(5271 S. K. m. 279, 280) (5237 S. K. m. 62) (3713 S. K. m. 2)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK 279 ve 280 maddeleri gereğince, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçeleri değerlendirilip, istinaf talep edenin sıfatı ve istinaf dilekçelerinin içeriği dikkate alınarak sanık hakkında Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçundan kurulan hükme hasren yapılan ön inceleme, inceleme ve müzakereye göre;
Sanık hakkında ilk derece mahkemesince Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin hüküm kurulduğu anlaşılmakla,
Duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamından, Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçunda suç tarihinin, suç teşkil eden son paylaşım tarihi olduğu gözetilmeden gerekçeli karar başlığında suç tarihinin suç teşkil eden son paylaşım tarihinden farklı tarih olarak yazılmasının mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olduğu ve yine yerel mahkemece kısa karar ve gerekçeli kararda TCK 62 maddesi kapsamında ceza indirimi yapılırken "3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına" şeklinde hüküm kurulması gerekirken "3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına" şeklinde sanığın lehine yanlış ceza tayini şeklindeki uygulaması Dairemizce isabetli bulunmamış olmakla birlikte, istinaf edenin sıfatına göre bu husus davanın yeniden görülmesini gerektirir bir neden olarak görülmeyerek eleştiri ile yetinilmiştir.
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun düzenlendiği 11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesi; "Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklinde,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26/1. maddesine göre, " Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar..." şeklindedir.
Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Bir kimsenin bir konudaki görüş ve değer yargılarını açıklaması düşünce açıklaması olarak ifade edilmektedir. Düşünce açıklamaları genellikle olayların incelenmesi ve eleştiri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu itibarla, düşünce açıklamalarının gerçekliği değil, uygunluğu ve doğruluğu inceleme konusu yapılabilecektir. Düşünce açıklamaları da bilinen bir olaya dayanıp dayanmamasına göre soyut düşünce açıklaması ve karışık düşünce açıklaması olarak ikiye ayrılmaktadır. Şayet bir düşünce açıklaması belirli bir olayla bağlantılı olmaksızın, subjektif değer yargılarına dayanılarak yapılıyorsa bu halde soyut düşünce açıklamasının varlığından söz edilecektir. Belirli bir olayla bağlantılı olarak yapılıyorsa karışık düşünce açıklaması gündeme gelecektir. Belirtmek gerekir ki, karışık düşünce açıklamasında dayanılan olay gerçek değil ise yapılan düşünce açıklaması da hukuka aykırı olacaktır. Soyut düşünce açıklamalarında hukuka uygunluk kullanılan ifadelere bakılarak saptanacaktır.
İfade özgürlüğü T.C. Anayasasının 26. ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına dair Sözleşmenin 10. maddesi ile teminat altına alınmıştır.
Bunun yanında; Anayasanın çeşitli hükümlerinde de ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin sınırlamaların ne şekilde olabileceği gösterilmiştir.
İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için; 1-Müdahalenin kanunlarda öngörülmüş olması, 2-Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır.3-Müdahale demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır.
İfade özgürlüğü terörle mücadele kapsamında en çok müdahale ve sınırlamaya maruz kalan temel haklardandır. Nitekim 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2. maddesindeki propaganda yasağı bu duruma örnek teşkil etmekle birlikte kanun koyucu maddede zaman zaman yaptığı değişikliklerle özgürlüğü genişletmiştir. Bu amaçla 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile yapılan değişiklik sonucu; terör örgütünün propagandası suçunun oluşabilmesi için; örgütün “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde” yapılması zorunlu kılınarak, sınırlamanın AİHS uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Ancak, aynı Kanunun 7. maddesinin 2. fıkranın b bendinde ise; toplantı ve gösteri yürüyüşünde gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;1-Örgüte ait resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,2-Slogan atılması,3-Ses cihazları ile yayın yapılması,4-Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi, Şeklindeki fiil ve davranışlar propaganda suçundan cezalandırılacaktır. Bu düzenleme ile kanun koyucu herhangi bir unsurun varlığına bağlı olmaksızın bu suçun oluşacağı kabul edilmek suretiyle ifade özgürlüğü parametrelerini dışlayan tipe uygun eylem tanımlaması yapmıştır.
Terör ile mücadele kendine özgü bir takım zorlukları barındırdığından devletler bu mücadelede daha geniş bir takdir marjına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte terör ile mücadele de bir hukuk rejimidir. Uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerin ihmal edilebileceği bir alan değildir. Toplantı veya gösteri yürüyüşünde olsun veya olmasın; yazı veya sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın siyasi kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Dosyada mevcut tespit tutanağı, görüntü tespit tutanağı içeriklerine göre; sanığın facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde "N. S." isimli kullanıcı adıyla 12/06/2014, 14/06/2014, 15/06/2014, 26/06/2014, 29/07/2014, 06/08/2014, 22/09/2014, 28/09/2014, 01/10/2014, 04/10/2014, 15/10/2014, 16/10/2014, 31/10/2014, 01/11/2014, 07/11/2014, 03/12/2014, 09/12/2014, 22/12/2014, 15/03/2015, 26/03/2015, 19/04/2015, 20/05/2015, 02/07/2015, 18/07/2015, 27/07/2015, 30/08/2015, 06/09/2015, 28/10/2015, 15/12/2015, 16/02/2016, 06/06/2016, 05/07/2016, 10/07/2016, 13/08/2016, 22/09/2016, 06/10/2016, 18/10/2016, 05/11/2016, 09/11/2016, 13/11/2016, 20/12/2016, 23/12/2016, 30/12/2016 tarihlerinde birden çok kez olacak şekilde, PKK/KCK ve YPG/PYD Silahlı Terör Örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek ve övecek mahiyette paylaşımlarda bulunduğu sonucuna varılmış olduğu,
Bu nedenle,
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller, karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutunun kabul edildiği, eylemlerinin olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde nitelendirilerek vasfının tayin edildiği, cezayı azaltıcı sebebin niteliğinin takdir kılındığı, savunmalarının inandırıcı gerekçelerle reddedildiği, incelenen dosyaya göre verilen hükümde usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından,
İstinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca görüldüsü yapıldıktan sonra hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, CMK'nın 286/2 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 12/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)