Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü. CMK'nun 279. maddesi gereğince yapılan ön incelemesi sonunda istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından CMK'nun 280. maddesi uyarınca işin esasına geçildi.
İstinaf İncelemesinin Duruşma Açılmaksızın Yapılabileceğine Dair Yasal Mevzuatın İncelenip-Değerlendirilmesi; (CMK 280. madde)
5271 sayılı CMK'nın "Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma" başlıklı 280. maddesi 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 15. maddesiyle, "bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “(c)” ibaresi “(a), (c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere (b) ve (c) bentleri eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiştir." şeklinde değiştirilmiş, yapılan değişiklik sonucu,
5271 sayılı CMK'nın 280. maddesi;
Madde 280 - (1) Bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk Derece Mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, şeklinde değiştirilmiştir.
Atıf yapılan 5271 sayılı CMK'nın 303/1-a maddesi ise;
Madde 303 – (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse...şeklindedir.
Değişikliğe konu yasal mevzuat dosyamıza uyarlandığında, yukarıda da izah edildiği üzere, dosyada olayın daha ziyade aydınlanmasını gerektiren bir durumun bulunmadığı, mevcut deliller ve dosya içeriğinin karar vermeye yeterli olduğu kanaatine varılmakla duruşma açılmasına gerek görülmemiştir.
YARGILAMAYA KONU İDDİA:
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 20/11/2018 tarih 2018/63659 soruşturma 2018/54684 esas sayılı iddianamesi ile, sanık K1 hakkında Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan 3713 TMK 7/1 delaleti ile 5237 Sayılı TCK'nun 220/7, 3713 Sayılı TMK'nun 5/1 maddesi, 5237 Sayılı TCK'nun 53, 58/9 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne kamu davası açıldığı ve Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 06/12/2018 tarih 2018/566 esas 2018/229 karar sayılı yetkisizlik kararı ile yargılama dosyasının Bursa 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiği anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABULÜ VE UYGULAMASI;
Bursa 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/16 esas sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılama sonunda,
"Sanık hakkında, örgüte ait bankaya talimatla para yatırdığı iddiasıyla silahlı terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
Sanık aşamalarda alınan beyanlarında özetle; bankaya talimatla para yatırmadığını örgüt üyeliği suçlamasını kabul etmediğini ifade ederek suçlamayı reddetmiştir.
Sanığın bankasyaya talimatla para yatırdığının iddia edilmiş olması karşısında sanığa ait Bank.... kayıtları dosyaya celp edilmiş ve bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Bilirkişi raporu dosyaya ibraz edilmiştir. Raporda sanığın 14/02/2014 tarihinde katılım hesabı açarak 15.000 TL, 17/02/2014 tarihinde yine katılım hesabı açarak 40.400 TL, 18/02/2014 tarihinde katılım hesabı açarak 30.003,2 TL, 03/05/2014 tarihinde altın katılım hesabına 116,52 TL, 03/05/2014 tarihinde dolar katılım hesabına 15.905,48 TL, 07/09/2014 tarihinde 41.000 TL, 09/11/2014 tarihinde 2.801,55 TL ve 5.742,59 TL, aynı tarihte dolar katılım hesabına 16.010,19 TL, 19/03/2015 tarihinde 10.741,28 TL, aynı tarihte dolar hesabına 31.431,93 TL, 13/02/2015 tarihinde 9.970 TL, 13/02/2015 tarihinde euro hesabına 7.600 TL, 14/05/2015 tarihinde sterlin hesabına 14.000 TL para yatırdığı tespitine yer verilmiştir. Bilindiği gibi .... Bank isimli kurum, örgütün tüm Türkiye genelinde faaliyet gösteren ve örgüte finans sağlayan en önemli maddi kaynaklarındandır. Aralık 2013 ten sonra bankanın kamuoyunda örgüte destek verdiğinin tartışılması üzerine, örgüt elebaşı .... bankanın kurtarılması amacıyla örgüt üyelerine bankaya destek talimatı vermiştir. Bu talimatlar 2013 yılının sonu ve 2014 yılının Eylül ayına denk gelmektedir. Örgüte aidiyet hissi taşıyan kişiler ise bu çağrıya sessiz kalmamış ve bankanın kurtarılması için seferber olmuşlardır. Bu kapsamda özellikle başka bankalardan kredi çekilmesi, evlerin ya da arabaların satılması, ziynet eşyalarının bozdurulması ile elde edilen paranın bu bankaya katılım hesabı açtırılarak yatırıldığı bilinmektedir. Böyle imkanlardan yoksun olan örgüt üyeleri ise kendi ekonomik durumlarına göre temin edebildikleri paraları bankaya yatırmışlardır. Yatırılan paranın miktarı, bu bakımdan bir özellik arz etmemektedir. Zira her örgüt üyesi, kendi imkanları ölçüsünde elde edebildiği parayı bankaya yatırmıştır. Somut olayda sanığın birinci ve ikinci talimat tarihinden hemen sonra katılım hesabı açarak elinde bulundurduğu parayı yatırdığı görülmektedir. Yine talimat tarihinden önceki hesap hareketleri incelendiğinde bunların rutin bankacılık işlemleri olduğu ancak talimat tarihinden sonra, hesabında olağanın dışında artışlar olduğu, ayrıca bankanın TMSF'den devrinden sonra katılım hesabının açılmadığı anlaşılmıştır. Sanığın yatırdığı para kendi şahsi ve ekonomik durumuna uygun bir miktardır. Dolayısıyla bu miktarın önemsiz ya da değersiz olduğundan bahsedilemez. Bu bakımdan sanığın ekonomik ve şahsi durumuna göre temin ettiği parayı örgüt liderinin birinci ve ikinci talimatından hemen sonra bankaya yatırdığı ve talimat ile hareket ettiği anlaşılmış, sanığın aksi yöndeki beyanına itibar edilmemiştir.
Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/3 E. sayılı kararında ve istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;
"Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.).
Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu özel kısım syf. 263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28, Özgenç Genel Hükümler syf. 280).
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK'nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. "Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak" cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; "örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır." şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCK'nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.
Yardım fiilini işleyen failin, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK'nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması ve yapılan yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.
Yardım fiilleri, örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, esas 9-242, karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise, sanığın hukuki durumunun, örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilmesi gerekebilir.
Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/3 E. sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşrutiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve örgüt hiyerarşisinde üçüncü veya daha yukarı katmanlarda yer alan mensuplarının zaman sınırlaması olmaksızın örgütün nihai amacından haberdar oldukları yönünde kuşku bulunmamakta ise de, bir ve ikinci katmanlarda yer alanlar açısından; Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik, örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hale geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda “paralel yapı” veya “terör örgütü” olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce icra edilen faaliyetlerin, nitelik, içerik ve mahiyeti itibariyle silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilerek ''14/02/2014, 17/02/2014, 18/02/2014, 03/05/2014, 07/09/2014, 09/11/2014, 19/03/2015, 13/02/2015, 14/05/2015 tarihlerinde örgüt liderinin talimatı doğrultusunda anılan örgütle irtibatlı Bank ....’ya elinde bulundurduğu parayı yatırarak katılım hesabı açan sanığın eylemlerinin dosya kapsamı nazara alındığında örgüt üyeliği boyutuna varmadığı ve silahlı terör örgütüne yardım suçunu oluşturacağı anlaşılmıştır.
Sanığın sübutu kabul edilen eyleminden TCK 314/3 ve 220/7 maddesi delaletiyle TCK 314/ maddesi uyarınca alt sınırdan ayrılmayı gerektirir bir hal bulunmaması dikkate alınarak takdiren alt sınırdan cezalandırılmasına karar verilmiş, sanğın eyleminin niteliği, yatırılan paranın miktarı dikkate alınarak cezasından takdiren TCK 220/7 maddesi uyarınca takdiren 3/5 oranında indirim yoluna gidilmiş ve sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak yine cezasından TCK 62 maddesi uyarınca takdiren 1/6 indirim uygulanmasına karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir." şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
SUÇUN UNSURLARI-DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE MAHKEMEMİZİN KABULÜ:
HUKUKİ NİTELENDİRME:
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik, Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)
TCK 314. maddede örgüte yardım suçu özel olarak düzenlenmemiştir. Fakat 3. fıkra uyarınca suç işleme amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından da aynen uygulanır. Bu nedenle TCK 220/7. maddesinde belirtilen örgüte yardım suçu, 314. maddedeki silahlı örgüte yardım suçu olarak cezalandırılması gereken bir eylem tipini teşkil etmektedir.
TCK md. 220 : (7) "Örgüt içindeki hiyerarşih yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. "
TCK 220/7. maddede, örgüte yardım edenin 'örgüt üyesi olarak' cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Fakat, aynı cümle içerisinde örgüt üyeliğinin, örgüt içerisinde hiyerarşik yapıya dahil olmayı zorunlu kıldığı belirtilmiştir. Örgüt üyesi, örgütün amaçlan içerisindeki suçları işlemek için sürekli birliktelik iradesiyle örgüt disiplini ve hiyerarşisine katılmaktadır. Buna karşın, sürekli birliktelik ve hiyerarşik yapıya dahil olma iradesi bulunmadığı halde, örgütün kimi faaliyet veya eylemlerine iştirak eden kimse, suça iştirak etmekte olup, özel bir iştirak kuralı olarak düzenlenmiş bulunan 'örgüte yardım etme' suçunu işlemesi nedeniyle ceza sorumluluğuna tabi kılınmış, fakat cezalandırma yönünden örgüt üyesi gibi kabul edilmiştir. Bu nedenle, örgüte yardım edenin hukuki sıfatının üyelik olmayıp, yardım eden (suça iştirak) olduğuna dikkat edilmesi ve kanun koyucunun bu ayrımı bilinçli olarak yaptığının gözetilmesi yerinde olacaktır.
Suç örgütüne yardım fiilinin oluşması için, failin örgüt üyeleriyle önceden bir anlaşma yapması veya yapılan planlara dahil olması zorunlu değildir. Ayrıca, yardım fiilinin örgüt üyelerinin tamamına veya üyelerden birine yapılması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, örgütün amacı ve kolektif faaliyetleri bilinerek ve istenerek yardım edilmesi zorunludur. Buna karşın, örgüt üyelerinin baskı ve tehditleri sonucu yardım etmeye mecbur bırakılan kişilerin suça iştirak iradeleri bulunmadığından, manevi öğesinin yokluğu nedeniyle suçun oluşmadığı düşünülmelidir.
Yardım suçunda ceza, TCK. 314/3, 220/7. maddeleri delaletiyle, 314/2. madde ile hükmedilir. Fail, örgüte yardım fiilinden başka bir suç da işlemişse, bu takdirde örgüt adına suç işleme dolayısıyla ayrıca 220/6. madde delaletiyle 314/2. madde ile cezalandırılır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Yargıtay 16. C.D.'nin yerleşik kararları ve kanuni düzenleme dikkate alındığında, TCK'nın 39. maddesinde düzenlenen suça iştirak kapsamındaki yardım etme ile aynı kanunun 220/7 maddesinde tanımlanan örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek eylemleri nitelik itibariyle birbirlerinden farklıdır. Sanığın örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenecek somut bir suça dair kasta dayanan ve yardım teşkil eden eyleminin, hem yardım edilen suç bakımından şeriklik kapsamında hem de şartları varsa amaç suç yönünden faillik kapsamında değerlendirilmesi gerekirken somut bir olaya dayanmayan ancak örgüt faaliyeti kapsamında kullanılmak/değerlendirilmek üzere gerçekleştirilen yardımların TCK’nın 220/7 maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı açıktır.
Tüm dosya kapsamı ve yapılan yargılama sonunda, sanık K1'ın örgütün faaliyetlerine katılım gösterdiğine ilişkin herhangi bir maddi somut delil bulunmadığı,
Buradan hareketle,
Sanığın, 14/02/2014, 17/02/2014, 18/02/2014, 03/05/2014, 07/09/2014, 09/11/2014, 19/03/2015, 13/02/2015, 14/05/2015 tarihlerinde Bank ....'ya para yatırdığı belirlenmiş ise de, dosya kapsamından sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatının gösterir hususların tespit edilememesi karşısında rutin bankacılık faaliyeti olan bu işlemlerin örgüt liderinin talimatı üzerine bankayı zordan kurtarmaya yönelik bir eylem olduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, dolayısıyla yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı anlaşıldığından, sanığın mahkumiyetine dair ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak, müsnet suçtan sanığın CMK.nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere:
1-20/07/2017 tarihli 7035 sayılı Kanunun 15. Maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nun "Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma" başlıklı 280/1-a maddesinde yapılan atfa göre CMK'nun 303/1-a maddesi uyarınca, dosya içeriğinin ve mevcut delillerin karar vermeye yeterli olması, olayın daha ziyade aydınlanmasını gerektiren bir durum bulunmaması itibariyle duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu,
Bursa 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 03/07/2019 tarih, 2019/16 esas ve 2019/251 karar sayılı kararı ile sanık K1hakkında "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme" suçundan TCK'nun 314/2, 220/7, 3713 Sayılı Yasanın 5/1, TCK'nun 62/1, 53/1-2-3, 63 maddeleri uyarınca neticeten 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin kararının CMK'nun 280/2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2-a-)Her ne kadar sanık K1hakkında "Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme suçundan 3713 TMK 7/1 delaleti ile 5237 Sayılı TCK'nun 220/7, 3713 Sayılı TMK'nun 5/1 maddesi, 5237 Sayılı TCK'nun 53, 58/9 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de; Sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne yardım suçunu işlediğine dair savunmasının aksine, cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, dolayısıyla yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince BERAATİNE,
b-)Beraat eden sanık kendisini atadığı müdafii ile temsil ettirdiğinden, müdafiinin emek ve mesaisi karşılığında ilk derece mahkemesi aşaması için, ilk derece mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden belirlenen 5.450,00 TL, ücreti vekaletin Maliye Hazinesinden alınarak sanığa verilmesine,
c-)CMK’nin 324/4. maddesi gereğince, yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
3-Kararın sanık müdafiine tebliğine,
Dair, CMK'nun 280/1-a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu, karara karşı Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunan yönünden ise kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde; hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/1 maddesi gereğince TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere, 07/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)