T.C. BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
BURSA
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİGEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2022/1183
KARAR NO: 2023/609
HAKİM: ... ...
KATİP: ... ...
DAVACILAR : 1- ... - T.C.N....
2- ... - T.C.N....
3- ... - T.C.N....
VEKİLİ: Av. ... - [16589-85580-..] UETS
DAVALI : 1- ... - T.C.N.... - Esentepe Mah. Toki Cad. No:12 İç Kapı No:49 Kestel/BURSA
VEKİLİ: Av. ... - [15113-11080-..] UETS
DAVALI : 2- ... - T.C.N.... - Bağlaraltı Mah. A302. Sk. No:28 İç Kapı No:28 Yıldırım/BURSA
VEKİLİ: Av. ... - [15611-16578-....] UETS
DAVALI : 3- ... - T.C.N.... - Mollafenari Mah. 2.Mimoza Sk. No:1 Osmangazi/BURSA
VEKİLİ: Av. ... - [16911-19188-...] UETS
DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ: 18/10/2022
KARAR TARİHİ: 11/05/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 15/05/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA VE SAVUNMA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkillerinin 22 Nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi tarafından müvekkiller aleyhine ikame edilen tazminat konulu davada, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden verilen 25.11.2020 tarihli karar doğrultusunda, müvekkiller davacı kooperatife toplamda 442.976,00 Türk Lirası tutarında ödeme yapmak zorunda kaldıklarını, müvekkillerine karşı ikame edilen söz konusu davada; 2008-2012 yılları arasında usulsüz harcamalar yapmak, Kasada ve bankada para bulunmasına rağmen kooperatifin yersiz ve gereksiz faiz ödemesine sebebiyet vermek, Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü ile yapılan sözleşme şartlarının yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşme feshine sebebiyet vermek, Sigortasız işçi çalıştırmak suretiyle ilgili kooperatif yönetim kurulu üyelerinin kooperatifi zarara uğrattıkları iddia edildiğini, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden verilen kararda da tazminat sebepleri bu şekilde belirtildiğini, verilen karara karşı müvekkiller tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup dosya hali hazırda istinaf aşamasında olduğunu, (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi 2021/404 E) Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen gerekçeli kararda, "davalılar ile birlikte görev yapan ve yetkili olan dava dışı kişilere karşı davalıların rücu haklarının iş bu yargılamanın konusu olmadığı bildirilmiştir." ifadelerine yer verildiğini, kooperatif tarafından ikame edilen tazminat konulu davada, yargılama konusu yönetim kurulu faaliyet dönemlerinde, işbu davanın davalıları ve dava dışı Salih Sevim ve Erol Esen de yönetim kurulu üyeliği görevlerini ifa ettiklerini, ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuğun zorunlu dava şartı olması nedeniyle, müvekkiller haricinde sorumluluğu bulunan tüm şahıslara karşı tarafımızca arabuluculuk başvurusu yapıldığını, yapılan görüşmeler neticesinde ise, Salih Sevim ve Erol Esen ile anlaşmaya varıldığını, davalılar ile sorumlulukları bulunmasına rağmen anlaşma sağlanamaması nedeniyle, işbu davayı ikame etme zorunluluğumuz hasıl olduğunu, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden verilen karar ile müvekkiller, zarardan birlikte sorumlu oldukları kişileri öğrendiklerini, 25.11.2020 tarihli kararın akabinde müvekkiller tarafından davacı kooperatif vekiline ödeme yapıldığını, müvekkilleri tarafından ödeme yapıldıktan sonra ise, Kadıköy 11. Noterliği'nin 22.08.2022 tarih, 11576 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle zarardan müvekkillerle birlikte sorumlu olan kooperatif eski yöneticileri, işbu davanın davalılarına, sorumlulukları ihbar edildiğini, Türk Borçlar Kanunu m. 73 uyarınca;"Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar." denildiğini, bu bakımdan, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.11.2020 tarihli kararı ile birlikte sorumlu oldukları kişileri öğrenen müvekkillerin, karar tarihinden sonra davacı kooperatife tazminat ödedikleri de göz önünde bulundurulduğunda, zamanaşımı süresi dolmaksızın işbu davayı açma zorunluluğumuz hasıl olduğunu, müvekkillerinin kooperatif yöneticisi olarak görev aldıkları yönetim kurulu faaliyet dönemlerinin tamamında diğer yöneticilerle aynı görev ve yetkilerle çalıştıklarını, bu görevlerden bazıları; servis araçlarının lojistik planlamasını yapmak, kooperatifi dış ilişkilerde temsil etmek, kooperatif adına personel istihdam etmek, kooperatifin katılacağı ihalelere hazırlık yapmak ve bu ihalelerde kooperatifi temsil etmek, kooperatif kasa ve hesaplarının yönetimi, kooperatifin ekonomisine ilişkin gerekli kararları almak ve buna benzer her türlü yönetim yetkisi olduğunu, bu bağlamda, müvekkillere karşı ikame edilen, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden görülen davada, müvekkillerin kooperatifi zarara uğramasına sebebiyet verdikleri iddia edilen eylemlerin tamamı hakkında huzurda görülmekte olan işbu davanın davalılarının bilgisi ve onayı bulunduğunu, davalıların bu eylemler hakkında sadece bilgi sahibi olmayıp aynı zamanda bu faaliyetlerin tamamına doğrudan katıldıklarını, bu bakımdan, davalılar müvekkillerin ödemek zorunda kaldıkları tazminattan, görev yaptıkları yönetim kurulu faaliyet dönemlerindeki zararlar oranında sorumlu olduğunu, davalılardan ..., kooperatif yönetim kurulu üyeliğine 26.05.2008 tarihinde yapılan genel kurul ile seçildiğini, yönetim kurulu üyeliği görevi ise, 25.06.2009 tarihinde sona erdiğini, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden görülen davada mahkeme, 26.05.2008 ila 25.06.2009 tarihleri arasında yönetim kurulu üyelerinin usulsüz harcamalar yapmak suretiyle kooperatifi zarara uğrattıklarına karar verdiğini, ayrıca kooperatif yönetim kurulunun sigortasız işçi çalıştırmak nedeniyle kooperatifi zarara uğrattıkları belirtildiğini, ilgili işçinin iş sözleşmesinin feshedildiği tarihin ise 09.09.2008 olduğu ifade edildiğini, bu bakımdan, belirtilen tarihlerde kooperatif yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunan davalılardan ..., bu zararlardan müvekkiller ile birlikte sorumlu olduğunu, müvekkillerinin kendilerine karşı ikame edilen dava neticesinde, işbu davanın davalısı ...'nun sorumluluğundaki tutarı da ödemek zorunda kaldıklarından, işbu dava kapsamında rücu talebi olduklarını, davalılardan ..., kooperatif yönetim kurulu üyeliğine 26.05.2008 tarihinde yapılan genel kurul ile seçildiğini, Yönetim kurulu üyeliği görevi ise, 07.06.2012 tarihinde son bulduğunu, kooperatif tarafından Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden müvekkillere karşı ikame edilen davada mahkeme, davalı ...'ün de yönetim kurulu üyeliği görevi yaptığı dönemde, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin usulsüz harcamalar yapmak suretiyle kooperatifi zarara uğrattıklarına karar verdiğini, ayrıca, kooperatif ile Uludağ Üniversitesi arasında bulunan Personel Taşıma Sözleşmesi'nin feshedilmesine sebebiyet veren kooperatif yönetim kurulu üyelerinin kusurlarıyla kooperatifi zarara uğrattıklarına hükmedildiğini, bu bakımdan, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından ilgili dava neticesinde verilen karar doğrultusunda müvekkiller, işbu davanın davalısı ...'ün sorumluluğundaki tazminat tutarını da ödemek zorunda kaldıklarını, bu nedenle, müvekkillerin işbu dava ile rücu isteminde bulunma zorunlulukları hasıl olduğunu, davalılardan ..., kooperatif yönetim kurulu üyeliği görevini 26.05.2008 tarihinde yapılan genel kuruldan önce seçilmiştir. Yönetim kurulu üyeliği görevi bu tarihten sonra da devam ederek 07.06.2012 tarihinde sona ermiştir. ...'nın kooperatif yönetim kurulu üyeliği görevini üstlendiği dönemlere ilişkin Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama neticesinde, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin belirtilen dönemlerde usulsüz harcamalar yapmak, sigortasız işçi çalıştırmak ve Uludağ Üniversitesi ile kooperatif arasındaki Personel Taşıma Sözleşmesi'nin feshine sebebiyet vermek suretiyle kooperatifi kusurlarıyla zarara uğrattıklarına hükmedildiğini, müvekkillerinin yapılan yargılama neticesinde, işbu davanın davalısı ...'nın sorumluluğundaki tazminat tutarını da ödemek zorunda kaldıklarından işbu dava ile rücu isteminde bulunmak zorunluluğu doğduğunu, davalıların tamamı Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden görülen tazminat konulu dava hakkında bilgi sahibi olduklarını, bir kısmı o tarihte kooperatif ortağı olup diğerleri de aynı sektörde çalışma hayatlarını sürdürdüklerinden müvekkiller ile daima iletişimleri devam ettiğini, kaldı ki, tarafımızca süresi içerisinde yazılı ihbarda bulunulmasına rağmen davalılar sorumlu oldukları tutarları ödemeye yanaşmadıklarını, kooperatif yönetim kurulu üyeleri yargılamaya konu dönemde, sorumluluk doğuracak eylem ve işlemlerin tamamına birlikte karar vermişler ve katıldıklarını, yöneticilerin tümü lojistik planlamadan, personel istihdamından, kooperatifin taraf olduğu sözleşmelerin koşullarından vb. diğer işlemler hakkında bilgi sahibi olduklarını, hiçbir yönetici tazminat konusu işlemler hakkında muhalif olmamış, herhangi bir toplantı tutanağına şerh düşmediğini, bu bakımdan, iştirak ettikleri işlem ve eylemlerden tüm yöneticilerin hukuki sorumlulukları bulunduğunu, müvekkillerinin, davalıların sorumlu oldukları tazminat tutarlarını ödediklerinden işbu dava ile rücu isteminde bulunduklarını, ancak, müvekkillerin alacakları belirlenebilir olmadığından davamızı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 inci maddesi uyarınca, belirsiz alacak davası olarak ikame ettiklerini, bu bakımdan, şimdilik 25.000,00 Türk Lirası tutarındaki tazminatın yasal faizi ile birlikte rücu'en davalılardan alınarak müvekkillere verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacıların talepleri ve hukuki dayanaklarının hukuken kabul edilebilir bir yanı mevcut olmayıp, dava kapsamında davalı müvekkile yönelik taleplerin reddine karar verilmesi gerektiğini, eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyeceğini, zira davanın belirsiz alacak davasının şeklinde ikame edilebilmesi için dava tarihi itibariyle alacak miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin objektif olarak mümkün olmaması gerektiğini, huzurdaki davada davacı taraflarca ileri sürülen talep konusu alacak miktarlarının belirlenmesi objektif olarak mümkün olduğunu, zira davacılarıh, T.C. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 E. - 2020/784 K. dava dosyası kapsamında aleyhlerine karşı hükmedilen tazminat tutarı üzerinden rücu talebinde bulunduklarını, işbu kararda da hangi zarardan dolayı davacılar ne kadar sorumlu tutulmuşlar tek tek belirtildiğini, dolayısıyla huzurdaki dava ile ileri sürülen alacak talepleri, davacı taraf nezdinde bilinebilir nitelikte olması sebebiyle belirsiz alacak davasına konu edilemeyecek olup, esasa girilmeden davanın reddi gerektiğini, davacıların tazminat ödemek ile yükümlü kılındıklarını iddia etmiş oldukları ilamın kesinleşmediğini ve davacıların herhangi bir ödemede bulunmadıklarını, ikame olunan davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddi gerektiğini, davacı taraflar T.C. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 E. - 2020/784 K. Sayılı dava neticesinde hükmedilen tutar neticesinde başta müvekkil ... ve diğer davalılar payına düşen kısmını da ödemek zorunda kaldıklarını iddia ettiklerini, lakin sunulmuş olunan ilam kesinleşmemiş olup halen T.C. Bursa B.A.M. 5. Hukuk Dairesi tarafından istinaf incelemesi altında olduğunu, kaldı ki taraflar ilgili kurum olan 22 Nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi'ne herhangi bir ödeme de gerçekleştirmediklerini, neticeten davacılar daha kesinleşmemiş olan ve istinaf incelemesinde bulunan bir ilamdan ve iş bu ilam neticesinde ödenmesine hükmedilen lakin ödenmemiş olunan bir alacaktan ötürü tarafları nezdinde bir rücu tazminatı istemin doğuran ekonomik eksilme gerçekleştiğini ve iş bu eksilmenin de davalılara düşen payı ödemekten kaynaklanması hasebiyle rücuen tazmin edilmesini talep ettiklerini, lakin yapılan açıklamalar ile de anlaşılacağı üzere böyle bir zarar doğmadığını, tesis edilecek hatalı bir karar ile taraflar daha kesinleşmemiş ve taraflarca ödenmemiş bir alacağı davalılardan tahsil edebilir hale geleceklerdir, hukuken böyle bir durum kabul edilemez olduğunu, zira davacılar dava açıldığı anda ve şuanda halen kesin bir tazminat ödeme borcu altında değiller ki herhangi bir ödemede gerçekleştirmediklerini, kaldı ki tarafların talep ettiklerinin kabulü için kesin karara ek olarak gerçekleşmesi gereken bir diğer şart ödemenin yapılmış olması gerektiğini, işbu hususta da T.C. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2019/6625 E. 2019/18225 K. 16/10/2019 tarihli kararında şu açıklamar "Bir kimsenin hakkına ulaşmak için mahkeme kararının o an için gerekli olması durumunda hukuki yararın olduğundan söz edilebilir." ile hukuki yararın dava açıldığı tarihte mevcut olması gerektiği açıkça ifade edildiğini, davacılar daha kesinleşmemiş bir mahkeme ilamı neticesindeki uğrama ihtimalleri bulunan bir zararın tazminini istemektedirler hukuk sistemimizde böyle bir husus söz konusu olamayacağını, kaldı ki davacılar iş bu tutarı daha ödememiş olmalarına rağmen eda davası ikame ederek davalılardan talep ettiklerini, davacıların dava açmakta hukuki yararlarının mevcut olmadığının açık olduğunu, davacıların usule aykırı taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacılar tarafından müvekkilden rücuen tazminat talep edilirken iki zarar kalemi uyarınca sorumluluğu bulunduğu iddia olunmuş ve tazminat talep edilmiştir. Bunlar; 1- 26/05/2008 - 25/06/2009 tarihleri arasındaki dönemde yönetim kurulu üyesi olarak görev alması sebebiyle gerçekleştirilen usulsüz harcamalardan kısmen sorumlu olduğu 2- Kooperatif yönetiminin sigortasız işçi çalıştırması sebebiyle kooperatifi zarara uğramasında kısmen sorumlu olduğu iddialar olduğunu, lakin iş bu iki iddiada da davacı taraf kötüniyetli olarak somut verileri çarpıtarak hukuka aykırı açıklamalar ve taleplerde bulunduğunu, nihayetinde yapılan detaylı açıklamalar ışığında öncelikle eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilemeyen bir alacak olarak olması ve hukuki yararın mevcut olmayışı gerekçesi ile usulden reddi, usulden red talebimizin kabul edilmemesi halinde ise müvekkilin sorumluluğu bulunduğu iddia olunan 26/05/2008 - 25/06/2009 tarihleri arasındaki usulsüz harcamalarda müvekkilin hiçbir dahlinin mevcut olmaması ve kanunen yalnızca şahsi kusurdan sorumluluk ilkesi uyarınca müvekkilin sorumluluğunun bulunmadığının ve sigortasız işçi çalıştırılması sebebiyle doğan zarardan müvekkilin görevli olduğu dönemden önce gerçekleştirilmiş bir zarar olması ve müvekkilin iş bu işlemlerde hiçbir görev ve sorumluluğunun bulunmadığının tespiti gerçekleştirilerek davanın müvekkilden talep edilen kısımlarının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı yanın dava dilekçesinde; müvekkil ve diğer davalılar ile birlikte kooperatif yönetim kurulu üyesi oldukları dönemlere ilişkin, 22 Nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi tarafından, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/197 Esas sayılı dosyası üzerinden ikame edilen dava neticesinde; huzurdaki davanın davacılarının kooperatife tazminat ödemek zorunda kalmaları ve davacıların söz konusu yönetim kurulu faaliyet dönemlerinde, müvekkil ve diğer davalılar ile birlikte sorumlu olduklarını iddia ederek, yapılan fazla ödemelere ilişkin rücu talebinde bulunduğunu, ancak davacı yanın dava dilekçesi ve talepleri; haksız, mesnetsiz ve her türlü hukuki gerekçeden yoksun olup, huzurdaki davanın aşağıdaki gerekçelerle reddedilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın belirsiz dava olarak açılamayacak nitelikte olduğunu, Bilindiği üzere, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesine göre; “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açılabilmektedir.” Madde gerekçesinde ise; “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez.” şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edildiğini, Yargıtay 22.Hukuk Dairesi 2014/27826 Esas, 2014/29950 Karar ve 31.10.2014 tarihli kararında da aynen; “Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/0. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448). Sadece alacak miktarının taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir…. bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmesi gerektiğini, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermediğini, böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir.” Yine aynı doğrultuda, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/442 Esas, 2014/2051 Karar ve 11.02.2014 tarihli kararında da özetle; dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri nedeni ile, hukuki yarar yokluğundan davanın reddi gerekirken esasa girilerek karar verilmesinin hatalı olduğuna karar verildiğini, Kanun'un açık hükmü ve gerekçesi ile Yargıtay kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafın talep konusu alacak miktarının belirlenmesi objektif olarak mümkün olduğunu, çünkü davacılar; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dava dosyası kapsamında aleyhlerine karşı hükmedilen tazminat tutarı üzerinden rücu talebinde bulunduklarını, söz konusu Mahkeme kararında da davacıların hangi zararlardan ne miktarda sorumlu oldukları da net bir şekilde ortaya konduğunu, dolayısıyla davacıların huzurdaki dava ile ilgili alacak talepleri, davacı taraf bakımından bilinebilir nitelikte olduğunu, açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamayacağından huzurdaki gibi böyle bir dava açılamayacağını, bu sebeplerle esasa girilmeden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıların rücu talebine dayanak olarak gösterdikleri mahkeme ilamının kesinleşmediğini, dava bir şekilde kabul edilecek olursa, daha kesinleşmemiş bir ilama dayanan alacak, müvekkil ve diğer davalılardan tahsil edebilir bir duruma geleceğini, böyle bir durumda da hukuken mümkün olmaması gereken bir sonucun ortaya çıkmasına neden olacağını, mahkemece ödenilmesine karar verilen tutarın davacıların bireysel kusuru sebebiyle kooperatifin uğradığı zarara ilişkin olduğunu, davacıların rücu talebine dayanak oluşturmaya çalıştığı ilamda Mahkemece ödenmesine karar verilen tutar, davacıların bireysel kusuru sebebiyle kooperatifin uğradığı zararın tazminine ilişkin olduğunu, müvekkilinin hiçbir şekilde yer almadığı yargılamada, yalnızca huzurdaki davanın davacıları hakkında davalı sıfatıyla inceleme yapılmış ve taraflarının kusurundan kaynaklı olarak zarar tazminine ilişkin hüküm tesis edildiğini, müvekkilinin dayanak olarak gösterilen ilamdaki zarara uğratıcı sebeplerde; dahli, bilgisi, ilgisi ve kusuru bulunmadığını, müvekkilinin kusuru olmayan sebeplerden ötürü oluşan zararlardan yalnızca yönetim kurulu üyesi olması hasebiyle sorumlu olamayacağı kanunlarda açık bir şekilde ifade edilmiş, Yargıtay kararlarında da istikrarlı bir şekilde uygulama alanı bulduğunu, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 62/3. maddesi: "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar." hükmüne, 98. maddesi de: "Bu kanunda aksine açıklama olmıyan hususlarda Türk Ticaret Kanunundaki Anonim şirketlere ait hükümler uygulanır." hükmüne amirdir. Kooperatifler Kanunu'nun anonim şirketlere ait hükümlerine atıf yaptığı Türk Ticaret Kanunu'nun 553/1 maddesi ise "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." hükmüne amir olduğunu, söz konusu hükümlere göre kooperatif yöneticileri, yalnızca kendi kusurlarından kaynaklanan kooperatif borçlarından dolayı kooperatife, ortaklarına ve alacaklı 3. kişilere karşı sorumludur. Ayrıca kusursuz olduklarını ispatlama külfeti altında bulunmayıp, zarar iddiasında bulunan tarafın, yöneticilerin kusurunu kanıtlaması gerektiğini, nitekim Yargıtay, güncel uyuşmazlıklarla ilgili uygulamasında bu hususu aşağıdaki gibi açık bir şekilde vurguladığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacı tarafın davaya konu rücu talebi zamanaşımına uğramış olduğundan öncelikle zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı taraflar dava dilekçesinde özetle; Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas-2020/784 Karar sayılı ilamı ile 25.11.2020 tarihinde rücu talebinde bulunacakları müvekkil-davalı tarafa öğrendiklerini, 2020 yılının Aralık ayında ödemeler yaptıklarını iddia ederek TBK m. 73 gereğince iki yıllık zamanaşımı süresi dolmadan işbu davayı ikame ettiklerini iddia ettiklerini, davacı tarafın beyanlarında iddia ettiği tarihler dikkate alındığında; davacı tarafların müvekkil-davalı tarafı öğrendiğini iddia ettiği tarihin 25.11.2020 olduğu, ödemelerin iddialarının 2020 yılının Aralık ayına ilişkin olduğu sabit olduğunu, davacı taraflar dava dilekçesinde TBK genel zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiğinden bahisle rücu istemlerinin zamanaşımı süresi dolmadan talep ettiklerini iddia ettiklerini, davacı tarafların talepleri; kooperatifler hukukuna ilişkin ortaklar arası rücu ilişkisine dayanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kooperatif yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin içtihatlarında, yönetim kurulu üyesi olan ortağın hukuki sorumluluktan kurtulma hallerini 4 ana başlık halinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtildiğini, Kooperatifler Kanunu'nun "Sorumlulukta Zamanaşımı" başlıklı 37/2 maddesine göre; "Ortakların birbirine olan rücu hakları da bu hakka vücut veren ödemenin yapıldığı andan başlamak üzere bir yıl içinde zamanaşımına uğrar.
" davacı tarafların, müvekkil-davalı tarafa karşı rücu taleplerinin; ortakların birbirine olan rücu haklarına ilişkin talepler olduğu, özel kanun olan Kooperatifler Kanunu'nda davacı tarafların rücu taleplerinin 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu sabit olduğunu, davacı tarafın dava dilekçesinde iddia ettiği tarihler dikkate alınsa dahi; davaya konu rücu taleplerine ilişkin 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu dosya kapsamında açık olduğundan zamanaşımı defi dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, HMK m.107'ye göre; Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.", davacı taraf, dava dilekçesinde müvekkil-davalı ile diğer davalıların davaya dayanak Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas 2020/784 Karar sayılı dosyasındaki eylemlere tam olarak kusurlu bir şekilde katıldıklarını iddia ederek, 442.976,00-TL'nin rücu edilmesini talep ettiğini, davalı taraf dava dilekçesinde, müvekkil-davalı tarafın tüm eylemlere tam kusurlu olarak katıldığını iddia etmesi dikkate alındığında; davacı tarafın dava konusu 442.976,00-TL rücu talebinden, müvekkil-davalı tarafa rücu miktarını belirleyebileceği açıktır. Davacı tarafın, müvekkil-davalı tarafın tam kusurlu olduğu iddiasını rücu miktarının belirlenebilir olduğu ispatlaması gerektiğini, işbu sebeple davacı tarafın dava dilekçesinde, müvekkil-davalı tarafın tüm eylemlerden tam kusurlu olduğu iddiası dikkate alınarak; dava değerini belirlemesi mümkün iken işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılması usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil-davacı tarafın, davalı tarafın iddia etmiş olduğu eylemlere ilişkin herhangi bir kusuru bulunmadığını, işbu davada ispat yükü davacı tarafın üzerinde olduğunu, davacı taraf dava dilekçesinde özetle; müvekkil-davalı tarafın Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas sayılı dava dosyasındaki tüm eylemlerden sorumlu olduğu, müvekkil-davalı tarafın kusurlu olduğunu iddia ettiğini, davacı taraf, iddia ettiği eylemlerle müvekkil-davalı tarafın kusurlu olduğuna ilişkin herhangi bir delil ibraz etmediğini, Kooperatifler Kanunu m.62/3'e göre; "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar", TTK m.553/1'e göre; "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete he pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.", TTK m.553/3'e göre; "Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.", Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/2905 Esas-2019/301 Karar sayılı ilamına göre; "6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesinin 1'inci fıkrasının ilk halinde, ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri takdirde, kusurları bulunmadığını ispatlamadıkça hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar'' şeklinde düzenlenme yapılmış ve kusur bir karîne olarak kabul edilerek, ispat yükü yönetim kurulu üyeliklerinde görev alanlara yüklenmişti. Söz konusu maddenin 26.06.2012 tarih ve 6335 Sayılı Kanun'un 28. ve 41. maddeleri ile düzenlenmiş son hali ise, ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar'' şeklinde olup, kusurluluk bir karine olmaktan çıkmış ve yönetim kurulu üyeliklerinde görev alanların kusurlu oldukları ispat edilmedikçe sorumlu olmadıkları düzenlendiğini, somut olayda yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarında ihtimalli değerlendirmeler yapılmış ve vergi beyannamelerinin verilmemesinde davalı yönetim kurulu üyelerinin kusurları davacı yanca kesin olarak ispat edilemediğini, bu itibarla, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.", müvekkil-davalı tarafın, davacı tarafın iddia ettiği eylemlerden kaynaklı herhangi bir kusuru olmadığını, müvekkil-davalı tarafın kusurlu olduğunu iddia eden davacı taraf, iddiasını ispatlamakla mükellef olduğunu, davacı taraflar, müvekkil-davalı tarafın kusurlu olduğuna ilişkin herhangi bir belge delil ibraz etmediğini, ayrıca müvekkil-davalı tarafın bir süre yönetim kurulunda bulunduğu 22 Nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifinde yönetim tarafından alınacak kararların tamamı, davacı tarafların direktifleri ve talimatları doğrultusunda alındığını, işbu kooperatifin tüm mali konuları ve idari yönetimi davacılar tarafından yerine getirilmiş, müvekkil-davalı taraf işbu eylemlerin hiç birisine katılmadığını, müvekkil-davalı taraf, yönetim kurulunda bulunduğu dönemde iddia edilen karar ve eylemlerin alınması ve uygulanması noktasında kontrolü mevcut olmadığını, işbu kararlar ve eylemlerin kontrolleri tamamen davacılar üzerinde olduğunu, müvekkil-davalı taraf kooperatifin yönetim kurulu üyesi olarak gözükmesine rağmen kooperatif yönetimi tarafından alınan kararlarda herhangi bir söz hakkı bulunmayacak şekilde görevlendirildiğini, işbu hususun en büyük ispatı ise davacılar tarafından alınan kararlar doğrultusunda sigortasız işçi çalıştırılması ve Uludağ Rektörlüğü ile yapılan sözleşme şartlarına uyulmaması gibi eylemlerinden doğan zararlara, müvekkil-davalı tarafın da diğer kooperatif üyeleri gibi katlanmış, tarafına bildirilen zararı kooperatif üyesi olarak ödediğini, müvekkil-davalı taraf, işbu ödemeleri diğer kooperatif üyeleri gibi hak edişinden kesilmek suretiyle imza karşılığı ödediğini, işbu ödemeler kooperatife ait evrakların dava dosyasına celbi halinde ortaya çıkacağını, davacıların müvekkilinin dava konusu eylemlere ilişkin imza yetkisinin bulunduğuna dair herhangi bir delil ibraz etmediklerini, davacı tarafların dava dilekçesinde iddia ettiği eylemlerin sadece davacı tarafların kontrolü içerisinde ve davacı tarafların kusurlu hareketleri neticesinde gerçekleştiği, davacılar tarafından müvekkil-davalı tarafın her bir eylem yönünden kusurlu olduğunun ispatlanamadığı dikkate alınarak; TTK m.553/1, TTK m.553/3 ve güncel yargıtay içtihatları doğrultusunda müvekkil-davacı tarafın kontrolü dışında gerçekleşen ve kusurunun bulunmadığı eylemlere ilişkin davacılar tarafından ikame edilen işbu rücuen tazminat davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacılar vekilinin 16.11.2022 tarihli beyan dilekçesi ile; 22 Nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi tarafından müvekkiller aleyhine ikame edilen tazminat konulu dava neticesinde, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/197 Esas, 2020/784 Karar sayılı dosyası üzerinden verilen 25.11.2020 tarihli karar doğrultusunda, müvekkillerinin davacı kooperatife toplamda 442.976,00 Türk Lirası tutarında ödeme yapmak zorunda kaldıklarını beyan etmiştir.
Davalı ... vekilinin 13/01/2023 tarihli Islah edilmiş Cevap Dilekçesi ile; Huzurdaki davanın davacılarının sunmuş olduğu dava dilekçesi müvekkiline 11.11.2022 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu cevap dilekçesinin sunulması için tarafımızca süre uzatım talebinde bulunduklarını ve mahkemece bu taleplerinin yerinde görüldüğünü ve cevap sürelerinin 2 hafta uzatılmasına karar verildiğini, buna istinaden de 08.12.2022 tarihinde süresi içerisinde cevaplarını, beyanlarını ve itirazlarını içeren dilekçelerini sunduklarını belirtmiştir. Ancak davalı tarafa tebliğ edilen dava dilekçesinde rücu talebine konu edilen ödemelerin hangi tarihlerde yapıldığı belirtilmemiş olduğunu, davacılar vekili tarafından sonradan sunulan ve doğal olarak davalı tarafa tebliğ edilmeyen beyan dilekçesi ile ödemelerin yapıldığı tarihlere ilişkin bilgi verilmiş olduğunu taraflarına tebliğ edilen dava dilekçesinde ödeme tarihleri belirtilmemiş olduğundan, ZAMANAŞIMA UĞRAMIŞ rücu talebine ilişkin ödemeler hakkında işbu ıslah dilekçesi ile yeni bir cevap dilekçesi sunulması zorunluluğunun hasıl olduğunu belirtmiştir ve yine davacı tarafın 16/11/2022 tarihli ile müvekkilim ve diğer davalılar ile birlikte kooperatif yönetim kurulu üyesi oldukları dönemlere ilişkin, 22 Nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifi tarafından, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/197 Esas sayılı dosyası üzerinden ikame edilen dava neticesinde; huzurdaki davanın davacılarının kooperatife tazminat ödemek zorunda kalmaları ve davacıların söz konusu yönetim kurulu faaliyet dönemlerinde, müvekkilimin ve diğer davalıların ile birlikte sorumlu olduklarını iddia ederek, yapılan fazla ödemelere ilişkin rücu talebinde bulunduğunu, ancak davacının dava dilekçesi ve talepleri; gerekli usul şartlarını taşımayan, ZAMANAŞIMA UĞRAMIŞ ve aynı zamanda haksız, mesnetsiz ve her türlü hukuki gerekçeden yoksun olduğunu ve huzurdaki davanın reddedilmesi gerektiğini beyan etmiştir.
Davalı ... Gürsü vekilinin ıslah edilmiş 13/01/2023 tarihli Cevap dilekçesi ile; Davacılarca ikame edilmiş bulunan, kooperatif üyelerinin rücuen tazminat istemi davası kapsamında tarafına tebliğ edilen dava dilekçesinde rücu talebine konu edilen ödemelerin hangi tarihlerde yapıldığı belirtilmemiş olduğu ve davacılar vekili tarafından cevap dilekçelerinin sunulmasından sonra beyan dilekçesi sunularak ödeme belgelerinin sunulması hasebiyle davacıların rücu talebinde bulunduğunu ödemelerin yapıldığı tarihlere ilişkin herhangi bir bilgilerinin bulunmadığını cevap sunmuş oldukları dava dilekçesinde ödeme tarihlerine ilişkin herhangi bir bilgi mevcut olmadığından, iş bu ödeme tarihlerinin davacı vekilin 16/11/2022 tarihli beyan dilekçesi ile öğrenmiş olduklarından mütevellit zamanaşımına uğramış rücu talebine ilişkin ödemeler hakkında işbu ıslah dilekçesi ile yeni bir cevap dilekçesi sunmuş olduklarını beyan etmişlerdir.
DELİLLER:
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi, tarafların karşılıklı beyan dilekçeleri, Kadıköy 11. Noterliğinin 22/08/2022 tarih, 11576 yevmiye nolu ihtarnamesi, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/197 esas, 2020/784 karar sayılı dosyası, Akyazı 2. Noterliğinin 29/08/2022 tarih, 8353 yevmiye nolu ihtarnamesi, yazılan müzekkere cevapları ve tüm dosya kapsamı.
KANITLARIN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME :
Dava, davacıların yönetim kurulu üyesi oldukları 22 nolu Birlik Otobüsçüleri Motorlu Taşıyıcılar Kooperatifine fazla ödediklerini iddia ettiği kooperatif aylıklarının davalılardan rücusu ile davalılardan tazmini istemine ilişkindir.
Taraflara usulüne uygun tebligat yapılarak, taraf teşkili sağlanmıştır.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davalı ... vekili ve davalı ... vekili ise ıslah edilmiş cevap dilekçesinde zaman aşımı def'inde bulunmuşlardır.
HMK 142.madde gereğince ön inceleme duruşmasında zaman aşımı ve süreler yönünden yapılan itirazların incelenip bu konuda karar verilmesi gerekmiştir.
TBK 72.maddesinde;
"MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir."
TBK 73.maddesinde Rücu isteminde;
"MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar." hükmü,
Kooperatifler Kanununun 37.maddesinde ise;
"Madde 37 – Alacaklıların, ortakların şahsi sorumluluklarından doğan isteme hakları, daha önce kanuni bir hüküm gereğince düşmedikçe iflas işlemlerinin sona ermesinden başlıyarak daha bir yıl süre ile alacaklılardan her biri tarafından ileri sürülebilir.
Ortakların birbirine olan rücu hakları da bu hakka vücut veren ödemenin yapıldığı andan başlamak üzere bir yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmü bulunmaktadır.
O halde yapılan yargılama ve toplanan delillerden, Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/197 esas, 2020/784 karar sayılı dosyasında verilen karar neticesinde davacıların kooperatif yönetimine 442.976,00 TL ödeme yaptığı, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere davacının Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı sonucunda 25/11/2020 tarihinde davacıların birlikte sorumlu oldukları kişileri öğrendiğini belirttiği, davacı vekilinin beyan dilekçesinde sunduğu dilekçe ile davacılardan ...'ın 28/12/2020 tarihinde ödeme yaptığı, davacılardan ...'in 25/12/2020 tarihinde ödeme yaptığı, davacılardan ...'nun ise 14/12/2020 tarihinde ibra edildiğinin belirtildiği, dava konusu olayda zaman aşımı hususu değerlendirilirken Türk Borçlar Kanununa göre daha özel kanun niteliğindeki Kooperatifler Kanunun hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda ise Kooperatifler Kanunu'nun "Sorumlulukta Zamanaşımı" başlıklı 37/2 maddesine göre; Ortakların birbirine olan rücu hakları da bu hakka vücut veren ödemenin yapıldığı andan başlamak üzere bir yıl içinde zamanaşımına uğradığı anlaşıldığından, davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere,
1-Davanın Zamanaşımı nedeniyle REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 179,90 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan 426,94 TL'den mahsubu ile bakiye 247,04 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Arabuluculuk Ücret Tarifesi kapsamında Maliye Hazinesinden karşılanan arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye ÖDENMESİNE,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5--Davalılarca yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davalılar vekil ile temsil edildiğinden AAÜT'ye göre belirlenen 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
7-HMK'nın 333. Maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMKnın 341. Ve 345. Maddeleri gereğince 2 haftalık yasal süre içinde Bursa Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 11/05/2023
KATİP ...HAKİM ...
¸e-imzalıdır. ¸e-imzalıdır.