AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 30647/17
Ayhan BORA / TÜRKİYE
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 28 Kasım 2017 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, yukarıda belirtilen 24 Nisan 2017 tarihinde yapılan başvuruyu ve Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 2. fıkrasının a) bendi uyarınca davalı Hükümet tarafından ibraz edilen bilgiler ile başvuran tarafından cevaben sunulan bilgileri dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY
1. Başvuran Ayhan Bora, Türk vatandaşı olup, 1970 doğumludur ve İskenderun’da tutuklu bulunmaktadır. Başvuran, Mahkeme önünde, Hatay Barosuna bağlı Avukat N. Hüzmeli Hadimoğlu tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) ise, kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davaya konu olaylar, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasa dışı bir örgüt olan FETÖ/PDY’ye (‘‘Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’’) bağlı olmakla suçlanan bir grup, 15 Temmuz 2016’yı 16 Temmuz’a bağlayan gece, darbe girişiminde bulunmuş, ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Söz konusu gece boyunca, çoğunluğu sivil olmak üzere 240’dan fazla sayıda kişi, darbecilere karşı koyarken yaşamını yitirmiştir.
4. Hâkim olarak görevli başvuran, 20 Temmuz 2016 tarihinde, yakalanarak gözaltına alınmıştır. Başvuran, yukarıda belirtilen yasa dışı örgütle ilişkili olmakla suçlanmıştır.
5. Türkiye’de 21 Temmuz 2016 tarihinde olağanüstü hal ilan edilmiştir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 2016 yılının Ağustos ayında, yukarıda belirtilen örgüt, yapı veya gruplara mensup, üye ya da bağlı olduğu kanaatine varılan 2.847 hâkim ve savcının meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir (bk. Çatal/Türkiye (k.k.), no. 2873/17, 7 Mart 2017). Başvuran, 5 Eylül 2016 tarihinde meslekten ihraç edilmiştir.
6. Başvuran, 10 Eylül 2016 tarihine kadar diğer tutuklularla aynı koğuşu paylaşmış, İskenderun T Tipi Cezaevi Yönetimi tarafından verilen bir kararla, bu tarihten itibaren, ‘‘tek kişilik bir yaşam odasına’’ yerleştirilmiştir.
7. Başvuran, 26 Haziran 2016 tarihinde, bu karara itiraz etmiştir. Başvuran ayrıca, özellikle bilgisayar kullanımına ve ailesiyle açık görüş gerçekleştirmesine daha sık izin verilmesine ilişkin taleplerinin reddedilmesine karşı dört ayrı başvuruda bulunmuştur. Bu talepleri, 2 Eylül ve 23 Kasım 2016 tarihlerinde idare tarafından, 9 Mayıs 2017 tarihinde icra hâkimi tarafından ve 19 Temmuz 2017 tarihinde İskenderun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Bu makamlar özellikle, yukarıda belirtilen kararın, yasa anlamında, başvuran aleyhinde verilmiş bir tecrit cezası değil, 5275 sayılı Kanun’un 9 ve 111. maddelerine uygun olarak başvuran hakkında yapılan suçlamanın ağırlığı bakımından ve güvenlik sebepleriyle, yasa dışı örgütün mensuplarının birbirinden ayrılmasına yönelik verilen bir tedbir kararı olduğunu belirtmişlerdir. Başvuranın bilgisayar kullanımına ve ailesiyle açık görüş gerçekleştirmesine daha sık izin verilmesine ilişkin taleplerinin reddedilmesi, bu anlamda aşırı talep sunulması, güvenlik tedbirleri ve bu türden taleplerin düzenlenmesi gereklilikleri bakımından idari düzeyde onaylanmıştır.
8. Hükümet, 5 ve 12 Mayıs 2017 tarihlerinde, Mahkeme’ye aşağıdaki bilgileri sunmuştur. Başvuran, yakınları tarafından haftada bir defa konuşma düzeneği bulunan kapalı görüşle ve iki ayda bir defa açık görüşle ziyaret edilebilmektedir. Tutukluluk halinin başından beri yakınları tarafından 45 defa ziyaret edilmiş, ayrıca 17 defa da temsilcisiyle görüşmüştür. Başvurana ayrıca, birçok talebini çeşitli makamlara sunma imkânı verilmiştir ve bu talepler, başvuranın ‘‘tek kişilik bir yaşam odasına’’ yerleştirilmiş olması sebebiyle, disiplin suçları işleyen ve "tek kişilik hücreye" yerleştirilen tutuklulara zorunlu koşulan kısıtlamalara tabi tutulmamıştır. Başvuranın tutulduğu yaşam odası, 15 m2 yüzölçümüne sahiptir ve içerisinde bir duş, bir tuvalet ve mutfak kısmı bulundurmaktadır. Başvurana, talebi üzerine günde iki gazete verilmektedir, kitap ve bir televizyon satın alma imkânı bulunmaktadır. Başvuran, günde en az bir saat, diğer iki tutukluyla birlikte havalandırma hakkından yararlandığı ortak bir dış avluyu kullanma imkânına sahiptir. Başvuran, tutukluluğunun başından beri, talebi üzerine, 13 defa doktor tarafından muayene edilmiştir. Baş dönmesi ve depresyon şikâyetleri olan başvuran, doktor tarafından reçete edilen ilaçları almaktadır. Başvuran, iki defa psikolojik değerlendirmeye tabi tutulmayı reddetmiş, ancak 29 Aralık 2016 ve 22 Şubat 2017 tarihlerinde, otonomi düzeyinin, risklerin değerlendirilmesi ve fiziki ve zihinsel bütünlüğünün korunmasına yönelik gereklilikler için aralarında bir psikolog ve bir doktorun bulunduğu cezaevi yönetiminden bir heyet tarafından ziyaret edilmiştir. Hükümet, gece boyunca gerçekleştirilen olağan denetlemelerle ilgili olarak, başvuran tarafından ileri sürülen zaman aralıklarının doğru olmadığını ve bireysel yaşam odalarında izleme kameralarının bulunmaması sebebiyle, tutukluların gece boyunca denetlenmesine yönelik uygulamanın, güvenlik nedeniyle ve ilgili kişilerin kendi eylemlerine karşı korunması için gerekli olduğunu belirtmektedir.
9. Hükümet ayrıca, başvuranın Anayasa Mahkemesi önünde iki başvuruda bulunduğuna dair Mahkeme’yi bilgilendirmiştir. İlgili, bu başvurulardan ilkinde, tutukluluk koşullarından değil, sadece sağlık durumunun cezaevi koşullarına uygun olmadığından şikâyet etmiştir. Başvuranın bu bağlamda geçici tedbir alınmasına ilişkin talebi, 2 Mayıs 2017 tarihinde, tabi tutulduğu son sağlık muayeneleri bakımından ve yaşamının veya fiziki ve zihinsel bütünlüğünün tehdit altında olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. İkinci başvurusu, görevden çıkarılmasına ilişkindir. İki başvuru da Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir.
B. İlgili İç ve Uluslararası Hukuk ile Uygulaması
10. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında 5275 sayılı Kanun’un 9 ve 11. maddeleri, yüksek güvenlikli cezaevlerinin, bir veya üç kişilik yaşam odalarından oluştuğunu ve burada tutulanların, diğerlerinin yanı sıra, Devletin bütünlüğüne karşı işlenen suçlardan hüküm giyen tutuklu ve hükümlüler olduğunu belirtmektedir. Bu maddelere göre, bu türden cezaevlerinin, ihtiyacı karşılama bakımından yetersiz olması hâlinde, diğer kapalı ceza infaz kurumlarının yüksek güvenlikli bölümleri kullanılır.
11. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 11 Ocak 2006 tarihinde, 952. Delegeler Komitesi toplantısı sırasında kabul edilen Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları hakkında (2006)2 Tavsiye Kararı’nın ekinde yer alan Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 51, 52 ve 53. maddeleri, özel yüksek güvenlik ve asayiş tedbirlerine ilişkin kriterleri düzenlemektedir.
Bu kuralların 51. maddesinin 5. fıkrası aşağıdaki gibidir:
" Gerekli güvenlik düzeyi, bir kişinin cezaevinde tutulduğu süre boyunca düzenli aralıklarla gözden geçirilmelidir. "
53. maddenin 1. fıkrası aşağıdaki gibidir:
" Özel yüksek güvenlik veya asayiş tedbirleri ancak istisnai durumlarda uygulanmalıdır."
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, cezaevinde tecrit rejimine tabi tutulduğundan şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, infaz koruma memurları tarafından gerçekleştirilen gece kontrolleri sırasında, infaz koruma memurlarının her yarım saatte bir veya her saat başında ışıkları açmaları, kapıyı çarpmaları, koridorlarda yüksek sesle konuşmaları, şarkı söylemeleri ya da ıslık çalmaları sebebiyle, uyuyamadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, tedavisi için öngörülen hapın kendisine yalnızca bir tane verildiğini ve kendisine göre, gerekli olan küçük bıçaklar, tırnak makası ve sırt korsesi gibi kişisel eşyalara el konulduğunu iddia etmektedir.
13. Başvuran, Sözleşme’nin 5, 6, 8 ve 14. maddelerini ileri sürerek, cezaevi kurumu tarafından kendisi hakkında alınan tedbirlere ilişkin kararların, uygun şekilde gerekçelendirilmediğini ve icra hâkimliği önünde görülen davanın süresinin aşırı uzun olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, savunmasını hazırlaması için kendisine bilgisayar kullanma izni verilmediğinden ve avukatı ve ailesiyle yaptığı görüşme ve yazışmaların izlendiğinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 3. Maddesi
14. Başvuran, tutukluluk koşullarından ve daha özel olarak tecrit edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir, bu madde aşağıdaki gibidir:
" Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. "
1. Genel İlkeler ve İlgili Örnekler
15. Mahkeme, içtihatlarına göre, kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin alanına girmesi için, asgari ağırlık eşiğini geçmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirilmesi özünde şu hususla ilgilidir; söz konusu eşik, davanın verilerinin bütününe, özellikle muamelenin süresine ve fiziki ve zihinsel etkilerine, bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi unsurlara dayanır (Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 88, AİHM 2010 ve Bouyid/Belçika [BD], no. 23380/09, § 86, AİHM 2015). Bu açıdan, muamelenin olumsuz yönler içermesi yeterli değildir (Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 107, A Serisi no. 39 ve Messina/İtalya (no. 2) (k.k.), no. 25498/94, AİHM 1999-V).
16. Sözleşme’nin 3. maddesi, Devlete, her tutuklu veya hükümlünün, insan onuruna uygun şekilde alıkonulmasını, tedbirin icra edilme şekillerinin, ilgiliye sıkıntı veren veya tutukluluğa ilişkin kaçınılmaz acı seviyesini aşan bir yoğunlukta olmamasını ve tutukluluğun uygulama gereklilikleri bakımından, tutuklunun sağlığının ve esenliğinin uygun şekilde sağlanmasını zorunlu kılmaktadır (Kudła/Polonya [BD], no. 30210/96, § 94, AİHM 2000‑XI, Matencio/Fransa, no. 58749/00, § 78, 15 Ocak 2004 ve Ramirez Sanchez/Fransa [BD], no. 59450/00, § 119, AİHM 2006‑IX).
17. Bir tutuklunun sosyal olarak tecrit edilmesiyle birlikte duyumsal olarak da tamamen tecrit edilmesi, kişiliğine zarar verebilir ve insanlık dışı bir muamele şekli teşkil edebilir. Buna karşın, güvenlik, disiplin ve koruma sebepleriyle diğer tutuklularla iletişim kurmasının yasaklanması, kendi içerisinde bir ceza veya insanlık dışı muamele şekli teşkil etmez (daha önce anılan Messina, ve Rohde/Danimarka, no. 69332/01, §§ 93-98, 21 Temmuz 2005). Bir davada bu türden bir tedbirin, 3. maddenin alanına girip girmediğinin değerlendirilebilmesi için, davanın koşullarının, tedbirin ağırlığının, süresinin, taşıdığı amacın ve ilgili şahıs üzerindeki etkilerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir (Van der Ven/Hollanda, no. 50901/99, § 51, AİHM 2003‑II, Piechowicz/Polonya, no. 20071/07, § 163, 17 Nisan 2012 ve Bamouhammad/Belçika, no. 47687/13, § 135, 17 Kasım 2015). Diğer taraftan, Sözleşme’ye taraf olan birçok ülkede, tehlikeli tutuklular aleyhinde çok geniş güvenlik rejimleri uygulanmaktadır. Kaçma, saldırma, tutukluların birliğini bozma ve organize suç çevreleriyle iletişim risklerinin engellenmesini amaçlayan bu rejimler, esasen denetimin kuvvetlendirilmesiyle birlikte cezaevi topluluğunun bertaraf edilmesine dayanmaktadır (daha önce anılan Ramirez Sanchez, § 138).
18. Süregelen tecrit tedbirinin uzatılmasına ilişkin kararların, her türlü keyfilikten kaçınılması için esasen gerekçelendirilmiş olması gerekmektedir. Bu kararlar ayrıca, makamların, tutuklunun koşulları, durumu ve tutumu hakkında evrimsel bir inceleme yürütüp yürütmediğinin tespit edilmesine imkân vermelidir. Bu gerekçelendirmenin, zaman geçtikçe daha da derinleştirilmiş ve ikna edici olması gerekmektedir. Diğer taraftan "cezaevinde hapis şekli" teşkil eden bu tedbire, Bakanlar Komitesi tarafından 11 Ocak 2006 tarihinde kabul edilen Avrupa Cezaevi Kuralları’nın 53. maddesinin 1. fıkrasında kesinleştirildiği gibi, sadece istisnai olarak ve çok fazla önlem alınarak başvurulması uygundur. Tutuklunun fiziki ve psikolojik sağlık durumunun, tecrit tedbirine devam edilmesine imkân veren, düzenli bir kontrole tabi tutulması gerekmektedir (daha önce anılan Ramirez Sanchez, § 139).
19. Mahkeme, daha önce, Türkiye’de yüksek güvenlikli F tipi cezaevinde diğer iki hükümlüyle birlikte tutulan bir başvuranın, tutukluluk koşullarıyla ilgili benzer şikâyetleri hakkında karar vermiştir. Mahkeme, söz konusu davada, koşulların bütünü bakımından ve özellikle özgürlükten yoksun bırakma tedbirlerinin olağan şekilde bazı acılara yol açtığı göz önüne alındığında, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği görünümünün bulunmadığı sonucuna varmıştır (Karakaş/Türkiye (k.k.), no. 68909/01, 9 Kasım 2004).
20. Mahkeme ayrıca, tecrit tedbirinin daha çok görünür olduğu ve Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna vardığı başka davaları da incelemiştir (Öcalan/Türkiye [BD], no. 46221/99, §§ 190-196, AİHM 2005‑IV ve yukarıda anılan Ramirez Sanchez, §§ 113-150, çok sert bir şekilde uygulanan tecrit tedbirinin, sırasıyla, yaklaşık olarak altı yıl ve sekiz yıl sürdüğü davalar).
21. Bununla birlikte, Öcalan davasında daha sonra verilen bir kararda, Mahkeme, " başvuranın, 2007 yılında terk edilmişlik ve hayal kırıklığı duygusunun da eşlik ettiği kronik stresten, sosyal ve duyumsal tecritten kaynaklanan psikolojik durumunun kötüleşmiş olduğu ve Avrupa İşkence ve İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele veya Cezanın Önlenmesi Komitesi tarafından 2007 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilen ziyaret sonrasında sunulan raporda başvuranın sosyal olarak tecrit edildiği koşulların uzun sürmesinin kendisi üzerindeki olumsuz etkilerine yer veren tespitlere rağmen, 2008 Haziran ayına kadar başvuranın tecrit edilmesinden başka bir çözüm yolu aranmadığı dikkate alındığında, tutukluluğun belirli bir kısmı için Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Öcalan/Türkiye (no. 2), no. 24069/03 ve diğer üç başvuru, §§ 146-147, 18 Mart 2014). Mahkeme bununla birlikte, cezaevinde tutulan tek mahkûmun başvuran olması sebebiyle, bu davadaki durumun, diğerlerinden çok farklı olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme, daha sonra, özellikle bu cezaevine başka tutukluların da getirilmesi ve tutukluluğa bağlı bazı hususların iyileştirilmesi bakımından, ihlal bulunmadığına karar vermiştir (§§ 148-149).
2. Somut Olayda Uygulama
22. Mahkeme, tutukluluk koşullarına ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak, başvuranın, fiziki olarak ve özellikle (a priori) Bakanlar Komitesi tarafından 11 Ocak 2006 tarihinde kabul edilen Avrupa Cezaevi Kuralları gereğince uygun koşullarda tutulduğunu tespit etmektedir (Türkiye’de tek kişilik hücrelerin tanımı ve bu disiplin cezasına maruz kalan tutuklulara getirilen kısıtlamalar için ayrıca bk. mutatis mutandis (gerekli değişikliklerin uyarlanması koşuluyla), Güngör/Türkiye ((k.k.), no. 14486/09, § 16, 4 Temmuz 2017). Aslında başvuranın yaşam odasının yüzölçümü 15 m2’dir ve odasında bir duş tuvalet ve mutfak kısmı bulunmaktadır. Başvuranın, her gün en az bir saat boyunca diğer iki tutukluya da açık olan yürüyüş avlusuna çıkma imkânı vardır. Mahkeme, tarafların, tutukluluk koşullarıyla ilgili başka detaylar bildirmediğini kaydetmektedir.
23. Mahkeme, başvurana sağlanan kolaylıklarla ilgili olarak, başvurana her gün iki gazete verildiğini ve kitaplarla bir televizyon satın alma imkânı verildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, başvuranın tutukluluğu boyunca 45 defa yakınları tarafından ziyaret edildiğini, 17 defa avukatıyla görüştürüldüğünü, 13 defa bir doktor tarafından muayene edildiğini ve aralarında bir doktor ve bir psikologun da bulunduğu cezaevi heyeti tarafından iki defa ziyaret edildiğini kaydetmektedir.
24. Mahkeme, özellikle başvuranın güncel tutukluluk süresi bakımından, bu tür koşulların, tutukluların sağlığına ilişkin kriterleri yeterince karşıladığı ve Sözleşme’nin 3. maddesinin alanına girmesi için gerekli olan asgari ağırlık eşiğini aşmadığı kanaatindedir. Mahkeme ayrıca, gece boyunca zaman zaman açılan ışık, infaz koruma memurlarının yaptığı gürültü, bazı nesnelere el konulması gibi tutukluluk koşullarına bağlı geri kalan şikâyetlerin de, başvuranın genel tutukluluk koşulları bakımından yukarıda belirtilen ağırlık eşiğini aşmadığı kanısındadır. İlaç olarak tutukluya gerekli hapın yalnızca bir adet verilmesi de, ilgilinin kendi davranışlarından korunmasını amaçlayan makul bir güvenlik tedbiri olarak değerlendirilebilir.
25. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve bu kısmın, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
26. Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği yönündeki tespitinin, tutukluluk süresi boyunca uygulanan güncel rejimin sınırsız şekilde devam ettirilmesine izin verdiği şeklinde yorumlanamayacağının, zira başvuranın mahkûmiyette geçen zamanının uzaması sebebiyle, kendisine tanınacak bu türden kolaylıkların, mahkûmiyet şartlarının Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyumlu olacak şekilde kalması için gerekli olabileceğinin altını çizmeyi gerekli görmektedir (bk. yukarıda anılan (no. 2), § 149).
27. Mahkeme, ilgilinin kişisel bir yaşam odasına yerleştirilmesine ilişkin kararın uygun şekilde gerekçelendirilmemesiyle ilgili şikâyetin, başvuranın bu türden bir odaya yerleştirilmesine karşı yaptığı itirazın reddedilmesine ilişkin olarak makamlar tarafından ileri sürülen gerekçeler dikkate alındığında (bk. yukarıdaki 7. paragraf), açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir ve başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
B. Diğer Şikâyetler
28. Mahkeme, diğer şikâyetlerin, ulusal makamlar önünde daha önce hiç ileri sürülmediğini, Anayasa Mahkemesi önüne sunulan diğer iki başvuruya bağlı olduğunu ve bu başvuruların da halen derdest olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (daha önce anılan Çatal, §§ 31‑33). Mahkeme, ikincillik ilkesinin gerektirdiği şekilde, mevcut iç hukuk yollarını tüketmiş olan başvuranlar tarafından sunulan her şikâyet için nihai denetim yetkisini saklı tuttuğunun altının çizilmesinin gerekli olduğu kanısındadır (Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, § 71, 30 Nisan 2013).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 21 Aralık 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy