İstemin Özeti: Davacı şirket adına düzenlenen ve tebliğ edilen 11.8.2016 tarihli, 20160811665.....01 ana takip numaralı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada; davalı idare vekilince dosyaya ibraz edilen ve Mahkeme kayıtlarına giren dilekçede 6736 sayılı Yasa kapsamında davacı tarafından dava konusu ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına ilişkin davalardan vazgeçildiğine ilişkin belgelerin eklendiği görüldüğünden bakılmakta olan davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda İstanbul 2. İdare Mahkemesince verilen 27.12.2016 tarihli, E:2016/1542, K:2016/2561sayılı kararın, aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla kaldırılması ve işin esası hakkında yeniden karar verilmesi davacı tarafından istenilmektedir.
Savunmanın Özeti: Kararın hukuka uygun olduğu, istinaf başvurusunun reddi gerektiği savunulmaktadır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Onuncu İdare Dava Dairesince, Danıştay Onüçüncü Dairesinin 5.2.2020 tarihli, E:2017/1603, K:2020/317 sayılı bozma kararına uyularak, davacının istinaf başvurusunun reddine ait 20.4.2017 tarihli, E:2017/656, K:2017/690 sayılı kararımız kaldırılıp, davacının istinaf başvurusu yeniden incelenerek, gereği görüşüldü:
19.8.2016 tarihli, 29806 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6736 sayılı "Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun"un 10. maddesinin 13. fıkrasının (a) bendinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunan ve ilgili maddeler uyarınca dava açmamaları veya açılan davalardan vazgeçmeleri gereken borçluların, bu Kanun hükümlerinden yararlanabilmeleri için ilgili maddelerde belirlenen başvuru sürelerinde yazılı olarak bu iradelerini belirtmelerinin şart olduğu; (b) bendinde, davadan vazgeçme dilekçelerinin ilgili tahsil dairesine verileceği ve bu dilekçelerin tahsil dairelerine verildiği tarihin, ilgili yargı merciine verildiği tarih sayılarak ilgili yargı merciine gönderileceği; (c) bendinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunan ve açtıkları davalardan vazgeçen borçluların bu ihtilaflarıyla ilgili olarak, bu Kanunun yayımlandığı tarihten sonra tebliğ edilen kararlar uyarınca işlem yapılmayacağı kurala bağlanmıştır.
Davacının 6736 sayılı Kanun'dan yararlanma istemli başvurusunda davadan vazgeçildiği belirtilmekte birlikte, davadan feragat edildiği yolunda bir ifade yer almadığından "davadan vazgeçme"nin hukukî niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Uygulamada, feragat yerine “davadan vazgeçme” veya davayı geri almaya “davadan vazgeçme” ve feragata da “haktan vazgeçme” denildiği gibi, “dava hakkından feragat”, “esas haktan feragat” ve “davadan vazgeçme” terimlerinin birlikte kullanıldığına da rastlanmaktadır (KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt II Altıncı Baskı,2001, İstanbul, s.1681). Davacının davasını geri alabilmesi için davalının rızası şarttır (KURU, Cilt II, s.1680). Davacı, davalının rızası (muvafakatı) ile davayı geri alabilir. Davalının rızasının açık (sarih) olması gerekir; zımnî muvafakat yeterli değildir (KURU, Cilt II s.1684). Davayı geri alma talebinin ve buna muvafakatın mahkemeye karşı (dilekçe ile veya duruşmada tutanağa yazdırmak suretiyle) yapılması gerekir. Davalı davacının davayı geri almasına açık bir şekilde muvafakat ederse, mahkeme davanın esası hakkında bir karar vermez (KURU, Cilt, II s.1686). Davanın geri alınması durumunda mahkemece "karar verilmesine yer olmadığına” kararı verilir. Burada davayı geri alan davacı, bununla davasını terk etmiş olmaktadır. Bu nedenle, mahkemenin (o zamana kadar edindiği kanaat gereğince, tarafların haklılık durumuna göre) haksız gördüğü tarafı, yargılama giderlerine (ve bu arada vekâlet ücretine) mahkûm etmesi gerekir. Dava, hüküm verildikten sonra da (hüküm kesinleşinceye kadar, temyiz veya karar düzeltme aşamasında da) geri alınabilir. Bu hâlde, verilmiş (ve fakat henüz kesinleşmemiş) olan hüküm geçersiz (hükümsüz) olur (KURU, Cilt II, s.1687). Davalı davacının davayı geri almasına (açıkça) muvafakat etmezse, davaya devam olunur (KURU, Cilt II, s.1688). Davanın geri alınması, bu beyanın verildiği anda sonuç doğurur. Davadan feragat ise, iki taraftan birinin (davacının) talep sonucundan (neticei talebinden) vazgeçmesidir (KURU, Baki, Cilt IV, s. 3544). Davadan feragat, davacının tek taraflı irade beyanı ile gerçekleşir. Dolayısıyla feragatin geçerli olması için mahkemenin ya da davalı tarafın bu beyanı kabul etmesine gerek bulunmamaktadır. Diğer bir anlatımla davadan feragat davalının muvafakatına bağlı değildir. Feragatte, davacı dava konusu yapmış olduğu haktan feragat etmektedir (vazgeçmektedir). Davacı, feragat etmiş olduğu davayı tekrar açamaz; açarsa, davalının kesin hüküm itirazı ile karşılaşır ve (tekrar açılan) dava reddedilir. Feragat ile dava sona erer ve bu durumda mahkemece feragat nedeniyle davanın reddine karar verilir. Bununla birlikte davalı davayı bir vekil ile temsil etmiş ise davasından feragat eden davacı aleyhine vekâlet ücretine de hükmedilmesi gerekir (KURU, Cilt IV, s.3547).
6736 sayılı Kanunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunulan ''Genel Gerekçesinde'', Kanun'un amacının, özel sektörün kamuya olan borç yükünü azaltmak, ihtilafları sulh yoluyla sonlandırmak, vergi incelemesinde olan konuların dava yoluna gidilmeksizin çözümlemek olduğu belirtilmiştir. Bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, Kanunla getirilen ödeme kolaylıklarından yararlanılmasının tamamen ilgililerin serbest iradelerine bırakıldığı, bu konuda herhangi bir zorunluluk getirilmediği görülmektedir.
Anayasa'nın 36. maddesinde "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."; 125. maddesinde de, "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." kuralına yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 13/07/2015 tarih ve E:2014/88, K:2015/68 sayılı kararında, "... Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması, adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturmakla birlikte, hak arama özgürlüğü bakımından tek başına yeterli bulun(madığı), mahkemeye erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı caydırıcı nitelikteki düzenlemelerin, hak arama özgürlüğüne uygun olduğundan söz edile(meyeceği); Kanun koyucunun özel okula dönüşüm taahhüdüyle dönüşüm programına alınan dershaneler lehine, Hazine arazisi üzerinde eğitim tesisi yapılması amacıyla irtifak hakkı tesis edilebileceği yolundaki düzenleme kapsamında, 5580 sayılı Kanun’un Geçici 5. maddesinin uygulanmasına ilişkin dava açmış olanların davalardan feragat etmeleri koşulunun konulması, hak arama özgürlüğünü kullanarak dava açmış olanların davalarından vazgeçmemelerine bağlanan sonuçlar nedeniyle kuralın yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde caydırıcı nitelik taşıdığı, hak arama hürriyetine getirilen bu sınırlamanın, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu söylenemeyeceğinden kural(ın), hukuk devleti ilkesi ile hak arama özgürlüğüne aykırı (olduğu)" belirtilmiştir.
6736 sayılı Kanun'da belirtilen dava açmama veya açılan davalardan vazgeçme şartının, Kanun'dan yararlanma şartı olduğu, Kanun'dan yararlanmanın davacının iradesine bağlı olduğu, dava açma hakkını kısıtlayıcı niteliği bulunmadığı, dava açmama veya açılan davalardan vazgeçme şartına uymama hâlinde anılan Kanun hükümlerinden yararlanılmasının mümkün olmadığı, bu şarta uymamanın sonucunun da, söz konusu Kanun'dan yararlanma imkânını yitirme olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, 6736 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrasında düzenlenen vazgeçme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. maddesinde düzenlenen ve “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” olarak tanımlanan "davadan feragat" niteliğindeki vazgeçmeyle karıştırılmamalıdır. Burada, kanundan kaynaklanan ve kanunda yer alan şartlarla davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü bir vazgeçme söz konusudur.
Dosyanın incelemesinden, ödeme emrinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, 6736 sayılı Kanun kapsamında davacı tarafından, dava konusu ödeme emrine ilişkin davalardan vazgeçildiği ve davanın konusu kalmadığından İstanbul 2. İdare Mahkemesince 27.12.2016 tarihli, E:2016/1542, K:2016/2561 kararı ile dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmektedir.
Davanın konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda kurulan hüküm, davacı veya davalı idarenin haksız çıktığı tespitine değil, 6736 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki yapılandırma başvurusuna dayanmaktadır.
Öte yandan, vazgeçilen davalara ilişkin yargılama giderlerine yönelik olarak 6736 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrasının (ç) bendinde, "Bu Kanun hükümlerinden yararlanılmak üzere vazgeçilen davalarda verilen kararlar ile hükmedilen yargılama gideri, avukatlık ücreti ve fer’ileri talep edilmez ve bu alacaklar için icra takibi yapılamaz. Vazgeçme tarihinden önce ödenmiş olan yargılama giderleri ve avukatlık ücretleri geri alınmaz." kuralı yer almıştır.
6736 Sayılı Kanun'dan yararlanmak için başvuruda bulunan davacının anılan Kanun hükmü gereğince davadan vazgeçmesinin davadan feragat niteliğinde olmadığı, kendine özgü bir vazgeçme olduğu da dikkate alınarak, anılan Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrasının (ç) bendi uyarınca, başvuru öncesinde vazgeçilen davalarda hükmedilen yargılama gideri, avukatlık ücreti ve fer’ileri talep ve takip edilemeyeceğinden başvuru anında yargılama süreci devam ediyor ise, evleviyetle taraflar leh veya aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekirken, vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine ilişkin mahkeme kararının bu kısmında usul hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 2. İdare Mahkemesince verilen 27.12.2016 tarihli, E:2016/1542, K:2016/2561 sayılı kararın, vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine ait kısmının kaldırılmasına, aşağıda dökümü gösterilen yargılama giderlerinin bu gideri karşılayanların üzerinde bırakılmasına, posta gideri için alınan paranın kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra ilgililerine iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren otuz (30) gün içinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 23.06.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davanın konusu idari para cezasının tahsili için düzenlenen ödeme emri olup, davacının bu davadan vazgeçtiğine ait beyanı bulunmamaktadır. Davacı, bu ödeme emrine konu idari para cezası işlemine karşı açtığı davalardan vazgeçmiştir. İdare Mahkemesince, ortaya çıkan bu hukuki durum karşısında, artık yeniden yapılandırılan idari para cezası alacağının tahsili işlemine açılan bu davanın da konusunun kalmadığı sonucuna ulaşarak, yargılama giderlerinden, borcunu kabul edip, ilgili düzenleme uyarınca yapılandırılmasını, sonuçta kendi irade açıklamasıyla bu takibin konusuz kalmamasını sağlayan davacıyı sorumlu tutarak, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu durumda, ortada bu davadan vazgeçilmesi yolunda bir irade beyanı olmadığından 6736 sayılı Kanunun bu davada uygulanması yeteneği yoktur.
Dolayısıyla davacının 6736 Sayılı Kanun'dan yararlanmak için anılan Kanun hükmü gereğince davadan vazgeçmesinin davadan feragat niteliğinde olmadığı, kendine özgü bir vazgeçme olduğunun dikkate alınması gerektiğinden hareketle, anılan Kanun'un 10. maddesinin 13. fıkrasının (ç) bendi uyarınca, başvuru öncesinde vazgeçilen davalarda hükmedilen yargılama gideri, avukatlık ücreti ve fer’ileri talep ve takip edilemeyeceğinden başvuru anında yargılama süreci devam ediyor ise evleviyetle taraflar leh veya aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekçesiyle oluşturulan bozma kararına uyulmayarak, davacının istinaf başvurusunun reddine ait kararda ısrar edilmesi gerektiğinden, karara katılmıyorum. (¤¤)