Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre;
Dosya görüşüldü;
CMK'nun 279. maddesi gereğince yapılan ön incelemesi sonunda İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından CMK'nun 280. maddesi uyarınca işin esasına geçildi;
İstinaf İncelemesinin Duruşma Açılmaksızın Yapılabileceğine Dair Yasal Mevzuatın İncelenip-Değerlendirilmesi; (CMK 280. madde )
5271 sayılı CMK'nın "Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma" başlıklı 280. maddesi 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 15. maddesiyle, "bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “(c)” ibaresi “(a), (c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere (b) ve (c) bentleri eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiştir." şeklinde değiştirilmiş, yapılan değişiklik sonucu,
5271 sayılı CMK'nın 280. maddesi ;
Madde 280 – (1) Bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk Derece Mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, şeklinde değiştirilmiştir.
Atıf yapılan 5271 sayılı CMK'nın 303/1-a maddesi ise;
Madde 303 – (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse... şeklindedir.
Yine,
24/10/2019 tarihinde Resmi Gazetede Yayımlanarak Yürürlüğe Giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 27. maddesinde,
" 280 inci maddesinin birinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (c) bendi, mevcut (d) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki (f) bendi eklenmiş ve bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.
“c) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,” şeklinde düzenlemeye yer verildiği,
Değişikliğe konu yasal mevzuatı dosyamıza uyarlandığında, yukarıda da izah edildiği üzere, dosyada olayın daha ziyade aydınlanmasını gerektiren bir durumun bulunmadığı, mevcut deliller ve dosya içeriğinin karar vermeye yeterli olduğu kanaatine varılmakla duruşma açılmasına gerek görülmemiştir.
YARGILAMAYA KONU İDDİA:
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 24/04/2017 tarihli ve 2017/8115 Esas sayılı iddianamesi ile;
Osmangazi İlçe Emniyet Müdürlüğü Emek Polis Merkezi Amirliğine bağlı polis ekiplerinin 06/11/2016 tarihli tutanağına göre; 06/11/2016 günü saat 19.20 sıralarında olayın yaşandığı Emek Adnan Menderes Mahallesi Yakup Aktaş Caddesi adresine gidildiği, burada verilen eşgale uyan .... isimli vatandaşın tespit edildiği, şahsın alkollü olduğunun anlaşılması üzerine doktor raporu alınmak üzere hastaneye götürüldüğünün bildirildiği,
Bursa Çekirge Devlet Hastanesi'nden alınan 06/11/2016 tarihli rapora göre şüpheli ....'ın 220 promil alkollü olduğunun belirlendiği,
Bilgi Sahibi ....'un, 07/11/2016 tarihinde Emek Polis Merkezi Amirliğince alınan ifadesinde, "... Emek Adnan Menderes Mahallesi Yakup Aktaş Caddesi No: 72/A sayılı adresteki Ziyafet Çiğ Köfte isimli iş yerinin sahibi olduğunu, olay günü iş yerinin önüne çıktığında yolun ortasında duran ve etrafa küfürler savuran bir kişinin olduğunu fark ettiğini, bu kişinin daha sonra Cumhurbaşkanını da kastederek «Erdoğan'ın am*na koyacağım, hepsinin am*na koyacağım, en kralı gelsin buraya, Recep Tayyip ERDOĞAN'ın am*na koyacağım.» şeklinde sözler sarf ettiğini, bunun üzerine kendisinin de 155 Polis İmdat hattını aradığını, olay hakkındaki bilgi ve görgüsünün bundan ibaret olduğunu ..." beyan ettiği, Şüpheli ....'ın, 07/11/2016 tarihinde Emek Polis Merkezi Amirliği ve Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan savunmasında özetle, "... Olay tarihinde alkolün etkisinde olduğunu, televizyon kanalında Diyarbakır'ı izlediği sırada bu duruma sinirlenerek birtakım sözler söylediğini, ancak ne gibi kelimeler kullandığını hatırlamadığını, kendisinin PKK'ya küfretmiş olabileceğini ama Cumhurbaşkanına veya hükümet yetkililerine herhangi bir küfrünün olmadığını, kendisinin İstanbul ili Beykoz ilçesinden bulunan 75.yıl Ortaokulu'nda Türkçe Öğretmeni olduğunu, bu sebeple böyle sözler kullanmayacağını, olay sırasında doktor raporuyla tespit edilen alkolün doğru olduğunu ..." beyan ettiği, Şüpheli .... hakkında, Bursa 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 07/11/2016 tarih ve 2016/294 Sorgu sayılı kararı ile Adlî Kontrol Kararı verildiği, Yukarıda yazılı deliller ve tüm soruşturma dosyası kapsamına göre, şüphelinin yukarıda yazılı olan 06/11/2016 tarihinde Cumhurbaşkanına Hakaret suçunu işlediği, şüpheli hakkında atılı suçtan kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturacak delillere ulaşıldığı ve şüphelinin hakkında Adalet Bakanlığınca, Cumhurbaşkanına Hakaret suçundan kovuşturma yapılması için izin verildiği" bu suretle sanık hakkında Cumhurbaşkanına Hakaret suçunu işlediği iddiası ile eylemlerine uyan TCK'nın 299/1, 53/1.maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Bursa 24. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılıp birleşen 2018/893 E. 2019/85 K. Sayılı dosya iddianamesi ile de; şüpheli ....'ın 06/11/2016 tarihinde suç adresinde yakalanıp polis otosuna bindirildiğinde araç içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına yönelik olarak ana avrat sinkaflı kelimelerle hakaret ettiği iddia edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABULÜ VE UYGULAMASI;
Bursa 24. Asliye Ceza Mahkemesince 2017/358 Esas sayılı dosyada yapılan yargılama sonunda 07/03/2019 tarihinde 2019/155 sayılı karar ile; "İddia, sanık savunması, müşteki şikayeti, tanık beyanları, nüfus ve adli sicil kayıtları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Sanığın olay günü, alkollü olduğu, sokak ortasında cumhurbaşkanına yönelik "Erdoğan'ın a....na koyacağım, kralı gelsin, Erdoğan'ın a....na koyacağım" şeklinde hakaret ettiği, sonrasında ihbar üzerine olay yerine giden polis ekiplerinin sanığı polis aracına bindirdiklerinde sanığın yine cumhurbaşkanına yönelik sinkaflı küfürler ettiği oluş olarak kabul edilmiştir.
Sanık atılı suçlamayı kabul etmemiştir.
Tanık ...., mahkememizde alınan beyanında sanığın cumhurbaşkanına hakaret ettiğini duymadığını beyan etse ve kollukta da polis memurlarının zaptı yazdığı ve kendisinin sadece imzaladığını beyan etmiş olsa da, dosya arasında bulunan 155 e yapılan ihbara yönelik CD kaydının çözüm tutanağında da görüldüğü üzere tanık ihbarında sanığın cumhurbaşkanına ana avrat küfrettiği şeklinde ihbarda bulunduğu anlaşılmıştır. Tanığın sanığı tanımadığı aralarında husumet bulunmadığı, sanığa suç atmayı gerektirir bir nedenin olmadığı anlaşıldığından tanığın mahkememizde sanığı suçtan kurtarmaya yönelik beyanlarına itibar edilmemiş, kolluktaki ihbar tutanağı ile doğrulanan beyanlarına itibar edilmiştir.
Diğer yandan, sanığın polis aracına götürüldüğünde de yine cumhurbaşkanına yönelik sinkaflı küfür ettiği tanık olarak ifadeleri alınan polis memurlarının beyanlarından anlaşılmıştır.
Sanığın, cumhurbaşkanına yönelik "cumhurbaşkanının a...na koyacağım, anasını sinkaf edecğim" şeklinde sözlerle zincirleme şekilde hakaret suçunu işlediği oluş olarak kabul edilmiştir. Sanığın eylemlerini, aleni sayılan sokakta ve zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşıldığından cezasında arttırım yapılmış, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası olumsuz etkileri nedeniyle cezasında takdiri indirim yapılmış, sanığın tekerrüre esas süre içinde kasıtlı suç işlediği anlaşıldığından cezasında CMK. 231, TCK.50 ve 51. Maddelerin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
İddianame ve duruşma günü İlk Derece Mahkemesince Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine tebliğ edilmiş, mağdur adına şikayet veya katılma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
İSTİNAF İSTEMİ:
Sanığın süresindeki istinaf dilekçesi ile; isnat olunan eylemleri gerçekleştirmediğinden beraat kararı verilmesi istemiyle istinafta bulunarak yerel mahkeme kararının bozulmasını talep ettiğinden dosya dairemize gönderilmiştir.
SUÇUN UNSURLARI-DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE MAHKEMEMİZİN KABULÜ:
Yargıtay 16. Ceza dairesinin 2016/2498 Esas -2016/4534 Karar sayılı ilamı ve benzer içtihatlarında belirtildiği üzere ; T.C. Anayasasına göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur.
Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer devletin siyasal iktidar yapısıdır. (Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10)
Ceza himayesinin konusu Devlet kuvvetlerinin korunmasıdır. (Faruk Erem, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 1991/1, Manzini V trattato di diritto penale İtaliano, IV (Torino,1926 s. 198)
Suçun faili herkes olabilir. Cumhurbaşkanlığı sıfatı seçimle değil andiçmeyle başlar. Suçun görevin devamı sırasında işlenmesi gereklidir. (CGK 02.04.1990 tarih 84/106 sy karar)
Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır.
Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur.Serbest hareketli suç olup, sözler, imalı şarkılar, yazı, çizim, resim, nefreti gösteren hareketler ve bunun gibi davranışlarla işlenebilir. Aynı şekilde, telefonla, mektupla, basın yayın araçları veya medya yoluyla diğer iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi de olanaklıdır.( CGK. 13.4.1999, 9-50/61 sayılı karar)
Manevi unsur genel kasttır. Mağdurun sıfatı bilinerek hareket edilmelidir. Saikin siyasi olması şart değildir. Cumhurbaşkanlığı sıfat veya vazifesiyle alakalı saike de lüzum yoktur. (Erem, Adı geçen makale)
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye anayasa ve yasalara konu oluşturmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. Maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde ifade özgürlüğüne yer verilmiş olup, birbirlerine benzer şekilde; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve Ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve verme özgürlüğünü de içerir.” biçiminde ifade edilmiştir.
Ancak; ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı kısıtlıda olsa sınırlandırılmasının gerekeceği uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir.
Bu cümleden olarak uluslararası alanda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2. maddesinde; “kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak ... başkalarının şöhret ve haklarının korunması ... için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara sınırlamalar veya yaptırımlara bağlanabilir.”Anayasanın 26/2. maddesinde “Bu hürriyetlerin kullanılması ... başkalarının şöhret veya haklarının ... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.”
T.C. Anayasası ve Uluslararası mevzuat birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, Kamu güvenliği ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için Kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır.
Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükarda gelişini zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Özet olarak sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı ve nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından zorunlu olması gerekmektedir.
Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar içinde geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tolerans ve hoşgörüsünün gerekleridir.(Tezcan, Erdem Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları sorunu 2. baskı s. 462)
Ne varki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Bu doğrultuda Cumhurbaşkanına hakaret suçları da 5237 sy. TCK 299. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır. Suçun koruduğu hukuki yarar yukarıda da izah edildiği üzere Cumhurbaşkanının şeref ve saygınlığıdır. Bu suçun oluşumu için “Onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun düşünce veya duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibari ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunun tayininde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir. Bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez” (Erman, hakaret ve sövme suçları s. 80 vd)
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. İfade hürriyeti, basın özgürlüğü gibi bir hakkın kullanmasına ilişkin hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise, hukuk düzeni tarafından kişi cezalandırılmayacaktır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birinin olması halinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilmeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.
Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Demokratik toplumun zorunlu unsurlarından olan eleştirme ve yorumlama işlevinin ise sınırları aşmamak koşuluyla ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici yada rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaretin ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki dengede gözetilmek suretiyle Hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği, bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılması toplumsal barışı bozup kamu düzenine zarar vereceğinden, demokratik toplumda yaptırım uygulanması zorunlu görülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın olay günü, alkollü olduğu, sokak ortasında ve daha sonra da karakola götürülürken araçta katılan Cumhurbaşkanına yönelik "Erdoğan'ın a....na koyacağım, kralı gelsin, Erdoğan'ın a....na koyacağım" şeklinde sarf ettiği sözlerin mağdura hakaret kastını içerdiği ve eyleminin atılı suçu oluşturduğu, sanığın hakaret içeren sözlerini hukuksal olarak aleni sayılması gereken sokakta gerçekleştirmiş olması nedeniyle hakkında TCK'nun 299/2. Maddesinin de tatbiki gerektiği kuşku ve duraksamadan uzaktır. Sıralanan bu maddi ve hukuksal gerektirici nedenlere dayalı olarak; sanığın mahkememizce sabit görülen Cumhurbaşkanına Hakaret suçu nedeniyle eylemine uyan TCK'nun 299/1-2 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmekle birlikte, sanığın suç niteliği taşıyan eylemlerinin aynı zaman dilimi içerisinde aynı suç işleme iradesi kapsamında arka arkaya gerçekleştirilmesi itibariyle tek suç kabulü ile teselsül şartlarının oluşmadığı ve uygulama imkanının bulunmadığı, sanığın eylemden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak takdiren TCK'nın 62. maddesi uyarınca ceza indirimi ile, tekerrüre esas sabıkasının bulunması itibariyle sanık hakkında CMK'nun 231, TCK'nun 50 ve 51 maddelerinin uygulanmasına yer olmadığı yönünde oluşan vicdani kanı ile , sanığın teselsül hükümleri uygulanmaksızın cezalandırılmasına karar verilmek üzere ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere:
1 - Bursa 24. Asliye Ceza mahkemesinin 07/03/2019 tarih, 2017/358 Esas ve 2019/155 Karar sayılı sanığın "Cumhurbaşkanına Hakaret" suçundan 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasına ilişkin kararının CMK'nun 280/2. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
2 - Sanık ....'ın Cumhurbaşkanına hakaret suçundan eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 299/1 maddesi uyarınca suçun işlenmesindeki özellikler, işlenişinde kullanılan araç, işlendiği zaman ve yer, sanığın amacı, şahsi ve sosyal durumu dikkate alınarak taktiren 1 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanık eylemini alenen gerçekleştirdiğinden TCK’nun 299/2 maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında artırım yapılarak 1 YIL 2 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Yasal şartlar oluşmadığından sanık hakkında TCK’nun 43/1 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,
Sanığın suçu işledikten sonra ve duruşma sırasındaki davranışları ile cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri takdiri indirim nedeni kabul edilerek, cezasından TCK’nun 62.maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılmak suretiyle sanığın 11 AY 20 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetinin yasal sonucu olarak sanığın TCK'nın 53/1. maddesinin uygulanması yönünden (a, c, d ve e) bentleri ile (b) bendinde yazılı "seçme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan" yoksun bırakılmasına; aynı Kanunun 53/2. maddesinin uygulanması açısından, 53/1.maddede yazılı (a, c, d ve e) bendlerinde belirtilen haklar ile (b) bendinde yazılı "diğer siyasi hakları kullanmak" hakkını cezanın infazı tamamlanıncaya kadar kullanamamasına; (c) bendinde yazılı "kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise, anılan maddenin 3.fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına,
Sanığa tekerrür ve denetim süresi içinde suç işlemiş olması ve suç işleme yönündeki eğilimi itibariyle yeniden suç işlemeyeceği yönünde mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığından 5728 Sy. yasayla değişik 5271 SY. CMK nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, TCK'nun 51. Maddesi uyarınca cezanın ertelenmesine ve takdiren verilen cezanın TCK'nun 50. maddesi uyarınca seçenek yaptırımlara çevrilmesine yer olmadığına,
Sanığın tekerrüre esas Bakırköy 3.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/234 Esas, 2012/839 Karar sayılı ilamı ile mahkumiyeti olduğundan ve tekerrüre esas süre içinde suç işlediği anlaşıldığından TCK'nun 58/6 maddesi gereğince CEZASININ MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİNE GÖRE ÇEKTİRİLMESİNE ve sanığın TCK'nın 58/7 maddesi uyarınca DENETİMLİ SERBESTLİK TEDBİRİNE TABİ TUTULMASINA,
3 - Katılan kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden İlk Derece Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'ye göre belirlenen 2.725,00 TL maktu vekalet ücretinin sanıktan alınarak katılana verilmesine,
4 - Sanık hakkında yargılama gideri olarak yapılan (2 davetiye gideri 28,00 TL, bilirkişi ücreti 120,00 TL olmak üzere) toplam 148,0 TL'nin CMK'nun 327. Maddesi uyarınca sanıktan tahsili ile hazineye irat kaydına,
Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunan yönünden ise kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde; hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286/1 maddesi gereğince TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere 10/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)