AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 9802/07
Asya Öznur BOZDUMAN / TÜRKİYE
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 17 Kasım 2020 tarihinde Komite halinde toplanarak,
Yukarıda belirtilen 16 Şubat 2007 tarihli başvuruyu,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevapları dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Asya Öznur BOZDUMAN, Türk vatandaşı olup 1979 doğumludur ve İzmir’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İzmir Barosuna bağlı Avukat S. Çetinkaya tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Polis tarafından 9 Aralık 2000 tarihinde saat 16.00’da düzenlenen yakalama tutanağında aşağıda belirtilen hususlar tespit edilmiştir:
- Polis, Mücadele Birliği Platformu’nun 9 Aralık 2000 tarihinde saat 13.00’da İzmir’de Konak Meydanı’nda, F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla, önceden gerekli izinlerin alınmadığı bir gösteri düzenleyeceğine dair bilgilendirilmiştir;
- Polis, saat 12.00’dan itibaren bu meydanda güvenlik tedbirleri almış; saat 13.15’ten itibaren yaklaşık elli kişilik bir grup, EGE-Anadolu Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği EGE-TAYAD’ın (“EGE-TAYAD”) Kemeraltı’nda yer alan lokallerinin bulunduğu binadan çıkarak, Konak Meydanı’na doğru yürümeye başlamıştır ve bu grup, 2911 sayılı Kanun’un hükümlerini ihlal ederek, trafik akışını engellemiştir;
- Bu grup tarafından üzerinde “Evlatlarımızı öldürtmeyeceğiz TAYAD’lı aileler” yazılı pankartlar açılmıştır;
- Yürüyüş sırasında, diğerlerinin yanı sıra aşağıda belirtilen sloganlar atılmıştır: “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Katil Devlet”, “Katil Polis”, “Hücre ölümdür Girmeyeceğiz”, “Baskılar bizi yıldırmaz”, “Direne Direne Kazanacağız”, “Yaşasın Ölüm Orucu ve Direnişimiz”, “Katil Köpekler”, “Faşist Köpekler intikamımızı alacağız”;
- Göstericiler, birçok defa gösteriyi sonlandırmaları için uyarılmalarına rağmen, yürümeye devam etmişler; Kemeraltı Polis Merkezi Amirliği’nin önünden geçtikleri sırada yeniden gösterinin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğuna ve sonlandırmaları gerektiğine dair uyarılmışlardır; Ardından bazı göstericiler oturma eylemi yapmıştır;
- Gösterici grubu yukarıda belirtilen sloganları atmış; sorumlu emniyet amiri, göstericileri, eylemlerinin 2911 sayılı Kanun’a aykırı olduğunu belirterek, dağılmaları için beş dakika ara ile üç defa megafonla uyarmıştır; gösteriye devam edilmiştir;
- Gösterici grubu, oturma eylemi yapmış, kol kola girerek polis direnmiş ve dağılmayı reddetmiştir; yaklaşık 80 cm uzunluğunda çıtalar, odunlar kullanarak ve taş atarak polise mukavemet göstermiştir; polis, zor kullanarak göstericileri yakalamış ve gözaltına almıştır;
- Göstericiler, gözaltına alınmalarının ardından yapılan işlemler sırasında birbirlerine kenetlenerek kendilerini yere atmışlar ve kendilerine zarar vermişlerdir; kendilerini gözaltına alındıkları yerde bulunan banklara, koruma ızgaralarına ve duvarlara atmışlar; kendilerini sağa sola savurmuşlardır; polis, kendilerine daha fazla zarar vermelerini engellemek amacıyla müdahalede bulunmuştur;
- M.P. üzerinde yaklaşık 65 cm uzunluğunda dört odun ve S.E. üzerinde başka bir odun ele geçirilmiş; M.T. üzerinde yaklaşık 80 cm uzunluğunda beş odun ele geçirilmiştir; ayrıca ilgililerin ceplerinde çakıl taşları da ele geçirilmiştir;
- Aralarında başvuranın da bulunduğu kırk yedi gösterici yakalanarak gözaltına alınmıştır.
5. Polis tarafından 9 Aralık 2000 tarihinde saat 16.45’te düzenlenen tutanaktan, nöbetçi Cumhuriyet savcısına kırk yedi kişinin yakalandığına dair bilgi verildiği anlaşılmaktadır.
6. Başvuran, 10 Aralık 2000 tarihinde serbest bırakılmıştır.
7. Aynı tarihte, İzmir Cumhuriyet savcısı, başvuran da dâhil olmak üzere, kırk altı kişi hakkında, 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrasını ve 3. maddesini ihlal ederek gösteri düzenlemekten ve sadece A.A., M.P., H.G., E.Ö., O.O. ve M.Ç. hakkında, eski Türk Ceza Kanunu’nun 55. maddesinin 3. fıkrasını ihlal ederek güvenlik güçlerine odunla saldırmaktan ceza davası başlatmıştır. Bu kişilerin tamamı, açlık grevlerinin yapıldığı F tipi cezaevlerini ve terör suçları işlemekle suçlanan kişilerin bu cezaevlerine yerleştirilmesini protesto etmek amacıyla pankartlar açarak, sloganlar atarak ve oturma eylemi yaparak önceden izin almaksızın gösteri düzenlemişlerdir. Cumhuriyet savcısı, ilgilileri, güvenlik güçlerinin ihtarlarına rağmen, polis memurlarına taş ve odunla direnmek suretiyle, izinsiz gösteri yapmakla suçlamıştır.
8. Başvuran ve diğer şahıslar, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yargılanmıştır.
9. Asliye Ceza Mahkemesi, 10 Aralık 2000 tarihli duruşmasında:
- İlgililer hakkında sunulan iddianame ve eklerini okumuş, ardından başvurana, bir avukat tarafından temsil edilme hakkının bulunduğunu hatırlatmış;
- Gösteriye basın açıklamasının okunması için katıldığını ve ardından hemen tutuklandığını beyan eden başvuranı dinlemiştir;
- Gösterinin yapıldığı gün sivil kıyafetli olarak görevli bir polis memurunu dinlemiştir. Bu polis memuru, polisin, F tipi cezaevlerini protesto etmek için Konak Meydanı’nda bir gösteri düzenleneceğini öğrendiğini, gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını ve sanıkların yakalanması sırasında, sanıklarla polis arasında kavga ve itiş kakışlar yaşandığını beyan etmiştir.
- İzmir Barosuna bağlı bir avukat olan başvuranın temsilcisi S.A.’nın, bu polisin ifadesini kabul etmediğini kaydetmiştir.
10. Asliye Ceza Mahkemesi, 10 Ekim 2001 tarihinde, olay gününde polisler tarafından düzenlenen tutanağa dayanarak, başvuranın, 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiği gerekçesiyle, bir yıl altı ay hapis cezasına ve 91.260.000 Türk lirası (veya 60 avro (EUR)) para cezası ödemeye mahkûm edilmesine karar vermiştir.
11. Yargıtay, 29 Aralık 2005 tarihinde, başvuranın, 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrasına dayandırılan mahkûmiyet kararını onamıştır. Buna karşın, Yargıtay, başvurana atılı fiillerin zamanaşımına uğrayıp uğramadığının Türk Ceza Kanunu’na uygun olarak doğrulanması gerektiği gerekçesiyle İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur.
12. Asliye Ceza Mahkemesi, 13 Aralık 2006 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin 2 ve 4. fıkralarına dayanarak, söz konusu fiillerin zamanaşımına uğradığına karar vermiştir.
13. Dava dosyasına taraflarca eklenen bilgilere göre, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmamış olması sebebiyle, söz konusu karar kesinleşmiştir.İlgili İç Hukuk
14. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye, (no. 4524/06, §§ 17-22, 14 Ekim 2014), Gün ve Diğerleri/Türkiye (no. 8029/07, §§ 36-42, 18 Haziran 2013) ve Akarsubaşı/Türkiye (no. 70396/11, §§ 14-26, 21 Temmuz 2015) kararlarında ele alınmaktadır.
15. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 3. Maddesinde, herkesin, önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak (...) toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.
16. Bu Kanun’un 6. maddesinde toplantı veya gösteriye katılan kişilerin toplanması gereken yer ve izlemesi gereken güzergâhının belirlenmesi konusunda vali veya kaymakamların yetkili olduğu bildirilmektedir.
17. Bu Kanun’un 10. maddesinde, gösterinin yapılmasından en az kırk sekiz saat önce toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa bilgi verilmesi gerektiği bildirilmektedir. Ön bildirimde özellikle gösterinin amacı, yeri, günü ve başlangıç ve bitiş saatleri belirtilmelidir.
18. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesinde, genel yollar ve otoyollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde gösteri yapmanın yasak olduğu belirtilmektedir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamamaktadır. Göstericilerin, genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca yapılacak düzenlemelere uymaları zorunludur.
19. Bu Kanun’un 28. maddesinin 1. fıkrası, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılan kişilerin, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmektedir.
20. 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin ilk cümlesinde, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanların, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.
ŞİKÂYET
21. Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, esasen Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
22. Başvuran, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuranlar bu bağlamda Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürmektedir, bu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. (...) ”Kabul Edilebilirlik Hakkında
23. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamında bir kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuru formunda başvuranın Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin bir şikâyet ileri sürdüğünü iddia etmektedir. Başvuran başvuru formunda toplanma ve dernek kurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmemiştir.
24. Başvuran, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazı kabul etmemekte ve iddialarını yinelemektedir.
25. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyeti yetkili ulusal makamlar önünde ileri sürmediğini iddia ederek, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair başka bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
26. Başvuran, bu hususta herhangi bir görüş bildirmemektedir.
27. Hükümet son olarak, başvuranın mağdur sıfatına sahip olmadığına dair kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın hapis cezasına ve para cezası ödemeye mahkûm edilmiş olmasına rağmen, Yargıtay kararının ardından, Asliye Ceza Mahkemesinin başvuran hakkında açılan ceza davasının düşürülmesine karar verdiğini iddia etmektedir.
28. Başvuran, Hükümetin itirazını kabul etmemektedir.
29. Mahkeme Hükümetin ileri sürdüğü itirazları incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir. Başvurunun, aşağıda belirtilen sebeplerle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, her hâlükârda kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir (diğer kararlar arasında bk. Uzan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 18240/03, § 63, 29 Mart 2011 ve Soyuer ve 46 diğer başvuru/Türkiye (k.k.), no. 49445/07, § 42, 21 Haziran 2011).Esas HakkındaTarafların İddiaları
30. Başvuran, F tipi cezaevlerini protesto etmek amacıyla İzmir’de Konak Meydanı’nda gerçekleştirilen gösteriye katıldığını belirtmektedir. Başvuran, polislerin gösterici grubuna coplarla, yumruk ve tekme atarak saldırdığını iddia etmektedir. Başvuran, Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianameye atıfta bulunarak, 2911 sayılı Kanun’u ihlal ederek, bir gösteriye katıldığı gerekçesiyle kovuşturulduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu gösteri sırasında slogan atmadığını ileri sürmektedir.
31. Hükümet, müdahalenin “kanunla, yani 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrasına dayandırıldığını” belirtmektedir. Müdahale, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin korunması, suçun önlenmesi ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi birçok amaç izlemektedir.
32. Hükümet, başvuranın, F tipi cezaevlerinin kurulmasını protesto etmek için Mücadele Birliği Platformu tarafından düzenlenen bir yürüyüşe katıldığını ve İzmir merkezde bulunan Konak Meydanı’na açılan ana caddelerden birinde oturma eylemi yaptığını belirtmektedir. Hükümet, polis tarafından 9 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen tutanağın içeriğini ileri sürerek, göstericilerin, polislerin dağılmaları için onları uyardığı sırada polislere saldırdıklarını ve ayrıca kamu düzenini ve başkasının özgürlüklerini ihlal ettiklerini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranın, polise direnen ve ardından taş ve sopa ile saldıran gruba dâhil olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 10 Ekim 2001 tarihinde verilen kararın gerekçe kısmına atıfta bulunarak, somut olayda olduğu gibi şiddet eylemlerinin yoğun şekilde yaşandığı olayların, Sözleşme’nin 11. Maddesi anlamında barışçıl gösteri özgürlüğü alanına giremeyeceğini iddia etmektedir.
33. Hükümet, başvuranın cezalandırılmasına hükmedilen ilk kararın, Yargıtay tarafından bozulmuş olması sebebiyle, Asliye Ceza Mahkemesinin, olayların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, başvuran hakkında başlatılan kovuşturmanın sonlandırılmasına karar verdiğini hatırlatmaktadır.
34. Hükümet, Mahkemeyi, 2000 yılında İzmir bölgesinde 289 etkinlik düzenlendiği hakkında bilgilendirmektedir: Bu etkinliklerden 45’i, 30’u İzmir’in merkezinde bulunan Konak Meydanında düzenlenmiş olan gösteri ve yürüyüşlerdir. Ayrıca, bu etkinliklerde gerekli izinler alınmaksızın 127 basın açıklaması yapılmış, bunlardan 70’i de Konak Meydanında okunmuştur. Hükümet, düzenin bozulmasının engellenmesi ve başkasının haklarının korunması için gerekli tedbirlerin alınmasının yetkili ulusal makamlar açısından önemli olduğu kanaatindedir.Mahkemenin Değerlendirmesi
a) İlgili Genel İlkeler
35. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesine, özellikle barışçıl toplanma özgürlüğü hakkına ilişkin içtihatlarından doğan temel ilkeler için Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya ([BD], no. 37553/05, §§ 91-92, 100, 108-110 ve 142-160, AİHM 2015), Lashmankin ve diğerleri/Rusya (no. 57818/09 ve diğer 14 başvuru, § 412, 7 Şubat 2017), Navalnyy/Rusya ([BD], no. 29580/12 ve diğer 4 başvuru, § 128, 15 Kasım 2018), Gün ve diğerleri (yukarıda anılan, §§ 69-76), ve Akarsubaşı (yukarıda anılan, §§ 38-41) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
b) Yukarıda Anılan İlkelerin Mevcut Davaya Uygulanması
36. Başvuru, başvuranın Konak’ta (İzmir) 9 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen gösteride 2911 ayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 32. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiği gerekçesiyle, yakalanarak gözaltına alınması ve ardından ilgili hakkında açılan ceza davasıyla ilgilidir. Başvuran, polisin uyarılarına rağmen dağılmayı reddetmekle ve bu vesileyle polise direnmekle suçlanmıştır. İlgili hakkında ilk başta verilen mahkûmiyet kararının, Yargıtay tarafından bozulmasının ardından, dava zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düşürülmüştür.
37. Mahkeme, toplanma özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin, “kanunla öngörülmediği”, meşru amaç veya amaçlar izlemediği ve bu amaçlar bağlamında “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” sürece Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal ettiğini hatırlatmaktadır.
38. Mahkeme, bu durumda söz konusu müdahalenin yasal bir dayanağı olduğunu, yani 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinin 1. fıkrasına dayandığını ve bu hükmün uygulanmasının öngörülebilir olduğunu tespit etmektedir. Bu sebeple söz konusu müdahale, “kanunla öngörülmüştür” ve Sözleşme’nin 11. maddesi anlamında ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması, düzenin korunması, suçun önlenmesi ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması meşru amaçlarının en azından birini izlemiştir.
39. Mahkeme, Hükümet’in de ileri sürdüğü gibi, gösterinin, iç hukukun gerekliliklerine aykırı olarak, yetkili makamlara, yani İzmir Valiliğine bildirilmediğini kaydetmektedir. Bu sebeple, barışçıl ve kendiliğinden yapılan gösteriler düzenleme hakkı, ancak özel koşullarda bildirim yükümlülüğünü geçersiz kılabilmektedir (Bukta ve diğerleri/Macaristan, no. 25691/04, §§ 36-37, AİHM 2007‑III). Bu durumda, 9 Aralık 2000 tarihinde düzenlenen tutanaktan ve İzmir Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 10 Aralık 2000 tarihinde dinlenen polis memurunun ifadesinden anlaşıldığı üzere, polis makamları, gösteri gerçekleştirilmeden çok önceden bu gösterinin düzenlendiğinden haberdar edilmişti ve dolayısıyla güvenliğin sağlanması ve kamu düzeninin korunması için gerekli tedbirleri alabilirlerdi. Yine İzmir Emniyet Müdürlüğüne bağlı polisler, gösterinin öngörüldüğü gün saat 12.00’dan itibaren, İzmir’in Konak Meydanında, özellikle meydan çevresinde ve EGE-TAYAD lokalinin bulunduğu bina civarında kamu güvenliğinin sağlanması için koruyucu tedbirler almışlardır. Ayrıca, polis basın açıklamasının okunmasına engel olmamış ve bu basın açıklaması okunana kadar göstericilerin dağılmasını sağlamamıştır.
40. Buradan Mahkeme, başvuranın katıldığı gösterinin, ya üstü kapalı olarak hoş görüldüğü veya en azından fiilen (de facto) yasaklanmadığı sonucuna varmaktadır. Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin Mahkeme içtihatlarından doğan temel ilkeler uyarınca, yetkili polis makamlarının, bu gösterinin gidişatının iyi şekilde ilerlemesi ve elli kişilik gösterici grubunun güzergâhı ile aynı yoldan geçen vatandaşların güvenliğinin sağlanması için gerekli tüm tedbirleri aldığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda ulusal makamlar, burada kullanılacak yöntemin seçiminde geniş bir takdir yetkisine sahiptir (yukarıda anılan Kudrevičius ve diğerleri, § 159 ve yukarıda anılan Gün ve diğerleri, § 69).
41. Ardından Mahkeme, İzmir Asliye Ceza Mahkemesinin, başvuranı, bu gösteriye katıldığı gerekçesiyle hapis cezasına mahkûm ederken, gösteri için yetkili makamlardan önceden herhangi bir izin alınmadığına dayandırılmış bir gerekçe ileri sürmediğini tespit etmektedir. Nitekim başvuran, gösterinin sonunda, gösterinin gidişatının iyi şekilde ilerlemesini sağlamakla görevli polis memurlarına direndiği ve polis uyarılarına rağmen dağılmayı reddettiği gerekçesiyle cezalandırılmıştır. Bu gösteri sırasında, görünüşe göre bir basın açıklaması yapılmış ve birkaç dakika sonra gösterinin sonuna doğru, gösterici grubu, görevli güvenlik güçlerine direnmek için birbirlerine kenetlenerek blok halini almış ve oturma eylemi yapmıştır. Ardından başvuranın da dâhil olduğu gösterici grubu ile gösterinin gidişatının iyi şekilde ilerlemesinden ve kamu düzeni ile kamu güvenliğinin sağlanmasından sorumlu güvenlik güçleri arasında açıkça bazı şiddetli çatışmalar çıkmıştır.
42. Başvuranın gösteri özgürlüğü hakkı konusunda başvurulan ulusal mahkeme, bir taraftan başvuranın barışçıl gösteri hakkının kullanması ile diğer taraftan polisin kamu güvenliğini sağlaması ve başkasının hak ve özgürlüklerini korumasına ilişkin mevcut farklı menfaatler arasında bir denge kurmuştur. Ulusal mahkeme, başvuranın gösteri yapma hakkına yapılan müdahalenin orantılı olduğuna karar vermiştir. Ulusal mahkeme, bu gösterinin barışçıl olmadığını ve gerçekleştiği koşulları kaydederek, başvuranı, hapis cezasına mahkûm etmiştir. Şüphesiz ulusal mahkemenin kişisel eylemleri tespit etmeye veya gösteri boyunca başvuran tarafından sergilenen davranışların kesin şekilde nitelendirmeye çalışmadığının kaydedilmesi gerekmektedir. Bu sebeple, dosyada yer alan unsurlardan, tarafların görüşlerinden ve ulusal mahkemenin kararının gerekçelerinden, bu basın bildirisinin okunmasından sonra, gösterici grubunun sakinleşmediği anlaşılmaktadır. Gittikçe radikalleşen gösterici grubu, gösterinin gidişatının iyi şekilde ilerlemesinden, göstericilerin, vatandaşların ve kamu güvenliğinin sağlanmasından sorumlu güvenlik güçlerine şiddetle saldırmıştır. Başvuranın dâhil olduğu bu gösterici grubu, şiddet eylemlerinde bulunmuş ve hiç şüphesiz, kamu düzeni açısından bir sorun tehdidi oluşturmuştur. Görevli polis memurlarına karşı yapılan şiddet eylemleri, polis memurlarına taş atma veya onlara önceden hazırlanmış odun ve sopalarla saldırma fiilleriyle nitelendirilmiştir. Kamu malına herhangi bir zarar verilmemiş olsa da, taşların, odun parçalarının veya sopaların kullanılmış olması, gösterici grubunun üyeleri tarafından kullanılan silahlar olarak değerlendirilebilir.
43. Mahkeme özellikle, taraflarca sunulan görüş ve belgeler ile ulusal mahkemeler tarafından yapılan tespitlerden, başvuranın hoş görülen gösteriye katıldığının anlaşıldığını kaydetmektedir. Gösterici grubu, basın açıklamasının okunmasına ve ayrıca güvenlik güçleri tarafından yürüyüşe engel olunmamış olması sebebiyle, taleplerini dile getirebilmiştir. Gösterici grubu ayrıca, istediği sloganları atabilmiş ve bu vesileyle hazırlanmış pankartları açabilmiştir. Yine gösterici grubu, başvuran da dâhil olmak üzere, gösteriyi tamamladıktan ve amacına ulaştıktan sonra sakince dağılmayı reddetmiştir. Başvuran, gösterici grubu ile birlikte, güvenlik güçlerine direnmek amacıyla blok halini alarak bir oturma eyleminde bulunmuştur. Gösterici grubunun dağılması için kendilerine birçok defa uyarıda bulunulmuştur. Hâlbuki başvuran da dâhil olmak üzere gösterici grubu, dağılma emrine uymayı reddetmiş ve fiziki olarak veya saldırı amacıyla önceden hazırlanmış silahlar olarak değerlendirilebilecek nesneler aracılığıyla, güvenlik güçlerine saldırmıştır. Ayrıca başvuranın davranışı, güvenlik güçlerinin başvuranı ve diğer kişileri boyun eğdirmek için açık bir şekilde karşılık vermeye zorlayan bir şiddete doğru tırmanarak sonuçlanmıştır.
44. Başvuran, şiddet eylemlerine veya güvenlik güçleri tarafından bu vesileyle düzenlenen tutanaklarda ya da davasını inceleyen ulusal mahkemeler tarafından yapılan tespitlere itiraz etmemektedir. Başvuran, güvenlik güçlerine saldırmadığını ve onlara karşı şiddet içeren bir eylemde bulunmadığını ileri sürmektedir. Bununla birlikte, ulusal mahkemeler tarafından yapılan tespitlerden, başvuran ve gösterici grubu tarafından şiddet eylemleri yapılmadığı sürece, güvenlik güçlerinin bu toplantıya hoşgörü gösterdikleri anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ulusal makamlar, ilgilinin ve gösterici grubunun şiddet içeren davranışına karşı yeterince sabır göstermişlerdir (Varoğlu Atik ve diğerleri/Türkiye, no. 76061/14, § 39, 14 Ocak 2020). Diğer taraftan, güvenlik güçleri, gösterinin sonunda, yani toplantıdan ve basın açıklamasının okunmasından sonra başvuranın da dâhil olduğu gösterici grubunu dağıtmak amacıyla müdahalede bulunmuştur. Bu koşullarda, güvenlik güçleri tarafından başvuranın gösteri yapma hakkını kullanma hakkına yapılan bu türden müdahaleler, düzenin korunması ve suçun önlenmesi ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla haklı gösterilebilir, zira başvuran ve gösterici grubu, somut olayda olduğu gibi, güvenlik güçlerine karşı şiddet eylemlerine başvurmuşlardır (Giuliani ve diğerleri/İtalya [BD], no. 23458/02, § 251, AİHM 2011 (özetler) ve bu kararda yer alan atıflar).
45. Son olarak, Mahkeme, başvuran hakkında açılan dava ve bu dava sonucunda kendisi hakkında hükmedilen cezanın, ihtilaf konusu olayların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle ceza davasının düşürülmesiyle sonuçlandığını tespit etmektedir. Üstelik başvuran, tutuklanmamış veya hapis cezasına mahkûm edilmemiştir. Bu koşullarda, Mahkeme, somut olayda, başvuran hakkında açılan ceza davasının izlenen meşru amaçlarla orantısız olmadığı kanaatine varmaktadır (Protopapa/Türkiye, no. 16084/90, § 111, 24 Şubat 2009).
46. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 10 Aralık 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy