İSTEMİN ÖZETİ: Dava konusu işlemi iptal eden Bursa 2. İdare Mahkemesinin 03/10/2018 tarih ve E:2017/1671, K:2018/1090 sayılı kararını kaldırmak suretiyle davayı reddeden İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesinin 25/04/2019 tarih ve E:2019/132, K:2019/1192 sayılı kararının Danıştay Onuncu Dairesinin 25.05.2021 gün ve E:2019/10897, K:2021/2593 sayılı kararı ile onanarak "ret" hükmü kesinleşen davada; davacı tarafından, 2577 sayılı Yasa'nın 53/1-a maddesi hükmü uyarınca yargılamanın yenilenmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Davanın Konusu: Y... Hayvancılık Gıda Tarım Et Süt ve Ürünleri İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile davalı kurum arasında IPARD projesi kapsamında imzalanan 27/05/2014 tarihli hibe sözleşmesinden kaynaklanan toplam 1.141.551,94 TL kamu alacağının anılan şirketin kanuni temsilcisi olduğundan bahisle davacıdan tahsili amacıyla Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Bursa İl Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen 25/08/2017 tarihli, 2016/007 dosya takip numaralı, 32381898-641.03.03-E.23082 sayılı ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Bursa 2. İdare Mahkemesinin 03/10/2018 tarih ve E:2017/1671, K:2018/1090 sayılı kararıyla; "asıl borçlu Y... Hayvancılık Gıda Tarım Et Süt Ürünleri İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile davalı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu arasında 27/05/2014 tarihinde şirket müdürü M. T. tarafından imzalanan IPARD Programı Fonlarının Tahsisine Dair Sözleşme gereğince 1.098.751,47 TL destek bedeli tahsis edildiği, 19/11/2015-28/11/2015 tarihlerinde yerinde yapılan denetimde bir takım eksikliklerin olduğunun tespit edildiği, 05/04/2015 tarihinde yapılan denetimde eksikliklerin giderilmesi için süre verildiği, 27/11/2015 tarihinde gerekli tesislerin yapılması için ek süre verildiği ve nihayetinde 28/11/2016 tarihinde usulsüzlük yapıldığının davalı idarece tespit edilmesi üzerine ödenen desteğin iadesi için 10/01/2017 tarihli geri alım kararı alındığı, borcun tahsili için şirket adına 2016/007 takip numaralı ve 5019 sayılı ödeme emri düzenlendiği, ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın Mahkemenin 29/12/2017 tarih ve E:2017/389 K:2017/2145 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmakla birlikte davacının 04/10/2016 tarih ve 9168 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine göre şirket ortağı ve kanuni temsilcisi olduğunun görüldüğü, bu kapsamda davacının, asıl borçlu şirketin davalı idare ile sözleşme imzalarken veya sözleşme gereğince taahhütlerini yerine getirirken şirkette kanuni temsilci sıfatı taşımadığı, şirkete 04/10/2016 tarihinde katılmasından yaklaşık 1-2 ay içinde yapılan denetimlerde işyerinin atıl olduğunun davalı idarece 28/11/2016 tarihinde tespit edilmesi karşısında, davacıdan asıl borçlu şirketin gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği yatırımları yapması beklenemeyeceği gibi dava konusu borcun dönem olarak sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle doğduğu, davacının kusur sorumluluğu kapsamında şirkette kanuni temsilci olduğu tarih itibariyle borcun doğumuna veya taahhütlerin yerine getirilmemesinde etkisi olmadığından borçtan sorumlu tutulamayacağı" gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
İstinaf Mahkemesi Kararının Özeti: İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesinin 25/04/2019 tarih ve E:2019/132, K:2019/1192 sayılı kararıyla; "dava konusu hibe alacağının 6183 sayılı Kanun kapsamında bir amme alacağı olduğu, alacağın asıl borçlu Y... Hayvancılık Gıda Tarım Et Süt ve Ürünleri İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden istenilmesine rağmen ödenmediği, yine şirket adına düzenlenen ödeme emrinin de tebliğine rağmen ödeme yapılmadığı, açılan davanın da reddedildiği, bunun üzerine, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca, alacağın, şirketin kanuni temsilcisi sıfatıyla davacıdan istenilmesine ilişkin dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği, şirkete ilişkin Ticaret Sicil Gazetesinden davacının 04/11/2016 tarihinden itibaren şirketin kanuni temsilcileri arasında olduğu, asıl borçlu yönüyle idarece mal varlığı araştırması yapıldığı, ancak şirket adına kayıtlı taşınmaz mal veya araçlar üzerinde rehin, ipoteklerin bulunduğu, malların değerleri ile kıyaslandığında alacağın şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığı, davacının gerek sözleşmenin feshi, gerek borcun şirket tarafından ödenmesine ilişkin borç bildirim mektubu ve ödeme emirlerinin düzenlendiği tarih itibarıyla şirketin kanuni temsilcisi olduğu, dolayısıyla, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi şartlarının oluştuğu, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde öngörülen sorumluluğun, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde öngörülen sorumluluğa kıyasla daha geniş tutulduğu ve sadece kamu alacağının asıl borçlunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış bulunması koşulunun gerçekleşmesinin yeterli olduğu" gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen 03/10/2018 tarih ve E:2017/1671, K:2018/1090 sayılı kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Kararının Özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 25.05.2021 gün ve E:2019/10897, K:2021/2593 sayılı kararı ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesinin 25/04/2019 tarih ve E:2019/132, K:2019/1192 sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir.
Yargılamanın Yenilenmesi Talebi Hakkında İlk Derece Mahkemesince Verilen Kararın Özeti: Bursa 2. İdare Mahkemesinin 17.09.2021 gün ve E:2021/948, K:2021/635 sayılı kararıyla; -2577 sayılı Kanun'un 55. maddesi uyarınca yargılamanın yenilenmesi taleplerinin esas kararı veren mahkemece karara bağlanacağına ilişkin hükmü uyarınca, yargılamanın yenilenmesi usulü ile kaldırılması istenilen kararın İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesince verildiğinden başvurunun Bursa Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesince incelenmesi gerektiği" gerekçesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmiştir.
Dairemizin Konuya İlişkin İlk Kararının Özeti: Dairemizin 16/11/2021 gün ve E:2021/1027, K:2021/371 sayılı kararıyla; yargılamanın yenilenmesine sebep olarak gösterilen hususun hangi tarihte ve ne şekilde öğrenildiğini göstermeyen yargılamanın yenilenmesine ilişkin 02.09.2021 tarihli ilk dilekçe 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesi hükmüne aykırılığı gerekçesiyle 30 gün içinde yenilenmek üzere reddedilmiştir.
TALEPTE BULUNAN DAVACININ İDDİALARI: Davacı tarafından özetle; "dava dışı Y... Hayv. Gıda Tar. Et Süt ve Ürünleri İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin kendisinin katılmadığı 06 Haziran 2016 tarihli genel kurul toplantı tutanağının 5.maddesinde şirket müdürü seçilmesine karar verildiği, bu durum TTK 32.maddesine açıkça aykırı olmasına karşın, ticaret sicil müdürlüğünce 30 Eylül 2016 tarihinde farklı bir gerekçe ile (şirket müdürlerinde belirsizlik olduğu) toplantı tutanağının dördüncü ve beşinci maddelerinin reddine karar verildiği, bu ret kararına rağmen 04 Ekim 2016 tarihli ticaret sicil gazetesinde çok büyük bir hata yapılarak dördüncü ve beşinci maddelerinin ilan edildiği, bu durumdan Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna hacizlerin kaldırılması amacıyla yaptığı başvurular sonucunda davalı kurumun cevap yazılarından 24 Ekim 2019 tarihinde öğrendiği, sicil müdürlüğünün düzeltme ilanı yayınlamasının da kendisinin bizzat sicil müdürlüğüne giderek durumu açıklaması sonucunda memurların hatanın farkına varması sonucu meydana geldiği, bu düzeltme ilanının yargılama devam ederken sunulduğu, düzeltme ilanının esas hakkında nihai karar verildikten sonra ele geçirildiği, temyiz ve karar düzeltme yollarında yeni delil gösterilemeyeceğinden bu yeni senet veya belgenin istinaf ve temyiz aşamalarında dikkate alınmadığı" öne sürülerek mahkeme kararının kaldırılması ile dava konusu işlemin iptal edilmesi istenilmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacı idare tarafından; davacının yargılamanın yenilenmesi talebine karşılık savunma verilmemiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
(YARGILANMANIN YENİLENMESİ İSTEMİ HAKKINDA KARAR)
I) YASAL DAYANAK:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde; "Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması, ..." halinde Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında yargılamanın yenilenmesi istenebileceği; 2.fıkrasında ise, yargılamanın yenilenmesi isteklerinin esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanacağı; hükme bağlanmıştır.
II) İSTİNAF DEĞERLENDİRMESİ:
Bursa Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR: Yukarıda aktarılan Kanunun 53/1-a maddesine göre yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulabilmesi için, zorlayıcı bir sebeple kararın sonucuna etki edebilecek bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması gerekmektedir.
Buradaki -kararın verilmesinden sonra- ibaresi olağan kanun yolları tüketilerek kesinleşme durumunu ifade etmektedir.
Zira yargılamanın yenilenmesi olağanüstü bir yargı yolu olup, olağan kanun yolu aşamasında değerlendirilemeyen Kanunda yer alan hususların varlığı halinde yeniden yargılama yapılmasını gerektirmektedir.
Olayda, davacı tarafından; -kendisinin katılmadığı 06 Haziran 2016 tarihli genel kurul toplantısında müdür olarak seçilmesine dair maddelerin ticaret sicil müdürlüğünce başka bir gerekçeyle reddedilmesine karşın sehven ticaret sicil gazetesinde yayınlandığının, bu durumun daha sonra düzeltilerek 05.11.2019 tarihinde düzeltme ilanı yapıldığının, bu durumun ilk derece kararından sonra ortaya çıktığı ve istinaf ve temyiz aşamalarında dikkate alınamadığının- iddia edildiği görülmekte ise de; olağan kanun yolu aşamasında tüm iddiaların dikkate alınabileceği, davacı tarafından bu hususların temyiz aşamasında ileri sürüldüğü ve bu iddiaların temyiz aşamasında değerlendirildiği hususları dikkate alındığında, kararın kesinleşmesinden sonra ele geçirilen bir belge olmaksızın talep edilen yargılamanın yenilenmesi isteminin reddi gerekmektedir.
III) HÜKÜM: Yukarıdaki değerlendirmeyle;
Davacının YARGILANMANIN YENİLENMESİ İSTEMİNİN REDDİNE,
Yargılamanın yenilenmesi aşamasında üstlendiği 59,30 TL başvuru harcı ile 77,50 TL posta giderinden oluşan toplam 136,80-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 46 ncı maddesinde sayılan davalardan olması nedeniyle bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yoluna başvurulabileceğinin taraflara hatırlatılmasına,
Temyiz süresi geçtikten veya 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun ile değişik 50. maddesinde belirlenen kanun yolları tükendikten sonra dava dosyasının ait olduğu mahkemeye gönderilmesine, 01.02.2022 gününde tarihinde, başvurunun esasının incelenmesi yönünden Başkan Kaplan Ülgü'nün karşı oyu ile oy çokluğuyla, başvurunun esası yönünden oy birliğiyle karar verildi.
(X) KARŞI OY GEREKÇESİ:
Yetkili mahkeme bakımından:
Bakılan uyuşmazlıkta, dava konusu ödeme emrini iptal eden ilk derece mahkemesi kararının istinaf aşamasında kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş olması nedeniyle 02.09.2021 tarihinde ilk derece mahkemesine hitaben verilen dilekçe ile talep edilen mevcut yargılamanın yenilenmesi başvurusunun görüşülmesi amacıyla 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca -esas kararı vermiş olan mahkeme- olduğumuz kabulüyle dava dosyası Dairemize gönderilmiş olup öncelikle mevcut istinaf yargılaması sisteminde böyle bir durumda, yargılamanın yenilenmesi talebinin ilk derece mahkemesince mi, yoksa istinaf dairesince mi karara bağlanması gerektiği hususunun tartışılması yerinde olacaktır.
Zira, gerek eski bölge idare mahkemesi sisteminde gerekse yeni bölge idare mahkemesi (istinaf) sisteminin uygulamaya girmesinden sonra HSK Teftiş Kurulu müfettişleri tarafından yapılan teftişler sonunda, en son kararı veren yere göre ikili bir ayrım yapılmak suretiyle yargılamanın yenilenmesi taleplerinin hangi mahkemece (ilk derece mi, istinaf dairesince mi) karara bağlanması gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunulmaktadır.
HSK müfettişlerince yapılan tavsiyelerdeki ikili ayrıma göre, ilk derece mahkemesi kararı, istinaf ve temyiz aşamalarında aynen geçmek suretiyle kesinleşmiş ise, yargılamanın yenilenmesi taleplerinin ilk derece mahkemesince; ilk derece mahkemesi kararı istinaf aşamasında kaldırılmak suretiyle tersi yönde karar verilmiş ve istinaf kararı temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmesi halinde ise, en son kararın istinaf dairesince verildiği kabulüyle, yargılamanın yenilenmesi taleplerinin istinaf dairesince karara bağlanması gerektiği yönünde yaklaşım sergilenmektedir.
Esasen, ilk derece mahkemeleri ile istinaf daireleri arasında yaşanacak olan usul sorununun, istinafta kesinleşen kararlar bakımından aykırılığın giderilmesi müessesesi, temyize tabi olan kararlar yönünden ise temyiz yoluyla Danıştay tarafından giderilmesi gerektiği düşüncesiyle bu usul sorununun kendi doğal mecrasında çözümü bakımından temyize tabi olan mevcut davada Danıştay ilgili dairesince mutlak suretle bir değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.
Halen üç dereceli yargılamanın yapıldığı istinaf sisteminde 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinin 2. fıkrasında yer alan -esas kararı vermiş olan mahkeme- tabirinden hangi mahkemenin anlaşılması gerektiğine ilişkin değerlendirmem aşağıdaki gibidir:
Öncelikle, 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinin 1. fıkrasında, bölge idare mahkemesince verilen kararlar hakkında da yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği yolunda düzenleme bulunmakta ise de, bu hükmün, yargı çevresindeki mahkemelerin heyet halinde davadan çekilmesi veyahut heyetin reddedilmesi halinde ( 2577 sayılı Yasanın 57/4.maddesi uyarınca ) uyuşmazlığı (Danıştay'da olduğu gibi) ilk derece mahkemesi olarak görecek olan bölge idare mahkemelerinin bu kapsamda vereceği kararlara yönelik olduğu düşünülmelidir.
Bu bağlamda, halen uygulanmakta olan istinaf sisteminde bölge idare mahkemeleri dairelerince, istinaf edilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeni bir karar verilmesi, köken olarak "yeniden başlama, baştan alma" anlamına gelen "istinaf" kavramının tanımı gereği, bölge idare mahkemesince ilk derecede verilmiş bir karar mahiyetinde olmayıp ilk derece mahkemesinin yerine geçilmek suretiyle verilen karar niteliğindedir.
Dolayısıyla; istinaf dairelerince, ilk derece mahkemesi kararlarının kaldırılması suretiyle yeni bir karar verilmesi, istinaf dairesini 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinin 2. fıkrası uyarınca -esas kararı vermiş olan mahkeme- konumuna soktuğu düşünülmemelidir.
Aksine, ilk derece mahkemesi kararının istinaf aşamasında kaldırılması suretiyle tersi yönde karar verilen davalardaki yargılamanın yenilenmesi taleplerinin istinaf dairesince karara bağlanması gerektiğine ilişkin bir yorum, hükmü kesinleşen davaların sonradan ortaya çıkan yeni delil durumuna göre yeni baştan görülmesine yönelik olağanüstü bir kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi müessesini, en son verilen kararın kaldırılmasına yönelik olağan bir kanun yolu gibi düşünmenin sonucu olarak değerlendirilebilir.
Halbu ki; yargılamanın yenilenmesi talebi, en son verilen mahkeme kararının kaldırılmasına yönelik olağan (itiraz/ istinaf, temyiz, karar düzeltme gibi) bir kanun yolu olmayıp, hükmü kesinleşen davaların sonradan ortaya çıkan kabul edilebilir yasal sebeplerle yeni baştan, yeni delil durumuna göre ilk derecede görülmesini gerektiren olağanüstü bir kanun yoludur. Mahkemece, yargılamanın yenilenmesi talebi kabul edildiği taktirde, gerekirse ilk derecedeki bütün yargılama enstrümanları (keşif, bilirkişi, duruşma vb) kullanılabilir.
Yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunan yönünden bakıldığında ise; yargılamanın yenilenmesi istemini reddeden veya kabul ederek yeni bir karar veren mahkeme kararlarına karşı, (istinaf veya varsa temyiz/karar düzeltme gibi) olağan kanun yollarının her zaman açık bulunduğu dikkate alındığında, bu kapsamdaki taleplerin ilk kararı veren mahkemede görülmesinin, bir çok kanun yolunu yeni baştan kullanma hakkını elde edecek olan ilgili tarafın “âdil yargılanma hakkı”nı koruma amacına daha uygun olduğu kuşkusuzdur.
Oysa, özellikle konu veya miktar itibarıyla temyize tabi olmayan davalarda, yargılamanın yenilenmesi talepleri ilk derecede bölge idare mahkemelerinde incelenip karara bağlandığı taktirde başvurulabilecek başka bir kanun yolu kalmayacaktır. Böylesi bir durumda, ilgili tarafın talebinin birden fazla heyet tarafından incelenmesinin önü kapatılmış olacaktır.
Öte yandan, ilk derece mahkemesi kararının çoklu hüküm içerdiği veyahut istinaf dairesince ilk derece mahkemesi kararının kısmen kaldırılarak dava sonucunun kısmen değiştirildiği durumlarda, davanın tamamına yönelik yargılamanın yenilenmesi taleplerinin ikili ayrımla bir kısmının ilk derecede, bir kısmının istinaf dairesinde karara bağlanması gerektiği sonucuna varılır ki; yargılamanın yenilenmesi talebini karara bağlayacak yetkili yargı yerinin belirlenmesinde uyuşmazlık dosyasının ikiye bölünmesi düşünülemeyeceğinden böylesi yaklaşımın, fiili uygulamada önceden öngörülemeyen ciddi usul sorunlarına yol açabilmesi olasılık dahilindedir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; davacı tarafından, ilk olarak davanın görüldüğü ilk derece mahkemesine hitaben verilen dilekçe ile yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin karara bağlanması amacıyla dava dosyanın mahkemesine iade edilmesi gerektiği görüşüyle, işin esasına girilmesi bakımından çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başvurunun esası bakımından:
İşin esasına geçilmiş olması nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 22. maddesinin 2. fıkrası uyarınca oy kullanmam gerektiğinden, yargılamanın yenilenmesi başvurusunun esası bakımından, karar sonucuna ve gerekçesine aynen katılıyorum.(¤¤)