T.C. BURSA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2023/536 Esas - 2023/987
T.C.
BURSA
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİGEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2023/536
KARAR NO: 2023/987
HAKİM: ...
KATİP: ...
DAVACILAR : 1- ... - ......
2- ... - .....
3- ... - ......
4- ... - ....
5- ... - ....
6- ... - ....
7-... - ..
VEKİLLERİ:Av. .......
DAVALI : 1- ... MERDİVEN SİSTEMLERİ İNŞAAT SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ
VEKİLİ:Av. ....
DAVALI : 2- ... ATÖLYESİ TEKSTİL SANAYİ VE DIŞ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLİ:Av. ......
DAVALI :3- ... ANONİM ŞİRKETİ
VEKİLİ:Av. .......
DAVALI : 4- ... - ...... Sultançiftliği Mah. Hürriyet Cad. No:37 İç Kapı No:7 Çekmeköy/ İSTANBUL
VEKİLİ:Av. ....
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 05/06/2023
KARAR TARİHİ: 09/11/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 17/11/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA; davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin murisi ...'in, ... Atölyesi Tekstil Sanayi Ve Dış Ticaret Anonim Şirketi'nin sigortalı işçisi iken; 13.01.2023 tarihinde Kocaeli İli Dilovası İlçesi Köseler Mahallesinde ... Merdiven Sitemleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı, sürücü ... sevk ve idaresindeki, ... A.Ş. tarafından ZMMS poliçesi tanzim edilmiş olan, ... plakalı aracın kendisine çarpması sonrasında kazadan 18 ... sonra 30.01.2023 tarihinde hayatını kaybettiğini, yaşanan elim kaza ve ölüm neticesinde müvekkillerinin murisin desteğinden yoksun kaldıklarını, söz konusu trafik - iş kazasına ilişkin cezai takibat Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapıldığını, yapılan soruşturma sonucunda Gebze 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2023/335 E sayılı dosyası ile şüpheli ... aleyhine taksirle ölüme neden olmak suçundan kamu davası açıldığını, konu ile ilgili tutulan kaza tespit tutanağı ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan kusur raporuna göre sürücü ... asli kusurlu olduğunu, ... ... Merdiven Sitemleri İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. işleten olarak kusursuz sorumlu, ... A.Ş. ise sigorta şirketi olarak sorumlu olduğunu, ... Atölyesi Tekstil Sanayi Ve Dış Ticaret Anonim Şirketinin ise müvekkillerinin murisinin işvereni olarak; kazanın mesai saatleri içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle kusursuz sorumlu olduklarını, yerleşik Yargıtay kararları gereğince mesai saatleri içerisinde gerçekleşen kazaların iş kazası olduğunun tartışmasız olduğunu, söz konusu kazanın işverenin temin etmiş olduğu araç ile işçileri cuma vakti cuma namazına götürülmesi ve sonrasında iş yerine dönüleceği esnada gerçekleştiğini, İşveren işçilerine ibadetlerini yapmaları için yer temin etmediğini, işçilerin ibadetlerini yapabilmeleri için araç temini sağlayarak oluşabilecek tüm iş kazalarının sonuçlarını basiretli bir tacir olarak göze aldığını, bunun yanında murise gerekli eğitimleri vermemesi, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almaması nedeniyle de ayrıca kusurlu olduğunu, meydana gelen kaza neticesinde müvekkillerinin dayanılmaz acılar çektiğini, müvekkillerden ...'ın 6 çocuğu ile 32 yaşında genç yaşta dul kaldığını, diğer müvekkillerinin ise daha çocuk yaşlarda yetim kaldıklarını, kaza sonrasında 18 ... boyunca müvekkillerinin murisin yaşam mücadelesine şahit olduğunu, 18 ... boyunca hastane önünde adeta nöbet tuttuklarını, 18. ... sonunda eşinin ve çocuklarının babasının vefatı sonrasında yaşadıkları yeri terk ederek Van ile Çaldıran ilçesine göç etmek zorunda kaldıklarını, kendilerine bakacak, yardımcı olacak ve göz kulak olacak kimsenin olmaması ayrıca herhangi bir gelirlerinin de olmaması nedeniyle müvekkillerinin müteveffanın cenazesi ile birlikte göç etmek zorunda kaldıklarını, yeni kurmaya çalıştıkları hayatlarında da zorluklarla karşı karşıya kalınacağı ve genç yaşta dul ve yetim kalmanın toplumda ne kadar acı ve zor olduğu nun tartışmasız olduğunu, çekilen elem ve kederleri nedeniyle ... A.Ş. Ve ... Atölyesi Tekstil Sanayi Ve Dış Ticaret A.Ş. dışındaki davalılardan manevi tazminat talepleri bulunduğunu, bunun yanında kazaya karışan ... plaka sayılı ... Merdiven Sistemleri İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı olduğu kayıtlardan tespit edilen aracın, 3.kişilere devir ve temlikinin önlenmesi adına üzerine ihtiyati tedbir konması talepleri olduğunu, Sayın Mahkemece aksi kanaatte olunması halinde yahut aracın başkası adına tescil edildiğinin anlaşılması halinde ise; davalıların malvarlığını kaçırma ihtimallerine binaen müvekkillerinin durumları da gözönünde bulundurularak teminatsız olarak taşınır ve taşınmaz malları ile banka hesapları ve 3'üncü kişiler nezdindeki alacak haklarının dava değeri olan 446.000,00 TL tutarında ihtiyaten haczine karar verilmesini talep ettiklerini, davalı sigorta şirketinin Bursa ilinde şubelerinin bulunduğunu, Müvekkilinin bir kadın ve 6 bakıma muhtaç çocuktan oluştuğunu, ailenin şu aşamada hiçbir geliri bulunmadığını, bu nedenle yaşamış oldukları yeri terk ederek Van ile Çaldıran ilçesine yerleştiklerini, ayrıca müvekkillerinin herhangi bir malvarlığının da bulunmadığını, Müvekkillerinin çok zor şartlar altında muris olmadan hayatlarını devam ettirmeye çalıştıklarını, ancak kendi zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılamakta aşırı derecede zorlandığını, tüm bu nedenlerle HMK m.334 uyarınca müvekkillerin adli yardımdan yararlandırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP; Davalı ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket nezdinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta Poliçesi ile teminat altında bulunduğu iddia edilen ... plakalı aracın 13.01.2023 tarihinde davacıların murisine çarpması şeklinde meydana gelen kaza neticesinde ...'ın hayatını kaybetmesi sonucu meydana geldiği beyan ve iddia olunan destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminatın işleyecek faizi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin tarafımıza yükletilmesi talebiyle mahkemede açılan işbu haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddi gerektiğini, müvekkili şirket aleyhine açılan işbu davayı yasa ve usule aykırı olması nedeni ile kabul etmediklerini ve haksız olan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkilinin hak kaybına uğramaması adına zamanaşımı, hak düşürücü süre, husumet ve derdestlik itirazlarını sunduklarını, davacı tarafından, davaya ilişkin delillerin HMK gereğince taraflarına tebliğ edilmediğini, delillerin taraflarına tebliğ edildiğinde cevap verme haklarını saklı tuttuklarını, ayrıca dava konusu kazanın Gebze ilinde meydana geldiğini, müvekkili şirketin merkezinin de Esentepe/Şişli/İstanbul adresi olduğunu, huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, dosyanın öncelikle yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, müvekkili sigorta şirketinin işbu davada davalı sıfatını taşımadığını, bu nedenle müvekkili şirketin taraf kaydının ihbar olunan olarak düzeltilmesini ve müvekkili sigorta şirketi hakkında hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, emsal yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere bu hususun açık bir içtihat haline geldiğini, müvekkili şirketin işbu davada taraf sıfatına haiz olmadığının, aleyhine hüküm kurulmasının mümkün olmadığının emsal kararlarca aşikar olduğunu, davacı tarafça işbu davanın ikame edilmeden önce, müvekkili şirkete usulüne uygun bir başvuru yapılmadığını, davacının taleplerini somutlaştırmasını talep ettiklerini, dava dilekçesinde maddi tazminata (destekten yoksun kalma tazminatı, maddi destek, manevi tazminet) ilişkin olarak her ne kadar HMK madde 107 gereğince 390.000,00 TL bedel belirlenmişse de; dilekçenin içeriğinden davacıların maddi ve manevi tazminat talebi içeriğinin farklı kalemler içerdiğinin anlaşıldığını, bu nedenle, kalıcı, geçici vs. talebinin hangi tazminat türlerine ilişkin olduğunun açıklamasını, hangi taraftan ne miktarda tazminat istediğinin açıkça belirtilmesi için Mahkemece davacıya bu yönde kesin süre verilmesini talep ettiklerini, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabildiğini, işbu davaya konu edilen tazminat talebi niteliği itibariyle belirlenebilir olduğundan davacının belirsiz alacak davası açmada hukuki yararı bulunmadığını, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı olup; müvekkili şirket tarafından daha öncesinde davacıya herhangi bir ödeme yapılmış ise, yapılan her türlü ödemenin faiziyle birlikte güncellenmiş halinin hesaplanacak tazminattan mahsup edilmesini talep ettiklerini, bu nedenlerle davanın reddi ile yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Atölyesi Tek. San. Ve Dış Tic . A. Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; İş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat talepli olarak ikame edilen işbu davaya bakmakla görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu, davanın görevsiz mahkemede ikame edildiğini, davacının iş kazasından doğan maddi ve manevi tazminat talepli olarak ikame ettiği işbu davaya bakmakla görevli mahkemenin iş mahkemeleri olduğundan öncelikle görevsizlik kararı verilerek davanın görev nedeniyle reddini talep ettiklerini, müvekkili şirkete işbu dava kapsamında husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, her ne kadar davacının müteveffanın geçirdiği kazanın bir iş kazası olduğunu iddia ettiğini ve bu nedenle müvekkiline husumet yönelttiğini, söz konusu kazanın bir iş kazası değil trafik kazası olduğunu, yasal düzenlemeler ve yerleşik içtihatlarla sabit olduğu üzere bir iş kazasının, işçinin, iş yerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla işçinin, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda yahut işçilerim işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen ve işçiyi hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olay olduğunu, dava konusu somut olayda ise bu şartların hiçbirinin mevcut olmadığını, nitekim dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği ve kabul edildiği üzere müteveffanın olayın gerçekleştiği ... müvekkili şirket tarafından sağlanan imkan doğrultusunda araç ile cuma namazına götürüldüğünü, namaz çıkışında yaya halinde karşıdan karşıya geçmeye çalıştığı esnada diğer davalı ... Merdiven Sistemleri İnş. San. Tic. Ltd. Şti. Şirketi adına kayıtlı ... plakalı aracın sürücüsü tarafından kendisine çarpması neticesinde kazanın gerçekleştiğini, oluş biçiminden açıkça görülüğü üzere kazanın, mesai saatlerinin ve iş yerinin dışında gerçekleştiğini, kaza anında işçinin, müvekkili şirket tarafından kendisine yüklenen bir görevi yerine getirmediğini, işveren tarafından iş nedeniyle bir başka yere gönderilmediğini, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde gerçekleşen kazanın bir iş kazası niteliğinde olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, davaya konu kazanın bir trafik kazası niteliğinde olduğundan ve müvekkilinin işveren sıfatıyla herhangi bir sorumluluğu bulunmadığından müvekkiline husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, işbu nedenle davanın müvekkili yönünden öncelikle husumet yokluğu nedeniyle reddini talep ettiklerini, davaya konu kazanın, iş kazasının taşıması gereken hukuki nitelikleri taşımamakta olduğunu, bu nedenle iş kazası olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, müvekkil şirketin cuma namazına gitmek isteyen işçilerine araç tahsis etmekte olduğunu, işçilerin bu araçla camiye götürüldüğünü ve namaz çıkışında da yine aynı araç ile iş yerine bırakıldığını, olay günü olan 13.01.2023 tarihinde de yine aynı şekilde müteveffa işçinin ... ve diğer işçilerin, şirket tarafından tahsis edilen araç ile camiye cuma namazına götürüldüklerini, diğer işçilerin namaz çıkışı araç içerisinde müteveffa işçinin dönmesini beklerken, müteveffa ...'ın namazdan çıkarak araca doğru gelmek için karşıdan karşıya geçmek istediğini, bu esnada diğer davalı şirkete ait ... isimlı kişi tarafından kullanılan ... plakalı aracın hızla ...'a çarptığını ve çarpmanın etkisiyle ... aracın aracın ön kısmından havalanarak sert bir şekilde yere düştüğünü, kazanın ardından hemen olay yerine ambulans çağrılarak işçi hastaneye kaldırılmışsa da ne yazık ki tedavi sürecinde hayatını kaybettiğini, tüm bu hususların kaza tutanakları ve ifade tutanaklarıyla sabit olduğunu, davacı tarafça da dosyaya sunulduğunu, davaya konu kazanın oluş şekli, yeri, saati vb. dikkate alındığında kazanın bir iş kazası olarak nitelendirilmesinin ve bu kapsamda müvekkiline sorumluluk yüklenmesinin mümkün olmadığını, nitekim 5510 sayılı kanunun 13. maddesi gereğince, işçinin iş yerinde yahut işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, görevli olarak bir başka yer gönderilmesi sebebiyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında bir kazanın meydana gelmesinin, bu olay nedeniyle sigortalının hemen veya sonradan bedence veya ruhça bir zarara uğraması ve bu olay ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun illiyet (nedensellik) bağı bulunmasının gerektiğini, ancak bu hallerin varlığı halinde kazanın iş kazası olarak değerlendirilebileceğini ve işverene sorumluluk yüklenebileceğimi, nitekim bu hususun yerleşik içtihatlarla da sabit olduğunu, Yargıtay 10. HD. 2021/7571 E., 2021/14457 K., 18.11.2021 T. “İş kazasının unsurları üzerinde de kısaca durmak gerekirse, şöyle sıralanabilir; kazaya uğrayan 5510 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılmalı; bu sigortalı bir kazaya uğramalı ve uğranılan kaza 5510 sayılı Kanunun yukarıda ayrıntısı açıklanan 13. maddesinde sayılan hal ve durumlardan birinde meydana gelmeli; sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan bir olay biçiminde gerçekleşmeli; bu olay ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun illiyet (nedensellik) bağı bulunmalıdır.” dava konusu kazanın ise bu şartları taşımadığını, müvekkili yönünden uygun illiyet bağının da söz konusu olmadığını, işbu nedenlerle kazanın bir iş kazası olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, dava konusu kazanın iş yerinin ve mesai saatlerinin dışında gerçekleştiğini, gerek dava dilekçesinde belirtildiği ve gerekse de karakol ifade tutanakları ile sabit olduğu üzere müteveffa işçinin olay günü cuma namazı için müvekkili şirket tarafından ayarlanan araç ile camiye bırakıldığını, kazanın namaz çıkışı müteveffanın müvekkili şirket tarafından tahsis edilen araca döndüğü esnada karşıdan karşıya geçerken meydana geldiğini, dava konusu kazanın işveren tarafından yürütülen bir iş kapsamında, çalıştığı esnada yahut işin yapıldığı yere gidip geldiği esnada gerçekleşmediğini, kazanın iş yerinin ve mesai saatlerinin dışında gerçekleştiği gibi ayrıca müteveffanın yaptığı iş ile de herhangi bir bağlantısı olmadığını, zira müteveffa işçinin cuma namazına gittiğini, bu esnada müvekkili şirket tarafından yürütülen işle ilgili bir faaliyet yürütmediğini, yahut bir işin yapılması için yola çıkmadığını, iş yerinden böyle bir nedenle ayrılmadığını, müteveffanın geçirmiş olduğu kaza ile yürüttüğü iş arasında herhangi bir illiyet bağı kurulmasının mümkün olmadığını, kazanın tamamen üçüncü kişinin kusurlu eylemi neticesinde meydana geldiğini, kazanın müvekkili işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olmadığı gibi bir an için aksi düşünülecek olsa dahi eğer kazanın üçüncü kişinin tam veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise işveren yönünden uygun illiyet bağı kesilecek ve meydana gelen kazadan sorumlu tutulamayacağını, işverenin sorumluluğunun her ne kadar kusursuz sorumluluk olsa da diğer sorumluluk hallerinde olduğu gibi kusursuz sorumluluk durumunda da üç halde illiyet bağı kesilebildiğini, bunların, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusuru olduğunu, öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu için de geçerli olduğunun vurgulandığını, Yargıtayın yerleşik içtihatlarıyla da illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumlulukta olmadığını, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için de zorunlu olduğunun kabul edildiğini, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2010/11479 E. , 2012/5528 K. ''Gerçekten, 27.3.1957 ..., 1/3 sayılı ve 22.06.1966 ...,7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararların da da açıklandığı üzere iş kazası sonucu meydana gelen zararı işverenin tazmin borcu kusursuz sorumluluğa dayanır. Kusursuz sorumluluk hallerinde ise kusur, sorumluluğu oluşturan bir unsur olmadığından ,tazminat borcunun doğabilmesi bakımından işverenin kusuru aranmaz. Ne var ki kusursuz sorumlulukta da işverenin tazmin yükümlülüğü için illiyet (nedensellik) bağının gerçekleşmesi zorunludur ve bu yön, “-Hakim sebebiyet (illiyet) münasebeti bulunmak kaydıyla … manevi tazminata hükmedebilir-” sözleriyle ,22.06.1966 günlü İçtihadı Birleştirme Kararında da açık bir şekilde ifade edilmiştir.O halde işverenin işletmesi ile zararlı sonuç arasında ki illiyet bağının kesilmesi veya uygun olmaması halinde işverenin zararı tazmin yükümlülüğünden söz edilemez. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.'' Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2008/12304 E. , 2009/3393 K. ''Çalıştıranın sorumluluğu için çalıştıran ile çalıştırılan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp eylemle zarar arasındaki uygun nedensellik bağının mücbir sebep veya işçinin ya da 3. kişinin ağır kusuru ile kesilmemiş olması zorunludur.'' dava konusu somut olaya ilişkin olarak izah etmiş oldukları üzere kazanın, diğer davalı şirkete ait ... plakalı araç sürücüsü ...'ın trafik kurallarına uymayarak tam kusurlu hareket etmesi neticesinde meydana geldiğini, bu hususun kaza tutanakları ile de sabit olduğunu, dolayısıyla diğer davalı şirket sürücünün kusurlu eyleminin müvekkili yönünden illiyet bağını kestiğini ve kaza nedeniyle müvekkiline kusur ve sorumluluk yüklenmesinin mümkün olmadığını, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2013/16516 E. 2013/22361 K. ''Somut olayda ise üçüncü kişi durumunda olan plakası tespit edilemeyen kamyonet sürücüsünün yargılamaya konu olayda tam kusurlu olduğu açık-seçiktir. Hal böyle olunca, zararlandırıcı sigorta olayının üçüncü kişinin kusurlu davranışları sonucu oluştuğu, işveren bakımından nedensellik bağının kesildiği ve giderek yukarıda da sözü geçen İçtihadı Birleştirme Kararlarına dayanılarak işveren davalı ...Ş'nin sorumluluğuna gidilemeyeceği ortadadır.'' Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2010/4371 E. 2010/11126 K.''Somut olayda, davalı ...’in %75 ve kazalının %25 kusurlu eylemleri ile kazanın meydana geldiğinin anlaşılmasına göre, işveren bakımından nedensellik bağının kesildiği giderek yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararına dayanılarak istihdam eden durumundaki davalıların sorumluluklarına gidilemeyeceği, aynı nedenlerle işverenin risk nazariyesi gereği sorumlu tutulmasının da mümkün bulunmadığı açıktır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle anılan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verilerek, davalılardan ... İnş. San. Tic. Ltd. Şti.’ne yönelik maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi yerine yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.'' müvekkili şirketin her türlü iş güvenliği önlemini aldığını ve bu kapsamda sorumluluklarını eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, davacının dilekçesinde müvekkili şirketin işçilerine ibadet yapmaları için yer temin etmediğini bunun yerine araç temin ettiğini, iş güvenliği önlemlerini almadığını, kazanın sonuçlarını basiretli bir tacir olarak göze aldığını iddia ettiğini, ancak bu iddianın ve beyanlarının kabulünün mümkün olmadığı gibi hukuki mesnedinin de bulunmadığını, öncelikle işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almasına ilişkin sorumluluğunun basiretli tacir kavramı içerisinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, zira işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almasına ilişkin sorumluluğunun işçi ile işveren arasında kurulan iş ilişkisinden doğduğunu, iş hukuku kapsamında değerlendirildiğini, dolayısıyla müvekkili şirketin basiretli tacir gibi hareket edip etmediğinin değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ve somut olay bakımından hukuki mesnet taşımayacağını, müvekkili şirketin iş yerinde her türlü iş güvenliği önlemini eksiksiz şekilde aldığını, işçilere iş güvenliği eğitimlerini vermekte ve mevzuat gereği uyması gereken tüm kurallara uymadığını, dava konusu kazanın bir iş kazası olmamakla birlikte davacı tarafça çeşitli gerekçelerle iş kazası kapsamına sokulmaya çalışılarak müvekkiline sorumluluk yüklenmek istendiğini, mahkemece de takdir edileceği üzere güncel mevzuat gereği işverenlerin iş yerinde ibadethane bulundurma gibi bir sorumluluğunun söz konusu olmadığını, ibadet özgürlüğünün anayasal bir hak olup işveren tarafından da korunması gerektiğini, ancak bu durumun iş yerinde ibadethane bulundurulması zorunluluğunu gerektirmediğini, nitekim her iş yerinde ibadethane kurulmasının beklenmesinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, müvekkili şirketin bu hususta da yine tüm sorumluluğunu yerine getirdiğini, çalışanların ibadet özgürlüğü hakkına saygı duyarak cuma namazına gidebilmeleri için araç temin ettiğini, namaza gitmek isteyen işçilerin, müvekkili şirkete ait araçla camiye kadar götürüldüğünü, aracın işçilerin namazdan dönünceye kadar orada beklediğini ve namaz sonrasında da işçilerin tekrar aynı araçla iş yerine götürüldüğünü, müvekkili şirketin üzerine düşen yükümlülüğü fazlasıyla yerine getirdiğinin aşikar olduğunu, davaya konu kazanın müvekkili şirkete ait aracın içinde veya araçla seyir halindeyken gerçekleşmediğini, müteveffanın camiden çıkıp yaya olarak yolda yürürken diğer davalı şirketin araç sürücüsünün kusurlu davranışları nedeniyle kazanın meydana geldiğini, müvekkili şirketin o anda kazayı engellemesinin, kazaya ilişkin bir önlem almasının mümkün olmadığını, tüm bu hususların tanık beyanlarıyla da ispat edileceğini, hal böyle iken müvekkili şirketin iş güvenliği önlemlerini almadığını ve bu nedenle kazanın meydana geldiğinin söylenemeyeceğini, müvekkili şirket işçileri için her türlü imkanı sağladığını, sağlıkları ve güvenlikleri için de her türlü önlemi aldıklarını, davacının aksi yöndeki iddia ve taleplerinin müvekkili üzerinden haksız kazanç elde etme çabasından öteye gitmediğini, kabulünün mümkün olmadığını, tüm bu izah edilen hususlar, somut deliller ve yerleşik içtihatlar dikkate alındığında öncelikle davanın görev ve müvekkiline yönelik husumet yönünden usulden, davaya konu kazanın iş kazası niteliğinde olmaması, müvekkili yönünden illiyet bağının üçüncü kişinin kusuruyla kesilmesi nedeniyle esastan reddi gerektiğini, arz ve izah edilen ve mahkemece re'sen gözetilecek nedenlerle; öncelikle davacının görevsizlik ve müvekkil şirket yönünden husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, işbu haksız, hukuka aykırı davanın tümden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Merdiven Ltd. vekili cevap dilekçesinde özetle; HMK'da yetkili mahkemelerin açıkça belirtildiğini, huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, her ne kadar davalı tarafından ; KTK 110. MD hükmüne yetkili mahkemede davanın açıldığı iddia olunmuş ise de ; davalılardan Türkiye Sigortanın sadece acentelerinin Bursa ilinde mevcut olduğunu,Bölge müdürlüğü / şubesi bulunmadığını, yapılan sigorta sözleşmesinin acentesinin de BURSA'da olmadığını, acente ve şubenin aynı anlama gelmediği KTK 110. Md hükmünden de anlaşılmaktadır ( sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden ...) T.C YARGITAY 5.Hukuk Dairesi Esas: 2021/ 12920 Karar: 2021 / 14421 Karar Tarihi: 06.12.2021 ".....Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer." dendiğini, anlatıldığı üzere "davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, gerek kanunun amir hükmü ve gerekse Yargı kararlarında da görüleceği üzere, seçimlik yetkinin taraflarına geçtiğini, yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, yetki itirazında bulunduklarını, dava dilekçesinde olayın oluş şekli anlatılmadan, sadece sürücünün asli kusurlu olduğunun beyan edildiğini, gerek dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan Kaza tespit tutanağından ve gerekse Gebze 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2023/335 E sayılı dosyası kapsamında alınan rapordan da müteveffanın asli kusurlu olduğunun, sürücünün olayda kusurunun bulunmadığının ortada olduğunu, Sürücünün olayda kusurunun bulunmaması sebebi ile müvekkili şirkete yöneltilen davayı kabul etmediklerini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için sürücünün olayda kusurlu olduğu düşünüldüğünde, davalılarca talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, manevi tazminatın, kişinin uğramış olduğu haksız fiil nedeniyle üzüntü, elem duyması, kişilik haklarının zedelenmesi sonucu belli bir meblağ ödenmesinin talebi olduğunu, Yargıtay içtihatlarında da açıkça " manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır." dendiğini, davalı tarafından talep edilen tazminat miktarının, hakkın kötüye kullanılmasından başkaca bir şey olmadığını, zira ; istenilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, beyan ediliği üzere , olayda müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, yaşanan haksız fiilden kaynaklı manevi tazminata ilişkin bir sorumluluğunun da bulunmadığını, davacıların "trafik kazasına karışan araç ticari olup ayrıca ticari işletmeye kayıtlı bir araç olması nedeniyle alacaklara uygulanacak faizin aracın ticari şirketin işletmesinde kullanılması gözönünde bulundurularak alacaklara bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizin uygulanmasını" talep ettiklerini, KTK 90. Md “Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında borçlar kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır." hükmünü haiz olduğunu, Kanunun amir hükmünden de anlaşılacağı üzere haksız fiilden kaynaklı oluşacak maddi ve manevi tazminat bedellerine, dava tarihinden itibaren ancak yasal faiz uygulanabileceğinin sabit olduğunu, iş bu bu sebeplerle ; davacıların talep ettiği faiz oranına itiraz ettiklerini, davacılar tarafından açılan davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, davaya konu olayda müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, kazada asli kusurlu müteveffanın kendisi olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkili şirketin olayda sorumluluğunun bulunduğu düşünülse dahi, davacılar tarafından talep edilen tazminat miktarları ve bu miktarlara uygulanması istenilen faiz oranı fahiş olup hakkın kötüye kullanılması olduğunu, iş bu sebeplerle haksız ve hukuka aykırı davanın reddini talep etme zarureti hasıl olduğunu, açıklanan nedenlerle ; öncelikle davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, yetki itirazının kabulü ile dosyanın yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmesine, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; HMK'da yetkili mahkemelerin açıkça belirtildiğini, huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, her ne kadar davalı tarafından ; KTK 110. MD hükmüne yetkili mahkemede davanın açıldığı iddia olunmuş ise de ; HMK'da yetkili mahkemelerin açıkça belirtildiğini, huzurdaki davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, her ne kadar davalı tarafından ; KTK 110. MD hükmüne yetkili mahkemede davanın açıldığı iddia olunmuş ise de ; davalılardan Türkiye Sigortanın sadece acentelerinin Bursa ilinde mevcut olduğunu,Bölge müdürlüğü / şubesi bulunmadığını, yapılan sigorta sözleşmesinin acentesinin de BURSA'da olmadığını, acente ve şubenin aynı anlama gelmediği KTK 110. Md hükmünden de anlaşılmaktadır ( sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden ...) T.C YARGITAY 5.Hukuk Dairesi Esas: 2021/ 12920 Karar: 2021 / 14421 Karar Tarihi: 06.12.2021 ".....Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer." dendiğini, anlatıldığı üzere "davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, gerek kanunun amir hükmü ve gerekse Yargı kararlarında da görüleceği üzere, "davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, gerek kanunun amir hükmü ve gerekse Yargı kararlarında da görüleceği üzere, seçimlik yetkinin taraflarına geçtiğini, yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, yetki itirazında bulunduklarını, dava dilekçesinde olayın oluş şekli anlatılmadan, sadece müvekkili sürücünün asli kusurlu olduğunun beyan edildiğini, gerek dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan kaza tespit tutanağından ve gerekse Gebze 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2023/335 E sayılı dosyası kapsamında alınan rapordan da müteveffanın asli kusurlu olduğunu, müvekkili sürücünün olayda kusurunun bulunmadığının ortada olduğunu, Müvekkili sürücünün olayda kusurunun bulunmaması sebebi ile müvekkiline yöneltilen davayı kabul etmediklerini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için müvekkili sürücünün olayda kusurlu olduğu düşünüldüğünde , davacılarca talep edilen tazminat miktarın fahiş olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, manevi tazminatın, kişinin uğramış olduğu haksız fiil nedeniyle üzüntü, elem duyması, kişilik haklarının zedelenmesi sonucu belli bir meblağ ödenmesi talebi olduğunu, Yargıtay içtihatlarında da açıkça " manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır." dendiğini, davacılar tarafından talep edilen tazminat miktarının, hakkın kötüye kullanılmasından başkaca bir şey olmadığını, zira; istenilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, beyan ediliği üzere, olayda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, yaşanan haksız fiilden kaynaklı manevi tazminata ilişkin bir sorumluluğunun da bulunmadığını, davacıların trafik kazasına karışan araç ticari olup ayrıca ticari işletmeye kayıtlı bir araç olması nedeniyle alacaklara uygulanacak faizin aracın ticari şirketin işletmesinde kullanılması gözönünde bulundurularak alacaklara bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizin uygulanmasını talep ettiklerini, KTK 90. Md “Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında borçlar kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır." hükmününe haiz olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile, Kanunun amir hükmünden de anlaşılacağı üzere haksız fiilden kaynaklı oluşacak maddi ve manevi tazminat bedellerine, dava tarihinden itibaren ancak yasal faiz uygulanabileceğinin sabit olduğunu, iş bu sebeplerle; davacıların talep ettiği faiz oranına itiraz ettiklerini, anlatılan nedenlerle; davacılar tarafından açılan davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, davaya konu olayda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, kazada asli kusurlu müteveffanın kendisi olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilinin olayda sorumluluğunun bulunduğu düşünülse dahi, davacılar tarafından talep edilen tazminat miktarları ve bu miktarlara uygulanması istenilen faiz oranının fahiş olduğunu, hakkın kötüye kullanılması olduğunu, iş bu sebeplerle haksız ve hukuka aykırı davanın reddini talep etme zarureti hasıl olduğunu, öncelikle davanın yetkisiz mahkemede açılmış olduğunu, yetki itirazının kabulü ile dosyanın yetkili İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmesine, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava, trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davada öncelikle dava şartları hususunda değerlendirme yapmak gerekmiştir. Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. HMK.nun 114.maddesindeki dava şartlarından biri de mahkemenin davada görevli olmasıdır.
İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş olan istisnai nitelikte özel mahkemelerdir. 5510 sayılı Kanunun 101. maddesi bu kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğini hükme bağlamıştır. Buna göre bir davanın iş mahkemesinde görülebilmesi için taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisinin bulunması ve uyuşmazlığın bu ilişkiden kaynaklanması gerekmektedir.
Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının murisleri müteveffa ... davalı ... Atölyesi Tek. San. Ve Dış Tic . A. Ş. 'nin sigortalı işçisi iken meydana gelen kaza sonucu vefat etmiş olup, dolayısıyla davaya konu olayın iş kazasından kaynaklandığı anlaşılmakla mahkememize nazaran daha özel görevli olan İş Mahkemesinin iş bu uyuşmazlıkta görevli olduğu anlaşılmakla mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM; Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,
2-Davanın Görev Dava Şartı Yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
3-Davanın konusu itibariyle davaya bakmaya görevli mahkeme İş Mahkemesi olduğundan HMK 20. Maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli BURSA NÖBETÇİ İŞ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-Harç, masraf, avans ve vekalet ücreti hususlarının görevli mahkemece karara bağlanmasına, herhangi bir sebeple görevli mahkemede yargılamaya devam olunmaması halinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile yargılama giderlerine hükmedilebileceğine,
Dair, davalı sigorta vekilinin yokluğunda, diğer taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İstinaf Kanun Yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.09/11/2023
Katip ....
e-imza
Hakim ...
e-imza