Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Sanık hakkında katılana karşı kasten yaralama suçundan açılan kamu davası sonunda, mahkumiyetine karar verilmiş ise de;
Dava dosyasının ve istinaf dilekçesinin incelenmesinde; sanığın ev sahibi olan müştekinin sanığın oturduğu daireye giderek kapıya çıkan sanığın eşinden borçlarını ödemelerini istemesine kızan sanık ile yanındaki açık kimliği meçhul "Ö." şüphelinin 19/07/2016 tarihinde 06:30 sıralarında işe gitmek için evden çıkan şikayetçiyi boş bir arsaya götürdükleri, sanık A. İ. A.'ın şikayetçinin yüzüne yumruk ve tekme attığı, kimliği meçhul şüphelinin sopa ile şikayetçinin vücuduna birçok kez vurduğu, Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 22/07/2016 ve 15/02/2017 tarihli raporlarına göre maruz kaldığı kasten yaralama eyleminin şikayetçi üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, vücutta kemik kırığının hayati fonksiyonları orta derecede etkileyeceği, şikayetçinin yüzünde kalıcı iz oluştuğu, şikayetçinin duyularının ya da organlarının işlevlerinde zayıflık ya da kayıp oluşmadığının olay tarihinden 18 ay sonra yapılacak muayene ile belirlenebileceğinin bildirildiği, alınan sonraki raporda duyularının ya da organlarının işlevlerinde zayıflık ya da kayıp oluşmadığının bildirildiği, yapılan yargılama sonunda, mahkemece, sanığın savunmasında olay günü katılan ile karşılıklı birbirlerine vurduklarını, yanında bulunan Ö. isimli şahsın ise katılana sopa ile vurduğunu beyan ettiği, katının da beyanında sanığın kendisine tekme ve yumruk ile vurduğunu, yanında bulunan arkadaşının kendisine sopa ile saldırdığını beyan ederek sanığın beyanını doğruladığı, katılanının olay nedeni ile meydana gelen yüzde sabit iz ve vücudundaki kemik kırığı niteliğindeki yaralanmasının yumrukla mı, yoksa sopa ile mi meydana geldiğinin alınan adli tıp raporu ve dosya kapsamı ile sabit olmadığı, ayrıca sanığın, elinde sopa ile katılana vurduğu dosya kapsamı itibariyle sabit olan Ö. isimli şahıs ile bir suç işleme karının icrası kapsamında yaralama eylemini birlikte gerçekleştirdiklerinin de sabit olmadığı kabul edilerek sanığın TCK'nun 86/1. Maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Aynı olay sırasında katılana "Ö." isimli kişinin de sopayla vurduğu kabul edilmiş, katılanın istikrarlı beyanlarına göre, hem sanığın hem de Ö.'ın kendisinin evden çıkışını bekleyip takip ettiklerini, Ö.'ın elinde sopa olduğunu bildirmiş, sanık Ö.'ın sopayla vurduğunu kabul etmiştir. İlk derece mahkemesince kararında katılanın kemik kırığı ve yüzde sabit ize dair eylemin sanığın vurması nedeniyle olmadığı, "Ö." isimli kişinin sopayla vurmasının neticeyi meydana getirdiği ileri sürülerek yargılama sonunda Ö. hakkında suç duyurusunda bulunulmuş ise de; ortada aynı eylemden şüpheli durumda olan iki kişi bulunduğunun net olarak anlaşıldığı, böyle bir durumda her iki şüphelinin birlikte yargılanarak delillerin birlikte değerlendirilmesi konusunda yeterli şüphenin dosyada bulunduğu, nitekim ilk derece mahkemesinin bu durumu kabul ederek kararında tartıştığı, bu nedenle mahkemece hakkında aynı eylemden dolayı hakkında suç ihbarında bulunularak adı geçen hakkında soruşturma yapılmasının sağlandığı, ancak, bu soruşturmada ve davada toplanacak diğer delillerin sanık A. İ.'ın hukuki durumunu etkileyebileceği ve olayın mahiyeti, dosyadaki delillere göre, dava konusu eylemde sorumluluğu bulunduğu ileri sürülen her iki kişi hakkındaki delillerin birlikte değerlendirilmesinde, özellikle katılanın aşamalarda değişmeyen beyanları, olayın oluş şekli, saiki de gözetilerek TCK'nun 37. Maddesi uyarınca iştirak hükümlerinin tartışılıp değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, zira faillerin iştirak iradesi içerisinde birlikte hareket ederek yine fiili birlikte gerçekleştirmeleri halinde her birinin neticeden sorumlu olacaklardır.
Bu durumda, şahsi ya da fiil yönünden birbiri ile irtibatlı kamu davası bulunması ve bunlardan yalnızca birinin İstinaf Mahkemesi önüne gelmesi halinde incelemenin ne şekilde yapılması gerektiğinin önem arz etmektedir.
5271 Sayılı CMK'nın istinafa dair usul düzenlemeleri içinde ilk derece mahkemesinin derdest dosyalarının istinaf aşamasındaki dosyalarla birleştirilmesine dair bir usul öngörülmediği, suç duyurusu üzerine dava açılması halinde her iki davanın birleştirilerek yargılamalarının birlikte yürütülmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmış olmakla;
Ayrıca;
5237 Sayılı TCK'nun dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edilmiş olması karşında, aynı eylemden sorumlu görülen sanıklardan bir kısmı hakkında verilen kararın niteliğinin aynı eylemden dolayı yargılanan diğer sanıkları da etkileyecek nitelikte olduğundan; "Ö." hakkındaki suç duyurusunun akıbeti araştırılarak özellikle dava zaman aşımı süresinin de dikkate alınarak makul bir süre takip edilmesi, dava açılması halinde bu dosya ile birleştirilmesi, olanaklı değil ise, kesinleşerek sonuca bağlanmış Cumhuriyet Başsavcılığı kararının denetime olanak sağlaması açısından dosyanın onaylı suretinin dosya içerisine konulduktan sonra kanıtların bir bütün halinde değerlendirilmesi ve sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de;
Sanığın işlediği iddia edilen kasten yaralama suçundan TCK 86/1, 29,62. Maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; bu kapsamdaki kasten yaralama suçunun CMK.'nın 253. maddesi uyarınca uzlaşma kapsamında kalan suçlardan olmasına rağmen, 6763 Sayılı yasa ile değişik CMK'nun 253-254. Maddeleri uyarınca uzlaştırma işlemlerinin yapılmaması,
Sonuç: Usul ve yasaya aykırı olup, Cumhuriyet savcısının ve sanık vekilinin istinaf talepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün CMK'nın 289/1-e ve 280/1-d maddeleri uyarınca öncelikle bu sebeple BOZULMASINA, Dosyanın gereği için hükmü veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, CMK.nın 286/2-a maddesi uyarınca KESİN olarak, 16.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)