(AİHS m. 6) (2709 S. K. m. 36, 90) (2577 S. K. m. 16, 31, 45, Geç. m. 7) (6100 S. K. m. 280, 281)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacının, Samsun İli, Çarşamba İlçesinde 21/06/2017 tarihinde meydana gelen yoğun yağış nedeniyle drenaj kanallarında biriken suyun taşması sonucu kendisine ait tarım arazilerinde ekili ürünlerinin zayi ve yok olduğundan bahisle oluştuğu ileri sürülen zarar karşılığı fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 5.000,00-TL maddi zararın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle açtığı davada; davanın reddine ilişkin 13/02/2020 tarih ve E:2018/60, K:2020/243 sayılı kararına karşı yapılan istinaf isteminin reddine karar veren Samsun 2. İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 10/04/2020 gün ve E:2018/60, K:2020/243, İstinaf No:2020/225 sayılı kararının; mahkemeye erişim hakkı ve adil yargılanma hakkındı ihlal edildiği, mahkeme tarafından yapılan bilirkişi raporuna itiraz edilmesine rağmen bu talepleri değerlendirilmeden karar verildiği, bilirkişi raporlarına itirazları hakkında bir karar verileceği beklenilirken esastan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, ek rapora gidilmeyeceği ya da karar verileceğinin bildirilmesi halinde ıslah haklarını kullanabilecek oldukları, bu şekilde ıslah haklarının da ellerinden alındığı, Samsun 1.ve 2.İdare Mahkemesi'nin emsal yüzlerce dosyasında keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak tam kabul yönünde kararlar verildiği, dosyada yer alan bilirkişi raporunda da idarenin %100 hizmet kusurunun bulunduğunun belirtilmesine karşın usul ve yasaya aykırı olarak davanın reddine karar verildiği, Meteoroloji 10. Bölge Müdürlüğü tarafından yağışlardan günler öncesinde gerekli tedbirlerin alınması gerektiği konusunda uyarılmasına rağmen idarenin eylemsiz kalarak zararların meydana gelmesine neden olduğu ileri sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca istinaf yolu ile incelenerek kaldırılması istemidir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Samsun Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
Dava, davacının, Samsun İli, Çarşamba İlçesinde 21/06/2017 tarihinde meydana gelen yoğun yağış nedeniyle drenaj kanallarında biriken suyun taşması sonucu kendisine ait tarım arazilerinde ekili ürünlerinin zayi ve yok olduğundan bahisle oluştuğu ileri sürülen zarar karşılığı fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 5.000,00-TL maddi zararın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminen ödenmesine karar verilmesi istemine ilişkindir.
İdare Mahkemesi Hakimliği'nce; davanın reddine ilişkin 13/02/2020 tarih ve E:2018/60, K:2020/243 sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun; 2020 yılı istinaf kanun yolu parasal sınırının 7.000,00- TL olduğu, dava dilekçesinde 5.000,00-TL ödenmesinin istenildiğinden, başka bir ifadeyle dava değerinin istinaf sınırının altında olduğu görüldüğünden, ilgili kanun maddesi hükmü uyarınca, kesin olarak karar verildiği, kesin karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı kanunun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir'' cümlesi, aynı Kanunun 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.'' cümlesi eklenmiştir.
Nitekim, 6459 sayılı Kanunun 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, ''AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.'' ifadesine yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin arttırılmasına olanak tanınmıştır.
Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasal değişiklikle ilgililerin uğramış olduğu zararın, dava dilekçesinde gösterilen zarar miktarından fazla olmasına karşın, davacı veya davacıların dava dilekçesinde gösterdikleri zarar miktarını arttırmalarına yönelik taleplerinin mahkemelerce kabul edilmeyerek istemle bağlı kalma kuralını uygulayarak dava dilekçesinde gösterilen zarar tutarı kadar tazminata hükmetmelerinden doğan hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Bir başka ifade ile mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak suretiyle verilen kararlara karşı taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olması şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.
Öte yandan; 2577 sayılı Kanun'un 31. maddesinin yollamada bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu'nun 280. maddesinde ise, bilirkişi raporunun birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, 281. maddesinde de tarafların kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde bilirkişi raporuna itiraz edebilecekleri kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu" kuralı bulunmaktadır.
Yine, Anayasa'nın 90. maddesinin beşinci fıkrasında; "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı" hükme bağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinde; "Herkes, davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir" denilmiştir. Sözleşmeci Taraflar’a yüklenilen taahhütlere uyulmasını sağlamak için kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), vermiş olduğu istikrar kazanmış kararlarında çekişmeli yargılanma hakkının yukarıda anılan "Adil Yargılanma Hakkı" kapsamında olduğunu değerlendirmektedir. AİHM'nin 21497/93 başvuru nolu Mantovanelli/ Fransa davasına ilişkin kararında, Sözleşme'nin 6(1). fıkrası anlamında adil muhakemenin (fair hearing) unsurlarından birinin, çekişmeli yargılanma hakkı olduğu; çekişmeli yargılanma hakkının, her bir tarafın, kural olarak sadece kendi iddialarının kabulü için gerekli delilleri öğrenme imkânına sahip olması değil, ama ayrıca mahkemenin kararını etkilemek amacıyla dosyaya sunulan tüm delilleri ve görüşleri öğrenme ve bunlar hakkında görüş bildirme imkânına sahip olması anlamına geldiği belirtilmiştir.
Yukarıda anılan mevzuat ve yerleşmiş AİHM içtihatlarına göre; mahkemeler, yapılan yargılama işlemlerine olanakları varsa tarafların katılmasını sağlayacak önlemleri almak zorundadır. Zira, kural olarak uyuşmazlığın çözümüne etki eden ve hükme esas alınan tüm yargılama işlemlerinin tarafların katılımıyla yapılması, zaruret dolayısıyla aksinin yapılması hâlinde de savunma hakkının sınırlanmamasına yönelik olarak ilgilisine mutlaka tebliği ve buna cevap hakkının tanınması adil yargılamanın gereğidir.
Dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından, Samsun İli, Çarşamba İlçesinde 21/06/2017 tarihinde meydana gelen yoğun yağış nedeniyle drenaj kanallarında biriken suyun taşması sonucu kendisine ait tarım arazilerinde ekili ürünlerinin zayi ve yok olduğundan bahisle oluştuğu ileri sürülen zarar karşılığı fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik 5.000,00-TL maddi zararın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminen ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda açık bir düzenleme bulunmasa da uyuşmazlığın özelliğine göre hak kayıplarının önlenmesi amacıyla, esas hakkında karar verilmeden önce bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise bilirkişi raporunun tebliğ edilmesinden sonra, varsa tarafların anılan rapora itirazlar değerlendirilerek bu hususta ara kararı alınıp, şayet bilirkişi raporuna itirazlar yerinde görülmeyecek ise, bu durum ile dosyanın esası hakkında karar verilebilecek durumda olduğunun veya dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre karar verileceğinin fazlaya dair haklarını saklı tutmak kaydıyla dava açan davacıya bildirilerek tazminat talep miktarını artırmak isteyenlere ıslah hakkı imkanı tanınması mahkemeye erişim ve adil yargılanma hakkı kapsamıyla birlikte hakkaniyet gereğidir.
Diğer taraftan; mahkemece, esasa yönelik hüküm kurulmadan önce başka bir dosyada yer alan bilirkişi raporunun hükme esas alınacak nitelikte bulunması halinde de, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edilerek itiraz hakkının tanınması, varsa davalı idarenin itirazları ile davacının vaki itirazları incelendikten söz konusu bilirkişi raporunda eksiklik yahut belirsizlik bulunmadığı, başka bir deyişle bilirkişi raporunun hükme esas alınabileceği değerlendiriliyor ise söz konusu itirazların kabul edilmediği hususlarını içerecek tarzda alınacak bir ara kararı ile taraflara bildirimde bulunulması adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
Uyuşmazlık konusu olayda; 14.05.219 tarihli ara kararıyla keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, daha sonra Mahkeme hakimliğince keşif ve bilirkişi incelemesinden vazgeçilerek başka dosyadaki bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle, davacıların ıslah hakkını dolayısıyla (istinaf hakkının kullanımını engeller mahiyette) mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak nitelikte 13.02.2020 tarihinde esas hakkında karar verildiği görülmektedir.
Buna göre; uyuşmazlığın niteliği dikkate alındığında, Samsun 2.İdare Mahkemesi Hakimliğince, karar verilmeden önce başka bir raporun hükme esas alınması halinde bu raporun taraflara tebliğinin sağlanıp itirazlarının alınması sonrasında dosyadaki bilgi ve belgelere göre esas hakkında karar verileceğinin bildirilmesi ve böylelikle ıslah hakkının kullanılmasına fırsat tanınması gerekirken, bu husus gözardı edilerek ve ıslah hakkının kullanılmasına fırsat tanınmadan, mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak nitelikte taleple bağlı kalınarak verilen Mahkeme kararında bu yönüyle hukuki isabet bulunmadığı, bu aşamada davacının adil yargılanma hakkına müdahale edecek ve mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak nitelikte karar verildiği sonucuna varıldığından dava değerinin istinaf sınırının altında olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin reddine karar verilmesinde hukuka ve hakkaniyete uyarlık görülmemiştir.
Bununla birlikte; yukarıda yer verilen usuli eksiklik nedeniyle bu aşamada istinaf başvurusunun esası hakkında bir değerlendirme yapılmasına imkan bulunmadığı, öncelikli olarak istinaf dilekçesinin davalı idareye tebliğ edilerek istinaf istemi ile ilgili tekemmül sürecinin tamamlanması ve dosyanın istinaf incelemesinin yapacak olan dairemize yeniden gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, Samsun 2. İdare Mahkemesi Hakimliği'nin 10/04/2020 gün ve E:2018/60, K:2020/243, İstinaf No:2020/225 sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere Samsun 2. İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile vekalet ücreti ve yargılama giderleri hakkında da hüküm kurulacağından bu konuda ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 24/09/2020 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi. (¤¤)