AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 1009/16
Reda BOUDRAA / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 28 Haziran 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Aralık 2015 tarihinde gerçekleştirilmiş olan yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Reda Boudraa, 1974 doğumlu olup Yalova’da ikamet etmekte olan bir Cezayir vatandaşıdır. Mahkeme önünde, İstanbul’da görev yapmakta olan avukatlar A. Yılmaz, S.N. Yılmaz ve F. Amca tarafından temsil edilmektedir.
Başvuran tarafından bildirildiği şekliyle davaya ilişkin olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
A. Başvuranın tutulması ve iltica usulü
Başvuran 2001-2003 yılları arasında Türkiye’de yaşamış, bu süreçte eşiyle tanışmış ve evlenmiştir. Başvuran ve eşinin dört çocuğu vardır. Başvuran 2003 yılında Türk makamları tarafından Cezayir’e sınır dışı edilmiştir. 2003 ve 2006 yılları arasında Cezayir’de, çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiği cezaevinde tutulmuştur.
Başvuran ve diğer birkaç kişi Cezayir’de, ülke hükümetine şiddet içermeyen yollarla muhalefet eden siyasi bir örgüt olan Reshad Hareketi’ni (“Rachad Movement”) kurmuşlardır. 2010 yılında Arap Baharı olarak bilinen protesto hareketinin başlamasının ardından, başvuran Cezayir’de gözaltına alınmıştır ve burada kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir.
Başvuran belirtilmeyen bir tarihte Cezayir’den kaçarak Suriye’ye gitmiş ve burada öğretmen olarak görev yapmıştır. Sonrasında ise 2013 yılının Ağustos ayında, eşinin ve çocuklarının yaşadığı Yalova’ya gitmiştir.
Komşuları, başvuranın çocuklarının çok gürültü yaptıkları konusunda şikâyette bulundukları için, polis memurları 3 Kasım 2013 tarihinde başvuranın yaşadığı daireye gelmişlerdir. Başvuran pasaportu olmadığı için gözaltına alınmıştır. Başvuran aynı gün içerisinde Yalova Emniyet Müdürlüğündeki gözaltı odasına yerleştirilmiştir.
Başvuran, kendi ülkesine gönderilmesi durumunda siyasi görüşleri nedeniyle Cezayir’de kötü muamele riskine maruz kalacağını iddia ederek iltica başvurusunda bulunmuştur. Talep İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiştir ve bu karar 5 Aralık 2013 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
Başvuran 17 Aralık 2013 tarihinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Ankara Bürosuna başvurmuş ve mülteci olarak tanınmak istediğini beyan etmiştir.
Başvuranın avukatı 23 Aralık 2013 tarihinde, 5 Aralık 2013 tarihli karara karşı İçişleri Bakanlığı önünde itirazda bulunmuştur. Avukat başvurana, iç hukuka aykırı olan red kararının kendisine tebliğ edilmesinden itibaren 72 saat içerisinde itirazda bulunmasının söylendiğini iddia etmiştir. Başvuranın ilk görüşmesi sırasında yanında temsilcisinin bulunmadığını kaydeden başvuran avukatı, kendisinin de hazır bulanacağı bir başka görüşme talep etmiştir. Son olarak ise ulusal makamların, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne yapılan başvurunun sonucunu beklemelerini ve mülteci olan başvurana oturma izni vermelerini talep etmiştir.
Red kararına yönelik itirazı 25 Aralık 2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından reddedilmiştir ve başvuran Cezayir’e sınır dışı edileceği konusunda bilgilendirilmiştir.
B. Yalova Emniyet Müdürlüğü’ndeki tutulma koşulları
Başvuran 3 Kasım 2013 ve 7 Ocak 2014 tarihleri arasında Yalova Emniyet Müdürlüğü’nde tutulmuştur. Başvuranın tutulduğu oda, yakalanan kişilerin kısa süreliğine (genelde bir gün) alıkonuldukları sıradan bir polis nezarethanesidir. Başvuranın tutulması sırasında odada, sayıları bazen 10-12’yi bulan birçok kişi de alıkonulmuştur. Bahse konu oda on metre kare olup, odada ısıtma veya havalandırma sistemi ve yatak bulunmamaktadır. Başvurana bir döşek ve battaniye verilmiş olup, başvuran yerde uyumuştur. Başvuran gün ışığı almayan odadan dışarı çıkarılmamıştır. Astım, anemi ve sırt ağrısı problemleri olmasından dolayı tıbbi yardıma ihtiyaç duymuştur. Ancak yalnızca bir kez hastaneye götürülmüştür. Alıkoyma merkezinde duş olmaması nedeniyle, kişisel temizliğini tuvaletlerde yapmak zorunda kalmıştır.
C. Anayasa Mahkemesi’ne başvuru
Başvuran 27 Aralık 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur. Cezayir’de kendisi hakkındaki ceza yargılamalarının devam ettiğini ve ölüm cezasına mahkûm edilebileceğini ifade ederek; buraya gönderilmesi durumunda kötü muamele riskiyle karşılaşacağını iddia etmiştir. Ayrıca İçişleri Bakanlığı’nın iltica talebini detaylı bir şekilde incelemediğini ve iltica işlemi kapsamında usuli haklardan yoksun bırakıldığını kaydetmiştir. Başvuran ayrıca, Yalova Emniyet Müdürlüğü’ndeki tutulma koşullarının kötü muamele teşkil ettiğini, alıkonulmasının hukuka aykırı olduğunu ve özel hayatının ve aile hayatının ihlal edilmesine neden olduğunu kaydetmiştir. Ayrıca sınır dışı kararına, alıkoyma işleminin hukuka aykırı olduğu hususunda ve tutulma koşullarına itiraz edebileceği etkin bir hukuk yolu bulunmadığını veya hukuka aykırı olarak alıkonulduğu için tazminat talep edemediğini iddia etmiştir. Başvuran Anayasa Mahkemesi’nin tedbir kararı vermesini ve Cezayir’e sınır dışı edilme sürecini askıya almasını talep etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 30 Aralık 2013 tarihinde başvuranın sınır dışı edilmesi durumunda kötü muamele riskiyle karşılaşacağı yönündeki iddialarının yerinde olduğunu tespit etmiş ve önündeki davanın karara bağlanması sürecinde Cezayir’e sınır dışı edilme işlemlerinin askıya alınmasına karar vermiştir.
Bu nedenle başvuran 7 Ocak 2014 tarihinde Yalova Emniyet Müdürlüğü’nden salıverilmiştir.
Anayasa Mahkemesi 21 Ocak 2014 tarihinde, başvuranın davasına ilişkin olarak kabul edilebilirlik ve esas hakkında karar vermiştir. Başvuranın Cezayir’e gönderilmesi durumunda kötü muamele riskine maruz kalacağı ve sınır dışı kararına itiraz edebileceği etkin bir hukuk yolu bulunmadığı hususundaki iddialarıyla ilgili olarak; mahkeme öncelikle başvuranın 30 Aralık 2013 tarihli kararla sınır dışı işleminin askıya alınmasının ardından serbest bırakıldığını ve 6 Temmuz 2014 tarihine kadar geçerli olan oturma izninin kendisine verildiğini kaydetmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne başvuru sırasında Türk hukuku kapsamında otomatik olarak askıya alma etkisi bulunan bir hukuk yolu mevcut olmamasına rağmen, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, idare mahkemelerine yapılan başvurunun otomatik olarak askıya alma etkisi olduğunu kaydetmiştir. Anayasa Mahkemesine göre, başvuran hakkında yeni bir sınır dışı kararı verilmesi durumunda, 6458 sayılı Kanun kapsamında öngörülen hukuk yolunu kullanabilir. Bu nedenle mahkeme, başvuranın etkin bir hukuk yolu olmadığına ilişkin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunu tespit etmiştir. Başvuran hakkında devam eden bir sınır dışı kararı olmadığından ve yeni bir kararın verilmesi durumunda başvuranın idare mahkemelerine başvurabilecek olmasından dolayı, Anayasa Mahkemesi başvuranın Cezayir’e gönderilmesi durumunda kötü muamele riskine maruz kalacağı konusundaki iddiasının da açıkça dayanaktan yoksun olduğunu tespit etmiştir.
Başvuranın Yalova Emniyet Müdürlüğünde tutulma koşullarının kötü muamele teşkil ettiği konusundaki şikâyeti hususunda; Anayasa Mahkemesi, başvuranın sağlığının tutulma koşullarının bir sonucu olarak kötüleştiği konusunda şikâyette bulunduğunu kaydetmiştir. Başvuran alıkonulduğu süreçte hastalandığında tıbbi yardım sağlanması nedeniyle, Anayasa Mahkemesi idari makamların başvuranın fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak için gereken tedbirleri aldığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi başvurana yönelik muamelenin, insanlık dışı veya aşağılayıcı olarak değerlendirilmesi için asgari ciddiyet düzeyine erişmediği sonucuna varmıştır.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, başvuranın tutulması ve bu tutulma kararına itiraz edebileceği etkin bir hukuk yolu bulunmaması nedeniyle; Anayasa’nın 19 §§ 1 ve 8. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin kararı 24 Haziran 2015 tarihinde başvuranın temsilcisine tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşulları hakkında şikâyette bulunmuştur.
Başvuran ayrıca, idari makamların iltica talebini uygun şekilde değerlendirmeksizin, Cezayir’e sınır dışı edilmesine karar verdiklerini ve yeni kanunun yürürlüğe girmesinden önce kendisi hakkında sınır dışı kararı verilmesine rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin, 6458 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiğini kaydederek, idari makamların bu başarısızlıklarını değerlendirmediğini belirtmiştir. Başvuran idari makamların risk değerlendirmesi gerçekleştirmemeleri ve Anayasa Mahkemesi’nin sınır dışı edilme emrinin verildiği koşulları incelememesinin, 3. maddenin usul bakımından ihlal edildiği anlamına geldiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Başvuran Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşullarının, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı bir muamele teşkil ettiği hususunda şikâyette bulunmuştur.
Mahkeme, dava dosyası temelinde bu şikâyetin kabul edilebilir olup olmadığını belirleyemeyeceği ve bu nedenle Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmının davalı Hükümete iletilmesinin gerekli olduğu kanaatindedir.
2. Başvuran idari makamların, sınır dışı kararı vermeden önce risk değerlendirmesi gerçekleştirmemeleri ve Anayasa Mahkemesi’nin sınır dışı kararının verildiği koşulları incelememelerinin, 3. maddenin usul bakımından ihlal edilmesine neden olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkeme başvuranın 25 Aralık 2013 tarihinde Cezayir’e sınır dışı edileceği hususunda bilgilendirildiğini gözlemlemektedir. Ancak, 30 Aralık 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından sınır dışı işleminin askıya alınmasının ardından başvuran serbest bırakılmış ve kendisine oturma izni verilmiştir. Başvuranın beyanlarına göre, kendisi hakkında çıkarılmış ve hukuki sonucu olan bir sınır dışı kararı bulunmamaktadır. Bu tür bir sınır dışı kararının olmaması nedeniyle, Mahkeme başvuranın Türkiye’den sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya olmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, gelecekte yeni bir sınır dışı kararı olması durumunda, başvuranın gönderileceği ülkede kötü muameleyle karşı karşıya kalacağı yönündeki iddiasının iç hukuk düzeyinde değerlendirileceği bir yargı usulüne başvurma yolunun açık olacağını tespit etmiştir (karşılaştırınız, Asalya / Türkiye, no. 43875/09, § 89, 15 Nisan 2014).
Mahkeme bu koşullar altında, başvuranın 3. maddenin usulü kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır (karşılaştırınız, örneğin aynı kararda, § 90, ve A.D. ve Diğerleri / Türkiye, no. 22681/09, § 88, 22 Temmuz 2014). Başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oy birliğiyle,
Başvuranın Yalova Emniyet Müdürlüğünde alıkonulduğu koşullara ilişkin şikâyeti konusundaki incelemeyi ertelemeye;
Başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 21 Temmuz 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy