriğindeki tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; organizasyon eksikliği sebebiyle davacının çocuğunun vefat etmesi durumunun davacıda endişe ve üzüntüye yol açtığı, olayın niteliği ve kusurun ağırlığı, olay tarihinde çocuğun yaşı, davacının yaşadığı ruhsal travma ve etkileri ve yaşamının sonraki dönemindeki yaşanan olayın etkileri göz önünde bulundurularak davacının maruz kaldığı acı, elem ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilmesi amacıyla talep edilen 250.000,00-TL manevi tazminatın 175.000,00-TL'sinin idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddi gerektiği gerekçesiyle davacının 175.000,00-TL'lik manevi tazminat talebinin kabulü, 75.000,00-TL manevi tazminat talebi yönünden ise davanın reddi, kabul edilen 175.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 16.08.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yolunda İzmir 4. İdare Mahkemesince verilen 05/03/2020 tarih, E:2017/1958, K:2020/378 sayılı kararın; davacı tarafındandavalı idarece hizmetin ağır kusur ile işletildiği, davanın da idarenin hizmet kusuru nedeniyle açıldığı, istenen manevi tazminatın kusurun ağırlığı ile ölçülü olduğu, kararın redde ilişkin kısmında hukuksal isabet bulunmadığı, davalı idarece jeneratörün bakımının yapıldığı, arızanın bakım hizmetlerindeki eksiklikten kaynaklanmadığı, anlık bir arıza olduğunun yapılan inceleme ile anlaşıldığı, çocuğun bir başka merkeze nakli için gerekli girişimlerin yapıldığı, hizmetin kusurlu işletilmediği, tazmin borcunu doğuran hukuksal sorumluluk sebeplerinin bulunmadığı, manevi tazminatın zenginleşme nedeni olamayacağı, faizin karar tarihinden verilmesi gerektiği, kararın kabule ilişkin kısmında hukuksal isabet bulunmadığı, davalı yanında davaya katılan ...... ve diğerleri tarafından jeneratör arızasının giderildiği, arızanın girişimin yapılmasını engellemediği, ilgili hekimin girişimi yapmayı uygun bulmadığı, hizmetin kusurlu işletilmediği, kararın kabule ilişkin kısmında hukuksal isabet bulunmadığı ileri sürülerek karşılıklı istinaf yoluyla aleyhe kısımların kaldırılması istemidir.
DAVACI SAVUNMASININ ÖZETİ: İdarenin organizasyon hatası nedeniyle sağlık hizmetini kusurlu işlettiği, kararda faizin başvuru tarihinden işletildiği, manevi tazminatın işlenen hizmet kusurunun yaptırımı niteliğinde istendiği, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan davalı istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
DAVALI SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı istinaf başvuru dilekçesine yanıt verilmemiştir.
DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER ......3.d. Beş Kişi
SAVUNMASININ ÖZETİ: Müdahillerin hastanın takip ve tedavisi sürecinde kişisel kusurlarının bulunmadığı, aynı olay nedeniyle haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, yasal ve hukuksal dayanağı bulunmayan davacı istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
DİĞER DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER
SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı istinaf başvuru dilekçesine yanıt verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdare Dava Dairesince; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinde, "2. İstinaf, temyizin şekil ve usullerine tabidir.
...
4. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu hâlde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir. İnceleme sırasında ihtiyaç duyulması hâlinde kararı veren mahkeme veya başka bir yer idare ya da vergi mahkemesi istinabe olunabilir. İstinabe olunan mahkeme gerekli işlemleri öncelikle ve ivedilikle yerine getirir.
...
6. Bölge idare mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir. " kurallarına yer verilmiş; "Temyiz" başlıklı 46. maddesinde Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarının tebliğini izleyen 30 gün içerisinde Danıştayda temyiz edilebileceği öngörüldükten sonra temyize tabi kararlarının hangileri olduğu sayma yoluyla sınırlanarak belirlenmiş, "temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinde,"1. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Kararı hukuka uygun bulursa onar. Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa, kararı, gerekçesini değiştirerek onar.
b) Kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onar.
2. Temyiz incelemesi sonunda Danıştay;
a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması, sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozar.
3. Kararların kısmen onanması ve kısmen bozulması hâllerinde kesinleşen kısım Danıştay kararında belirtilir...." kuralına yer verilmiştir.
Davacının, ilk derece Mahkemesi kararının "redde" ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinden;
Dosyadaki belgeler ile davacı başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın davacı başvurusuna konu "redde" ilişkin kısmının hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Davalı ve yanında katılan ...... ve diğerlerinin, ilk derece Mahkemesi kararının "kabule" ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinden;
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Diğer yandan; Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da, manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat ise; olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminatın, idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması ve her durumda zenginleşmeye yol açmaması gerekmektedir. (Benzer yaklaşım ve ölçütler için; Danıştay 10. Dairesinin 21.09.2020 tarih, E: 2019/6426, K: 2020/3084; 07.03.2017 tarihi E: 2015/1161, K: 2017/1360 sayılı kararlarına bakılabilir)
Olayda, davacının ......'in babası olduğu, çocuğunun 2 aylık iken yaşadığı kalp sorunu nedeniyle 30/05/2017 tarihinde Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, yatışının çocuk yoğun bakım servisine yapıldığı, Çocuk Kardiyolojisi ve Çocuk Kalp Damar Cerrahisi konsültasyonlarının yapıldığı, 01/06/2017 tarihli kateter anjiyografi ile atriyal septostomi girişiminin başarılı olmadığı, 02/06/2017 sabahında operasyon salonuna gönderilmek üzere hazırlandığı, ancak operasyonun teknik arıza nedeniyle iptal edildiği, aynı gün Çocuk KDC konsültasyonunda, "Hastanın mevcut durumunun kötü olması, operasyonun aciliyeti nedeniyle başka merkeze sevki uygundur." şeklinde not yazıldığı, 02/06/2017 tarihinde 112 acil servisi aranarak hasta için sevk kaydının oluşturulduğu, 2, 3, 4 Haziran 2017 tarihlerinde hastanın mevcut tedavisinin Çocuk Yoğun Bakım Kliniğinde devam ettiği, doku perfizyon bozukluğu nedeniyle 05/06/2017 tarihinde saat 09:05 te kardiyak arrest geliştiği ve ex kabul edildiği, gerekli girişimin yapılamamasının nedeninin hastanede yaşanan jeneratör arızası olduğu; ilk derece Mahkemesince idarenin iç işleyişi ve ön inceleme raporlarında aldığı bilirkişi görüşleri yanında, aynı olay nedeniyle yürütülen ceza yargılaması sürecinde Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporu değerlendirilerek; tıbbi cihaz ve tesis yetersizliği ile çocuğun sevkine yönelik olarak gerekli organizasyonun sağlanamaması nedeniyle idarenin hizmeti kusurlu işlettiği sonucuna varıldığı ve davacının manevi tazminat isteminin 175.000,00 TL kısmının kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda; idarenin hizmet kusurunun tesisin donatım ve işleyişinden kaynaklanan jeneratör arızası, bu arızanın süresi, bu süreçte çocuğun bir başka merkeze sevk edilememesinden doğması, çocuğun sağlık sorununun taşıdığı riskler, ölümü ile hizmet kusuru arasındaki nedensellik, çocuğun yaşı, babanın çocuğunun ölümü nedeniyle yaşadığı acı ve üzüntü ile manevi tazminatın kapsamı ve hukuksal niteliği gözönünde bulundurularak; idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı, aynı zamanda cezalandırıcı ve her durumda zenginleşmeye yol açmayacak tutarda 75.000,00 TL olarak belirlenmesi gerekirken, manevi tazminat tutarının ilk derece Mahkemesince bu tutarın çok üzerinde 175.000,00 TL olarak belirlenmesinde hukuksal isabet bulunmadığından; kararın Dairemizce belirlenen 75.000,00 TL manevi tazminatı aşan başvuruya konu kısmının kaldırılması gerekmektedir.
Diğer yandan; ilk derece Mahkemesince müdahil yargılama giderleri müdahiller üzerinde bırakılmış olduğu görülmekle birlikte; istinaf yargılaması nitelik ve kapsamı da gözönünde bulundurularak sadece istinaf başvurusu yapan müdahiller için ilk aşama yargılama giderleri ve istinaf aşaması yargılama giderleri yönünden Dairemizce değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesi uyarınca avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade etmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollama yaptığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323. maddesinde, vekalet ücretinin yargılama giderlerine dahil olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun "Yargılama giderlerinden sorumluluk" başlıklı 326. maddesinde; yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği belirtilmiş, 330. maddesinde; vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücretinin, taraf lehine hükmedileceği düzenlemesine yer verilmiş ve 332. maddesinde de; yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği kurala bağlanmıştır.
Diğer taraftan, Kanunun "Fer’î müdahale gideri" başlıklı 328. maddesinde de; "Fer’î müdahil olarak davada yer alan kimse, yanında katıldığı taraf haksız çıkarsa, yalnızca fer’î müdahale giderinden sorumlu tutulur, aksi hâlde bu giderler diğer tarafa yükletilir. Ancak, hüküm üçüncü kişinin katıldığı taraf lehine verilmiş olsa bile, lehine hükmolunan tarafın hâl ve davranışı, üçüncü kişinin davaya katılmasını gerektirmişse, müdahale giderinin tamamı veya bir kısmı, lehine hüküm verilen tarafa yükletilebilir." kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen kurallar uyarınca; vekil marifetiyle temsil edilen taraf lehine, esastan sonuçlanan davadaki haklılık durumuna göre, vekalet ücretine hükmedilmesi yasal bir zorunluluk olmakla birlikte; müdahale gideri kavramı içinde yer almayan ve sadece davanın tarafları açısından geçerli olan vekalet ücreti ile ilgili olarak, müdahile yönelik hüküm tesis edilmesi hukuksal olarak olanaklı bulunmamaktadır. (Aynı yönde yaklaşım için; Danıştay 10. Dairesinin 07.10.2019 tarih, E: 2019/6168, K: 2019/6266 sayılı kararına bakılabilir.)
Açıklanan nedenlerle; İzmir 4. İdare Mahkemesince '' davacının manevi tazminat isteminin 175.000,00 TL kısmının kabulü, 75.000,00 TL kısmının reddi, kabul edilen 175.000,00-TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 16.08.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi" yolunda verilen 05/03/2020 tarih, E:2017/1958, K:2020/378 sayılı kararın;
- redde ilişkin kısmına yönelik davacı istinaf başvurusunun reddine,
-kararın kabule ilişkin kısmına yönelik davalı ve yanında katılanların istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine, kararın manevi tazminatın kabul edilen100.000,00 TL kısmının kaldırılmasına; kaldırılan kısım yönünden manevi tazminat isteminin reddine;
-dava sonucu itibariyle "250.00,00 TL manevi tazminat isteminin 75.000, 00 TL kısmının kabulü, 175.00,00 TL kısmının reddi" ile sonuçlandığından tarafların haklılık durumuna göre aşağıda ayrıntısı gösterilen ve davacı tarafından karşılanan ilk aşama yargılama giderleri toplamı 234,00 TL yargılama giderinin 163,80 TL kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, 70,20 TL kısmının davalı idare tarafından davacıya ödenmesine,
-davacının aşağıda ayrıntısı gösterilen 344,60 TL istinaf aşaması yargılama giderinin bu aşamadaki haklılık durumuna göre davacı üzerinde bırakılmasına;
-kabul edilen tutar üzerinden hesaplanan 5.123,25 TL nispi karar harcının, davacıdan ilk aşamada tahsil edilen 854,00 TL harç mahsup edilerek eksik 4.269,25 TL kısmının davacıya tamamlatılmasına,
-davacı vekili için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/1 maddesi uyarınca kabul edilen tutar üzerinden hesaplanan 10.550,00 TL nispi avukatlık ücretinin davalı idarece davacıya ödenmesine,
-davalı idarenin istinaf aşamasında Y.D. isteminin reddedildiği ve esasta haklılık durumu gözönünde bulundurularak, her türlü harçtan muaf olması nedeniyle yalnızca başvurusu sırasında alınmayan 148,60 TL istinaf başvuru harcının 492 sayılı Yasanın 13/j maddesi uyarınca 110,00 TL kısmının davacıdan tahsilinin tahsil dairesinden istenilmesine,
-davalının bu aşamada yaptığı 109,00 TL posta giderinin haklılık durumuna göre 29,00 TL kısmının davalı üzerinde bırakılmasına, 80,00 TL kısmının davacı tarafından davalı idareye ödenmesine,
-davalı vekili için Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/2 maddesi uyarınca davacı lehine hükmedilen tutarı geçmemek üzere belirlenen 10.550,00 TL avukatlık ücretinin davacı tarafından davalı idareye ödenmesine;
-davalı idare yanında davaya katılan ve istinaf başvurusunda bulunan ...... ve diğerlerinin ilk aşama ve istinaf aşamasında yaptığı toplam 500,70 TL yargılama giderinin, haklılık durumuna göre 150,50 TL kısmının üzerlerinde bırakılmasına, 350,00 TL kısmının davacı tarafından davalı yanında katılanlara ödenmesine, ...... ve diğerleri vekili için lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesine,
-taraflardan alınan posta gideri avanslarının istemeleri durumunda veya kararın kesinleşmesi üzerine Mahkemesince taraflara geri verilmesine,
- kararımızın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere19/11/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
AYRIŞIK OY: Dosyadaki belgeler ile davacı ve yanında katılanların başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın davalı ve yanında katılanların başvurusuna konu "kabule" ilişkin kısmının hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bu kısmının kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varıldığından, Dairemizin aksi yöndeki kararına katılmıyorum. (¤¤)