(213 S. K. m. 3, 30) (3065 S. K. m. 1, 4, 8) (193 S. K. m. 61, 62)
İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirketin 2016 yılı işlemlerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen 15/12/2018 tarih ve 2018-B-927/14 sayılı vergi inceleme raporuyla, taşıt satın almak isteyen müşterilerin ilgili banka veya finans kurumuna yönlendirilmesi karşılığında banka ve finans kurumları tarafından yapılan ödemeler nedeniyle elde edilen hizmet ifası bedellerinin yasal defter ve kayıtlara intikal ettirilmemesi ve anılan rapora göre, 2015 dönemine ilişkin hesaplarının incelenmesi sonucunda düzenlenen 15/12/2018 tarih ve 2018-B-927/11 vergi inceleme raporuna istinaden 2015 dönemi katma değer vergisi beyanlarının yeniden düzenlenerek 2015/12. döneminden sonraki döneme devreden katma değer vergisinin azaltılması nedeniyle 2016/2 dönemine ilişkin olarak yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının kaldırılması istemiyle açılan davayı; davacı şirket ile banka ve finans kuruluşları arasında, taşıt kredisi kullanmak isteyen müşterilerin bankaya yönlendirilmesi şeklinde ifa edilen müşteri bulma hizmeti kapsamında, şirket çalışanlarına, bir menfaat temini hususunda düzenlenmiş bir sözleşme bulunmadığı, şirket ile anılan kuruluşlar arasında yapılan sözleşmelerde de şirket çalışanlarına belirli bir tutarda veya oranda ödeme yapılacağına ilişkin herhangi bir hükmün bulunmadığı, idarece kayıtdışı ücrete ilişkin oluşturulan tablolarda yer alan ve ücret olarak değerlendirilen, banka ve finans kuruluşları tarafından her çalışan için her ay için farklı tutarlarda ve farklı adlarla sağlanan menfaatlerin, ücret gibi sürekli ve yapılan çalışma karşılığında belirli oranda veya tutarda olmadığı, banka ve finans kuruluşları tarafından sağlanan menfaatlerin şirketin uhdesine de girmediği, doğrudan şirket çalışanlarının hesaplarına ayni veya nakdi ödeme şeklinde yapıldığı, banka ve finans kuruluşları tarafından ödenen bu tutarların, davacı şirket ile çalışanları arasında yapılan hizmet sözleşmesine bağlı olarak talep edilebilir ve ödenmesi zorunlu menfaatler olmadığı ve böylece yapılan ödemelerin davacı şirketin Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1. maddesi kapsamında vermiş olduğu bir hizmet karşılığı olduğunun davalı idarece ortaya konulamadığı görüldüğünden dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık bulunmadığı, davacı adına 2015/12. döneminden devreden katma değer vergisinin yeniden düzenlenmesi sonucu tarh edilen cezalı katma değer vergisine gelince; dava konusu cezalı katma değer vergisi tarhiyatının dayanağını 2014/01,02,08,09,10,11. dönemleri için yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının teşkil ettiği anlaşıldığından, anılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatına karşı Mahkemelerinin E:2019/1041 sayılı dosyasında açılan davada, 20/12/2019 tarih ve K:2019/1682 sayılı kararla, davacı şirket adına tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri hukuka uygun bulunmadığından, dava konusu devreden katma değer vergisi dolayısıyla 2016 dönemine ilişkin vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 28/02/2020 gün ve E:2019/1875, K:2020/284 sayılı kararının; davacı kurumun taşıt satın almak isteyen müşterilerini ilgili banka veya finans kuruluşuna yönlendirmesi karşılığında, banka veya finans kuruluşu tarafından davacı kurum çalışanlarına veya davacı kurumun kendisine çeşitli şekillerde ödeme yapıldığının tespit edildiği, söz konusu müşteri bulma hizmeti karşılığı bankaca yapılan ödemelerin katma değer vergisine tabi olduğu, bu nedenle davacı adına yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Davacının fatura düzenlenmesini gerektirecek bir gelir elde etmediği, şirket çalışanlarına gönderildiği belirtilen meblağlardan haberdar olmadığı, ülkemizde çalışanlara bu türden yapılan ödemelerin mevcut olduğu, söz konusu ödemelere ait vergisel ödevlerden şirketin sorumlu tutulmasının hakkaniyete uygun olmayacağı belirtilerek usul ve hukuka uygun bulunan karara yönelik istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmuştur.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 3/B maddesinde; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği, şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesinin ispatlama vasıtası olarak kullanılamayacağı, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olacağı 30/4.maddesinde de; defter kayıtları ve bunlarla ilgili vesikaların vergi matrahının doğru ve kesin olarak tespitine imkan vermeyecek derecede noksan, usulsüz ve karışık olması dolaysıyla ihticaca salih bulunmaması halinin resen takdiri gerektirdiği hükme bağlanmıştır.
Dava dosyasında mevcut bilgi-belgeler ile cezalı tarhiyatın dayanağını teşkil eden vergi inceleme raporlarının incelemesinden; davacı şirketin binek ve hafif motorlu kara taşıtlarının perakende satışı faaliyetiyle iştigal ettiği, taşıt alımlarında nihai müşterilerin bankalardan ya da finans kuruluşlarından taşıt kredisi kullanmasının sık görülen bir uygulama olduğu, bu kapsamda bankalar ve finans kuruluşlarından "taşıt kredisi kullanmak isteyen müşterilerin bankaya yönlendirilmesi şeklinde ifa edilen müşteri bulma hizmetini mükellef kurumdan alıp almadıkları, böyle bir hizmet alınmışsa alınan hizmet karşılığında banka veya finans kuruluşu tarafından bir ödeme yapılıp yapılmadığı, bu kapsamda yapılan ödemelerin ne şekilde yapıldığı, yapılan bu hizmetle ilgili bir sözleşme veya protokol düzenlenip düzenlenmediği hususlarının sorulduğu", müfettişliğe gelen cevap yazılarından "mükellef kurumun yasal defter kayıtlarında yer almayan ve finans kuruluşları tarafından kurum çalışanlarının ve kurum ortağının mevduat hesabına, kredi kartına ödenen tutarların olduğu ve ayni veya nakdi ödemeler yapıldığının" tespit edildiği ... Bankası A.Ş.'nin mükellef kurumla özel bir sözleşme düzenlemediği, müşteri bulma hizmeti kapsamında mükellef kurum çalışanlarının kredi kartlarına ödemeler yapıldığı, ... Finansman A.Ş. ile mükellef kurum arasında sözleşme imzalandığı, mükellef kurumda çalışan hizmet erbabına ödenen primlerle ilgili altın teslim tutanaklarında mükellef kurumun da kaşesinin bulunduğu, ... Bankası A.Ş. ile mükellef kurum arasında doğrudan bir sözleşme yapılmadığı, mükellef kurum personeliyle bir sözleşme yapıldığı, verilen müşteri bulma hizmeti kapsamında ödenen primler bulunduğu, ... Bank A.Ş.'nin prim ödemelerinin bir kısmını doğrudan firma çalışanlarının kredi kartına puan yüklemesi olarak yaptığı, bir kısmını ise doğrudan mükellef kurumun ticari kredi kartına puan yüklemesi olarak gerçekleştirdiği, ... Bankası A.O.'nın mükellef kurumla nakit komisyon protokolü adı altında sözleşme yaptığı, sözleşmenin konusunun mükellef kuruma gelecek müşterilerin kredi kullanmak üzere bankaya yönlendirilmesi karşılığında banka tarafından mükellef kuruma veya burada çalışan satış temsilcilerine prim ödemesi yapılması olduğu hususlarına yer verildiğinin görüldüğü, bu veriler ışığında: banka veya özel finans kuruluşunun bu ticari ilişkide muhatabının satış temsilcisi değil, mükellef kurum olduğu, herhangi bir kurumun yaptığı bir hizmet karşılığında kurumun bankadaki hesabı yerine kurumun çalışanı/ortağı olan kişinin hesabına bedelin yatırılmasının, bu bedelin kurum tarafından elde edilmiş bir ticari kazanç olma özelliğini değiştirmeyeceği hususu da nazara alınarak satış personeline yapılan ödemelerden haberdar olduğu halde, mükellef kurum tarafından yasal defter kayıtlarına alınmamış, banka veya finans kuruluşları tarafından çalışanlara/ortağına veya mükellef kurumun bizzat kendisine yapılan ödemelerin sonuçta mükellef kurumun verdiği hizmetin karşılığı olduğu kabul edilmek suretiyle bankalar ve finans kuruluşları tarafından mükellef kurumda çalışan hizmet erbabına veya ortağına yapılan ödemelerin katma değer vergisi matrahlarına ilavesiyle fark olarak hesaplanan katma değer vergisinin 1 kat vergi ziyaı cezalı olarak resen tarh edilmesi gerektiğinin önerildiği, bu öneri doğrultusunda uyuşmazlık konusu cezalı tarhiyatın yapıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde, ticari gayesi araç satışı olan mükellef kurumun araç satın almak isteyen müşterilerine araç kredisi kullandırmak suretiyle gayesi kazanç sağlamak olan banka ve finans kuruluşlarına "müşteri temin etmek" şeklinde gerçekleşen bir hizmet sunumunun bulunup bulunmadığı; sunulmuş ise, bu hizmetin kim tarafından gerçekleştirildiği; bu hizmet karşılığı ayni ve nakdi olarak (altın, kredi kartına puan yükleme, nakit) yapılan ödemelerin mahiyetinin ne olduğu; bu ödemelerin işveren olan mükellef kurum yerine çalışanlara dağıtılmasının bu mahiyeti etkileyip etkilemeyeceği hususlarının irdelenmesi gerekmektedir.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 1/1.maddesinde; Türkiye'de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu belirlemesi yapıldıktan sonra 4. maddesinde; "hizmetin" teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin; bir şeyi yapmak ve işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği, 8/a) maddesinde ise mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanların katma değer vergisi mükellefi oldukları hükme bağlanmıştır.
Öte yandan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 61. maddesinde; işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerin ücret olduğu ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği, 62.maddesinde de; hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerin işveren olduğu, 61'inci maddenin 1 ila 6 numaralı bentlerinde yazılı ödemeleri yapanların bu kanunda yazılı ödevleri yerine getirmek bakımından işveren hükmünde oldukları kuralı mevcuttur.
Buna göre, mükellef kurum çalışanlarının Gelir Vergisi Kanunu'nun yukarıda anılan 61 ve 62. maddeleri uyarınca esas görevinin işverinin emir ve talimatları doğrultusunda taşıtların satılmasını sağlamak olduğu, bu kapsamda taşıt satışının meydana gelmesi için müşterinin kredi kullanabileceği bir bankaya yönlendirilmesinin de hizmet erbabının görevleri arasında bulunduğu, bu görevin işvereni olan mükellef kuruma karşı verildiği, çünkü amacın mükellef kurumun satış yapması veya satışlarının artırılması ile sonuçta ticari kazanç elde edilmesi olduğu, mükellef kurumun çalışanları aracılığı ile banka ve finans kuruluşuna yönlendirilen müşterinin araç kredisi kullanması halinde banka/özel finans kuruluşunun da kazanç elde ettiği, banka veya özel finans kuruluşunun bu ticari ilişkide muhatabının görevleri arasında satış yapma veya satışları arttırma maksadıyla müşteriyi bankaya yönlendirme görevi de olan (satış temsilcisi) çalışan değil, onu istihdam eden emir ve talimat vererek satış yaptıran mükellef kurum olduğu, hizmet erbabının verdiği bu hizmet karşılığında banka veya finans kuruluşu tarafından hizmet erbabına yapılan ödemelerin mükellef kurumca çalışanları eli ile verilen bu hizmetten ayrı sayılamayacağı sonuçlarına varılacağı gibi, tarhiyatın dayanağı vergi inceleme raporunda banka ve finans kurumlarınca bazı ödemelerin mükellef kuruma yapıldığı ve mükellef kurumca bu ödemeler karşılığı fatura düzenlendiğinin tespit edilmiş olduğu hususu da nazara alındığında, mükellef kurumca banka ve finans kurumlarına çalışanları vasıtasıyla verilen ve "müşteri temin etmek" şeklinde gerçekleşenhizmetsunumunun3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun yukarıda anılan 1/1. maddesi kapsamında katma değer vergisine tabi ticari bir faaliyet olduğunun kabulü gerekmektedir.
Hal böyle olunca, taşıt satın almak isteyen müşterilerin ilgili banka veya finans kurumuna yönlendirilmesi karşılığında banka ve finans kurumları tarafından çalışanlarına veya şirket ortağına yapılan ödemeler nedeniyle elde edilen hizmet ifası bedellerini yasal defter ve kayıtlara intikal ettirmediği ve katma değer vergisini hesaplamadığı tespit edilen davacı şirket adına resen yapılan tek kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Dava konusu cezalı tarhiyatın 2015/12. döneminden devreden kısmına gelince; dava konusu cezalı tarhiyatın dayanağını 2014/1, 2, 8, 9, 10,11. dönemleri için yapılan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatının teşkil ettiği, anılan tarhiyata karşı açılan davayı kabul eden İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 20/12/2019 tarih ve E:2019/1041, K:2019/1682 sayılı kararının, Dairemizin 25/11/2020tarih ve E:2020/575, K:2020/1012 sayılı kararıyla kaldırılarak davanın reddine karar verildiğinden, 2014 yılından devreden vergiler dolayısıyla yapılan dava konusu cezalı tarhiyatın bu kısmında da hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, istinaf başvurusunun kabulüne, İzmir 3. Vergi Mahkemesinin 28/02/2020 gün ve E:2019/1875, K:2020/284 sayılı kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davanın reddine, aşağıda dökümü yapılan 140,90 TL dava yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, istinaf aşamasında davalı idarece yapılan 57,00 TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.890,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 54,40 TL'den az olmamak üzere hüküm altına alınan tutar üzerinden binde 4,55 oranında hesaplanacak karar harcının davacıdan alınmasına, kesin olarak 25/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)