İSTEMİN ÖZETİ: Davacı şirket tarafından, Gaziantep İli, İslahiye İlçesi sınırları dahilinde ve uhdesinde bulunan 52866 sicil sayılı IV grubu maden (Boksit) işletme ruhsatlı sahada, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrası kapsamında belirtilen yükümlülüklerin süresi içerisinde yerine getirilmediğinden bahisle 95.161,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 10.01.2020 tarih ve E.401695 sayılı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan davada; Gaziantep 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 04/11/2020 gün ve E:2020/133, K:2020/912 sayılı "davanın reddine" ilişkin kararın, davacı vekili tarafından; haksız olarak kesilen idari para cezasının kanuna ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek istinaf yoluyla incelenerek kaldırılması istenilmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İkinci İdari Dava Dairesi'nce işin gereği görüşüldü:
KARAR: Dava, Gaziantep İli, İslahiye İlçesi sınırları dahilinde ve uhdesinde bulunan 52866 sicil sayılı IV grubu maden (Boksit) işletme ruhsatlı sahada, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrası kapsamında belirtilen yükümlülüklerin süresi içerisinde yerine getirilmediğinden bahisle 95.161,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 10.01.2020 tarih ve E.401695 sayılı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılmıştır.
3213 sayılı Maden Kanunu'nun, "İşletme faaliyeti" başlıklı 29 uncu maddesinde; "İşletme faaliyeti, projesine ve bu Kanunun ilgili hükümlerine göre yürütülür. İşletme projesine aykırı faaliyette bulunulduğunun tespit edilmesi hâlinde, projeye uygun faaliyette bulunulması için ruhsat sahibine altı aya kadar süre verilir. Bu süre sonunda projeye uygun faaliyette bulunulmaması hâlinde 50.000 TL idari para cezası verilerek üretim faaliyeti durdurulur. Ancak, projeye aykırı faaliyetlerin işletme açısından tehlikeli olduğunun tespit edilmesi hâlinde tehlikeli durum giderilinceye kadar üretim faaliyetleri doğrudan durdurulur." hükümlerine yer verilmiştir.
Aynı Kanunun "Ruhsat bedeli, cezalar ve diğer yaptırımlar" başlıklı 13. maddesinin 2. fıkrasında ise, "... bu Kanun gereğince uygulanan idari para cezaları her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranı nispetinde artırılır. ..." düzenlemesine yer verilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 5. maddesinde; "26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler bakımından da uygulanır. Ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idarî yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerlidir. Kabahat, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılır. Neticenin oluştuğu zaman, bu bakımdan dikkate alınmaz." kuralı yer almaktadır.
Kabahatler Kanunu'nun 5. maddesinde, kabahatin, failin icraî veya ihmali davranışı gerçekleştirdiği zaman işlenmiş sayılacağı ve neticenin oluştuğu zamanın, bu bakımdan dikkate alınmayacağı açıkça ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 17/12/2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan bireysel başvuruya ilişkin 15/10/2014 tarih ve 2012/731 başvuru numaralı kararında;
"Suçta ve cezada kanunilik, Anayasa ve AİHS'de güvence altına alınmış temel bir ilkedir.
Anayasa'nın "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında "Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez" hükmü yer almaktadır.
AİHS'nin "Kanunsuz ceza olmaz" başlıklı 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez" düzenlemesine yer verilmiştir.
Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin denetlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahip olup, bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfi bir biçimde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak, suçlunun kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti"nin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir.
Hukuk devletinde, bireylerin belirli bir zaman diliminde hangi fiillerin suç olarak tanımlandığı ve hangi cezai yaptırımlara bağladığını bilip öngörebilmeleri, bir başka ifadeyle ceza hukuku kurallarının öngörülebilir ve erişilebilir olması şarttır. Aksi takdirde "Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz" şeklinde ifade edilen ceza hukuku prensibinin hayata geçirilmesi mümkün olmayacaktır.
Öte yandan, suçun işlendiği tarihten sonra kabul edilen lehteki kanun hükmünün geriye yürümesi hakkını AİHS'nin 7. maddesinin güvence altına almadığı yönündeki içtihadını değiştiren AİHM, bu ilkenin, Avrupa Temel Şartı da dâhil temel bütün metinlerde tanındığını, artık Avrupa ceza hukuku geleneğinin bir parçası olduğunun kabul edildiğini, hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince hâkimin, suç oluşturan eyleme kanun koyucunun orantılı bir ceza olarak belirlediği cezayı vermesinin tutarlı olduğunu, suç işleyene sadece suç işlediği tarihte daha ağır bir ceza öngörüldüğü gerekçesi ile ağır bir ceza verilmesinin ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı bulunduğunu, bunun aynı zamanda suçun işlendiği tarihten sonra meydana gelen bütün yasal değişiklikleri ve toplumun o suç karşısındaki yaklaşım değişikliğini görmemek anlamına geldiğini, lehte olan ceza hükmünün geriye yürümesi ilkesinin cezaların öngörülebilir olması gerekliliğinin bir uzantısı olduğunu, buna göre, eğer suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan ceza kuralı ile kesin bir hükmün verilmesinden önce kabul edilen bir ceza kuralı farklı ise, hâkimin, sanığın lehine olan ceza kuralını uygulaması gerektiğini belirtmiştir.
5326 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümleri kabahatler açısından da uygulanacak, ancak, kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından derhal uygulama kuralı geçerli olacaktır. Anılan maddede öngörülen "derhal uygulama" kuralı, idari yaptırım kararının infazı yöntemiyle ilgilidir. Dolayısıyla, infaz aşamasında da olsa, kabahat fiilinin unsurlarına veya yaptırımına yönelik lehe kanun değişikliklerinde, Anayasa'nın 38/1. maddesinde düzenlenen "kanunilik ilkesi"nin sonuçlarından biri olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7/2. maddesinde yer alan "lehe kanunun geriye yürümesi" kuralının uygulanması gerekir." ifadelerine yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirket tarafından, Gaziantep İli, İslahiye İlçesi sınırları dahilinde ve uhdesinde bulunan 52866 sicil sayılı IV grubu maden (Boksit) işletme ruhsatlı sahada, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrası kapsamında belirtilen yükümlülüklerin süresi içerisinde yerine getirilmediğinden bahisle 95.161,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin 10.01.2020 tarih ve E.401695 sayılı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararında; "Olayda, davacı şirketin uhdesinde bulunan 2866 sicil sayılı IV grubu maden (Boksit) işletme sahasında, 1910.2018-22.10.2018 tarihleri arasında yapılan tetkik ve incelemeler neticesinde, "sahada belirtilen koordinatlarda açık ocak bulunduğu, açık ocakta basamak düzeninin bozulduğu, şevlerin bazı kısımlarında akma ve kaymaların meydana geldiği, bazı kısımlarında da şev yüksekliklerinin projesine uygun olmadığı, 8.550 ton boksit stoğu bulunduğu, GSM ruhsatının devirden önceki ruhsat sahibi adına düzenlendiği ve koordinat bilgilerinin bulunmadığı için GSM kontrolü yapılamadığı, daimi nezaretçi atamasının yapılmadığı" hususlarının tespit edilmesi nedeniyle, Maden Kanunu'nun 29. maddesi hükmü gereği daimi nezaretçi atanması yapılmasına müteakip 6 ay içinde, söz konusu ocaktaki basamakların projesine uygun hale getirilmesi ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'ne bilgi verilmesi gerektiğinin, davalı idarenin 11.01.2019 tarih ve E.401736 sayılı işlemi ile davacı şirkete tebliğ edildiği, verilen süre sonunda 19.12.2019 tarihinde yapılan denetimde, belirtilen eksikliklerin süresi içerisinde tamamlanmamış olması nedeniyle 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 29. maddesi uyarınca 2020 yılı yeniden değerleme oranı dikkate alınarak 95.161,00 TL idari para cezasının tesis edildiği görülmektedir.
Bu durumda, yapılan denetimde davacı şirkete daimi nezaretçi atanması yapılmasına müteakip 6 ay içinde, söz konusu ocaktaki basamakların projesine uygun hale getirilmesi ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'ne bilgi verilmesi hususu tebliğ edilmiş olmasına rağmen verilen süre içerisinde eksikliklerin giderilmediği gibi davalı idareye de eksikliklerin giderildiğine ilişkin herhangi bir bilgi verilmemesi nedeniyle yapılan denetimde eksikliklerin giderilmediğinin tespit edilmesi nedeniyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır." gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
Uyuşmazlıkta; davacı tarafından 19.12.2019 tarihinde yapılan denetimde, daimi nezaretçi ataması yapılması için verilen 6 aylık süre içerisinde ocak içi daimi nezaretçi ataması yapılmadığından bahisle idari para cezası verildiği, 3213 sayılı Maden Kanununa aykırı olarak gerçekleştirildiği tespit edilen fiillerin 2019 yılına tekabül ettiği ve söz konusu aykırılığın müeyyidesi olarak aykırılığın gerçekleştiği tarihe göre idari para cezası verilmesi gerektiği, dava konusu işlemde ise, işlem tarihindeki (10.01.2020) yeniden değerleme oranına göre güncellenmiş olarak para cezasının verildiği görülmüştür.
Bu durumda; 3213 sayılı Maden Kanunu'na aykırılık teşkil eden eylemi nedeniyle davacı şirkete, işlenen fiilin gerçekleştiği tarihe göre idari para cezası verilmesi gerekirken, dava konusu işlem tarihi olan 2020 yılı için yeniden değerleme oranında güncellenen değer üzerinden idari para cezası kesildiği, dolayısıyla davacının eylem tarihindeki idari para cezası tutarı üzerinden işlem tesis edilmesi gerekirken, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan ceza tutarı dikkate alınmak suretiyle verilen dava konusu idari para cezasında hukuka uyarlık, davanın reddine yönelik istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; davacı şirketin istinaf başvurusunun kabulüne, Gaziantep 1. İdare Mahkemesince verilen 04/11/2020 gün ve E:2020/133, K:2020/912 sayılı kararın kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan ilk derece ve istinaf olmak üzere (192,60-TL+180,60-TL) toplam 373,20-TL yargılama giderleri ile karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.550,00-TL vekalet ücretinin davalı İdareden alınarak davacıya verilmesine, istinaf aşamasında fazladan yatırılan 54,40-TL karar harcının ilgili tahsil dairesince istemi halinde davacıya iadesine, posta gideri avansından artanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra Mahkemesince ilgili tarafa re'sen iadesine, kararın tebliğinden itibaren (30) gün içinde Danıştay'a gönderilmek üzere Dairemize verilecek dilekçe ile Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere, 23.02.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)