(2709 S. K. m. 2, 5, 6, 12, 14, 15, 70, 119, 120, 121) (2577 S. K. m. 45) (7075 S. K. m. 1, 11) (675 S. KHK. m. 1)
İSTEMİN KONUSU: Davalı idare bünyesinde görev yapmakta iken 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair 07/05/2019 tarihli ve 2019/22226 sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelere göre dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönündeki Ankara 25. İdare Mahkemesince verilen 04/06/2020 günlü ve E:2019/1429, K:2020/959 sayılı kararın kaldırılması istenilmektedir.
İSTİNAF İSTEMİNDE BULUNANIN İDDİALARI: Davacı tarafından, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan haklarının ihlal edildiği, hiçbir somut delil ve gerekçe sunulmaksızın kamu görevinden çıkarıldığı, FETÖ/PDY ile bir bağının olmadığı, hakkında yürütülen ceza davasında beraat ettiği, örgüt fişlemesinin gerçeği yansıtmadığı, delil niteliğinin olmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAF SAVUNMASININ ÖZETİ: Savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesince, 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Başlangıcında yer verilen ilkeler, 2. maddesinde sayılan Devletin nitelikleri, 6. maddesinde düzenlenen egemenliğin aidiyeti ve kullanılma şekli ile Anayasa’nın sistematiği birlikte dikkate alındığında; egemenlik, egemenliğin kullanılış şekli, milletin iradesi, demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları arasında birbirleriyle ayrılmaz bağ kurulduğu anlaşılmaktadır. Buna göre tüm medeni toplumlarda olduğu gibi egemenliğin kaynağı millet olacak, egemenlik -doğrudan veya dolaylı olarak- milletin iradesiyle yetkilendirilen organlar eliyle kullanılacak, milletin iradesi demokratik bir düzende ortaya çıkacak, egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanımı hukuk devleti ilkesi başta olmak üzere demokrasinin ilkelerine uygun ve insan haklarına saygı gösterilerek gerçekleştirilecektir.
Anayasa’nın 5. maddesinde “Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak”, “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak”, “kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri kaldırmak” ve “insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak” devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Bazı durumlarda devletin, demokratik anayasal düzene, temel hak ve hürriyetler ile milli güvenliğe yönelik tehditleri ortadan kaldırması olağan yönetim usulleriyle mümkün olmayabilir. Dolayısıyla bu tehditler ortadan kaldırılıncaya kadar olağanüstü yönetim usullerinin uygulanması gerekebilir. Anayasa’da buna imkân tanımak üzere olağanüstü yönetim usulleri öngörülmüş olup, Anayasa’nın 120. maddesinde (Mülga: 21/1/2017-6771/16 md.) düzenlenen olağanüstü hâl ilanı bu usullerdendir.
Olağanüstü hâl süresince, demokratik anayasal düzen ile temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik tehditleri bertaraf etmek için Anayasa’da tanınan imkânlardan bir diğeri ise 121. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca (Mülga: 21/1/2017-6771/16 md.), Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi verilmesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair 6771 sayılı Kanun'un 16. maddesinin (E) bendi ile olağanüstü yönetim usullerini düzenleyen ve yukarıda belirtilen 120 ve 121. maddeler kaldırılmış olup, 6771 sayılı Kanun'un 12.maddesiyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 119'uncu maddesi değiştirilerek Cumhurbaşkanına; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan etme yetkisi verilmiş olup, olağanüstü hal ilanı kararının verildiği gün Resmî Gazete'de yayımlanacağı ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulacağı, Meclisin gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltıp, uzatabileceği veya olağanüstü hali kaldırabileceği, Cumhurbaşkanı'nın talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin her defasında dört ayı geçmemek olağanüstü halin süresini uzatabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan, Anayasa’nın 12. maddesinde; herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği düzenlemesine yer verilmiş olup,
14. maddesinde de Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı ayrıca belirtilmiştir.
Anayasa’nın 70. maddesinde; her Türk'ün kamu hizmetine girme hakkına sahip olduğu, 128. maddesinde; kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği, 129.maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanmıştır.
29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 675 sayılı KHK’nın 1. maddesinin 1. fıkrasında; terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarıldığı, 2. fıkrasında ise; birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetlerinin alınacağı ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmeyecekleri, bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecekleri ve doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyecekleri hüküm altına alınmıştır.
7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un İlk maddesinin 1. fıkrasında; olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun kurulduğu, aynı Kanunun 11. maddesinde ise, Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara İdare Mahkemelerinde ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası açılabileceği kurala bağlanmıştır.
Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; egemenliğin Türk Milletine ait olduğu, egemenliği millet adına kullanmaya yetkili kılınan kişi ve kuruluşların anayasal hukuk düzenini korumakla yükümlü olduğu ve egemenliğin kullanımının hiç bir sınıfa, zümre ya da kişiye bırakılamayacağı, hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı, egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanımında ise hukuk devleti ilkesi başta olmak üzere demokrasinin ilkelerine uygun davranılması ve insan haklarına saygı gösterilmesi gerektiği, Anayasal hukuk düzenini ortadan kaldıracak şekilde kamu düzeninin bozulmasına yönelik tehditleri bertaraf etmek için olağanüstü yönetim şekline geçerek tedbirler alınabileceği, bu kapsamda olağanüstü hâlin gerekli kıldığı konularda KHK çıkarabileceği, çıkarılan KHK'lar ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği, söz konusu meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalara karşı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvuru yapılabileceği, anılan Komisyonun verdiği kararlara karşı da Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara İdare Mahkemelerinde ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası açılabileceği anlaşılmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için; bakılmakta olan davanın niteliği ve davacı hakkında yapılan tespitlerin kamu görevinden çıkarılması için hukuki gerekçe oluşturup oluşturmayacağı hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
(A) Bakılmakta Olan Davanın Niteliği
İdari yargı mercilerinin yürürlükte olan yasa hükümlerine aykırı ya da bu hükümlerin dışına çıkarak karar vermeleri mümkün değildir. Kanun Hükmünde Kararnameler de idari yargı kararlarına etkileri bakımından yasa gücünde olup idare mahkemeleri KHK'lar ile getirilen kuralları da uygulamak zorundadırlar. Kanun Hükmünde Kararnamelerin şekil ve içerik bakımından Anayasa'ya uygunluğunun denetimi ise Anayasa Mahkemesinin yetkisindedir.
OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile davacı gibi kimi kamu görevlileri, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu'nca Devletin Milli Güvenliği'ne karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı oluşum veya gruplara üyeliği, iltisak veya irtibatı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.
KHK ile doğrudan kamu görevinden çıkarılmaya ilişkin tasarruflar, yasa gücünde işlemler olduğundan idari yargı mercilerince denetlenme imkanı bulunmamaktadır. Süreç içerisinde çıkarılan 685 sayılı KHK ile OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuş ve anılan Komisyon, doğrudan Kanun Hükmünde Kararnameler ile tesis edilen işlemlerle kamu görevinden çıkarılanların başvurularını karara bağlamakla görevlendirilmiştir. Aynı KHK ile Komisyon tarafından inceleme yapılarak başvurunun reddine veya kabulüne karar verilebileceği, Komisyonun kararına karşı Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceği kurala bağlanmıştır. Bakılmakta olan dava OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından davacı hakkında verilen kararın idari işlemin unsurları yönünden yargısal denetiminin yapılmasından ibarettir.
Diğer bir ifadeyle davacının kanun gücünde bir tasarrufla görevinden çıkarılmasından sonra davacı hakkında verilen Komisyon kararının hukuka uygunluğu bakılmakta olan davanın konusunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte, iptal davasına konu Komisyon kararının sebep unsuru incelenirken; terör örgütü olduğuna ve milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna Milli Güvenlik Kurulu tarafından karar verilen ve bu durumu Yargıtay tarafından hükme bağlanan FETÖ/PDY ile davacının üyelik, iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Anılan örgüt ile sözü edilen çerçevede bir ilişkinin varlığı tespit edildiği takdirde mahkemece, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin kararın, mevzuata aykırı olduğu yönünde hüküm kurma imkanı bulunmamaktadır.
Kamu görevinden çıkarılma - bakılmakta olan dava bakımından ise kamu görevine iade talebinin reddi gerekçelerinden olan "üyelik" unsuru, ceza kanunları ile tanımlanmış bir suç olduğundan idari yargı mercilerinin bu yönde bir inceleme yapmaları ve tespitte bulunmaları mümkün değildir. Zira terör örgütü üyeliği ancak ceza yargılaması sonucunda tespiti mümkün olan bir eylemdir. Buna karşın "iltisak" ve "irtibat" durumu ceza yargısının alanına girmediğinden, idari yargı yerlerince tespiti gereken hallerdendir. Böylece yasa koyucu, terör örgütü üyeliğini, bir suç olarak kabul edilip, kamu görevinden çıkarılma yanında hapis cezası ve benzeri yaptırımlara bağlamışken, "iltisak" ve "irtibat" hallerini suç isnadı olmaksızın sadece kamu görevinden çıkarma tedbirinin gerekçesi olarak öngörmüştür.
Her kamu görevlisinin az veya çok kamu gücü kullandığı ve bu güç ile vatandaşlar üzerinde etkili işlemler tesis ettiği dikkate alındığında, yapılan düzenlemelerden, Kanun koyucunun, terör örgütleri ile anlayış ve davranış birliği içinde olanların kamu gücü kullanmalarını engellemek üzere kamu görevinden çıkarılmasını murad ettiği anlaşılmaktadır. Zira, FETÖ/PDY özelinde daha belirgin şekilde ortaya çıktığı üzere illegal yapılar önce bireysel sonra da örgütsel boyutta kamu gücünü yasal görünümlü yöntemlerle elde etmekte, böylece anlayış ve davranış birliği içinde olduğu grup, örgüt veya yapıya şu veya bu şekilde menfaat sağlarken diğer bireyler aleyhine işlem ve eylemde bulunmaktadırlar.
15 Temmuz 2016 gecesinde olduğu gibi Anayasal düzenin, milli iradenin, hukuk devletinin, demokrasinin ve temel hak ve hürriyetlerinin gerçek ve yakın bir tehlike altına girdiği durumlarda Anayasa ve Uluslararası Hukukun çizdiği sınırlar çerçevesinde alınan tedbirlerin ve bu tedbirlerin yargısal denetiminin nitelendirilmesi, uyuşmazlığın çözümü açısından önem arz etmektedir.
1) Kamu Görevinden Çıkarılma İşleminin Olağanüstü Tedbir Olma Niteliği
Kanun Hükmünde Kararnameler ile doğrudan tesis edilen kamu görevinden çıkarılma işlemleri, "Devlet memurluğundan çıkarma" cezası olmayıp bir disiplin işlemine dayanmamaktadır. Bu nedenle disiplin cezası verilmesinde uygulanması gereken usul ve prosedürlerin, bakılmakta olan dava bakımından uygulanması mümkün değildir. Esasen, kamu görevinden çıkarma işlemi tesis edildiği sırada, disiplin soruşturması açılması, soruşturmacı görevlendirilmesi, savunma alınması gibi olağan dönem hukuki güvenlik unsurlarının uygulanma imkanı da yoktur. Nitekim, Danıştay 5. Dairesinin 04/10/2016 tarih E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında KHK’da öngörülen kamu görevinden çıkarma; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” olarak nitelendirilmiştir.
Öte yandan; kamu görevinden çıkarılanların, hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından etkili başvuru yolu olarak kabul edilen, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna başvurabilmeleri ve başvurunun reddi halinde, bakılmakta olan davada olduğu gibi yargısal denetim yolunun açık olması, mahkeme safhasında ilgililer tarafından her türlü delil ile savunma yapılabilmesi ve çelişmeli yargılama usulü kurallarının yerine getirilmesi nedeniyle; davacının, tesis edilen işlem ile ilgili etkili başvuru yoluna sahip olduğu ve süreç içerisinde savunma hakkının kullandırıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
2) İltisak ve İrtibat Kavramlarının Tanımı ve Bakılan Davanın Ceza Yargılaması İle İlişkisi
Bakılan dava bir ceza davası değildir. Bu nedenle işlem tesis edilirken ceza hukuku ilkelerinin ve kurallarının uygulanıp uygulanmadığını işbu davada denetlenme imkanı yoktur. Diğer bir ifadeyle bu davada 'suç ve suçlu bulunma halleri' değil, OHAL döneminde kamu görevinden çıkarılan kişinin kamu görevine iadesini haklı kılan nedenlerin var olup olmadığı denetlenmektedir.
Bununla birlikte, kimi durumlarda kamu görevinden çıkarılanlar hakkında açılmış ceza davaları bulunabilmektedir. Ceza yargılaması sonunda ilgililerin terör örgütü üyeliği suçundan beraat etmeleri ya da mahkumiyetlerine karar verilmesi mümkündür. Kamu görevlilerinin terör örgütlerine üyelik veya yardım nedeniyle ceza almaları ve bu cezanın kesinleşmesi halinde, idari yargı mercilerince bu durumun dikkate alınacağı açıktır.
KHK ile kamu görevinden çıkarılan kişi hakkında hiçbir ceza kovuşturmasına başlanılmaması ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması veyahut ceza yargılaması sonunda beraat kararı verilmesi, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı mercileri nezdinde açılan davanın görülmesini engellemeyecektir. Zira, kamu görevinden çıkarılma nedenleri sadece üyelikle sınırlı tutulmamış, ceza yargılamasının ilgi alanında bulunmayan iltisak ve irtibat halleri de kamu görevinden çıkarılmanın hukuki gerekçeleri arasında sayılmıştır.
Anayasa Mahkemesince; iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiği belirtilmiş, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamlarının yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumda olduğu, iltisak ve irtibat kavramları açısından yapılacak değerlendirmenin ise kişilerin cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin kamu görevine iade edilmesinin uygun olup olmadığı yönünden yapılacak bir incelemeden ibaret olacağı vurgulanmıştır (E:2018/89, K:2019/84, T:14.11.2019, P:30, R.G 13.02.2020 / 31028). Dairemizce başlangıçtan bu yana iltisak ve irtibat kavramı, "anlayış ve davranış birliği içinde birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tabi olma, eylemlerini; bir grubun, örgütün ya da yapının bireysel iletişim, yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları, işaretleri, talimatları ve yönlendirmeleri çerçevesinde belirleme" şeklinde tanımlanmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi kararlarında; kamu görevinden veya meslekten çıkarma tedbirinin uygulanması için mutlaka terör örgütü ile, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi arasında bağ kurulmasının zorunlu olmadığı, Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Milli Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ kurulmasının yeterli olduğu, söz konusu bağın da "sübut" derecesinde ortaya konulması şartının aranmadığı vurgulanmaktadır (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 66).
Böylece iltisak ve irtibatın tespitinde ceza mahkemesi kararlarında, savcılık iddianamelerinde ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda, tanık ve gizli tanık ifadelerinde, idari soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin dikkate alınması ve incelenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Zira suç isnadına yönelik incelemede varlığı (subutiyeti) ortaya konulmuş olmasına karşın suçlu sayılma için yeterli görülmeyen kimi maddi olay, olgu ve tespitlerin iltisak ve irtibat için yeterli görülmesi mümkündür.
Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, ceza yargılamasında davacı hakkında verilen beraat kararının temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olmasının, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın görülmesini engellemeyecektir.
(B) Davacının Durumunun Değerlendirilmesi:
1- Ceza Yargılaması: Davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan yargılandığı davada, Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.07.2019 tarih ve E:2017/115, K:2019/245 sayılı kararı ile beraatine karar verildiği ve kararın istinaf edilmeden kesinleştiği anlaşılmış olup anılan ceza yargılamasında elde edilen deliller de dikkate alınarak davacının kamu görevinden çıkarılma nedeni olan irtibat ve iltisak hallerinin var olup olmadığının işbu davada ortaya konulması gerekmektedir.
2- Deliller: Kurumu tarafından Komisyona intikal ettirilen personel bilgi dosyasında, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üyeliği, irtibatı ve iltisakı bulunanlarla ilgili olarak düzenlenen 16.03.2017 tarihli Araştırma Raporunda davacının da isminin yer aldığının belirtildiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından ve Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre, davacının 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçirilen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda EA (Fetö/Pdy içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) olarak kodlandırılmış durumda olduğu,
Davacı hakkında üst amir kanaati olarak 25.08.2016 tarihinde yapılan değerlendirmede FETÖ/PDY terör örgütüyle kuvvetli irtibat ve iltisakı bulunduğu yönünde görüş bildirildiğinin tespit edildiği anlaşılmaktadır.
3- Genel Değerlendirme: Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile davacının ceza yargılamasında elde edilen delil ve olguların birlikte değerlendirilmesinden, davacı hakkında, aynı davada yargılanan akrabası B…. A….. ile görüşmelerinin tespit edildiği, PKK/KCK soruşturması ile ilgili bir operasyona ilişkin bu kişiye bilgi sızdırdığı, her ikisinin örgüt evinde kaldığından bahisle hakkında ceza soruşturması açıldığı ve bu süreçte 670 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, ceza yargılamasında davacı ve B..... A.....'ün kaldığı evin örgüt evi olduğuna dair delil bulunmadığı, davacının kaldığı eve sonrasında B..... A.....'ün geldiği, davacının emniyet operasyonlarına ilişkin bu kişiye bilgi sızdırdığı iddiasının sübut bulmadığı, kaldı ki anılan operasyon Fetö/Pdy'ye yönelik olmadığından davacının B..... A..... vasıtasıyla Fetö/Pdy'ye bilgi sızdırdığını ispata yarar somut veri bulunmadığı değerlendirmelerine yer verilerek davacının müsnet suçtan beraatine karar verildiği ve bu kararın istinaf edilmeden kesinleştiği görülmüş olup, öte yandan ceza yargılamasında davacının FETÖ/PDY ile irtibat yahut iltisakına dair herhangi bir delil ve olgu da bulunmadığı görülmüştür.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 hazırlık numaralı dosya kapsamında ele geçirilen emniyet teşkilatına ait örgüt arşivinde güncel listede davacının 2015 Mart Alan kısmında EA olarak kodlandığı, "EA"nın Fetö içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa katılma-çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, 2015 Mart Alan Dışı kısmında "YOK" ibaresine yer verildiği, Alan kısmında SC, Ad kısmında SCC olarak kodlandığı, "SC" kodunun 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan Fetö mensuplarının tekrar kazanılması ilgili kodlama olduğu, "SCC" kodunun ise 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş ve tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişileri ifade ettiğinin anlaşıldığı, örgüt yapısına ters olan kavramlardan, sigara kız arkadaş vs gibi herhangi birine zaafı olup olmadığına dair kodlama anlamıma gelen "Zaaf" kısmının boş olduğu, himmet verip vermediği yönünde kodlama anlamına gelen "Kurs Taksidi" kısmında 0 yazdığı, "0" kodunun hakkında bilgi olmayan kişiyi ifade ettiği, örgüt evinde kalıp kalmadığına ilişkin kodlama olan "Ofis" kısmında hayır yazdığı, örgüt faaliyetine veya sohbetlerine katılıp katılmadığı/katılım sayısı anlamına gelen "Etüd 2015" kodlamasında 0 yazdığı, kendisinden sorumlu bir üst örgüt üyesi anlamına gelen "Öğretmeni" "kısmında Yok yazdığı görülmektedir.
Davacıya ilişkin veri inceleme raporunda, davacının 2015 yılı Mart ayına kadar Fetö içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişi olarak kodlanırken, bir yandan zaaf kısmının boş bırakıldığı, 2015 Mart Ayı sonrasına ilişkin değerlendirme bulunmuyorken bir yandan da 17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş tekrar kazanılmaya çalışılan kişi olarak kodlandığı, sonuç itibarıyla davacının örgüt arşivindeki bilgilerinin uyumlu olmadığı ve çelişkiler içerdiği, yine raporda kendisinden sorumlu bir üst kişinin bulunmadığının ve örgüt evinde kalmadığının örgüt tarafından da kabul edildiği, örgüte para aktardığına, örgütün faaliyet ve toplantılarına katıldığına ilişkin örgütte bilgi olmadığının kodlandığı, gelinen aşamada, örgüt arşivi bilgilerinin davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakına dayanak alınmasında hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Ayrıca, dosya içinde yer alan davacının FETÖ/PDY ile bağlantısına dair kurum değerlendirmesinin soyut ifadeler içerdiği ve somut verilerle desteklenmediği, yine araştırma raporunun sonuç kısmında davacının adının geçtiğinin belirtildiği, sonuç itibarıyla bu hususların -başka deliller olmaksızın- davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakına dayanak alınmasında hukuken olanak bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Öte yandan dosya kapsamında, davacı hakkında FETÖ/PDY ile iltisak yahut irtibatını gösteren başkaca delil, vakıa ve olgu tespiti ile bilgi ve belgenin de bulunmadığı görülmektedir.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat veya iltisaklı olduğu kanaatine varılması hukuken mümkün bulunmadığından, dava konusu Komisyon kararında hukuka uygunluk, davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle,
1- Davacının istinaf isteminin KABULÜNE,
2- Ankara 25. İdare Mahkemesince verilen 04/06/2020 tarihli ve E:2019/1429, K:2020/959 sayılı kararın KALDIRILMASINA,
3- 2577 sayılı Kanun'un 45/4. maddesi uyarınca yeniden yapılan inceleme sonucunda dava konusu işlemin İPTALİNE,
4- Adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan davacıdan önceden alınmamış olan aşağıda dökümü yapılan mahkeme ve istinaf safhalarına ilişkin yargılama giderlerinin davalı idareden tahsili için ilgili tahsil dairesine müzekkere yazılmasına,
5- Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 2.550,00-TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
2577 sayılı Kanun'un 46. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 25.11.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davanın reddine dair İdare Mahkemesi kararında hukuki isabetsizlik bulunmadığından, istinaf isteminin reddi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)