AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 2473/10
Recep Turgay BOZER / Türkiye
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Nisan 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1971 doğumlu bir Türk vatandaşı olan, İstanbul’da ikamet eden ve Ankara Barosuna bağlı Avukat I. Doğan tarafından temsil edilen Recep Turgay Bozer’in (“başvuran”), 13 Kasım 2009 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 2473/10 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerine ilişkin şikâyetlerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye yetkilisi olan Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, olayların meydana geldiği dönemde emniyet amiri olan başvuranın, bir disiplin soruşturması sonucunda meslekten çıkarılması ile ilgilidir. Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun 20 Eylül 2005 tarihli bir kararıyla başvuran, olayların meydana geldiği dönemde yerine getirdiği emniyet amiri görevinden alınmıştır. Disiplin Kurulu, başvuranın silah bulundurma ruhsatı alma işlemlerinde yetkiyi kötü kullanma veya etkili olma suçunu işlediği kanaatine varmış ve bu bağlamda, tanık ifadelerine, bilirkişi raporlarına ve ilgilinin kaydedilen telefon görüşmelerine dayanmıştır. İdare Mahkemeleri, başvuranın meslekten çıkarma kararına karşı yaptığı iptal başvurusunu reddetmişlerdir. Yargılamanın yeniden başlatılması talebiyle başvurulan Samsun İdare Mahkemesi, 13 Aralık 2017 tarihinde, özellikle disiplin soruşturmasında tespit ettiği eksiklikler ve Emniyet Genel Müdürlüğünün, başvuranın ihtilaf konusu telefon konuşmalarının yasa dışı bir şekilde dinlendiğine ve kaydedildiğine ve Yüksek Disiplin Kurulunun soruşturmacılar tarafından yanıltıldığına ilişkin 6 Aralık 2016 tarihli inceleme raporu dikkate alındığında kararın yasa dışı olduğu kanaatine vararak, başvuranı meslekten çıkarma kararını reddetmiştir. Bu karar Danıştay tarafından onaylanmış ve 30 Mart 2021 tarihli bir kararla kesinleşmiştir. Söz konusu kararla aynı zamanda idare tarafından sunulan karar düzeltme talebi reddedilmiştir. Başvuran, meslekten çıkarılmasının iptalini takiben 5 Mart 2018 tarihinde kamu görevine iade edilmiştir. Meslekten çıkarılması nedeniyle yoksun kaldığı maaşlar ve diğer tazminatlar, ilgili dönem boyunca sahip olduğu işlerden elde ettiği gelirler kesilerek ilgiliye verilmiştir. Ayrıca, bu dönemde alması gereken kademe ilerlemesi uygulanarak, başvuran üçüncü sınıf emniyet amiri görevine atanmıştır. Başvurun idareye karşı açtığı, meslekten çıkarılmasına ilişkin bir tazminat davası ve meslekten çıkarılması nedeniyle kazanamadığı haklara ve menfaatlere ilişkin diğer başvurular, idare mahkemeleri önünde halen derdesttir. Başvuran, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerini ileri sürerek, sonucunda meslekten çıkarıldığı disiplin soruşturmasının hakkaniyetsiz olmasından ve bu soruşturma çerçevesinde, kendisine göre yasa dışı bir şekilde maruz kaldığı telefon konuşmalarının delil unsuru olarak kullanılmasından şikâyet etmektedir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Hükümet, mağdur sıfatının bulunmadığına ve iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin olarak kabul edilemezlik itirazları ileri sürmektedir. Hükümet öncelikle, başvuran hakkında başlatılan disiplin soruşturmasının sonuçlarının giderildiğini, zira ilgilinin, geriye dönük olarak kendisine tekrar verilen hak ve menfaatleri ile görevine iade edildiğini belirtmektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın tazminat ve meslekten çıkarılması nedeniyle yoksun kaldığı kanaatine vardığı diğer zararları talep etmek için açtığı davaların ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu kaydetmektedir. Başvuran, Hükümetin itirazlarına karşı çıkmaktadır. Başvuran, kendisine göre yasa dışı olan telefon kayıtlarının meslekten çıkarılmasına yol açan disiplin soruşturmasında kullanıldıklarını belirterek, özel hayata saygı ve adil yargılanma haklarının iddia edilen ihlalleri nedeniyle herhangi bir tazminat almadığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca, kariyerlerine kendisiyle birlikte başlayan meslektaşları ile karşılaştırılabilir bir kademe ilerlemesi elde etmediğini ve meslekten çıkarılmamış olsaydı alması gereken maaşın tamamını almadığını iddia etmektedir. Son olarak başvuran, tüm olağan hukuk yollarını tükettikten sonra başvuruda bulunmuş olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, başvuranın lehine bir kararın veya tedbirin ilke olarak, ulusal makamlar Sözleşme’nin ihlalini açıkça ya da özünde kabul etmedikleri, ardından telafi etmedikleri sürece, Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca ilgiliyi “mağdur” sıfatından yoksun bırakmak için yeterli olmadığını hatırlatmaktadır (Scordino/İtalya (no. 1) [BD], no. 36813/97, §§ 179‑180, AİHM 2006‑V, Gäfgen/Almanya [BD], no. 22978/05, § 115, AİHM 2010, Kurić ve diğerleri/Slovenya [BD], no. 26828/06, § 259, AİHM 2012 (alıntılar) ve Cristea/Moldova Cumhuriyeti, no. 35098/12, § 25, 12 Şubat 2019). Bu iki koşulun yerine getirilmesi halinde, Sözleşme’nin koruma mekanizmasının ikincil niteliği başvurunun incelenmesini engellemektedir (Rooman/Belçika [BD], no. 18052/11, § 129, 31 Ocak 2019). Somut olayda, ulusal makamlar, gelirlerini ödeyerek ve meslekten çıkarılmasından itibaren yoksun kaldığı kademe ilerlemesini uygulayarak ilgiliyi görevine iade etmeden önce, başvuran hakkında yürütülen disiplin soruşturmasının hakkaniyetli olmadığını ve aynı zamanda bu soruşturma çerçevesinde delil unsuru olarak kullanılan telefon dinlemelerinin yasa dışı olduğunu kabul etmişlerdir. Dolayısıyla tanıma ve uygun tazminat koşulları, başvuranın mağdur sıfatını kaldıracak şekilde karşılanmış görünmektedir. Mahkeme, başvuranın meslekten çıkarılması nedeniyle yoksun kaldığı hak ve menfaatlerinin yetersiz tazmin edildiği iddiası ile ilgili olarak, tam bir maddi ve manevi tazminat miktarı ve aynı zamanda başvuranın hakkı olan uygun terfi hakkında yorum yapmak için iyi bir konumda olmadığı kanaatine varmaktadır. Başvuranın taleplerini sunmak için açtığı davalar ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir. Her hâlükârda başvuranın bu yargılamalar sonucunda, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunma ve gerekirse, bu bağlamda olası şikâyetlerini sunmak için kendi önünde yeni bir başvuruda bulunma imkânı olacaktır. Mahkeme, yukarıdakileri dikkate alarak, Hükümetin itirazlarını kabul etmekte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası, 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, mağdur sıfatı bulunmadığı ve iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 19 Mayıs 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan